{"title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi","description":"\u003cp\u003eArkeolojiyi geniş okur kitlesine ulaştıran popüler bilim dergisi. Güncel kazılar, keşifler ve dosya konularıyla alanın nabzını tutan sayılar.\u003c\/p\u003e","products":[{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-30","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 30","description":"\u003cp\u003eDemir Çağı'nın Maden ve Taş Ustaları \"URARTULAR\"\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108670537826,"sku":"13075756-30","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_ark.jpg?v=1783787215"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-31","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 31","description":"\u003cp\u003e1960’lı yıllar, yeni bir soygun dönemi. Delik deşik edilmiş topraklar. Parçalanmış eserler ve kendi toprağına ihanet etmiş insanlar…1950’li yılların sonu ile uzun yıllardır Anadolu’da yolculuk yapamayan Avrupalılar, özel izinler ile yeni yolculuklara çıkmaya başladılar. Bunlar, Anadolu’nun ikinci dönem gezginleriydi. Anadolu yeniden keşfediliyordu. Siparişler veriliyordu ve arkeolojik alanlar delik deşik ediliyordu. Eserler dünya müzelerine dağılırken şehirlerde apartman daireleri alan köylüler çoğalmaya başlıyordu. Yani 1960’lı yıllar Anadolu’nun soyulduğu yıllardı…\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİlk dönem gezginleri, Fransız ve Sanayi Devrimi ile büyük bir değişim yaşayan, zenginleşerek bilim ve teknikte ilerleyen Avrupalılardı. Onlar için Osmanlı ile Doğu, keşfedilmeyi bekleyen gizli bir hazine gibiydi. İlk gezgin kaşifler ve bunların yaptığı keşiflerin ardından soygun dönemi başladı. Ta ki Osman Hamdi Bey ile başlayan yeni döneme kadar…Giden gitmişti artık. Osmanlı, verdiğinin elbette peşinde değildi zaten. İkinci dönem gezginler yeni bir fırsat bekliyordu. Yeni kurulan bir Cumhuriyet Türkiye’si ve sonrasında 1950’li yılların neredeyse ortalarına kadar içe dönük kapalı bir ülke yönetimi yabancılara pek izin vermiyordu.1960’lı yıllarla birlikte her ne kadar Türkiye için yeni bir dönemin başlandıysa da arkeoloji için iki başlı bir dönemdi. 1960’lı yılların sonunda baraj inşaatları ile başlayan kurtarma kazıları bilim olarak arkeolojinin gelişmesine büyük bir hız kazandırırken aynı dönemde arkeolojik alanların da talan edilmesi karşıt bir durum oluşturuyordu. Öyle ki arkeolojik alanları talan eden köylüler aynı yeri bir başka defineciler kazmasın“emek boşa gitmesin diye iki taş üst üste konularak işaretlenmesi”gelenek haline gelmişti. Böyle bir dönemde Kremna ve Boubon talan edildi. Talan eden ise elbette ki yörenin köylüleriydi. Fakat eserler nedense sipariş edilmişçesine kısa süre sonra dünya müzelerine dağıldı. Özgen Acar, 1970’li yıllarda bu talanın acımasız hikâyesini Jale İnan’ın başlattığı bilimsel kazıların ışığında bölge köylüleri ile yaşanan gelişmeleri anlattıkları ile kalem almıştı. Fakat Özgen Acar gibi gerçekten büyük bir araştırmacı yazara rağmen 1970 - 2000 yılları arası Türkiye’nin çalınan, talan edilen arkeolojik eserlerine sahip çıkma konusunda sessiz kaldığı yıllardı.2000’li yıllar ve özellikle Ertuğrul Günay’ın Kültür ve Turizm Bakanı olması ile yeni bir dönem başladı. Artık bu toprakların çalınan eserleri, kendi topraklarına teker teker geri dönmeye başladı.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji olarak Edessa Mozaiği ile başlayan desteğimiz Boubon ve Kremna üzerinden yeni sayıda başlayarak devam edecek. Hem Tarkan Kahya hem de hocamız merhum Jale İnan’ın Boubon için çabasını yakından bilen Nezih Başgelen’in kaleme aldığı iki yazı ile J. Paul Getty Müzesine yönelik bir kampanya başlatıyoruz. J. Paul Getty Müzesinde sergilenen Boubon ve Kremna heykelleri, yeniden kendi topraklarında sergilenene kadar hepinizi kampanyamıza davet ediyoruz.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108679188578,"sku":"13075756-31","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji.jpg?v=1783787403"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-32","title":"Aktüel Arkeoloji, Sayı 32","description":"\u003cp\u003eTüm çağların ötekisi, KADIN!\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBinlerce yıldır dinler, ırklar, diller ve sistemler doğrudan ya da dolaylı olarak kendini güçlü kılmak için mutlaka bir şeyleri ötekileştirmiş.Kadın ise uygarlığı şekillendiren “insanın” bir paydaşı olarak değil de daha çok erkeğin ötekileştirdiğine dönüşmüş. Arkeolojik veriler kadının yaklaşık 35 binyıl öncesinden betimlendiğini gösterir. Bu betimler iki ya da üç boyutludur ve bereketle ya da doğumla ilişkili olduğu düşünülür. Yani henüz tarımsal bir faaliyet başlamadan binyıllar öncesinde insanın bereketin soyut anlamını kadın bedeninde görmesi önemlidir çünkü bu dönemlere ilişkin erkek betimi neredeyse yok denecek düzeydedir. Her ne kadar bu dönem için sosyo-ekonomik veriler maddesel olarak elimize ulaşamasa da, bu figürinler insanoğlunun imgelem dünyasında kadının önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor denebilir. Ama bu önemin ne olduğu ise hala ucu açık bir soru…\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eNeolitik; yaklaşık olarak günümüzden 11 binyıl önce “doğanın dayattığı”üretim ilişkilerinin değişmesi ya da “insanın köleleşmesi” olarak da düşünebiliriz, Hitlerin dediği gibi “çalışmak özgürleştirir” ise neolitik ile başlayan yeni süreç insanı toprağa ve çalışmaya bağımlı hale getirmiş. Neolitik dönem insana yeni bir dönem aralarken kadın ve erkeğe nasıl bir görev dağılımını yaptığını bilmek zor olsa da eldeki küçük bilgilerle tahminlerde bulunmak zor değil.Bu dönemin başlangıcı, kadını daha öncekiler gibi doğurmaya hazır şişman bir kadın olarak betimlerken, farklılaşan ise kadının bereket ile olan bağının soyutlaştırılarak tanrısal bir imgeye dönüşmesi yani “Ana Tanrıça” olması. Erkek kadının soyut gücünü bir yandan kutsallaştırırken bir yandan fiziki yada işlevsel olarak güçsüzleştiriyor. Bunu arkeolojik olarak tespit etmek oldukça zor olmasına rağmen yazılı çağlara geldiğimizde kadının rolünün hiçte iç acıcı olmadığı görülür. Hitit Dönemi ve daha öncesine ait yazılı belgeler, kadının zamanla eve bağlı,alınıp satılabilir bir meta konumuna getirildiğini gösterir. Neolitik Dönemden Hitit Dönemine kadar uygarlık sürecinde kadına biçilen rol; uygarlığı şekillendiren insanın bir parçası değil erkeğin yardımcısı, hizmetçisi ya da kölesi olarak biçimlenmesi ile olmuş.Hititlerden günümüze yaklaşık 4 binyıl geçmesine rağmen değişen çok bir şeyin olmadığını Nazım Hikmet “…ve kadınlar, bizim kadınlarımız… hiç yaşamamış gibi ölen, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” dizeleri ile anlatır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAntik çağlar boyunca kadının yaşamdaki rolü, erkek tarafından çizilmiş sınırlar içinde şekillenir. Evinden kolay kolay çıkamayan, sosyal ve siyasal etkinliklere katılamayan, stadyuma bile girmesi yasaklanan kadın, semavi dinler ile çok daha fazla baskı altına alınır. Bazı dönemlerde elbette aristokrat ya yönetici ailelere mensup kadınlar tarih sahnesine çıkar. Ve elbette resmi erkek tarihi kadının tarihteki yerini bu değerli kadınlar üzerinden anlatır. Yani toplumsal yaşamı biçimlendiren erkekler, tarihi de yazarken, kadınlar üzerinden değil de tekil bir seçkin üzerinden anlatmaya çalışır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e8 Mart Dünya Kadınlar günü göz önünde bulundurularak hazırlanan bu sayı, kadının çağlar boyunca yaşadıklarından kesitler a. Görünen o ki çağlar geçmiş ama kadının yazgısı hiç değişmemiş: Ezilmiş, küçümsenmiş, hapsedilmiş, dağa kaçırılmış ve üç kuruşa satılmış… Ancak gözden kaçan şu ki; bir toplum kadınıyla güçlü kalmış, kadın ne kadar geride bırakılmışsa o toplum asla ileri gidememiş.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108690788450,"sku":"13075756-32","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_7503d34a-4f3b-47f3-9487-02b33718e2de.jpg?v=1783787794"},{"product_id":"actual-archaelogy-magazine-anatolia-2013-issue-5","title":"Actual Archaelogy Magazine - Anatolia, 2013, Issue 5","description":"","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108690886754,"sku":"13075756-005","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/actual.jpg?v=1783787813"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-33","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 33","description":"\u003cp\u003eGünümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Akdeniz’in etrafında büyük bir ticaret ağı oluştu. Büyük ve küçük devletlerin, kralların ve imparatorlukların kültürel, siyası ve ticari ilişkilerinin çok hızlı yaşandığı bir dönemdi MÖ 2 bin ve Uygarlık tarihinin çok özel bir kesiti. Bir yanda Mısır diğer yanda Anadolu ve Mezopotamya yer alırken diğer yanda denizci bir halk olan Minos-Miken, büyük bir ticaret ağının parçası olmuşlardı. Kelimenin tam anlamıyla emperyal olmayan duygularla küresel bir ticaret ağının oluştuğu bu yüzyıllarda, uygarlık tarihinin en özel dönemlerinden biri yaşandı. Bir yerden bir yere ham madde götürüp getiren kervanlar, üretilmiş sanat eserleri ve hediyeler taşıyan ticaret gemileri ile hareketli ve karmaşık bir dönemdi. Örneğin Mısır kökenli birçok değerli obje, dünyanın herhangi bir ülkesinde ya da Minos üslubu seramikler Anadolu’nun herhangi bir kentinin pazarında satılabiliyordu. Anadolu ya da Kıbrıs kökenli ham maddeler ise işlenmek üzere yine bu ticaret ağı üzerinden üretim merkezlerine gönderiliyordu. Bu ticaret ağının en önemli parçasını oluşturan Anadolu ise iki farklı dönemle MÖ 2. bine dâhil olmuştu. Birincisi MÖ 2. binin başlarında yerel krallıklar zamanında özellikle, bugün Kayseri sınırları içinde yer alan Kaneş, ticaret ağının çok önemli bir ayağını oluşturuyordu. Burada ana kentin yakınında kurulmuş bir ticaret pazar yerleşimi olan Karum, belki de bugün dünyanın hayal ettiği muhteşem bir enternasyonal kültüre sahipti. Dünyanın her yerinden gelen tüccarlar farklı dillerde yine dünyanın herhangi bir köşesinden gelen ürünleri satmaya, almaya çalışıyorlardı. Bu dönem, Anadolu için büyük bir zenginlik ve bilgi kaynağı oldu. Çünkü yazı ilk kez bu dönemde Assurlu tüccarlar aracılığıyla Anadolu'ya geldi ve her şey o kadar güzel kaydedildi ki günümüze binlerce tablet ulaştı. İkinci dönem ise Hititlerin Anadolu’ya gelişleri ile başlayan merkezi bir iktidar dönemiydi. Karum yerle bir edilmiş ve ardından ticaret ağını kendi eline alan merkezi bir iktidar kurulmuştu, Hitit İmparatorluğu. Hititler, MÖ 2. binyılın ilk çeyreğinden itibaren dünya ticaret ağına müdahale etmeye ve ondan yararlanmaya başlamıştı. Troya’dan Kıbrıs’a, Mısır’dan Miken dünyasına kadar söz ulaştıran, ticaret yapan bir imparatorluğa dönüşmüştü.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGünümüzden yaklaşık 4000 yıl önce insanoğlunun kurduğu bu ticaret ağı sayesinde dünya belki de hiç olmadığı kadar birbirine yakın ve iletişim halindeydi. Krallıklar arasında gerçekleşen üst düzey hediyeleşmeler ve mektuplaşmalar, tüccarlar ve yerel halk arasındaki ilişki ve küresel de olsa yerel ve geleneksel üretimlerin yapılması, günümüze muhteşem eserlerle ulaşmış zengin bir dönem bıraktı. Anadolu, MÖ 2. bin kültürel zenginliği açısından dünyanın en özel coğrafyalarından biri çünkü Akdeniz’de bu dönemde yürütülen ticareti günümüze birçok batıkla ulaştı. Bunlar arasında en zengin batık olduğu kabul edilen Uluburun, bugün uygarlık tarihini anlamak için bir şans oluşturdu.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108703240290,"sku":"13075756-33","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel.jpg?v=1783788176"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-34","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 34","description":"\u003cp\u003eKültürel ve politik olarak, Anadolu'nun kesişen coğrafyası Kibyra, Lidya, Karya, Frigya, Likya arasında kalmış, bugün gözlerden uzak ama yağmacılara oldukça yakın bir antik bölge. Yeni sayımızda size hiç bilinmeyen bir bölgenin hikayesini anlattık.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108711628898,"sku":"13075756-34","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_5B1_5D.jpg?v=1783788459"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-35","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 35","description":"\u003cp\u003eYazılı kaynaklar, MÖ 3. binyılın son çeyreğinden itibaren Akadlı tüccarların Anadolu’ya ticaret için geldiklerini göstermektedir. Muhtemelen çok düzenli olmayan bu faaliyetler, MÖ 2. binyılın başlarında Assur Devleti’nin desteği ve Assurlu tüccarların girişimciliğiyle sistematik bir hal almış, MÖ 1974 ile 1719 yılları arasını kapsayan ve Eski Assur Ticaret Kolonileri olarak da adlandırılan dönem boyunca hemen hemen düzenli bir şekilde devam etmiştir. Yaklaşık 255 yıl süren bu ticarî ilişkilerin Anadolu’daki en eski tanıkları başta Kayseri yakınlarındaki Kültepe olmak üzere, Boğazköy, Alişar, Kaman-Kalehöyük, Kayalıpınar ve Acemhöyük’te ele geçen Eski Assurca yazılmış zarf, tablet, bulla ve etiketlerden oluşan çivi yazılı belge koleksiyonudur. Anadolu’nun en eski yazılı kayıtları olma özelliğine de sahip bu malzeme, arkeoloji çevrelerince ilk defa 1881 yılında tanınmıştır. Bulundukları yerin eski isminin bilinmemesi sebebiyle, bölgeye klasik dönemde verilen isim dikkate alınarak, o dönemde Kapadokya tabletleri olarak adlandırılan belgeler, günümüzde daha çok Kültepe\/Kaniş tabletleri olarak bilinmektedir. 1881 yılından bugüne kadar geçen 132 yıl zarfında Kültepe metinleri üzerinde yerli ve yabancı pek çok bilim insanı çalışmış, bunun neticesinde de günümüzden yaklaşık 4000 yıl önceki Anadolu ve Assur’u pek çok yönden tanımamız mümkün olmuştur.