Anasayfa > Dergi< Geri dönün

Daha ayrıntılı olarak görmek için ana resmin üzerinde fareyi hareket ettirin.

Bilim ve Gelecek Aralık 2016 Sayı 154

Yayınevi: Bilim ve Gelecek

ISBN: 9771304675614

11,00 TL  (KDV Dahil)

Kargoya verilme süresi: 1 - 5 İş Günü

Ürün tükenmiştir!

Ürün temini hakkında bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İlişkili Ürünler

İlişkili ürün bulunamamıştır!

ISBN: 9771304675614
Yazar: Kolektif
Cilt tipi: Karton Kapak

Ordudaki, devlet kademelerindeki, üniversite ve diğer yerlerdeki politik bakımdan deneyimsiz kişiler için Naziler, hiç kuşku yok ki, ileri derecede örgütlü ve güçlü devlet çarkını geçici olarak ele geçirmiş, tuhaf, kültürsüz zalimlerdi. Onların politikalarıyla ciddi anlaşmazlıklar içinde olsalar da insanların Nazilerle nasıl başa çıkacaklarını gösteren açık kılavuzları yoktu ellerinde. Yalnızca geriye bakıldığında açıkça görünmektedir ki, Nasyonal Sosyalizm karşısındaki tek gerçek onurlu tutum uzlaşmalara girmeden muhalefet etmekti.

Okuyacağınız yazı, Alan D. Beyerchen’in “Nazi Döneminde Bilim: 3. Reich’da Üniversite” adlı kitabından derlenmiştir. Bu değerli kitap, Türkiye’de, Haluk Tosun’un çevirisiyle ilk kez 1985’de Alan Yayıncılık’tan, ikinci kez 2015’te Say Yayıncılık’tan çıktı. Derlemenin başlık ve arabaşlıklarını biz koyduk.

NAZİLERİN İKTİDARA GELİŞİ

Hitler “Mein Kampf’da (“Kavgam”) kimya, fizik ve matematik gibi konuların, teknolojinin iyice maddiyatçı hale getirilmiş bir döneminde çok gerekli olabileceklerini açıklamış, ama bunların eğitimine artan ölçüde önem vermenin tehlikelerine de dikkat çekmişti. Almanya’nın ihtiyaç duyduğu şey, bilimlerce beslenen maddeci bir egoizm değil de toplum için yapılan bireysel fedakârlıklara dayanan bir eğitimdi. Tarih ve başka bazı konular bu işi başarabilmek için yardımcı olabilirdi ama bunlar yeterli değildi. Hitler’e göre eğitimde ön büyük öncelik sağlıklı bedenlere sahip olmaya verilmeliydi. Sonra, ikinci olarak, karakterin gelişimi geliyordu. En az önemli olan bilimsel öğrenimdi, çünkü Führer şunları iddia ediyordu:

“Az eğitilmiş ama kararlılık ve istenç gücüyle dolu, sağlam karakterli bir insan, bir bütün olarak, fiziksel yönden güçsüz, zayıf istençli, korkak ve edilgin bir bireyden daha değerlidir.”

‘Orta sınıflar bize hizmet edecektir’

Hitler’in entelektüellere karşı sevgi beslemediği açıktı. Gazeteci Joachim Fest’e göreyse “Nasyonal Sosyalizm esas olarak akla karşı duyulan nefretin politik örgütlülüğünü temsil ediyordu”. Hitler’in devlet memurluğu görevine karşı tutumu da yine aynı derecede aşağılayıcıydı. 1931’de milliyetçi bir gazetenin yayımcısıyla yaptığı özel bir konuşmada Hitler’e iktidarı aldığı zaman devlet çarkını ele alacak eğitilmiş kafaları nereden bulacağı sorulmuştu. Gerekli beyinleri nereden sağlayacaktı? Hitler bu soruya kendisinin beyin olacağını söyleyerek sert bir cevap verdi. Şöyle diyordu:

“Belki de partimin çizgisi doğrultusunda başarılı bir devrimin gerçekleşmesi durumunda, beyinleri sürüden çekip alamayacağımızı düşünüyorsunuzdur. Alman orta sınıfının, aydın sınıfın bir süsünün, bize hizmet etmeyi, kafalarını bizim emrimize vermeyi reddedeceklerine mi inanıyorsunuz? Alman orta sınıfı başarıya ulaşanın yanında yerini alacak ve biz onunla istediğimizi yapacağız.”

Peki ya Yahudiler? İkinci bir konuşmada, Rishard Breiting bunlar arasında iyi ve yetenekli insanların, savaş sırasında nişanlarla ödüllendirilenlerin, Einstein gibi büyük kafaların olduğuna dikkat çekmiş, Hitler’in buna cevabı da şu olmuştu:

“Bunlar, yarattıkları her şeyi bizden çalmışlardır. Bildikleri her şeyi bize karşı kullanacaklardır. Çekip gitsinler ve huzursuzluklarıyla başkalarını kışkırtsınlar. Onlara ihtiyacımız yok.”

Yayımcı, Führer’in, Einstein’ı bile bir yabancı olarak kabul ettiğini ve onun da gitmesini istediğini görünce iyice şaşırmıştı.

