Çocuk Kitaplarımız

Strabon

Blog

May29

Jüstinyen Vebası’nın Sebebi Hun Göçleri Olabilir

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Bizansgöçhepatit BHunlarİstanbulJüstinyen VebasıKonstantinopolissalgın

Jüstinyen Vebası’nın Sebebi Hun Göçleri Olabilir...

Yazar:  Tarih: 29 Mayıs 2018

Bilim insanları Hunların batıya doğru göçünün tarihin en ölümcül salgınlarından biriyle ilişkili olabileceğini söylüyor.

Moğolistan’da Hun döneminden savaş kurbanlarının toplu mezarı.

MS 541 yılında patlak veren Jüstinyen Vebası’nın 25 milyona yakın insanın hayatına mal olduğu düşünülüyor.
Bilim insanları salgının çağdaş ve daha güncel tarihçilerin düşündüğünün aksine Mısır değil Asya kökenli olduğunu iddia ediyor.

Bulgular Avrasya bozkırlarında gün yüzüne çıkarılmış 137 insan iskeletinden alınan DNA analizlerine dayandırılıyor.
Macaristan’dan Kuzeydoğu Çin’e kadar 8.000 km boyunca uzanan bozkır bölgesi çok büyük bir alanı kapsıyor. İskeletlerden elde edilen numunelerin büyük bir bölümü MÖ 2.500 ile MS 1.500 arasını kapsayan döneme tarihlendiriliyor.

Eske Willerslev, Peter de Barros Damgaard ve diğerleri Nature dergisinde bu numunelerden alınan genomları nasıl dizilediklerini ve Jüstinyen Vebası’ndan sorumlu olan bakteriyle ilişkili bir bakteri suşunun DNA’sını saptadıklarını rapor ediyor. Derginin aynı sayısında yer alan bir diğer çalışmada ise Hepatit B’nin bozkırdaki antik insanlara kadar uzandığı bildiriliyor.

Veba salgınının başlangıcı Bizans İmparatoru I. Justinianus’un zamanında gerçekleştiğinden salgın Jüstinyen Vebası olarak adlandırılıyor. Öyle ki İmparator Justinianus’un da vebaya yakalandığı, fakat daha sonra iyileştiği söyleniyor.

İstanbul, Jüstinyen Vebası’yla alt üst olmuş Konstantinopolis’in modern tezahürü.

Konstantinopolis’teki salgının şehre Mısır’dan gelen tahıl gemilerindeki farelerle taşındığı düşünülüyordu. Salgın Kuzeydoğu Afrika’da da mevcuttu, ancak yapılan bu yeni araştırma salgının kökenlerinin Orta ve Doğu Asya’ya uzanıyor olmasının daha muhtemel olduğunu gösteriyor.

Araştırmacıların ifade ettiğine göre salgının Romalı tarihçilerin Hunlar olarak bildiği kabilelerin göçüyle batıya yayılmış olması muhtemel.

Göçebelerle ittifak

Göç edenler tek bir halktan değil, güçlerini artırmak ve sahip oldukları toprakları genişletmek için tabiiyetlerini pekiştiren Hunlar ve İskitler gibi çeşitli göçebe gruplardan oluşuyordu. İskitler Romalılarca Avrupa ve Asya arasındaki sınırda yaşayan usta atlılar olarak tanınıyordu. Hunlar ise önce doğuya ilerlemiş ve Çin’deki Han Hanedanlığının birlikleriyle kanlı bir savaş yapmışlardı.

Kopenhag Üniversitesi’nden araştırma eş yazarı Eske Willerslev, “Hunlardan bazılarında Avrupa’da milyonlarca insanın ölümüne yol açmış Jüstinyen Vebası’nın temel bir formuna rastlıyoruz…” diyor.

Veba bakterisinin (Yersinia pestis) bir suşundan alınan DNA’nın MS yaklaşık 200’de ölmüş, Orta Asya’da yer alan Tian Shian dağlarından bir Hun’da bulunan Jüstinyen vebası’na yol açmış bakteriyle yakından ilişkili olduğu görüldü. Bu Tian Shian suşunun vebanın Jüstinyen formuna kıyasla daha bazal olduğu ortaya çıkarıldı, bu da vebanın genetik “soy ağacı”nın çok daha geriye dayandığını gösteriyor.