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu koleksiyonun büyük çoğunluğu Assurlu tüccarların borç senetleri, kervan ve alacak-verecek kayıtları, iş sözleşmeleri, iş mektupları ile ticarî anlaşmazlıklarla ilgili mahkeme kayıtları gibi ticarî konularla ilgilidir. Anadolu halkına ait şu ana kadar ele geçen belge sayısı oldukça az olup, olanların önemli kısmı da ticarî aktiviteler ile ilgilidir. Eski Assur Ticaret Kolonileri Dönemine ait Anadolulu ve özellikle Assurlu tüccarların iktisadî faaliyetleri hakkında önemli bilgilere sahibiz. Yazılı kaynak sayısı fazlaymış gibi görünse de diğer hususlarla ilgili bilgimiz pek azdır.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108719525986,"sku":"13075756-35","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_5B1_5D_f20f261f-95db-47c2-9685-6dd95d29c7f2.jpg?v=1783788721"},{"product_id":"actual-archaeology-magazine-anatolia-2013-issue-7","title":"Actual Archaeology Magazine - Anatolia, 2013, Issue 7","description":"","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108719951970,"sku":"13075756-007","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_5B1_5D.jpg?v=1783788737"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-36","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 36","description":"\u003cp\u003eAnadolu’da günümüzden binlerce yıl önce yaşamış yüzlerce dil olmalıydı. Avcı –toplayıcı olarak Anadolu’ya gelen, kalan ya da yol alıp başka topraklara giden her insan mutlaka iletişim için bir dil kullanıyordu. Aktüel Arkeoloji Dergisi, insanoğlunun kendini ve yaşamını ifade etmek için kullandığı bu dili yazıya aktaran halklardan bahseden özel bir sayı ile söz uçuyor yazı kalıyor diyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi yılın son sayısında Anadolu’nun Kayıp Dilleri ile hem gündeme tarihsel bir dokunuş gerçekleştiriyor hem de Anadolu’da kullanılan dillerin birbiri ile ilişkisini, gelişmesini, kullanım alanlarını ve zamanla yok olarak nasıl bir ölü dile dönüştüğünü gösteriyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAnadolu ilk kez yazı ile tanışıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eYazının ilk ortaya çıkışı ve yaklaşık olarak günümüzden 4000 yıl önce Anadolu’ya (Kültepe \/ Kaneş)Asurlu tüccarlar aracılığı ile gelişine kadar yazı bilinmiyordu. Yazının ticaret ağı ile Anadolu’ya gelişi, binlerce yıllık bilgininde kaybolmadan kaydedilmesine yol açtı.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eYazılı diller gelişiyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eSonrasında ise Anadolu’da farklı bölgelerde yaşayan halklar kendi yazı sistemi geliştiriyor ve bu sistem başka dillere kök salıyor. Hititce, Hurrice, Urartuca, Luvice, Likce Karca, gibi çözülebilen dillerin yanında hala tam olarak çözülemeyen diller de tarihsel olarak Anadolu’nun Kayıp Dilleri içerisinde büyük bir gizem oluşturuyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eDiller zamanla onu kullanan halkın yok olması ile yok oluyor, eğer o dili kullanan halk ya da yönetici kesim dili yazıya aktarmayı başarmışsa, dilin anlattıkları geleceğe kalıyor. Hititler bize ne çok şey bırakmışlar, ya da şanssız Frigler hala çözülememiş dilleri ile hikayelerini anlatabilmiş değiller.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108721229922,"sku":"13075756-36","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_5B2_5D.jpg?v=1783788783"},{"product_id":"actual-archaeology-magazine-anatolia-2014-issue-8","title":"Actual Archaeology Magazine - Anatolia, 2014, Issue 8","description":"","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108762255458,"sku":"13075756-008","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/img752.jpg?v=1783789122"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-mart-nisan-sayi-38","title":"Aktüel Arkeoloji Mart-Nisan Sayı 38","description":"\u003cp\u003eHatti Anadolu'nun Kayıp Uygarlığı\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAlaca Höyük ve Eskiyapar'da Hatti Kültürü\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTunç Çağı Anadolu'sunda Barışçıl Bir Tarım Toplumu\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHatti Ülkesinin zengin prens mezarları\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108782637154,"sku":"13075756-38","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_5B3_5D.jpg?v=1783789414"},{"product_id":"actual-archaeology-magazine-anatolia-2014-issue-9","title":"Actual Archaeology Magazine - Anatolia, 2014, Issue 9","description":"\u003cp\u003e“Lost Languages of Anatolia”, describes languagesthat are dead rather than lost. Luckily, the majority of these dead languages are deciphered. One might as well say that if there is no language, there is no population. The Kaskians, Scythians, Thracians, Cimmerians and many more, lived in Anatolia for a long time. We learn about the history of these populations, of which we only know the names, from the written documentations of other civilizations, since there is no written information about them. Anatolia is neglecting these civilizations, which did not leave anything and they disappear in time.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108783489122,"sku":"13075756-009","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_5B2_5D.jpg?v=1783789446"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-39","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 39","description":"\u003cp\u003eİnsanın Yaratılış Mozaiği - Renkli Taşların Dili \" MOZAİKLER \"\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108791910498,"sku":"13075756-39","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_5B4_5D.jpg?v=1783789720"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-42","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 42","description":"","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108816814178,"sku":"13075756-42","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/14907032b63de716377e882a4389869dfac71414141866_w500.jpg?v=1783790220"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-43","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 43","description":"\u003cp\u003eOsmanlı 18. yüzyılla birlikte kapısını Avrupalı gezginlere sonuna kadar açınca, yüzlerce gezgin bilgi, kaynak açısından hala bakir görülen yerlere doğru harekete geçtiler. Ne de olsa Avrupa sömürgeciliğinin en açgözlü olduğu zamanlardı. 1930’lu yıllara gelindiğinde Avrupa Devletleri dünyanın yüzde seksen beşini kolonileştirmişti. Kültür ve tarih açısından Osmanlı coğrafyası oldukça farklı hikâyelere ve tabi ki çelişkilere de sahipti. Osmanlı tebaası oldukça geniş bir yelpazeden oluşuyordu. Özellikle Rum ve Ermeni, hatta Müslüman yerleşimleri kültürel olarak antik çağdan kalma yerleşimlerin çevresinde ya da üzerinde ya da onlarla iç içe yaşıyordu. 18. yüzyıla kadar Osmanlı coğrafyasında yaşayan insanlar için geçmiş dönemlerden kalma kalıntılar arasında yaşamak, bu kalıntıları yeni yapılara devşirme malzeme olarak kullanmak oldukça normal bir durumdu. Bu kalıntılar onlar için oldukça sıradan ve para ile alınıp satılan bir değer değildi. Bu nedenle, ne kalıntılara zarar verir ne de birileri için toprağı kazıp bir pagan eserin ortaya çıkması için uğraşırlardı. Ta ki 18. yüzyılla gelmeye başlayan gezginler bunları almak, toplamak ve kazıp ortaya çıkarmak için kırsalda yaşayan insanlara para önerinceye kadar...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArtık bir zamanlar önemsiz olan kalıntılar gezginler ve sonrasında gelen eser toplayıcıları için çok değerli objeye dönüşmeye başladı. Bu durum özellikle kırsalda yaşayan insanlar için ek bir gelir anlamına geldiği için de eser toplamak, satmak ve bu eserleri ortaya çıkarmak amacıyla kazılar yapmak normalleşti. Ancak bu eserler pagan döneme ait olduğundan ve kendi dinleri ve kültürleri ile benzerlik taşımadığından çok hızlı bir şekilde önemsizleştirilip, gâvur malı sayılarak yok edilmeye başlandı. Bu olay örgüsünün günümüze yansıyan kısmı ise Anadolu’nun zamanla kültürelve tarihsel olarak tek tipleşmesi ve bununla birlikte kendi kültürüne ait olmayanı yok sayması oldu. Bunun son örneğini ise Mersin’de Elaiussa Sebaste antik kentinde ayakta kalmayı başaran Hellenistik Dönemden kalma bir mezar anıtının önüne dökülen molozlar oluşturuyor. Büyük bir bilinçsizliğin ispatı niteliğindeki yok sayma, hala Anadolu ile aramızda tarihsel ve kültürel bağımızı kuramadığımızın en önemli kanıtı olsa gerek.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108828807266,"sku":"13075756-43","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeoloji42.jpg?v=1783790497"},{"product_id":"actual-archaeology-anatolia-2014-issue-12","title":"Actual Archaeology Anatolia, 2014, Issue 12","description":"\u003cp\u003eA hygienic atmosphere, a clean room with doctors and nurses… A baby is coming into the world and a great effort is made to protect him with the healthiest conditions. We are wrong if we think mankind always came into the world under similar conditions. This is a luxury we have achieved in the past few centuries. Imagine how hunter-gatherer women gave birth to their children. There were no hospitals, doctors, medicine, nor vitamins for support. There was no hygiene at all… However, in spite of all the unfavorable conditions and difficulties, mankind survived these days. The knowledge of medicine and the health conditions we have today are so indispensable for us that we cannot remember the difficult times in mankind’s past. Our new issue is about Medicine and Health through the Ages. Although our present knowledge cannot take us very far back in time, it helps us to see the solutions developed by mankind over the course of a few millennia, as it was faced with health problems such as diseases and injuries.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eMedicine has a long journey, starting in prehistoric periods with the development of primitive surgery and the empirical observations of animals and nature, which led to the identification and use of medicinal plants. Middle Paleolithic Neanderthal burials in Shanidar Cave, situated in Northern Iraq, present evidence for the medicinal use of plants approximately 60.000 years ago. One of the oldest types of information we have about medicine is brain surgery (trepanation), an operation performed on the skull of a living or dead individual with certain purposes and techniques, from the Neolithic Period onwards. As prehistoric man began to describe his diseases, he distinguished them by causality, by differentiating ‘natural’ and ‘supernatural’ causes. He explained the causes of diseases as the work of evil spirits, witchcraft, and magic and developed treatment methods such as magical rituals, exorcism, incantations, and divination. As illustrated in ancient Babylonian cuneiform tablets, priest-physicians’ magical healing methods combined with physicians’ medicinal knowledge developed ancient Mesopotamian medicine. The medical practices we encounter in Anatolia during the 2nd millennium BC were as developed as the practices in Egypt and Mesopotamia. Hittite cuneiform tablets demonstrate that the Hittites identified about 50 diseases and symptoms and developed various treatment methods.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eThere were multiple medical methods in the ancient Greek and Roman worlds, including the use of medicinal plants, healing spells, magical substances, amulets, gymnastics, diet, etc. However, the most popular healing method was the temple healing cults, among which the Asclepian cult was the most famous. A famous healing temple of Asclepius, the Asclepieion on the Greek Island of Kos, was where Hippocrates, the father of western medicine, was trained. This long journey, extending from the primitive practices of the prehistoric periods, to the magical healing methods in Ancient Egypt, Mesopotamia and Anatolia, to the temple healing cults of the Greek and Roman worlds, finally reach the periods of Hippocrates and Galen, which leads to the development of modern scientific medicine.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108828840034,"sku":"13075756-012","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/medicine.jpg?v=1783790502"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-44","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 44","description":"\u003cp\u003eYaklaşık 15 binyıl önce köpeğin evcilleştirilmesiyle başlayan bu serüven nasıl devam etmişti?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eKeçiler, koyunlar, sığırlar, domuzlar, kanatlı hayvanlar, kediler ve atların insan hayatında yeri neydi ve zamanla ne olmuştu?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİnsanoğlunun karşısında güçlü, yırtıcı, ürkütücü ve zihinleri bulandıran bir yapısı bulunan hayvanlar nasıl birer tanrı, nasıl birer dost olmuştu?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİnsanların hayvanlarla olan dostluk ilişkisi karşılıklı bir çıkara mı bağlıydı?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİnsanoğlu hangi cesaretle ve neden kendisi için korkunç özellikler taşıyan hayvanları evcilleştirme gereği duymuştu?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHammurabi Kanunları neden hayvan haklarını korumaya yönelik hükümleri uygulamaya koymuştu?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHiç tahmin edemeyeceğiniz bu serüvende insan, bazen tutsağı olduğu bazense tutsak aldığı hayvanı tanrılaştırır ve ona yeni bir güç atfeder. Böylece güçlerine, gizemlerine saygı duydukları bu canlılar, insanların ilk tanrıları olur.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖzgürlükten tutsaklığa…\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eŞehri koruması için kapılara yerleştirilen aslanın, tanrılara kurban verilen koyunun, gücün sembolü boğanın, tanrıların hayvanı leoparın, sadık dostumuz köpeğin, emektar atın ve gizemli kedinin günümüze ulaşan kalıntıları...