Blog

Ağu20

Aborjinlerin Sözlü Hikayeleri 10.000 Yıl Önceye Dayanıyor

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  AborjinAvustralyaEfsaneHikayeSözlü Gelenek



Aborjinlerin Sözlü Hikayeleri 10.000 Yıl Önceye Dayanıyor

Modern tahminler, Kuzey Wellesley Adaları’nın anakaraya en son bağlandığı zamanı en az 10.000 yıl öncesine dayandırıyor.

Buket Çağlayan - www. arkeofili.com

Avustralya’nın yerli halklarının hâlâ anlattığı sözlü hikayelerin, 10.000 yaşında olabileceğine dair kanıtlar keşfedildi.


Kanguru Adası’ndan Fleurieu Yarımadası’na bakış. C: Sunshine Coast Üniversitesi

1970 yılında, Lardil adamı Goobalathaldin (veya Dick Roughsey), atalarının hikayelerini anlattığı otobiyografisi “Moon and Rainbow”u tamamladı. Bu hikayelerin arasında, Kuzey Wellesley Adaları’nın Avustralya anakarasına bağlandığı bir zamanı anlatan bir hikaye de vardı.

Modern tahminler, Kuzey Wellesley Adaları’nın anakaraya en son bağlandığı zamanı en az 10.000 yıl öncesine dayandırıyor.

Profesör Patrick Nunn, bunun, Avustralya halklarının sözlü hikayelerinin, dünyanın hemen hemen her yerindeki hikayelerden daha eskiye uzandığını öne süren, giderek artan kanıtlar arasında yalnızca bir örnek olduğuna inanıyor.

Profesör Nunn, “Avustralya’da yaklaşık 400 nesil boyunca sözlü olarak aktarılan ve bugün bize ulaşan güvenilir bilgi örneklerine sahip olduğumuzu düşünüyorum.” diyor.

Profesör Nunn, son çalışmaları İlk Milletler insanlarının hikayelerinin, bir bölgenin coğrafi geçmişine dair nasıl ipuçları sunabileceğini araştıran bir coğrafyacı ve jeolog. Örneğin 9.000 yıldan daha uzun bir süre önce volkanik bir patlamadan oluşan Kuzey Queensland’deki Everyam Gölü’nü ele alalım.

Profesör Nunn, “Jeologlar ortaya çıkıp kökenlerini araştırmadan çok önce, yerli gruplardan, iki adamın yasalarını çiğnediğini ve sonuçlarının yıkıcı olduğunu anlatan hikayeler vardı.” diyor.

Bununla birlikte, suya gömülme hikayeleri, Avustralya yerlilerinin hikaye anlatımının olağanüstü dayanıklılığının en açık göstergelerini sağlayabilir. Bunlar, son buzul çağından sonra deniz seviyesinin yükselmesine dair hikayelerdi.

Birkaç yıl önce Profesör Nunn, dilbilim uzmanı Doçent Doktor Nick Reid ile bu suya gömülme hikayelerini toplamak ve içlerinde bildirilen deniz seviyelerine göre tarihlendirmek için çalışmaya başladı.

Kanguru Adası ve Fleurieu Yarımadası’nı çevreleyen deniz. C: Sunshine Coast Üniversitesi

Bu hikayelerden biri de, iki eşi ondan kaçan Güney Avustralyalı atasal Ngurunderi’nin hikayesiydi: “Ngurunderi onları Fleurieu Yarımadası’nın güney kıyısı boyunca takip etti ve sonunda Arka Merdivenler Geçidi üzerinden Kanguru Adası’na bağlayan bir kara şeridini geçerken onları gördü. Çileden çıktı, denizin yükselmesine ve onları boğmasına neden oldu ve kadınlar ve eşyaları, ‘Pages’ olarak bilinen adalar oldu. Deniz bir daha çekilmedi.”

Profesör Nunn, “Orada okyanus yaklaşık 30-35 metre derinliğinde. Fleurieu Yarımadası’ndan Kanguru Adası’na yürümenin mümkün olduğu en son zamanın 10.100 yıl önce olduğunu hesapladık.” diyor.

“Yöredeki Ngarrindjeri halkının ve Flinders Üniversitesi’nden arkeologların yardımıyla bu konudaki tüm bilgileri topluyorum.İnsanların, o dönemin büyük bir bölümünde nesilden nesile aktarılan hikayeleri bugün hâlâ yazılı değil de sözlü olarak anlatıyor olmalarının şaşırtıcı olduğuna inanıyorum. Bu yaşayan bir hikaye.”

Şimdiye kadar, Profesör Nunn ve Dr. Reid, Avustralya kıyı şeridinin her köşesinden 30’dan fazla suya gömülme hikayesini bir araya getirerek eski ve çok farklı bir Avustralya’nın resmini çizdiler.

“Meslektaşım Dr. Adrian McCallum’un, K’gari’nin hala anakaraya bağlı olduğu ve insanların yürüyerek karşıya geçebildiği zamanların hikayelerine bakan bir projesi var. Kuzeye giderseniz, Büyük Bariyer Resifi’nin kara olduğu ve insanların kıyıya kadar yürüdüğü zamanlar hakkında pek çok hikaye var. Bu, en az 10.000-11.000 yıl önce olmalı.”

Bir hayatta kalma hikayesi

Avustralya hiçbir şekilde eski bir sözlü tarihe sahip tek bölge olmasa da, Profesör Nunn buranın en eski bölge olma iddiasına sahip olduğuna inanıyor.

“Neredeyse 70.000 yıldır kıta ve burada yaşayan insanlar esasen izole kaldı. Profesör Nunn’a göre Avustralya, bu efsanelerin etkisini azaltmak için çok az yabancı grup olduğundan, bu efsaneleri korumak için neredeyse en iyi koşullara sahip olan yer burasıydı.”

Avustralya’nın coğrafyası, bu hikayelerin halkının ağızlarında, anılarında, şarkılarında ve sanatında hayatta kalmasına izin verdi. Ancak bunun tersi de doğru. Bu hikayeler, onları anlatanların dünyanın en zorlu ortamlarından birinde hayatta kalmalarına da yardımcı oldu.

Profesör Nunn, “Binlerce yıl önce atalarımız sadece eğlence için hikayeler uydurmuyordu. Bunlar bilgi paylaşma yolları olarak tasarlanmışlardı.” diyor.

“Soyunuzun hayatta kalmasını istiyorsanız, bir dahaki sefere bir sel geldiğinde, ondan nasıl kurtulacağınıza dair bir hikaye olması için bu bilgiyi hattın aşağısına aktarmanız gerekiyor. Eski olduğu iddia edilen mitleri ve hikayeleri inceleyebilir ve onlarda anlam bulabiliriz. Bu çok önemli. Bu sadece geçmişe dair anlayışımızla değil, geleceğe dair anlayışımızla da ilgili.”


University of the Sunshine Coast. 1 Ağustos 2023.

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için