Justinianus’un da vebaya yakalandığı, fakat daha sonra iyileştiği söyleniyor.

Jüstinyen Vebası suşusunun bir diğer akrabası da Rusya, Kuzey Ossetia’da bulunan, yaşı belirsiz ancak MS altıncı veya dokuzuncu yüzyıllar arasında öldüğü düşünülen bir insan kalıntısında ortaya çıktı.

Hunlar batıya doğru hareketlerine muhtemelen MÖ ikinci veya üçüncü yüzyılda başlamış, dördüncü yüzyılda ise Roma İmparatorluğu’nun sınırlarında belirmişlerdi. Var olan kabilesel grupları yerlerinden ederek ve doğrudan imparatorluğa karşı düzenledikleri saldırılarla Avrupa’da kısa ömürlü bir egemenlik elde etmişlerdi.

Avrupa’daki faaliyetleri Roma’ya karşı sayısız askeri eylem düzenleyen Hun lider Attila ile son noktasına varmıştı.

Bir biyolojik silah olarak atlar

Araştırma eş yazarı Peter de Barros Damgaard, “İncelediğimiz suşu MS yaklaşık 200’e, yani Jüstinyen Vebası’nın Avrupa’yı alt üst etmesinden birkaç yüzyıl öncesine dayanıyor.”

“Vebanın Mısır’da da ortaya çıktığı öğrenildi. Böyle olunca, Hun daha sonra ise Türk Kağanlığı altında artan etkileşimlerin bu veba suşusunun İpek Yolu boyunca yayılmasına sebep olduğu söylenebilir.”

“Yoğun ticaret çok muhtemel bir etmen” diyor.

Bu veba suşusuna yapılan DNA analizi, suşunun daha sonra gerçekleşen Kara Veba olayındaki gibi pirelerden bulaşmasına imkân tanıyan mutasyonlara uğradığını gösteriyor. Ancak, bunun altıncı yüzyıldaki veba yayılımının temel şekli olup olmadığı bilinmezliğini koruyor.

Dr. Damgaard, “Antik Çin kaynaklarında, Hun savaşçıların su kaynaklarına at cesetleri bırakarak biyolojik savaş tekniklerini kullandığının belirtilmesi bu konu için oldukça ilgi çekici.”

“Bu durumun veba salgını için elverişli bir ortam hazırlamış olabileceğini söylemek isterim, böylelikle insanlık tarihinin gidişatı bir kez daha atlara bağlanmış oluyor, ancak bunu kanıtlamanın bir yolu yok” diyor.

Nature dergisinde yayımlanan ve yine Eske Willerslev tarafından yönetilen bir diğer araştırmada ise insanlardaki Hepatit B virüslerine (HBV) dair ele geçirilen en eski kanıt rapor ediliyor. Bulgular, bozkırda keşfedilmiş 12 antik insan kalıntısından alınan viral dizilerine dayandırılıyor.

Cambridge Üniversitesi’nden araştırma eş yazarı Barbara Mühlemann, “İnsanlar uzun yıllardır HBV’nin tarihini aydınlatmaya çalışıyordu, bu araştırma virüse dair anlayışımızı değiştiriyor ve virüsün kökeninin Tunç Çağı’na kadar geriye gittiğini kanıtlıyor.”

“Ayrıca araştırmayla böylesi eski numunelerden alınan viral dizileri saptayıp inceleyebilmenin de mümkün olduğunu gösterdik” diyor.

2015 yılında, yaklaşık 257 milyon insanın HBV’ye yakalandığı tahmin ediliyor; yaklaşık 887.000 kişinin ise karaciğer kanseri gibi komplikasyonlar nedeniyle yaşamını yitirdiği biliniyor.


BBC. 10 Mayıs 2018.

Makale: Damgaard, P. D. B., Marchi, N., Rasmussen, S., Peyrot, M., Renaud, G., Korneliussen, T., … & Baimukhanov, N. (2018). 137 ancient human genomes from across the Eurasian steppes. Nature.

www.Arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için