\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108839948386,"sku":"13075756-44","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeolojisayi_44.jpg?v=1783790827"},{"product_id":"actual-archaeology-magazine-anatolia-2015-issue-13","title":"Actual Archaeology Magazine Anatolia 2015 Issue 13","description":"\u003cp\u003eNeolitik Dönem, insan-hayvan ve insan-insan ilişkilerinin köklü değişikliklere uğradığı bir dönemdir. İnsan, bitki ve hayvanları evcilleştirdikçe doğayı farklı bir biçimde algılamaya başlamış, ilk kez yabani ve evcil kategorilerini yaratmış, ilk kez hayvanlara ve araziye sahip olunabilecek şeyler olarak bakmıştır. Mülkiyet duygusu mirasla ilgili soruları ortaya çıkarmış ve aile yapısını değişime uğratmıştır. Toprağı işleme ve hayvanları otlatma, iş bölümünün düzenlenmesinde bazı değişikliklerin yapılmasını kurmuş, hayvansal ve tarımsal ürünlerin yabanıl kaynaklara göre daha kolay elde ediliyor olması büyük ziyafetlerin düzenlenmesini, böylelikle ev sahibinin şöhret elde etmesini sağlamıştır. Bu değişim süreci ilk olarak Çatalhöyük’te başlamasa da, bu yerleşim, sürecin nasıl işlediğine dair özel bir pencere açar. 10 hektardan büyük bir alan üzerine kurulmuş olan Doğu Höyük, bilinen en geniş Neolitik yerleşim yerlerinden biridir. Yan yana dizilmiş ve birleştirilmiş kerpiç evlerden oluşan höyük, kalibre edilmiş hali ile MÖ 7400-6000 arasına tarihlendirilmektedir. Eserlerdeki ve mimarideki birçok değişim MÖ yaklaşık 6500’lerde gerçekleşmiştir. Geçiş dönemleri üzerindeki çalışmalar hala sürmektedir. Şu an için, çalışmaların odak noktasının ev ve aile üzerinde olmaktan çok yeniden oluşturulmuş sosyal yapıya da biraz değinerek birey üzerine olduğunu söylemek mümkündür. Büyüklüğü dolayısıyla bir kent olarak nitelendirilebilecek olsa da, Çatalhöyük kamu binaları gibi şehir hayatıyla bağdaştırdığımız hiçbir öğeye sahip değildir. Çatalhöyük zooarkeoloji (hayvan kemiği) ekibi yeni projedeki çalışmada bir milyondan fazla kemiğin kaydını yapmıştır (bu kazılarda çıkarılan malzemenin çok az bir kısmıdır, ayrıca kazılan alan da yine bütün alanın çok az bir bölümüdür).\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu, Çatalhöyük’te yaşamış olan toplumların buraya yerleşirken evcilleştirilmiş koyun ve keçilerini (daha çok koyunlarını) yanlarında getirdiklerine işaret eder. Yerleşimdeki hayvanların çok büyük bir kısmını bu hayvanlar oluşturur: Erken tabakalarda yaklaşık yüzde 70 (MÖ yaklaşık 6500 öncesi) ve geç tabakalarda yüzde 80, 85. Evcilleştirilmiş köpekler en başından beri yerleşimde bulunmuş, fakat diğer bütün hayvanların erken dönemlerde hala yabani oldukları anlaşılmıştır. Diğer başlıca türler arasında öküz (yaban öküzü, evcilleştirilmiş öküzün soyu tükenmiş atası), yabani eşek, kızıl geyik ve yaban domuzu bulunur. Boyut olarak koyun ve keçiden büyük olan bu yabani hayvanlar avlandığında, en az evcilleştirilmiş hayvanlar kadar et sağlamıştır. Evcilleştirilmiş öküz geç evrelerde az sayıda görülmüştür. 1960’larda yapılan kazılarda, Çatalhöyük’ün bir zamanlar öküz evcilleştirmenin merkezi olduğu düşünülmüştür. Bugün, evcilleştirilmiş öküzün Güneydoğu Anadolu’da ve Kuzey Suriye’de daha erken dönemlerde görüldüğü bilinmektedir. Bu nedenle Çatalhöyük’ün daha geç evrelerinde bulunan evcilleştirilmiş öküzün burada evcilleştirilmiş olmasından çok, Güneydoğu Anadolu’da ve Kuzey Suriye’de evcilleştirilmiş olan ilk öküzlerin soyun dan geldiği ve Çatalhöyük’e dışarıdan getirildiği düşünülmektedir. Son dönemlerde, Ben Arbuckle Neolitik Dönem Anadolu’suna ait tüm zooarkeolojik veriyi bir havuzda toplamaya öncülük etmiştir. Bu çalışma, Çatalhöyük’ün temelleri atıldığı sırada, evcilleştirilmiş koyun, keçi, öküz ve domuzun bu bölgede yer almasına karşın, Çatalhöyük ve Orta Anadolu’daki diğer merkezlerde yaşayan halkın yalnızca koyun ve keçi yetiştirmeyi tercih etmiş olduğunu ortaya koymuştur. Evcilleştirilmiş öküz ve domuzlar Orta Anadolu’yu es geçerek batıya ve en sonunda Avrupa’ya yayılmışlardır: Birkaç yüzyıl öncesinde Çatalhöyük’ün batısında ortaya çıkmışlardır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÇatalhöyük’ün sakinleri sonunda evcilleştirilmiş öküze sahip oldularsa da, yaban öküzü avlamaya devam etmişlerdi ve evcil ya da yabani olması fark etmeksizin, tükettikleri öküz sayısında değişim olmamıştır. Bu dönemde koyun yetiştiriciliği hızla artış göstermiş ve öküz koyuna oranla çok daha ufak bir rol oynamıştır. Çatalhöyük ve Orta Anadolu’da yaşayan topluluklar neden ilk başta evcilleştirilmiş öküze karşı direnmişler ve sonrasında neden onları kabul etmişlerdir? İlk sorunun cevabının Yakındoğu Neolitik kültürlerinde yaban öküzünün oynadığı, özellikle Çatalhöyük’te çok öne çıkan sembolik rolün etkili olduğunu düşünüyorum: Öküz, bu bölgedeki Neolitik ideolojisinin merkezinde, bir tür mitolojik ata olarak görülmüş olabilir. Öküz, Yakındoğu Neolitik figürinlerinde ve Göbekli Tepe’deki kabartmalı dikilitaşlar gibi başka formlarda da oldukça öne çıkan bir hayvandır. Hallan Çemi ve Jerf el-Ahmar’da duvarlara yerleştirilen yaban öküzü kafatasları ile Mureybet, Halula, Tell ‘Abr 3 ve Ginnig’de sekilerin ve duvarların ya da zeminin altına gizlenen boynuzlarda görüldüğü gibi öküz kafatasları ve boynuzları büyük önem taşımıştır.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108848500834,"sku":"13075756-013","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/actual_archaeology_spring_2015_sayi_13.jpg?v=1783791098"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-45","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 45","description":"\u003cp\u003eAnadolu'nun Uzak Geçmişi\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eMağralara Yolculuk\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTürkiye'de Mağra Kazıları\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eSuluin Karain\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108850040930,"sku":"13075756-45","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_mayis_haziran_2015.jpg?v=1783791147"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-46","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 46","description":"\u003cp\u003eUğgarlığın Doğuşunda Neolitik Şölenlerin İzleri\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGöbekli Tepe'yi Anlamak\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108856037474,"sku":"13075756-46","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_temmuz-agustos_2015_sayi_46.jpg?v=1783791336"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-47","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 47","description":"\u003cp\u003eBu sayıyı hazırlamak oldukça uzun zaman aldı, yaklaşık bir yıl aralıksız belge, yazı ve görsel toplamakla geçti. Alman, Fransız, İngiliz arkeoloji enstitüleri başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin arkeoloji enstitüsü, kütüphane ve üniversite arşivlerinde bulunan binlerce belge, doküman, görsel toplandı. Türkiye’de ise Osmanlı arşivlerinde yabancı heyetlerle yapılan yazışmalar dışında herhangi bir arşive ulaşılamadı. Yaklaşık 250 yıllık bir “arkeoloji” bilimine ve tarihine saha oluşturan başta Anadolu olmak üzere tüm Osmanlı coğrafyasına ait elimizde arşivin olmaması acınası bir durum. Buna kamu kuruluşları da dahil.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eYaklaşık 250 yıllık bir dönemde son 150 yıl, yani 1850 sonrası, bu sayının odak noktasını oluşturdu. Batının gözündeki Doğu dünyası, ki o zaman bu alanı Osmanlı coğrafyası kaplıyordu, her açıdan keşfedilmesi gereken bir kaynaktı.Avrupalılar Sanayi Devrimi sonrası doğuyu yeniden keşfetmişlerdi. Çünkü bu kaynak sadece arkeolojik alanları değil, doğal alanları, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ve daha birçok şeyi kapsıyordu. 16. yüzyıl ile doğuya seyahat eden gezginler, köy köy, şehir şehir her türlü bilgiyi toplamış ve yayınlamışlardı. Bu gelecek yüzyıllar için oldukça önemli bir bilgi kaynağı olarak kullanıldı. Antik çağ kalıntılarına ilişkin bilgi de bu gezginlerin bilgileri ile Avrupa’ya ulaşmıştı. Sonraki çağlarda bu bilgiler iki şekilde kullanıldı: İlki Sanayi Devrimi sonrası iyice güçlenip kurumsallıklarını tamamlayan krallıklar adına müzelere eser toplama çabasında olan kişiler, diğeri ise bugün bile kolay kolay yapılamayacak ölçümler ve bilgiler ile oluşturulmuş yayınlar yapan bilim Insanları tarafından...Bu durum sonraki çağlara arkeolojiyi bir bilim olarak benimseyenler ile eser toplayıcılarının karışmasına da sebep oldu. Schliemann, Humann, Newton, Fellows gibi eser toplayıcılar, bazen arkeolog bazen de bilim adamı olarak kabul edildi. Halbuki bunlar profesyonel eser toplayıcıdan başka bir şey değildi.Eserlerin götürülmesi ise Osmanlı’nın can derdine düştüğü bir dönemde gerçekleştiği savı bir noktaya kadar kabul edilebilir. Osmanlı için zaten bir değeri olmayan birçok eserin götürülmesine mani olacak bir yönetim yoktu. Osman Hamdi Bey ilk başta bunu engellemeye çalışmışsa da sonrasında özel imtiyazlar sağlayarak eserlerin götürülmesine dahi engel olmamıştır. Bu nedenle bu dönem yeniden daha geniş bir şekilde incelenmelidir. Avrupalıların ‘Biz g.türmeseydik mermerler kireç ocaklarında eritilirdi’ tezi ise tamamı ile safsatadan ibarettir. Çünkü 16. yüzyıl gezginlerinin çizimlerinde Osmanlı tebaası bu eserlerin yanında ve etrafında resmedilmiştir. Eserler tamamen sağlamdır ve zarar verilmemiştir. Eğer bu eserler zarar görmüş olsalardı, Avrupalılar kendi müzelerine nasıl taşıyacaklardı?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu özel sayıda, Anadolu açısından karanlık Avrupa açısından aydınlık olan ve “arkeoloji biliminin” tarihini oluşturan 250 yıllık zaman dilimini doğru anlatmak ve toplumsal bir hafıza, farkındalık ve sahiplenmenin oluşmasına katkı sağlamayı amaçladık. Bu konu üzerine çok daha fazla yazılacak ve anlatılacak içeriğin olduğunu düşününce konu bizim nezdimizde henüz yeni başlamıştır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAnadolu yıllar boyunca bir talan coğrafyası olmuştur. On binlerce yıllık kültürel birliktelik ve kalıntılar bir anda eser toplama yarışına girmiş olan Batılıların gözünde “metalaşmış”, bu “sanat eserleri” imparatorluklarını yüceltecek “ganimet” olarak tanımlanmıştır. Bugün elimizdeki en önemli tez I. Meşrutiyet’in ilanıdır. I. Meşrutiyet ile Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk kez tam olmasa da anayasal bir sistem kurulmuş olması padişahın izin verme iradesinin de önünde bir engeldir. Bu konu araştırmaya ve üzerinde çalışılmaya muhtaçtır ve bu tez doğrulanabilirse eserlerin götürülmesini sağlayan tüm izinlerin iptali Uluslararası Mahkeme’de sağlanabilir.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108866621538,"sku":"13075756-47","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_sayi47.jpg?v=1783791508"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-48","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 48","description":"\u003cp\u003ePergamon Sunağı üzerinde, Tanrılar ve Devler arasında geçen nefes kesen savaş ne anlatıyor? 1874’te çıkarılan Eski Eserler Kanunu, Pergamon Sunağını nasıl etkiledi?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eWinston Churchill “insanlık tarihi savaşın tarihidir” derken ne kadar yanılmışsa bugün de savaşla ve yıkımla bir tarih kurmaya çalışanlar, benzer bir yanılgının içine düşmüştür. Uygarlık tarihinin en önemli coğrafyası olan Mezopotamya ve Anadolu, geçmişte kendisini uygarlaştıran insan tarafından yok ediliyor. Uygarlık insanın umudu, huzuru ve emeği ile kurulmuş ve gelişmiş- tir, savaşlarla değil. Savaş bugün olduğu gibi geçmişte de büyük acılar ve yok oluşlar yaratmıştır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİnsanlık tarihi büyük savaşların ve yıkımların ardından her zaman büyük karanlık dönemler yaşamıştır. Hititlerin yıkılması sonrası Anadolu uzun süre karanlıkta kalmıştır. Savaş insanlık tarihini var etmemiştir. Savaş yeniden var etmenin bir yolu değildir. Anadolu sadece savaşla anılan hiçbir topluma uygarlık yaratması için asla izin vermemiştir. Yüzlerce yıl Anadolu’da savaşarak yaşamış olan Kaşkalar, Kimmerler, İskitler, Galatlar bir barış uygarlığı yaratamadıkları için tarihte bir belirsizlik içindedirler, arkeolojik olarak Perslerin izine bile çok az yerde rastlanır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÇünkü savaşçı halklar sadece savaşarak, yok ederek var olmaya çalışırlar. Bugün geriye dönüp baktığımız zaman Göbekli Tepe’den Çatalhöyük’e, Hitit coğrafyasından Likya’ya kadar tüm çağların en güzel kalıntıları ve uygarlık örnekleri, bu halkların barış ve huzur içinde yaşadıkları, zenginleştikleri ve ticaret yapabildikleri zamanlarda yeşermiş ve gelişmiştir.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBugün dünyanın teknoloji uygarlığı ile büyük bir değişim geçirdiği bir zamanda yaşıyoruz. Mezopotamya başta olmak üzere Doğu’nun savaş, yoksulluk ve her türlü kültürel, dinsel, dilsel ve ırksal ayrılıklar ile savaştırıldığı yine bu zaman diliminin sonucunda ortaya çıkan her ne olursa olsun, insanlığın faydası ve geleceği için değerli ve önemli olmayacağı kesin.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeoloji her şey bittikten sonra yaşananları en ince ayrıntısına kadar açıklayan bir belge gibidir. Bu belgeler kimin, nerede, nasıl yanlış yaptığını, neyin nasıl sonuçlandığını tüm açıklığı ile gösterir bize. Binlerce yıllık yaşanmışlıklara baktığımızda, yaşanan bu savaş bugün en büyük zararı doğuya veriyor gibi görünse de, görece olarak bu süreci ufak zararlarla atlatmaya çalışan batının gelecekte aslında ne kadar büyük bir zarara uğradığı açıkça görülecek. Kelebek etkisi sadece doğada değil, uygarlık içinde de yaşanır. Büyük Roma’nın yıkılışının, Bizans’ın ya da Osmanlı’nın etkileri tüm dünyada hissedilmiştir.