Çocuk Kitaplarımız

Strabon

Blog

Mar1

Karain Mağarası

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  antalyakarain mağarasımağarasarkıtkültür mirasıarkeoloji

Karain Mağarası

Antalya kent merkezine 27 kilometre uzaklıktaki Katran Dağı’nın kalkerli yamaçlarında yer alan mağara, doğal güzellikleriyle büyülüyor.

AA’nın haberine göre Anadolu’da en eski yerleşim birimlerinden Karain Mağarası sarkıt, dikit ve büyük sütunlarla bezeli doğal oluşumlarıyla dikkati çekiyor.

Çok eski çağlardan beri çevre koşulları sayesinde iskan olarak kullanılan mağara, her mevsim turistlere görsel bir şölen sunuyor.

Mağara, Antalya-Burdur karayoluna bakan ve merdivenle tırmanılan 400 metre rakımlı tepede bulunuyor. Mağarada metrelerce derinliğe inen ziyaretçiler, binlerce yılda oluşan sarkıt ve sütunları izliyor, fotoğraf çektiriyor.

1946’da keşfedilen ve bugüne kadar yürütülen kazılarda su aygırı, gergedan, fil gibi hayvanlar ile dünyada nesli tükenen Homo Neanderthal insanların kalıntılarının bulunduğu mağara, insanlık ve doğa tarihine de ışık tutuyor.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Karain Mağarası Kazı Başkanı Prof. Dr. Harun Taşkıran, yaptığı açıklamada, Karain Mağarası ile ilgili ilk bilgilere 20. yüzyıl başlarında Antalya’ya gelen İtalyan seyyahlarda rastlandığını söyledi.

Seyyahların daha çok mağaranın dış duvarlarında yer alan Grekçe adak kitabeleriyle ilgilendiğini belirten Taşkıran, “Mağaranın asıl bulunuşu ve bilim dünyasına tanıtılması merhum hocamız Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten’in çabalarıyla 1946’da olmuştur. Kökten, aralıklarla 1974’teki ölümüne kadar arkeolojik kazıları sürdürmüştür.” dedi.

Taşkıran, 1985’te Kökten’in asistanı Prof. Dr. Işın Yalçınkaya başkanlığında, kendisinin de içinde yer aldığı ekibin kazı çalışmalarına başladığını hatırlattı. Kazı başkanlığını, 2015’ten itibaren kendisinin üstlendiğini belirten Taşkıran, 50 metre derinliğindeki mağaranın üç büyük boşluktan oluştuğunu, derinlere ancak profesyonel mağaracıların inebildiğini anlattı.

Taşkıran, mağarada, bölgedeki tatlı su kaynaklarının traverten ovası oluşturduğunu ifade etti.

TEMMUZDA KAZI ÇALIŞMALARINA BAŞLANACAK

Mağarayı, Türkiye’deki diğer mağaralardan ayıran en büyük özelliğinin 11 metreyi bulan arkeolojik dolgularıyla kültürel zenginliği olduğunu aktaran Taşkıran, 500 bin yıl öncesinden başlayarak Geç Roma, Erken Bizans dönemine kadar mağaranın sürekli iskan gördüğünü belirtti.

Paleolitik Çağ kazılarının oldukça ağır ilerlediğini, küçük dişçi aletleri, mala ve fırçayla kazıların santim santim yapıldığını vurgulayan Taşkıran, yüzbinlerce yıl öncesine ait tabakaların titizlikle kazıldığını söyledi.

Kazılarda daha çok Paleolitik dönemdeki insanların çeşitli taşlardan yaptıkları aletlerle avlayıp mağaraya getirdikleri hayvanların kemik kalıntılarının bulunduğunu belirten Taşkıran, şunları kaydetti:

“Özellikle bu hayvan kemiklerinden bazıları bugün Anadolu’da yaşamayan fil, su aygırı ve gergedan gibi nesli tükenmiş hayvanlara aittir. Dolayısıyla bunlar önemli kalıntılardır ve bölgenin doğa tarihine de katkı sağlamaktadır. Bize göre tüm buluntular çok önemlidir. Özellikle Orta Paleolitik tabakalarda ele geçen ve bugün soyları tükenmiş olan Homo Neanderthal insanına ait fosil kalıntılar sadece Karain Mağarası’nda ele geçmiştir.”

Taşkıran, temmuz ve ağustos aylarında kazılara devam edeceklerini, hazırlayacakları projeyle Paleolitik dönemdeki insanların mağarayı ilk ne zaman iskan ettiklerini tespit etmeye çalışacaklarını bildirdi.

“Karain Mağarası bugün Türkiye’deki birçok müzeden daha fazla ziyaretçi sayısına sahiptir. Bölgenin en eski yerleşim yeri olması, kültürel ve doğal zenginlikleri turistleri buraya çekmektedir. Antalya’da turistlerin ziyaret ettiği çok fazla antik şehir var. Ancak Karain gibi bir mağara yerleşimi başka yok.” diyen Taşkıran, yurt dışına yönelik yayınlarla da Karain Mağarası’nı tanıtmaya çalıştıklarını ifade etti.

“MAĞARANIN DUVARLARINA YAZILAR YAZILMASI EN BÜYÜK SORUN”

Mağaranın duvarlarına yazılar yazılmasının en büyük sorun olduğunu dile getiren Taşkıran, “Özellikle bahar aylarında öğrenci gezileri sırasında nahoş görüntüler oluyor. Bunları birkaç kez temizlemeye çalıştık ama bu sorunu böyle her insanın başına bir bekçi koymakla ya da palyatif çözümlerle halletmemiz olanaklı görünmüyor. Bunun temel çözümü eğitimden geçiyor.” diye konuştu.

(http://www.haberturk.com)

Kaynak: Arkeokültür

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için