Derinleşen ekonomik bunalım ve ona eşlik eden işsizlik ve umutsuzluk, gelişme gösteren Hitler hareketini daha da besliyordu. Hitler 30 Ocak 1933’te resmen başbakanlığa atandı ve bundan sonra Nasyonal Sosyalistler kısa sürede iktidarlarını pekiştirdiler.

Alman öğretim kadrosu da dahil, devlet memurlarının çok önemli buldukları bir nokta, Nazilerin iktidara gelişlerindeki açık yasallıktı. Teknik kadrolar rejime yönelik muhalefeti zayıflatırken, bir kez sorumluluk aldı mı, Hitler’in daha az radikal davranmayı öğreneceği yolundaki umuda da zemin hazırlıyorlardı. Yasallık örtüsüyle, Hitler, yasalara bağlı orta sınıf üzerinde muazzam bir psikolojik üstünlük sağlıyordu.

Anti-semitizmi yasallaştırmak

Nasyonal Sosyalizmin ana amaçlarından birisi, anti-semitizmi yasal hale getirmekti. “Irk düşmanı” düşüncesi, kuşku yok ki, Nazi hareketinin yaşamsal öğelerinden biriydi. Daha 1920’de, 25 maddelik programında, Nazi Partisi yalnızca ırkdaşların (volksgenossen) vatandaş olabileceğini ve Yahudilerin bu kategorinin dışında kaldığını ifade ediyordu. Bu programda ayrıca her düzeydeki kamu hizmetine yalnızca vatandaşların getirilebileceği yer almıştı. 1920’lerin ortalarında Naziler, Yahudileri devlet memurluğu yapmaktan alıkoyan Reichstag yasasını çıkarmakla bu konuda tutarlı ve ciddi olduklarını gösterdiler.

Almanların pek çoğu, Nazilerin anti-semitik politikalarındaki sürekliliği 1933 yılında, Hitler iktidarının ikinci ayının sonunda ilk kez açıkça gördüler. Kamu hizmetinde çalışan memurların yüzlercesi Nazi karşıtı oldukları için işlerini kaybetmişlerdi bile. Öte yandan, 31 Mart’ta Prusya’daki Yahudi yargıçlar, Yahudi olmaları nedeniyle görevlerinden uzaklaştırıldılar. Ertesi gün hükümetin desteklediği bir Ulusal Boykot yapıldı. Boykotun “oldukça barışçıl” geçeceği resmen açıklanmıştı, ama bu arada Yahudilere ait dükkânlara afişler asılıyor, kahverengi gömlekliler giriş kapılarının önüne dikiliyor, pencereler parçalanırken Yahudiler caddelerin ortasında dövülüyor, bürolarına, halk kütüphanelerine ve benzeri yerlere girmeleri engelleniyordu. Polis ya olaylara seyirci kalıyor ya da hiç ortalıkta gözükmüyordu. Ama Nazi polisinin takviye birlikleri her yerde devriye gezmekteydiler. Tüm operasyon, vahşi bir anti-semitizm içindeki Nazi Julius Streicher tarafından yönetilirken, Propaganda Bakanı Joseph Goebbels de olan biteni denetliyordu.

Einstein ‘hain’ oluyor

Nazilerin bu sırada güncel hale getirdikleri ve ısrarla kamuoyuna mal etmeye çalıştıkları bir hedef Einstein ile ilgiliydi. Gerçi o sıralar, Einstein dünyanın en tanınan ve saygı gören bilginiydi, ama açıkça savunduğu pasifist görüşleri, enternasyonalciliği ve Siyonistliği nedeniyle Almanya’da en nefret edilen kişilerin başında geliyordu. Hitler iktidarı aldığında Einstein Amerika’daydı. Nazi basınında kendisine yöneltilen hücumlara, Nazilerin iktidarda olduğu bir Almanya’ya dönmeyi reddettiğini açıklayarak karşılık veriyordu. Ayrıca, dünyanın Nasyonal Sosyalizmin tehlikelerine karşı uyarılması gerektiğini de savunuyordu. Mart’ın sonuna doğru, Avrupa kıtasına geldiğinde Almanya’ya uğramadı ve gelişmeleri beklemek üzere Belçika’da Ostende yakınındaki bir sayfiyeye yerleşti. Naziler, Einstein’ın açıklamalarına ve yürüttüğü eylemlere, onun mallarına el koyarak ve daha sonra da kellesine fiyat biçerek karşılık verdiler.

28 Mart 1933’te gemisinin rıhtıma yanaştığı gün, Einstein Almanya’nın en müstesna ve saygın kuruluşu olan Prusya Bilimler Akademisi’ne hitaben istifa mektubunu yazıyordu. Açıkçası, Alman hükümetiyle olan tüm bağlarını onurlu bir biçimde koparmak ve Akademi’deki arkadaşlarını, onu atmaları için maruz kalacakları baskılardan kurtarmak istemişti.

Ancak baskılar zaten büyümekteydi. Nazilerin atadığı ve Akademi’nin resmen kendisine karşı sorumlu olduğu Prusya Eğitim Bakanı Bernhard Rust 29 Mart’ta Akademi’den, Einstein’ın yeni Alman devletine karşı yürüttüğü “ajitasyon” nedeniyle cezalandırılmasını talep etti.

Türkçe

2016

96 Sayfa