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108875829346,"sku":"13075756-48","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_kasim_aralik_sayi_48_5B1_5D.jpg?v=1783791662"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-49","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 49","description":"\u003cp\u003eAnadolu'da Neolotik Bir Kent Çatalhöyük\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eNeden Ölüleri Evlere Gömüyorlardı?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eNasıl Sınıfsız Bir Toplum Oldular?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBir Mega Kent Neden Çöktü?\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108883103842,"sku":"13075756-49","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeolojisayi49.jpg?v=1783791799"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-50","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 50","description":"\u003cp\u003eTüm Çağların Kenti Gaziantep’e Yolculuk. Bazı kentler vardır, yaşadığını hissedersiniz. Sokakları, binaları insan suretine benzer, yaşamın izlerini taşır. Gaziantep de bu kentlerden biridir. İnsanlık tarihinin özellikle son birkaç binyılının canlı tanığı gibi geçmişin tüm izler görülebilir kentin dört bir yanında. Kent bazen Karkamış’ta bir yazıt, bazen Zincirli kabartmalarında bir yemek tarifi, bazen Zeugma mozaiği üzerine işlenmiş bir hikayedir. Doğu ile batının iç içe geçtiği bu kentte, uygarlığı adım adım izleyebilirsiniz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGaziantep’e Yolculuk\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBazı kentler vardır, yaşadığını hissedersiniz. Sokakları, binaları insan suretine benzer, yaşamın izlerini taşır. Gaziantep de bu kentlerden biri. İnsanlık tarihinin özellikle son birkaç binyılının canlı tanığı gibi tüm izler görülebilir kentin dört bir yanında. Kent bazen Karkamış’ta bir yazıt, bazen Zincirli kabartmalarında bir yemek tarifi, bazen Zeugma mozaiği üzerine işlenmiş bir hikayeyle çıkar karşımıza. Hiçbiri birbirine yabancı değildir. Aralarındaki zaman farkı da uzaklaştırmaz onları. Aksine birbirinin tamamlayıcısı, devamı gibidirler. Kentin sokaklarında gezerken etrafınızı saran koku, işte bu geçmişin kokusudur. Gaziantep sokakları sizi kendine çektiğinde, yaşayan bir kente yolculuk başlamıştır artık. Her bir durak her bir tat yeni bir hikaye fısıldar kulağınıza.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e50. sayı, KENT VE ARKEOLOJİ serimizin ilk durağı. Tüm çağların kenti olan Gaziantep’e yolculuk ile başladı bu seri. Çevresine yayılmış onlarca arkeolojik alan ile birlikte kent içerisinde her dine, her dile, her kültüre ait tarihsel dokusu ile görülmeye değer kentlerden biridir Gaziantep. Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak Gaziantep Büyük Şehir Belediyesi ile birlikte Gaziantep’in kent ve arkeoloji dokusunu özel bir sayı ile okuyucuya anlatmak istedik. Zeugma’dan Karkamış’a, Zincirli’den Doliche’ye, Tilmen’den Yesemek’e kadar tüm çağların izini görebileceğiniz Gaziantep, görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Gaziantep’in hem yerel yönetimi hem de halkı arkeolojik, kültürel ve tarihsel mirası ile soyut ve somut mirasına sahip çıkar. Bu oldukça sevindirici ve özendiricidir. Gaziantep tüm bu güzellikleri ile sizi bekliyor.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108895850594,"sku":"13075756-050","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeolojisayi50.jpg?v=1783791941"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-51","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 51","description":"\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi bu sayısında modern dünyaya olarak adlandırdığımız sanayi çağının en yoğun yaşandığı 21. yüzyılda çevremizi çepeçevre saran şiddet sarmalının insanlık tarihi boyunca aralıksız devam ettiğini anlatıyor. Bugün şiddetin yoğun olarak belirli bölgelere dayandıranların zihinlerini açmak için dünyanın birçok bölgesinde ve tarihin farklı dönemlerinde hem bireysel hem de toplu katliamlara varan şiddet örnekleri veriyor.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108915019874,"sku":"13075756-051","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeolojisayi51.jpg?v=1783792167"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-52","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 52","description":"\u003cp\u003eIŞİD, vadedilmiş bir gelecek için gözümüzün önünde pasif geçmişimizi dinamitlerle yerle bir ederken, anlamsız gibi görünen bu büyük tahribatı nasıl anlamalıyız? Antik çağlardan günümüze kalmış bir tapınak ya da antik bir kent, modern dünya için işlevini yitirmiş pasif bir geçmişe dönüşmüştür artık. Zararsızdır... Tapınaklarda artık tanrılar yer almaz, kentlerde yaşam olmaz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eOnlar bugünkü uygarlığın ilk aşamalarını ve gelişimini gösterdiği için değerlidir ve gelecek nesillerin ortak bilincini oluştururlar. Bu nedenle arkeolojik ve tarihsel miras evrenseldir ve korunmaya muhtaçtır. Ve biz bu nedenlerden dolayı onları müzelerde ve ören yerlerinde özenle korur insana ait olan uygarlığı meraklı ziyaretçilerin görmesi için hazırlarız.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003ePeki IŞİD kendisine hiçbir zararı olmayan bu kültürel mirasları neden yağmalıyor ve neden var gücüyle onları tahrip ediyor? Binlerce yıl önce işlevini yitirmiş bir tanrıdan ve onun tapınağından çekindiği için mi? Pek öyle olduğu söylenemez, çünkü tapınaklar ve tanrı heykelleri ile beraber camileri, kiliseleri, türbeleri hatta mezarları bile yok ediyor. IŞİD’in işlemelerini ve mozaiklerini söktüğü ardından da havaya uçurduğu İmam Dur Türbesi, İslamiyet’in doğuşundan sonra oluşturulan en önemli eserlerden biriydi. Türk hacılar için kutsal sayılan ve ziyaret edilen Hz. Yunus Peygamber Camii ve türbesi dinamitle havaya uçuruldu. Osmanlı Döneminin geride bıraktığı miras olan Hema Kado Camii’nin el yazmaları yakıldı, cami havaya uçuruldu. Halep’teki Hz. Davud Türbesi, Suriye’nin Rakka kentindeki Veysel Karani Türbesi, Kamışlı bölgesindeki Hazne şeyhlerinin türbesi, Hz. Eyyub’un eşi ‘Seta Rahime’nin Türbesi, Hz. Şid Peygamber Camii, Musul’daki 1400 yıllık Yahya Ebu’l-Kasım Camii, Süryani Katolik manastırı olan Mar Behnam Manastırı, Ahmed el-Haznevi Camii ve Medresesi, Hz. Ali’nin torunu Muhammed Bin Ali’nin türbesi, Nizar Ebu Bahaeddin Türbesi bu tahribattan payını alanlardan sadece birkaçı.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİslamiyet’in en büyük paradigması olan “cihat” anlayışı yine İslamiyet’in en sert yüzü olan selefilik ile birleşince ortaya bu kadar acımasız bir manzara çıkabiliyor. Bu birleşmeye de İslam alimleri Cihadı Selefilik diyorlar. Cihat anlayışı dünyayı Müslüman yapmak, Müslüman olmayanlardan temizlemek için yapılan savaştır. Yani İslamiyet içerisinde meşru bir haktır. Cihatçı da Allah yolunda savaşan kişidir. Vadedilmiş gelecek, sadece öteki dünya değil cihadın sonunda sahip olacağınız gerçek dünyadır da aynı zamanda. Bu nedenle de IŞİD İslam Devleti terminolojisini kullanmaktadır. Paradigma tam olarak burada başlar aslında, çünkü cihat bir yandan yıkıcı ve acımasız iken diğer yandan yapılan her şeyin affedildiği kutsal bir sebebi olduğu için meşru görülür. Bu nedenle İslam dünyasının bir kısmı yapılanı yanlış bulurken, bir kısmı haklı sayar. Selefilik, tüm referansını Hazreti Muhammed’in yaşadığı dönem olan Altın Çağ’dan alır. Yani referansı Kur’an ve sünnettir. Onun dışındaki her şeyi çok katı bir şekilde reddeder. Amaç o günlere geri dönmek ve tekrar oradan varlığını sürdürmeye çalışmaktır. Gözümüzün önünde her şeyi yok eden anlayış da budur. Pratiğini oluşturan tüm teorik referanslar, ona yaptığı hiçbir şeyden pişmanlık duymayan bir anlayış sunar. Farklı olan bir Müslümanı bile farklı olduğu için diri diri keser. Bu yıkım, düşman olarak gördüğü bizlerin dünyasında hem maddi hem de manevi yaralar açar. Çünkü bir yandan geçmişimizden bize kalan tüm eserler yok edilirken onunla ortaya çıkan bilgi, sevgi, değer verme, önemseme, koruma ve sahip çıkmaya yönelik de bir saldırı gerçekleştirilir. Yani içinde kötücül bir hiçlik taşır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGeriye dönüp baktığımızda Ninova, Nimrud ve Hatra, Horsâbad, Musul Müzesi ve Kütüphanesi, Palmira antik kenti, Baalşamin Tapınağı IŞİD tarafından dinamitlenen, havaya uçurulan, parçalanan, yok edilen dünya miraslarından... Sadece yakıp yıkmakla kalınmadı, aynı zamanda bu arkeolojik alanlardan eserler toplandı, bu eserlerin satışına izin verildi, her bir eser üzerinden vergi alındı, satılamayan eserler parçalandı ve topluma gözdağı vermek gibi barbarlıkla bile anlatılamayacak eylemler sürdürüldü. Ancak bu noktada bir sorun var: IŞİD’in yağmalayıp sattığı bu eserleri kim satın aldı?\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108927209570,"sku":"13075756-052","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_0bf141b7-68a2-4492-944a-0d8e7172ab62.jpg?v=1783792389"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-53","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 53","description":"\u003cp\u003eFEDA EDEBİLECEK BİR HASANKEYF YOK! Üzerine söylenmemiş ne kaldı Hasankeyf’te? Hasankeyf’in arkeolojisi, kültürel dokusu, ekosistemi, insanları ve doğal yaşam alanı üzerine sayısız araştırma yapıldı ve rapor hazırlandı. Her birinin ortak bir sonucu vardı: Hasankeyf tüm değerleri ile insanlığın ortak mirasıdır ve korunmalıdır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHer türlü zorluğa rağmen yaşamlarını büyük keyifle sürdüren yöre halkı, soyut ve somut kültürel mirası, arkeolojisi ve ekosistemi ile Hasankeyf’in yok edilmemesi gerektiği birçok kez bilimsel kanıtları ile vurgulandı. Yok etmek yerine korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara insanlığın mirası olarak bırakılması gerekliliği son 20 yıldır sürekli yazılıp, çizildi. Herkes farklı şekillerde ama hep aynı şeyi söyledi:\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eOrtada baraj ya da başka bir proje için feda edebileceğimiz bir HASANKEYF yok! Hasankeyf’i yok etmek yerine, yıllardır incitilen her bir insandan, her bir taştan, her bir canlıdan özür dilenmeli ve daha da zaman kaybetmeden açılan yaralar sarılmalıdır. Hasankeyf’in su altında bırakılmaya değil, onarılmaya, korunmaya ve sahiplenilmeye ihtiyacı vardır. Hem Hasankeyf hem orada yaşayan insanlar hem de biz, Hasankeyf için yıllardır sesini yükselten ve baraj suları altında kalmasın diye çaba gösterenler... Hepimiz, yapılan bu “baraj” projesinin büyük bir yanlış olduğunu, bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğini göstermeye çalışıyoruz. Çünkü... biz bu coğrafyanın düşmanları değil, onu bilen, tanımaya çalışan, seven, önemseyen, kendini bu coğrafyanın sahibi değil parçası olarak görenleriz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eYeter...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e1950’lerden sonra bu ülkede yıkıcı bir politika olarak barajların yapılmasına imza atan tüm bürokrat ve siyasiler tarih sahnesinden 60 yıl içinde silinip gittiler. Ama yok ettikleri değerler 10 bin yıldır orada duruyordu. Bizden önceki her uygarlık Hasankeyf’te bir eser bıraktı. Şimdi tüm bunlar yok edilmek isteniyor. Kimin adına, hangi değer adına milyonlarca yılda oluşmuş doğal zenginlik, 10 bin yılda oluşmuş kültürel arkeolojik değerler yok edilebiliyor? Kendinizde bu sorumluluğu nasıl bulabiliyorsunuz, buna nasıl cesaret edebiliyorsunuz?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eYok eden, yok etmek için imza atanlar... Yetmedi mi baraj suları altında bıraktığınız onlarca höyük? Yetmedi mi Zeugma, Allianoi? Yetmedi mi Samsat, Lidar Höyük? Yetmedi mi Halfeti, Juliopolis? Yetmedi mi adını saymakla bitiremeyeceğimiz, belki adını bile öğrenme şansı bulamadığımız onlarca, yüzlerce höyük ve arkeolojik yerleşim?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBuna artık bir son verilmeli ve Hasankeyf tüm zenginliği ile korunmalıdır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAnadolu ile, arkeolojisi, kültürü, doğası ve insanı ile artık barışma zamanıdır! Çünkü gelecek, geçmişin yok edilmesi ile kurulamaz. Gelecek 10 bin yıl önce yapılmış bir heykelciğin toprak altından heyecanla çıkarılmasını önemsemek ile kurulur. Bu nedenle, daha fazla geç kalınmadan, Anadolu’yu anlamalı, sahip çıkmalı ve son 60 yıldır doğası ile arkeoloji ile büyük bir yıkıma maruz bırakılan bu coğrafya ile barışılmalıdır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eSon olarak İstanbul Yenikapı’daki Boğaz Tüp Geçit Tüneli Projesi kapsamında Aksaray- Yenikapı’daki kavşak çalışmaları sırasında, ahşap kalıplar halinde duvar yapısı tespit edilmişti. Gün ışığına çıkarılan bu ahşap kalıntıların Theodosius Limanı’na ait mendirekler olduğunun anlaşılmasına rağmen, bu mendirekler akıl almaz bir şekilde kepçeler ile yerle bir edildi. Bu vandallığın sorumluları mutlaka bir açıklama yapmalı ve sadece İstanbul açısından değil, Bizans tarihi, denizcilik tarihi ve uygarlık tarihi açısından ünik olan bu eserin yok edilmesine nasıl göz yumduklarını topluma anlatmalıdırlar.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİyi okumalar,\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108931436642,"sku":"13075756-053","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_1.jpg?v=1783792473"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-54","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 54","description":"\u003cp\u003eAslında siz bir göçmensiniz! Bugün olmasa da geçmişte atalarınız büyük olasılıkla göç etmişlerdi. Bugün çevremizde gördüğümüz ama sanki bu coğrafyaya ait olmadığını düşündüğünüz insanlar da 21. yüzyılın göçmenleri. Her çağ kendi göçmenini yaratıyor. Göçmenlik, insanlık tarihinden bile eski, çünkü insanın ilk ataları olarak görebileceğimiz Homo türleri de göç eden evrimsel sürekliliğin bir parçası ve elbette bu ilk atalarımız da göçmendi.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGöç etmek, insanlık tarihinin en büyük metaforu ve kimliğimizin bir parçası olmasına rağmen, kendimizi bir yere ait hissetmek için onu reddediyoruz. Bunu sadece insanlar değil, toplumlar ve uluslaştığını sanan devletler de yapıyor. Ama insanlık tarihine baktığımız zaman, “göç” olgusunun, bizi sürekli değiştirerek melezleştirdiğini ve ötekinin bir parçasını her zaman içimizde taşıdığımızı, tek büyük gerçeklik olarak gösteriyor. Hiç durmadan sürekli olarak bir yerden bir yere göç etmiş bir insanlıkla karşı karşıyayız ama zor olan, kendimizi bu dünyaya ait hissetmek yerine, bu dünyanın küçük bir parçasına ait hissetmeye zorlanmamız. Özellikle DNA ve ADNA gibi artık sonuçlarından emin olduğumuz bilimsel araştırmalar, bizim aslında biz olmadığımızı gösteriyor ve bu gerçeklik bizi görünmez bir şekilde incitmeye başlıyor. Uzun zamandır var gücünüzle savunduğunuz bir ırka, millete, ulusa ait olma hissiniz bir anda yıkılıveriyor. Çünkü sizin dedelerinizin dedesi bugün etrafınızda gördüğünüz ama içten içe hoşlanmadığınız bu göçmenlerin ülkesinden göç etmiş görünüyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu sayıyı hazırlarken gözümüzün önünde duran ama onu görmemek için çabaladığımız 21. yüzyılın en büyük korkusu, göçmenlerin dünyayı nasıl değişmeye ittiği gerçekliğiydi. Göç dünyayı değiştirir. Her zaman değiştirdi.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeolojik olarak milyon yıllık bir tarihten başlayarak Yunan Kolonizasyonu olarak adlandırdığımız döneme kadar anlatmaya çalıştığımız göç hareketleri, doğunun batıya, batının doğuya doğru çizdiği yolu anlatıyor. İlk büyük göç olan ve Afrika’dan dünyaya yayılan ilk insanın en uzun göçü, insanın kökenine ilişkin en büyük vurguyu yapıyor. Hepimizin Afrika’dan yola çıktığını ve dünyaya dağıldığını anlatıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBir sonraki büyük göç dalgasını, yaklaşık on iki bin yıl önce Mezopotamya ve Anadolu’da filizlenen neolitik tarım topluluklarının birkaç bin yıl sonra yeniden doğuya göç etmek zorunda kalmaları oluşturuyor. Özellikle tarımın göçü Avrupa’nın ilk yerleşik insanlarının temelini oluşturuyor. Yani Avrupalıların aslında Ortadoğulu ve Anadolulu olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBunu devam ettiren ve belki bugünkü dünyanın ilk temellerini atan üç büyük göç dalgasından ilki olan Bronz çağı ve Demir çağı göçleri, yine batı yani Avrupa coğrafyasında sıkışan insanın doğuya göçünü anlatıyor. Bu göçü önemli kılan hem doğuda hem de batıda insan topluluklarının kalabalıklaşarak yerleşik olması ve yeni gelenler ile yerleşiklerin birbirine karışarak, zamanla birbirlerinin içinde erimeleri. Avrupa dili ve kültürüne ait en eski kanıtların Anadolu’da olması şaşırtıcı olmasa gerek.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eSonrasında her şeyin (kültür, mitoloji, tarih, edebiyat gibi olgunlaşmış her bilginin ki, yaklaşık birkaç bin yıldır en ince detayına kadar doğu dünyasında işlenmişti) birbirine karışmasını sağlayan ve değiştiren Yunanların kolonizasyon göçü gerçekleşiyor. Bu sayıda işleyemediğimiz bir sonraki göç ise Asyatik toplumların MS 1. binyılın sonlarına kadar batıya yaptıkları göç hareketleridir. Bu yeni karışımlar ile birlikte yeni melez kültürler ortaya çıkarıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu göçlerin her biri arkeolojik olarak kanıtlanabilmekte, ADNA ve DNA sonuçları ile de artık kesinleştirilebilmekte. Buna rağmen yazıları okuduğunuzda bazı yazılar arasında tarihsel çelişkiler olduğunu göreceksiniz, dil bilimciler ve arkeologlar bazen birbirinden farklı şeyler söyleyebiliyorlar. Yeni araştırmalar bu göç hareketliliğini ilerleyen zamanda daha da netleştirecek gibi görünüyor. Bu çelişkiler insanlık tarihinin göçler tarihi olduğu gerçeğini ise değiştiremiyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHer ne olursa olsun bu dünyanın bir parçası ve göçmen olduğunuzu unutmayın.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİyi okumalar!\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108941693026,"sku":"13075756-054","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeoloji54.jpg?v=1783792667"},{"product_id":"aktul-arkeoloji-sayi-55-ocak-subat-2017","title":"Aktül Arkeoloji Sayı 55 Ocak-Şubat-2017","description":"\u003cp\u003eÇok değil yarım asır öncesine uzansak, elimizle hala tutabileceğimiz kadar insanlığın, uygarlığın çok uzağında durmaz kölelik. Neredeyse neolitik çağın hemen sonrasında ilk izlerini yavaş yavaş görmeye başladığımız kölelik, yarattığı karşılıksız emek gücü ile insanlık tarihinin en büyük görünmez kahramanı olarak 20 yüzyılın ortasına kadar varlığını sürdürür.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eMısır piramitlerinden Assurluların anıtsal yapılarına, Roma’nın bugün dünyaya bıraktığı devasa mirasa, antik dönem uygarlıklarının felsefesinden edebiyatına, mitolojisinden sanatına kadar insan elinin değdiği her harikanın yaradılışı köle varlığı ve gücü ile gerçekleşmiştir. Kölelik ekonomisinin yarattığı karşılıksız değer, uygarlık tarihine birçok kanıt bırakmışsa da, köleler tarihin karşısında yok olup gitmişlerdir.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eKölelik, antik çağlarda da savaşların yarattığı büyük göçlerin hem sebep hem de sonuçlarından biri olarak gelişmiştir. İlk çağlarda özellikle merkezi yönetimlerin ya da krallıkların güçlendiği tarım toplumlarında daha fazla iş gücü elde etmek için de savaşlar yapılıyor, esirler alınıyor, büyük göçler gerçekleştiriliyordu. Esir alınan köleler, tüm yaşamları boyunca evde, tarlada, tüm diğer işlerde zorunlu olarak çalıştırılıyor, o süreçte dünyaya gelen çocukları bile köle olarak yaşamlarına devam etmek zorunda kalıyordu.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeolojik olarak yazının kullanılması ile köleliğe dair ilk bilgileri ediniyoruz, insan yaşamının sonraki çağlarına ait bilgiler bir çorap söküğü gibi devam ediyor. Sümerler, Assurlular neredeyse kölelik üzerine bir ekonomi inşa ediyorlar. Anadolu’da Hititlerin devam ettirdiği köleliği yazılı kayıtlar dışında görmek neredeyse imkansız. Antik Yunan ve Roma uygarlığının en önemli payandası diyebileceğimiz kölelik, o kadar yaygın, normal ve yasal ki, heykeltıraşlıktan edebiyata tüm sanatsal üretimlerde yer verilen köle tasvirleri ve anlatımları büyük bir arkeolojik kaynak olarak antik çağ yaşamını anlamamızı sağlıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖzellikle Antik Yunan ve Roma uygarlıklarında insanların en korktukları durumlardan biri köle düşmekti. Bir yolculuk sırasında ya da savaş sırasında esir alınan insanların köle olarak satılması ve satın alınması gayet normaldi. Her ne kadar özgür olsa da insanlar, bir anda köle olabilirlerdi. Antik çağdan tanıdığımız birçok filozof, esir düştükten sonra, uzun yıllar köle olarak kalmış ve birçoğu şans eseri kölelikten kurtulabilmişlerdi. Kölelik o kadar sistematik bir algı yaratmıştı ki, kölelik yasaları hiç değiştirilmeden 20 . yüzyılın ortasına kadar uygulanarak devam etti.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖzellikle 21. yüzyılda, Orta Doğu’da gelişen durumlar ve IŞİD gibi ilkel vahşiliğin yarattığı algı, Aktüel Arkeoloji Dergisi’ninsavaş (şiddet), göç ve köleliksayılarının bir üçleme olarak şekillenmesini ve antik çağ ile günümüz arasında değişmeyen uygarlık bilincini, arkeolojik kanıtlar üzerinden anlaşılmasına olanak sunmak amacıyla hazırlandı.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108953194594,"sku":"13075756-55","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_sayi_55.jpg?v=1783792871"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-2015-cilt","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi 2015 Cilt","description":"\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi sayılarına cilt halinde sahip olabilirsiniz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi 2012-2016 yılları sayılarını içeren tüm ciltler birleştirildiğinde \"İnsanın Yaratılış Mozaiği\"tamamlanmış olacak!\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖzel Cilt yayınında 37., 38., 39., 40., 41. ve 42. sayılar bulunmaktadır.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108954275938,"sku":"AKTÜEL2015","price":2500.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeolojicilt2015.jpg?v=1783792888"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-2014-cilt","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi 2014 Cilt","description":"\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi sayılarına cilt halinde sahip olabilirsiniz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi 2012-2016 yılları sayılarını içeren tüm ciltler birleştirildiğinde \"İnsanın Yaratılış Mozaiği\"tamamlanmış olacak!\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖzel Cilt  yayınında 37.38.39.40.41.42. sayılar bulunmaktadır.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108954308706,"sku":"AKTÜEL2014","price":2500.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelarkeolojicilt2014.jpg?v=1783792888"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-56","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 56","description":"\u003cp\u003eAntalya, uygarlık tarihinin birçok aşamasına ait arkeolojik kalıntıları ile dünyadaki en zengin kentlerden biri. Sayısı yüzlerle ifade edilebilecek uygarlık tarihi için çok önemli arkeolojik alanlar ve bunların birçoğunda yılın büyük bir kısmı yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları, dünyanın hiçbir coğrafyasında karşılaşamayacağınız büyük bir değer yaratıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eEŞSİZ KÜLTÜRÜYLE ANTALYA SİZİ BEKLİYOR\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eDünya artık eski dünya değil elbette. 21. yüzyıl teknoloji ve refah çağı olarak insanlara ulaşılabilir kolaylıklar sundu. Çok değil 40 - 50 yıl önce ultra lüks olan ve sadece çok zenginlerin yararlanabildiği olanaklar, bugün herkes için ulaşılabilir olanaklara dönüştü. Ulaşılabilir kolaylıklar dünyanın her yerinde turizmin büyük bir hızla gelişmesine de olanak sağladı. Dünyanın bir yerinden bir yerine göz açıp kapayıncaya kadar ulaşmak, kolay yiyecek ve konaklama sağlamak insanlar için eşitlenebilir bir seyahat özgürlüğü sağladı. Özellikle gelişimini tamamlamış batı toplumlarının çalışanlarına zorunlu olarak sunduğu “tatil hakkı” yaklaşık 400 milyonluk bir potansiyel oluşturdu. Böylece “tatil” bir lüks olmaktan çıktı.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTürkiye’de tatil kavramı, toplum tarafından hala bir lüks olarak kabul gördüğü için “iç turizm” yeterli gelişimini hiç sağlayamadı. Bu durum, Türkiye turizminin tamamı ile yabancı turist üzerinden büyümesine yol açtı. Yakın zamana kadar özellikle Avrupalı orta sınıf için güneş, kumsal ve mavi deniz, Türkiye’nin en önemli turizm gücü olarak görüldü. Sonra fark edildi ki, neredeyse Akdeniz çevresindeki tüm ülkeler benzer bir pazar gücüne sahipti. Rekabet, turizmin büyümesine değil daralmasına yol açtı. Özellikle bu ülkelerdeki ani siyası konjonktürel değişiklikler yabancı turistin “güven” duygusunu doğrudan etkilediği için turizm risklere hep açık oldu.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTurizmin artık sadece turizm olmadığını biliyoruz, çünkü her yıl dünya üzerinde seyahat eden yaklaşık 1 milyar insan, aynı zamanda dünyanın en hareketli ekonomik gücü olarak her ülke tarafından kazanılmaya çalışılıyor. Bu durum ülkeler arasında büyük rekabet alanı sağlıyor. Artık en iyisini sunmak önemli değil, bunun yerine yeni, merak uyandıran yerel, kültürel ve arkeolojik değerler yeni dünya gezginleri için daha cazip.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAvrupa ülkeleri kendi turistini Avrupa dışına çıkarmamak için büyük çaba harcıyor. Özellikle kültür sanat ağırlıklı turizm Avrupa için önemli, çünkü sahip oldukları en önemli kozları bu. Türkiye’nin en önemli kozu ise, neredeyse çevresindeki hiçbir ülkede olmayan muhteşem bir kültürel ve arkeolojik miras zenginliğine sahip olması...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eUNESCO ile hızla büyüyen “Dünya Kültürel Mirası” kavramı son 25 yılda turizmin içinde “kültür”ün önemini açıkça gösterdi. Deniz, kum ve güneşi olmayan Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler UNESCO listesine dahil ettiği kültürel mirasları ile büyük bir turizm döngüsü oluşturdular.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAntalya sahip olduğu arkeolojik zenginlikle gelişen muhteşem bir zenginlik ortaya çıkarıyor. Sayısı yüzlerle ifade edilebilecek uygarlık tarihi için çok önemli arkeolojik alanlar ve bunların birçoğunda yılın büyük bir kısmı yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları dünyanın hiçbir coğrafyasında karşılaşamayacağınız büyük bir değer yaratıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu kadar büyük bir değeri dünya ile nasıl paylaşmalıyız? Ve en önemlisi bu arkeolojik mirası turizmin katalizörü olarak nasıl değerlendirmeliyiz? Kültür ve arkeoloji ağırlıklı turizm, turizmin geleceğini oluşturuyor ve bu büyük bir değer olarak önümüzde duruyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAntalya Tanıtım Vakfı ile birlikte projelendirdiğimiz bu özel Antalya sayımız, Antalya’nın sahip olduğu arkeolojik ve kültürel miras zenginliğinin binde biri bile değil, tüm antik çağın en yaratıcı uygarlığı olan Likya Uygarlığının üzerine yükselen bir kentin adımınızı attığınız her yerinde insanlığın geçmişine ait bir kalıntı ile karşılaşabiliyorsunuz, Antalya tüm bu zenginliği ile UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmeyi çoktan hak ediyor ve bunun için çalışmak hepimizin görevi.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAntalya sizi bekliyor... Sadece denizi ile değil, Likya Uygarlığı ile, Myra’sı, Ksanthos’u ile Limyra’sı, Perge’si, Side’si, Patara’sı ve diğer sayısız kültürüyle... Şimdiden iyi yolculuklar!\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108960632930,"sku":"13075756-056","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_2017_sayi_56.jpg?v=1783793104"},{"product_id":"actual-archaeology-anatolia-2015-issue-14","title":"Actual Archaeology Anatolia 2015 Issue 14","description":"\u003cp\u003eThe Colorful World of Mosaics Archaeological science studies material remains and carries out technical and stylistic analyses on these remains. Various identifications are made during this scientific process. For instance, the clay content or the firing degree of a ceramic fragment can be determined. The ratios of the metal contents or the production period of a coin can be determined. However, although archaeologists work meticulously, like detectives, this process gives only a few clues about the life of the individual who produced that ceramic or coin. In the background of these remains or finds are hidden the lives of individuals from every walk of life, such as architects, slaves, religious functionaries, children, and soldiers, who had a role in the social life of the period. At this point, inscriptions and descriptions come to the scientist’s rescue for analyzing the soul of the ancient period. Mosaics are both an aesthetic element decorating a space and a structural element providing insulation. However, mosaics are also among the most important data providing information about the daily life of the period when they were made. The issue you hold in your hand will take you on a journey that explores the tale of the development of mosaics, starting from the earliest examples, the small terracotta cones which decorated the surfaces of palace walls at the ancient Sumerian city of Uruk, and reaching the most elaborate decorations of Byzantine culture. During this journey, you will discover the development of mosaic techniques, workshops, materials, and craftsmen, but you will also touch the soul of the ancient world, through the stories represented on the mosaics. You will be a guest in the dining room of a Roman villa at Zeugma, Edessa or Antiocheia, where you will attend a dinner party or have a chance to meet one of the ancient family members. You will be a witness to Alexander the Great’s victory, which led him to be the world’s conqueror. You will be a participant in the sports competitions in the gymnasium at Akmoneia. You will be a visitor to the Kelenderis harbor. You will see the most beautiful and elaborate examples of mosaic art, as you turn the pages and walk through the aisles of Byzantine churches. You will dive into the amazing world of mythology, symbolism and personification and you will begin to look at mosaics from a different point of view. The small, colored stones, which used to decorate ancient people’s houses, religious and public spaces –in other words, their worlds--begin to speak and share their stories with us. The issue you hold in your hand tells the unique story of the development and the wealth of mosaics, by exploring different periods and cultures. Have a nice read!\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108960698466,"sku":"13075756-014","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/actual_archaeology_2015_sayi_14.jpg?v=1783793110"},{"product_id":"actual-archaeology-anatolia-2015-issue-15","title":"Actual Archaeology Anatolia 2015 Issue 15","description":"\u003cp\u003eWhat modern lifestyles owe to Neolithic feasts Göbekli Tepe; the early mountain sanctuary at Göbekli Tepe and the onset of food-production. \"We remember Klaus Schmidt with love and longing, our teacher, bosom friend, comrade whom we appreciate for giving us the chance to recognize Göbekli Tepe and work in that extraordinary place all together\".\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108960731234,"sku":"13075756-015","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/actualarchaeology_2015_sayi_15.jpg?v=1783793111"},{"product_id":"actual-archaeology-anatolia-2017-issue-17","title":"Actual Archaeology Anatolia 2017 Issue 17","description":"\u003cp\u003eBEGINNING OF OTTOMAN ARCHAEOLOGY\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTHE PLUNDER OF THR WEST\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHOW THE TROIA TREASURES SMUGGLED ?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHOW WAS THE ZEUS ALTAR TAKEN TO GERMANY ?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTRAVELER, ARCHAEOLOGIST OR SMUGGLER ?\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108965679202,"sku":"13075756-017","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/actualarchaeologysayi17.jpg?v=1783793332"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-57","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 57","description":"\u003cp\u003eKentler yaşayan organizma gibidir. Doğarlar, büyürler ve zamanı geldiğinde sessizce tarihteki yerlerini alırlar. Kent, bu süreç içinde kimlik kazanır. Kentlerin binlerce yılda kazandığı bu kimlik, kat kat, tabaka tabaka zenginleştirir kenti, çağdan çağa, toplumdan topluma, insandan insana, yapıdan yapıya aktarılarak çoğalır bu zenginlik. Miras dediğimiz şey tam da budur!\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAntik çağın en ünlü coğrafyacısı Strabon, Bursa için,”Prusa, ‘Mysia Olympos’u eteklerinde kurulmuş ve iyi yönetilen bir kenttir. Frigyalılar ve Mysialılar ile sınır komşusu olan bu kent, Kroisos’a karşı savaşan Prusias tarafından kurulmuştur” der. Strabon’un Prusa’dan bahsedişinin üzerinden 2 bin yıl geçmesine rağmen kenti hala aynı isimle, “Bursa” olarak tanımlamak, kentin binlerce yıllık güçlü kimliğinin bir göstergesi değil midir?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBursa ya da Prusa kurulmadan binlerce yıl öncesinden bugüne coğrafyanın gücünü simgeleyen Uludağ ya da antik çağdaki ismi ile Olympos, ki antik çağ için kutsal bir dağdır, çağlar boyu kültürlerin yamacında kurulmasına izin vermiştir. Neolitik Döneme kadar uzanan birçok yerleşim, bölgenin her çağda yerleşim için ne kadar uygun koşullar taşıdığını bize anlatır. Öyle ki bugünün modern Bursa’sı hala yüce dağın eteğinde geçmişi ile iç içe büyüyerek gelişir. Çağlara yayılan bu uzun süreçte yapılar yapılara devşirilmiş, kültürler kültürlere aktarılmış, toplumlar değişmiş ve sonunda insanlık tarihinin ortak evrensel değerlerini içeren bir kent oluşmuştur. UNESCO tarafından 2014 yılında “insanlığın evrensel değerlerine sahip kent” olarak kabul ettiği Bursa, Dünya Miras Listesi’ne kabul edilmiştir.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eKent bir açıkhava müzesi gibidir. Özellikle modern çağın en hızlı yok ettiği kültür tabakası olan Osmanlı mirası için yaşamsal öneme sahiptir. Günümüze kadar korunarak gelen Osmanlı köy mimarisi, mahalle dokusunu içeren tarım kültürü, Türkiye’nin en sanayileşmiş kenti içinde özel bir anlam içerir. Sanayi içerisinde yok olan kültürel doku yerine sanayinin içerisinde yükselen bir zenginlik olarak dünya ile paylaşılır. Cumalıkızık köyünün, salt mimari dokusu ile değil orada Osmanlı toplum yaşamının, gündelik yaşam biçiminin, insan kültürünün seçkin bir örneği olarak korunması, UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilmesi açısından oldukça önemlidir.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBursa Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile hazırladığımız Kent ve Arkeoloji – Bursa teması ile çağlar boyu arkeolojik, kültürel ve tarihsel zenginliğini anlattığımız Bursa’nın UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” olarak kabul edilmesi, kente oldukça önemli bir ulusal ve uluslararası turizm potansiyeli sağlamış durumda. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen yüzlerce proje, kentin binlerce yıllık mirasının ayağa kalkmasını sağlamış durumda. Bu kadar büyük bir değeri dünya ile nasıl paylaşmalıyız ve en önemlisi bu arkeolojik ve tarihsel mirası turizmi hızlandıran bir oluşum olarak nasıl değerlendirmeliyiz? Bundan sonraki aşama özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğünün Bursa’yı dünyaya anlatacak projelerinin boyutu ile ortaya çıkabilir. THY gibi uluslararası firmalar aracılığı ile Bursa’nın değerlerinin dünyaya tanıtılması yaklaşık 400 milyon UNESCO gezgininin ilgisini çekebilir. Birkaç gününüzü Bursa’ya ayırın ve çağlar boyunca uygarlıkların nasıl doğa ile iç içe geçtiğini görün.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBursa sizi bekliyor... İyi yolculuklar\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108969676898,"sku":"13075756-057","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_sayi_57.jpg?v=1783793525"},{"product_id":"actual-archaeology-anatolia-2017-issue-18","title":"Actual Archaeology Anatolia 2017 Issue 18","description":"\u003cp\u003eAktopraklık\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eUnderwaterbasilica\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAncient harbors of bursa\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eNicaea\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eOttoman Palace\u003c\/p\u003e\u003cp\u003ePaşalar Fossil Beds\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eMosaics\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108970987618,"sku":"13075756-018","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":true}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/actual_archaeology_sayi_18_ingilizce.jpg?v=1783793586"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-sayi-58","title":"Aktüel Arkeoloji Sayı 58","description":"\u003cp\u003eAraştırmalarımızı sürdürürken bir anda oldukça heyecan verici bir konunun içinde bulduk kendimizi. Yaklaşık 80 bin yıllık bir kültürel sürecin sonu ile yeni bir üretim biçimi ve yaşam tarzının birleştiği, çatıştığı, değiştiği bir aralıkta durarak içinde yaşadığımız sistemin ilk nasıl kurulduğunu anlamaya çalıştık.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu kültürel sürecin sonunda, avcı toplayıcıların binlerce yıllık alışkanlıkları, davranışları, yaşam şekilleri ve üretim biçimleri büyük iklimsel değişiklikle sonlanmaya, tarıma dayalı yeni bir üretim biçimi ve kültür gelişmeye başladı. Tarımın öğrenilmesi, hayvanların evcilleştirilmesi ve insanların yerleşik hayata geçmesiyle toplum yaratıldı ve ilk mimari yapılar ortaya çıktı. İlk evlerin kurulduğu yerleşimler yani küçük nüfuslu köyler, yaşamlarını sürdürebilmek için toprağa bağımlı hale geldiler. Tarım yapmak hiç de kolay değildi. İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık oluşunca yeterli verim alınamıyor ve yerleşik toplum açlık ile yüzleşebiliyordu. Büyük olasılıkla ilk depolama süreci de bu zor zamanlarda, toplumun yıllık tarım ürününün bir kısmını saklaması ile başlamıştı. Ancak bu depolama sistemini kontrol etmek ve zamanı geldiği zaman dağıtmak için de bir sistem kurulmalıydı. Mühürler ve hesap taşları, çok odalı korunaklı yapılar, güç ve zenginlik göstergesi yapılar, eşyalar, takılar ve sanatsal üretimler bu gerekliliklerin sonucu ortaya çıkmıştı. Basit toplumdan daha karmaşık bir toplumsal düzene geçildiğinin de simgesiydiler.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAynı toplum içinde eşit koşullarda yaşayan insanların birbirlerine karşı nasıl üstünlük kazanmaya başladığını ve bunun ilk yapılara, eserlere ve üretim ilişkilerine nasıl yansıdığını görmek oldukça önemli ve heyecan verici. Toplumsal karmaşıklık ve yapılanmanın yeniden şekillenmesinin sonuçlarını arkeolojik olarak tespit etmek oldukça zor. Bu nedenle arkeoloji antropoloji gibi birçok bilim dalı ile sıkı bir ortaklık ilişkisi kurmuş durumda. Ama öncesinde bir eleştiri yapmak ve 100 yıl öncesine gitmek gerekiyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e21. yüzyılın henüz başlarında olmamıza rağmen, canlı yaşamının kökeni, evrenin sırları gibi konularda teknolojinin de yardımı ile oldukça büyük bilimsel başarılar ve sonuçlar elde edildi. Ancak insanlık tarihinin anlaşılmasında hala bazı boşluklar var. Bu boşlukların oluşmasını sağlayan ise maalesef ki 20. yüzyılın henüz başlarında yapılan kazılar. Büyük bir “açgözlülük” ile 20. yüzyılın başından itibaren Avrupa ve Amerika müzeleri tarafından yapılan höyük kazıları, insanlık tarihinin tarihsel ve kültürel kodlarının anlaşılmasına büyük bir zarar vermiş görünüyor. İran, Irak, Suriye, Filistin gibi 20. yüzyılın başlarında sahipsiz kalan bu coğrafyalarda gerçekleştirilen höyük kazıları neolitik ve öncesi ilk yerleşimleri tamamen tahrip etmiş durumda. 21. yüzyılda arkeolojinin teknoloji ve diğer bilimler ile yaptığı ortaklık ve ortaya çıkan sonuçlar, bize bu kazıların büyük bir başarısızlık olduğunu gösteriyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTürkiye’nin hem şansı hem de büyük bir talihsizliği olan “baraj” baskısı erken kültürlerin anlaşılmasında önemli bir ilerleme sağlamış olsa da bilginin yaygınlaşamaması, yazılamaması ve paylaşılamaması hala büyük bir boşluk olarak duruyor. Tay Projesinin yaptığı çalışmalar bu noktada oldukça önemli.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eSon olarak son yıllarda oldukça saldırgan ve korkusuzca gerçekleştirilen bir talan ve definecilik dönemi yaşanıyor ve konuya Aktüel Arkeoloji Dergisi’nin yanı sıra birkaç yayın dışında herhangi bir üniversitenin, bilim insanının ve kurumun bu talanı görmezden gelmesi de defineciliğin kendisi kadar endişe verici. Tarihi, kültürel talana karşı çok acil birleşilmeli, önlem alınmalı. Çok geç kalmadan arkeologları kültürel mirasımıza karşı sorumlu ve cesur olmaya davet ediyoruz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİyi okumalar!\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108973543522,"sku":"13075756-058","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_58.jpg?v=1783793711"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-59","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 59","description":"\u003cp\u003eHer çağ kendi harikalarını yaratsa da antik dünyanın yedi harikası insanlık tarihinin hafızasına işlemiş gizem gibidir. Gerçek ile hayal, var ile yok arasında gidip gelir. Babil’in Asma Bahçeleri ile hayal dünyasında gezinirken Efes Artemis bizi kalıntılarının içine çekerek gerçekliğe sokar. Rodos’un devasa 100 metrelik güneş tanrısı Helios’u inanılmaz gibi görünse de, hemen karşı kıyıdaki Halikarnassos kalıntıları bizi antik çağın muhteşem işçiliği, zekası ve çalışkanlığına davet eder.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eLysippos’un öğrencisi Chares değil midir ustası ile birlikte bir o kıyıda bir bu kıyıda çalışan, çağın en önemli heykeltıraşlık eserlerine imza atan. Yolumuzu Akdeniz’in mavisinden ayırmadan İskenderiye limanlarına yanaşmak için fenerin izini takip ederiz. İnanılması güçtür dört katlı yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki fenere, yüzlerce yıl denizcilerin yoldaşı olmuştur aslında ama bugün tüm kalıntıları suyun altındadır. Yıkılanlara, yok olanlara inat zamanın bile korktuğu Piramitler çıkar sıcak kumların arasında karşımıza, az değil yaklaşık 4300 yıl önce inşa edilmiştir Khufu’nun Piramidi. Giza platosu koca evrenin ortasında bir işaret nişanı gibidir. İnanılması güç ama son yolculuğu İstanbul’da biten Zeus Heykeli bizi yine hayal dünyasına çeker, çağın en büyük heykeltraşı Pheidias sadece bir heykel değil bir imajda yaratmıştı.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGerçek ile efsane arasında iyi yolculuklar.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHERAKLES LAHDİ İÇİN CENEVRE’DEYİZ!\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eCenevre’deyiz... Kültür ve Turizm Eski Bakanımız Sayın Nabi Avcı, yanındaki heyet ile birlikte kenti gezecek. Bakanın heyecanlı olduğunu çevresindekiler ile arasındaki keyifli sohbetten anlamak mümkün. Bir kültür varlığının iadesi konusunda Avrupa’da bir ilk yaşanıyor. Bakan da bunun farkında... Cenevre paranın olduğu gibi antik döneme ait eserler için de bir kaçakçılık merkezi. Yol boyunca antikacı dükkanına benzer birçok dükkan gözümüze çarpıyor. Bazıları oldukça cesur. Bakan Avcı’nın dikkatini çekiyor ve cep telefonları ile eserlerin fotoğrafları çekiliyor ve not alınıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖğleden sonra UNESCO Genel Direktörü İrina Bokova, Cenevre Üniversitesi Rektörü ve arkeoloji bölümü ve yerel yöneticilerin de katılacağı bir toplantı var. Konu UNESCO’yu da ilgilendiriyor. İrina Bokova daha önce bu tür bir toplantıya katılmış mı bilmiyoruz ama UNESCO özellikle doğu dünyasında yaşanan savaşlara ve eser kaçakçılığına ilgi çekiyor. Cenevreli yetkililer ve üniversite, Herakles Lahdini Türkiye’ye vermekten hem memnun hem üzgün. Yerel basın, halk ve yöneticiler çok heyecanlı, Herakles’in sergileneceği üniversite binasına gidiyoruz. Kalabalık salonu doldurmuş durumda. Sırası ile birçok yönetici konuşma yapıyor. İrina Bokova Suriye ve Irak’ın arkeolojik eserleri ile ilgili cesurca açıklama yapıyor. Bakan Avcı ise her zamanki gibi nazik ama açıklamaları daha sert, “Anadolu son iki yüzyıldır soyuluyor!”.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBen etrafımda Türkiye’den arkeoloji adına birilerini arıyorum. Türkiye’de lahit uzmanı birçok bilim insanı var, arkeoloji enstitüsü var, bölgede çalışan çok önemli hocalar var ama hiç biri görünmüyor. Herakles Lahdi iade edilecek ama bilim dünyasından hiç kimse yok. Kimse ilgi mi göstermemiş, yoksa davet mi edilmemiş? Kültür ve Turizm Bakanının yanında birkaç akademisyenin olması daha güçlü bir ifade ortaya koymaz mıydı? Arkeolojiyi anlamak ve bütünsel olarak ona sahip çıkmak mı yoksa sadece bir eseri geri almak mı önemliydi?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eTürkiye’ye dönüp Herakles Lahdi’nin akademi arasındaki yansımasına baktığımızda ise Bakanlığın umursamazlığının çok daha fazlasının arkeoloji camiasında yaşandığını görmemek imkansızdı. Arkeoloji camiası konu ile ilgili hiçbir açıklama, heyecan, merak ve ilgi göstermemiş, umursamamışlardı bile. Çok ilginç değil mi? Önemli bir arkeolojik eser Türkiye’den çalınıyor, İsviçre’de yakalanıyor, İsviçre bu eserin Türkiye’ye ait olup olmadığını anlamak için Belçikalı bilim insanı Marc Waelkens’tan rapor istiyor. Türkiye bu raporla eseri geri alıyor ama Türkiye’de akademi dünyası sessiz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHasankeyf taşındı, Hasankeyf dinamitlendi, arkeolojik alanlarda büyük bir tahribat ve definecilik var ama kimse sorumlu değil. Likya’dan yol geçecek açıklama yok, Karadeniz’de birçok tahribat var ama tepki yok. Arkeolojik alana santral yapılıyor herkes sessiz. Bu, arkeolojinin akademik sahipsizliğinden başka ne olabilir ki.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÇok geç olmadan bu coğrafyaya sahip çıkmak hepimizin olduğu kadar arkeologların da sorumluluğu ve onların güçlü sesine daha fazla ihtiyaç var.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108980162658,"sku":"13075756-059","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelark59.jpg?v=1783793975"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-60","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 60","description":"\u003cp\u003e10. yılımızda size güzel bir hediye verelim istedik. Anadolu´daki arkeolojik keşifleri anlatan bu sayı; Anadolu´da gün be gün yapılan arkeolojik çalışmaların uygarlık tarihine nasıl önemli katkılar yaptığını göstermekte. Birçok arkeolojik keşif, uygarlık tarihinin hem anlaşılmasını hem de yeniden yazılmasını sağlayacak önemli veriler sunuyor. Beşiktaş, Soğmatar, Aşıklı Höyük ve Anadolu´nun dört bir yanında, daha birçok kazıda yapılan yeni araştırmalar ve keşifler 60. sayıda sizlerle. Söz uçar yazı kalır...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAmacımız sadece bir dergi yayınlamak değildi elbet. Hayallerimiz ve umutlarımız ile 10 yıl önce yola çıkmış, arkeolojiyi toplumla buluşturmayı planlamıştık. Yaptığımızı işe hiçbir zaman sadece dergi olarak bakmadık. Daha çok üzerinde yaşadığımız bu coğrafyaya karşı koklu bir saygı, tanıma, koruma ve paylaşma sorumluluğu ile bir STK gibi çalıştık. Bu coğrafya için arkeolojinin sadece arkeoloji olmadığını biliyorduk.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeolojiyi evinden çıkarmak ve toplumun ortak bir paydası yapmak için var gücümüz ile ürettik. 10 yıl içinde binlerce arkeoloji haberi paylaştık. Sayısız kazı, araştırma ve onlarca konu işledik. Her bir sayı, her bir içerik, her bir başlığımız üzerinde yaşadığımız bu zengin coğrafyanın yaşanmışlıklarını ve onlardan geriye kalan kalıntılarını en doğru şekilde anlatmak, sahip çıkmak ve korumak için özenle seçildi. Hem Türkiye’den hem de dünyanın birçok ülkesinden sayısız akademisyenin çalışmalarını okuyucularımız ile buluşturduk. Tematik içerikler ile arkeolojinin sadece arkeoloji olmadığını göstermeye çalıştık.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeolojiyi bir araç olarak kullanıp, geçmişi bugünün önüne sunmaya gayret ettik. Bu nedenle göç, şiddet, kadın, karmaşık toplumlar gibi çok önemli sayılara imza attık. Yaptığımız her proje, hazırladığımız her bir kapak ve attığımız her bir başlık bizi bu sorumlulukla okuyucu karşısında sınadı. Bu da bizim 10 yıldır Türkiye’nin çok okunan yayınları arasında yer edinmemizi sağladı. “Bağımsız” bir “arkeoloji” dergisi olarak 10 yıl boyunca, aralıksız, iki ayda bir yeni bir sayı yayımlamamızı sağlayan destekçilerimizin, sponsorlarımızın sevgisi ve yaptığımızı işe duydukları güven bizi her zaman daha da umutlandırdı. Sayın Ömer KOÇ Beyefendi başta olmak üzere KOÇ HOLDİNG’in, TUPRAŞ’ın sağladığı sponsorluk desteği, hiç eksiltmeden söylemek gerekir ki, derginin okuyucuya ulaşmasının ardındaki en büyük güçtür. Aktüel Arkeoloji adına, okuyucularımız ve korumaya anlatmaya çalıştığımız bu coğrafya adına kendilerine müteşekkiriz. İyi ki varsınız! TUPRAŞ’ın sponsorluğu sayesinde bir arkeoloji dergisi bu coğrafyada “bağımsız” olarak yayımlanabiliyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eVe elbette ilk yayımlandığımız günden bugüne her daim desteğini ve dostluğunu yanımızdan hiç eksik hissetmediğimiz Sayın İzel Levi Coşkun ve Mazars Denge’ye de sonsuz teşekkür ederiz. Bizi 10 yıldır takip eden okuyucularımıza, yazıları ile yer alan tum hocalarımıza, görselleri ile dergimizi zenginleştiren tüm fotoğrafçılara sonsuz teşekkür ederiz. Bu coğrafyada var olmaktan ve Aktüel Arkeoloji Dergisi’ni sizinle buluşturmaktan mutlu ve gururluyuz. 10 yıl önce yola çıktığımızda her birimiz pırıl pırıl gençlerdik. Her birimizin birumudu vardı. Zamanla birçoğumuz gitti, birçoğumuz geldi ama umudumuzu ve enerjimizi hiç kaybetmedik. Şimdi geriye donup baktığımızda, 10 yıl içinde bizimle yola çıkan her bir dostun, yol arkadaşlarımızın emeğinin ve heyecanının damlamadığı tek bir satırın, tek bir kapağın, tek bir içeriğin, tek bir amacın olmadığını görmek bizi mutlu ediyor. İyi ki varsınız ve iyi ki Aktüel Arkeoloji’nin parçası oldunuz. Her canlı olur ama insan yaptığı ile yaşar. Siz de, biz de Türkiye arkeolojisinin bir köşe taşı olarak dergi ile birlikte hep yaşayacağız.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGelecek yıllar için en büyük projemiz Türkiye Arkeolojisi Vakfını kurmak olacak. Bu projeye destek vermek isteyen herkesi bekleriz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİyi okumalar,\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43108996120674,"sku":"13075756-060","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_60.jpg?v=1783794279"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-61","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 61","description":"\u003cp\u003eBazı savaşlar insanlık tarihinin hafızasında uzun süre yer etti. Kadeş, Troya, İssos, Maraton bunlardan yalnızca birkaçı... Bu savaşlar sonuçları bakımından insanlık tarihini de etkiledi. Özellikle Troya, Doğu ile Batı arasında psikolojik bir duvar olarak durdu. Gerçekten yaşanıp yaşanmadığı kanıtlanmaksızın Troya Savaşı, çağlar boyu kültürel çatışmanın bir simgesi olarak görüldü. Kaynaklara sahip Doğu, kaynaklara ulaşmaya çalışan Batı ve bu ikisi arasındaki hiç bitmeyen ezeli çatışma bugün bile hayatlarımızı etkilemekte.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e1990’lı yıllardı. Televizyon hayatımıza yerleşmiş, pembe diziler ve Amerikan dizileri bizi televizyonun karşısında iyice sabitlemişti. Derken her şeyden daha heyecanlı bir sahne yakaladık: canlı savaş haberleri... Dakikası dakikasına, saati saatine, ölüm ve yaşamın hikayesine değil, savaşta güçlü olanın anlatıldığı bir anın cazibesine kapılmıştık. Bir film sahnesi gibi anlatılan canlı savaş sahnelerinin içinde büyüdük ve buna alıştık. Savaş, tepkisiz bir gerçeklik olarak hayatımızın bir parçası oldu. Yaklaşık 30 yıl böyle geçti. Yüzlerce savaş seyrettik.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBugün neredeyse dünyanın her yerinde irili ufaklı onlarca savaş hala sürmekte. En yakımızda olan Suriye, Irak, Azerbaycan, Ermenistan, Afganistan, Filistin, İsrail, Ürdün ve özellikle yoksul Afrika ülkelerinde bitmek bilmeyen iç savaşlar gözlerimizle beraber duygularımızı da köreltti.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBugünün savaşlarını anlamak çok kolay olmasa da, savaşların sebebi ve sonuçlarına ilişkin tarihsel kaynaklar ve arkeolojik veriler bize çok fazla bilgi sunmakta. Homo Sapiens ile Neanderthal’ler arasındaki var olma savaşı, avcı toplayıcı toplumlar arasında kaynaklara sahip olma ile başlayan savaşlar, aslında günümüz savaşlarının sebeplerinden çok da uzak değil. Amaç hep benzer. Kaynaklara sahip olmak ve kaynakları korumak için güçlü kalmak.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eEn erken çağlarda yani avcı toplayıcı toplumlarda bu kaynak, en güçlü savaş aletinin yapıldığı obsidiyendi. Obsidiyene sahip olmak önemli bir güçtü ve bu uzun yıllar böyle devam etti. Sonrasında tarım toplumları ile yeni bir savaş dönemi başladı. Bu savaşlar aynı zamanda uygarlığın ilerlemesi için itici güç oldu. Yerleşimlerin etrafı surlar ile çevrilmeye başladı. Daha fazla insana, daha fazla üretime ve daha fazla güce sahip olmak karmaşık toplumların daha doğrusu yönetici sınıfların güçlenmesini sağladı. Zamanla savaş teknolojisi diğer tüm teknolojilerin de itici gücü haline geldi. Savaş kazanmak için her türlü yöntem ve teknoloji geliştirildi. Binlerce yıl boyunca birbirinin tekrarı olan sonsuz savaşlar yapıldı.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBugün geriye dönüp baktığımızda, yapılan hiçbir savaşın kazananı olmadığını söyleyebiliriz... Çünkü ne Kserkses’i yok eden İskender ve imparatorluğu kaldı, ne tüm dünyaya egemen olan Augustus ve Roma İmparatorluğu... Toplumlar da, devletler de canlı organizma gibi doğdular, büyüdüler ve zamanı geldiğinde yok olup tarih sahnesinden silindiler. İnsanlık tarihi boyunca sürekli var olan bir toplum, bir devlet veya bir güç hiç olmadı. Güce ve kaynaklara sahip olma savaşı insanlık tarihi boyunca hiç bitmeyen bir döngü olarak devam etti. Bu nedenledir ki insanlık tarihi savaşların tarihi olarak da anılır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBazı savaşlar insanlık tarihinin hafızasında uzun süre yer etti. Kadeş, Troya, İssos, Maraton bunlardan yalnızca birkaçı... Bu savaşlar sonuçları bakımından insanlık tarihini de etkiledi. Özellikle Troya, Doğu ile Batı arasında psikolojik bir duvar olarak durdu. Gerçekten yaşanıp yaşanmadığı kanıtlanmaksızın Troya Savaşı, çağlar boyu kültürel çatışmanın bir simgesi olarak görüldü. Kaynaklara sahip Doğu, kaynaklara ulaşmaya çalışan Batı ve bu ikisi arasındaki hiç bitmeyen ezeli çatışma bugün bile hayatlarımızı etkilemekte. 2018’in güzelliğin, barışın, sevginin hayatımızda daha fazla yer edindiği bir yıl olması dileği ile... Mutlu Yıllar!\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109008834658,"sku":"13075756-061","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_sayi_ocak_subat_2018.jpg?v=1783794421"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-62","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 62","description":"\u003cp\u003eİnanç ve ritüel konusunu ele aldığımız bu sayıda, Anadolu’nun binlerce yıllık inançsal zenginliğinin çağlar boyu nasıl iç içe geçtiğini, inancın ve onun eylemsellik hali olan ritüel uygulamaların toplum, yönetim ve bireyler tarafından nasıl kullanıldığını, manipüle edildiğini ve dönüşüm geçirdiğini görüyoruz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eKültür ve Turizm Bakanı Sayın Numan Kurtulmuş, özel sektörün arkeolojik alanlarda kazı yapabilmesi için bir düzenleme yaptıklarını, bu düzenleme ile özel sektörün arkeolojik alanlarda önce kazı yapacağı, sonrasında ise arkeolojik alanı bir “işletme” olarak çalıştırabilecekleri bir “kaz-işlet” modelinin hazırlandığını ifade etti. Yapılması planlanan bu düzenlemenin, insanlığın ortak mirası olan Anadolu’nun arkeolojik ve kültür değerlerinin bilimsel ve kavramsal olarak anlaşılması için pozitif bir katkı sağlayamayacağını, aksine bu düzenleme ile hem arkeolojik bilginin yok olacağını hem de arkeolojik alanlarda geri dönülemez, onarılamaz tahribatlara yol açacağını belirtmek gerekir. Arzumuz bu tür düzenlemelerden bir an önce vazgeçilmesi ve arkeolojinin daha öncelikli sorunları, talepleri ve amaçları için destek sağlayan, katkı yapan ve önünü açan bir anlayıştan yana olunmasıdır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİNANÇLAR VE RITÜELLER\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHitit Krallığı kurulduğunda, kendisinden önce o topraklarda yaşamış olan Anadolu’nun erken halkı Hattilerin kültürü ve inancı bir anda yok olup gitmedi. Sonrasında Balkanlardan göçüp gelen Frigler Anadolu’ya yerleştiğinde ve Hitit İmparatorluğu çöktüğünde, Hitit halkının kültür ve inancı da yok olup gitmedi. Anadolu toprakları, Bizans ve Osmanlı’ya kadar hiç aralıksız yüzlerce yıl yerleşim gördü. Osmanlı İmparatorluğu kurulurken Bizans (Doğu Roma İmparatorluğu) halkı İstanbul surları içinde yer alan bir avuç insandan ibaret değildi elbette. Anadolu’da güçlü bir Hıristiyanlık inancı ve kendini Romalı olarak gören bir halk yaşıyordu. Anadolu halkı zamanla Osmanlı’nın ve Müslümanlığın bir parçası haline gelerek, binlerce yıllık birikimini bir sonraki kültürle paylaştı ve devam etti. Anadolu halkları, yeni gelen iktidar ve yönetim karşısında kendini hiç bir zaman ötekileştirmedi. Yeni halk ve yönetim ile zamanla kaynaştı ve varlığını onun içinde eriterek sürdürmeyi bildi. Bu nedenle, bugün bile nereden geldiğimizden çok, Anadolulu olmanın ve bu coğrafyanın kadim kültürleri ve tarihinin bir parçası olmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİnanç ve ritüel konusunu ele aldığımız bu sayıda, Anadolu’nun binlerce yıllık inançsal zenginliğinin çağlar boyu nasıl iç içe geçtiğini, inancın ve onun eylemsellik hali olan ritüel uygulamaların toplum, yönetim ve bireyler tarafından nasıl kullanıldığını, manipüle edildiğini ve dönüşüm geçirdiğini görüyoruz. İsimler değişse de inançların içindeki özün nasıl aynı kaldığını, ritüellerin birbirini nasıl kopyaladığını ve devam ettiğini görmek hem şaşırtıcı hem de heyecan verici. Bu, aynı zamanda inanç ile kültürün birbiri ile kolay ayrıştırılamayacağını ve özellikle Anadolu’da, binlerce yıllık büyük bir zincir ile birbirine bağlı olduğunu görmemiz açısından oldukça önemli. Ve elbette, binlerce yıl boyunca kültürü, inancı, ritüelleri besleyen en önemli \"özne”nin doğrudan doğanın kendisi olduğunu belirtmek gerekir. Doğa, insanın olduğu kadar kültür ve inançların da ortaya çıkmasında ve içerik bakımından zenginleşmesinde en önemli dayanak noktası. Bu öylesine güçlü bir dayanak ki bugün insanın neden doğaya karşı bu denli sert ve acımasız olduğunu anlamak oldukça zor.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109017845858,"sku":"13075756-062","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/akturlarkeolojisayi62.png?v=1783794538"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-63","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 63","description":"\u003cp\u003eHer biri bir diğerine bağlanan, birbiri ile ilişkili tematik sayılarımız ile ufkumuzu sarmalayan bir yumağı açıyoruz. Kölelik, şiddet, savaş, göç, ölüm, din ve ritüel gibi konuları ele alan tüm bu sayılar, bugün günlük yaşamın karmaşası ve koşuşturmacası arasında insanlığın kısa ama zorlu geçmişini anlamamız için bize yol gösteriyor. Bu zorlu geçmişin içinde belki de en önemlisi insanın ölüm ile baş etmesi konusu.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖlüm tek başına bir olgu değil; din, statü, cinsiyet, göç, şiddet, savaş ve onlarca başka olgu ile iç içe geçen, oldukça karmaşık bir durum. Her canlı ölür. Yaklaşık 2 milyon yıllık süreçte insan elbette bunu hem kendisini hem de doğadaki diğer canlıları gözlemleyerek algılamış olmalı. Avcı-toplayıcılara ilişkin elimizde çok mezar örneği olmasa da, Şanidar Mağarası gibi özel gömüler bize insanın ölüm ile çok erken bir tarihte baş etmeye başladığını gösteriyor. Ölüm sadece fiziksel bir yok oluş değil, içinde yaşadığınız toplum ile kurulan bağlar, geliştirilen ilişkiler ve yaşanmış hatıraları da kapsayan bir olgu. Ölüme sahip çıkmak, bir başka deyişle ölümün getirdiği yok oluşu kavramak; birey ve toplumların ölümle baş etme süreçlerine zamanla kurgusal bir boyut kazandırıyor. Ölünün etrafında duygu, hatıra ve sevgi ile sarmalanmış inanç ve ritüeller gelişiyor, özellikle Erken Neolitikte gördüğümüz ev içi gömüler, ölünün kafatası ve bedeni ile yeniden yaratılan biçimsellikler sonraki çağların da yolunu belirliyor. Ölüm sonsuz bir deneymiş gibi toplumdan topluma, kültürden kültüre sürekli değişiyor. Ölüler bazen parçalara ayrılıyor, bazen gömülürken yanına olası öteki dünya için eşyalar konuluyor, bazen yakılıyor, bazen ise anıtsal görkemli mezarlar ile sonsuzluğa uğurlanmaya çalışılıyor. Ve elbette statü ölümün daha da zenginleşmesi ve ebedileşmesine yol açıyor. İnsanın bir nebze de olsa yaşamı ile yüzleşmesini sağlamayı hedeflediğimiz bu sayı ile sizlere eşsiz Anadolu coğrafyasının ve sakinlerinin ölüm ile başa çıkma hikayesini anlatıyoruz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eYaşamak ve yaşamın güzelliğini anlamak için...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİyi okumalar.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eMurat Nağış\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109023613026,"sku":"13075756-063","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_58b3543d-8715-491a-b435-fc01770af7df.jpg?v=1783794746"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-64","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 64","description":"\u003cp\u003eElinizdeki bu sayı; kurmaca geçmiş algısının yerine bilimsel ve gerçekçi, kanıtlara dayanan bir geçmişi anlatıyor. Hint Avrupalıların göç ile Anadolu’ya gelmediğini, aslında Anadolu’da filizlenen dilin batıya yayıldığını arkeolojik kanıtları ile gösteriyor. Geçmiş ile ilgili bildiklerimiz resmin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. Henüz bilmediğimiz çok fazla katman var. Hititler gerçekte kim? Hattiler kim? Göç ile gelenler kimler? 2. binyılda ne oldu?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eRahata ermemiş geçmiş\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeoloji tüm sosyal bilimler içinde belki de en fazla tahribata uğramış bilim dalıdır. Çünkü geçmiş gelecek için pasiftir ve geleceğin nesnesine dönüşmüştür. Gelecek kendi kurgusu için arkeolojik katmanlar arasında rahatlıkla geçiş yapabilir.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeoloji, 18.-19. yüzyıllarda henüz sistematik hale gelmemiş geçmiş algısının bir anda ortasına düştüğünde, binlerce yıldır toprağın altında bekleyen kalıntılar, büyük bir aymazlık ile tüm sahip olduğu bilgiden koparılarak sadece bir “sanat” objesine dönüştürülerek yağmalandı. Uygarlık tarihini anlamak yolunda belki de hiçbir zaman onarılamayacak yaralar açıldı. Bu tahrip sadece kalıntılardan ibaret değildi. En büyük tahribat geçmişin yaşanmışlıklar ile değil, beklentiler üzerinden kurgulanması ile oluştu. Çünkü Batı kendi geçmişini anlamaya ve kurgulamaya çalışırken, arkeoloji bir araç olarak kullanıldı. Bugün ise arkeoloji eskisine oranla çok daha cesur ve heyecanlı. Son 250 yıldır Batı’da, masa başında kurulan tüm o geçmiş kurgusu yavaş yavaş yıkılmaya başlıyor. Bilgi değişse de algı hemen değişmiyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eElinizdeki bu sayı; kurmaca geçmiş algısının yerine bilimsel ve gerçekçi, kanıtlara dayanan bir geçmişi anlatıyor. Hint Avrupalıların göç ile Anadolu’ya gelmediğini, aslında Anadolu’da filizlenen dilin batıya yayıldığını arkeolojik kanıtları ile gösteriyor. Geçmiş ile ilgili bildiklerimiz resmin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. Henüz bilmediğimiz çok fazla katman var. Hititler gerçekte kim? Hattiler kim? Göç ile gelenler kimler? 2. binyılda ne oldu? Assurlar Anadolu’yu nasıl değiştirdi? Kavimler göçü gerçekten oldu mu? Troya nasıl yıkıldı? Ahhiyawa neresi? Ve en önemlisi Luviler! Kim bu Luviler ve neden her yerde karşımıza çıkmalarına rağmen ortada yoklar? 600 yıl boyunca Anadolu’ya hükmetmiş Hitit İmparatorluğu’nun izleri nerede? Nasıl yıkıldı bu koca imparatorluk?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİşin bir de diğer boyutu var. Tüm antik filozof, edebiyatçı, tarihçiler Anadolu coğrafyasında doğmalarına ve yaşamalarına rağmen neden buralı sayılmaz da Batı medeniyetinin temellerini atmak için karşı kıyıda gösterilir? Homeros’u Karabel’den, Zeus’u Fırtına Tanrısı’ndan nasıl uzak tutarız? İsimler değişse de mitosların özü değişmez, bizi hep aslına götürür. Efes\/Apasa, Milet\/Millawanda değil midir? Fırat ile Dicle ne ise Gediz Nehri ile Menderes Nehri, Yeşilırmak ile Kızılırmak da o değil midir? Fırat ile Dicle Neolitiği, Yeşilırmak ile Kızılırmak Tunç Çağını, Gediz ile Menderes Demir Çağını filizlendirmemişler midir? Anadolu’da nehirler uygarlığın yaratıcıları değil midir?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBugün arkeoloji eskisi gibi değil. Daha sert, daha keskin. Masa başlarında inşa edilen geçmiş, her an yeni bir keşif ile yıkılmaya hazır. Tıpkı İstanbul’un ilk tarihini kolonizasyon ile kurmaya çalışanlara inat balçığın içinden Yenikapı’nın çıkıp gelmesi gibi. Bir anda değişir geçmiş. Sırtında tohumu ile ayak izlerini geride bırakmış Neolitik Çağ İstanbulluların kalıntıları, tüm o kurmaca hikayeleri bir kenara iter. Tarihin aldatıcı anlayışı her gün yeni bir keşif ile yıkılmaya hazırdır. Mellaart’ın Çatalhöyük ile yıktığı Neolitik sınır, Klaus’un efsanevi keşfi ile sınırsız bırakmıştır geçmişi. Artık geçmişin bir sınırı yoktur. Göbeklitepe yeni bir manifesto olarak düşmüştür insanlığın önüne. Ufkumuz ile beraber gözümüz de açılmış, ilk kez geçmişi kendimize bu kadar yakın hissedebilmişizdir.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109025710178,"sku":"13075756-064","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuelsayi64.jpg?v=1783794818"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-65","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 65","description":"\u003cp\u003eOyun sadece çocukların yarattığı başka bir dünya değil, insanlık tarihi boyunca her yaş grubunun yaşamı beslemek ve yeniden \"başka türlü\" anlamdırmak için ürettiği bir kültürdür. Oyun tam olarak bir düşşellik değil, aksine yaşamın kendisidir ve tam da bu nedenle insanlık tarihinin her aşamasında doğrudan ya da dolaylı olarak karşımıza çıkar. Arkeolojik anlamda oyunu yaşamın diğer ögelerinden ayırmak zor olsa da oyunun din, sanat, felsefe, iktidar, kahramanlık gibi birçok alanla içselleştirilmiş bir bağı var. Biz de \"Neden oyun oynarız?\" sorusundan yola çıkarak, oyun ve oyuncakların çağlar boyu süren hikayesini arkeolojik öğeler ile buluşturduk.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGÖBEKLİ TEPE’NİN GELECEĞİ\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBahreyn’de düzenlenen UNESCO’nun 42. toplantısı ile bir dünya mirası olarak uluslararası arenada da kabul gören Göbekli Tepe, bugün dünyanın en ilgi çeken arkeolojik alanlarından biri. Göbekli Tepe, 1960’lı yıllardan itibaren dünya arkeoloji literatüründe yer alan Çatalhöyük’ten sonra Türkiye’nin dünya çapında tanınan en önemli arkeoloji markalarından biri haline gelmiş görünüyor. Türkiye için büyük bir şans olduğunun altını da özellikle çizmek gerekir. Çünkü özellikle Batı dünyası, Troya gibi önemli bir arkeolojik yerleşimin Türkiye’de değil de Yunanistan’da olduğunu düşünüyor. Bu elbette, hem Türkiye hem de Batı dünyası için bir ayıp. Öte yandan, bu yıl Troya için başlatılan çalışmalar bu algının kırılması için oldukça önemli.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003ePeki bundan sonra ne olacak? Bir dünya markası ile nasıl başa çıkılacak? Göbekli Tepe sadece arkeolojik anlamda değil, turizm potansiyeli ile de benzersiz bir cazibeye sahip. Bugün baktığımızda, herkes Göbekli Tepe ismini kullanarak bir şeyler yapmak istiyor. Bu, belki kısa vadede turizmcilerin ve ismini Göbekli Tepe ile yan yana getirmek isteyenlerin işine yarasa da, uzun vadede Göbekli Tepe için zarar verici olabilir.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGöbekli Tepe’nin muhteşem görsel ve zihinsel sunumu tüm dünyanın ilgisini buraya çekiyor. Şanlıurfa’nın ise bu talebe hazır olduğunu söylemek oldukça zor. Bu hazırsızlık sadece otel ya da hizmet sektörünün yeterli alt yapıya sahip olması anlamına gelmiyor, kaldı ki henüz olgunlaşmış böyle bir altyapı da yok. Burada asıl önemli olan, kendimizi geliştirmemiz, değiştirmemiz, hazırlamamız ve neye sahip olduğumuzun bilincine varmamız. Yerel hizmet sektöründe yer alan her bir bireyden topluma, kamudan özel sektöre kadar geniş bir yelpazede yer alan her kesimin fikren buna hazır olması gerekiyor. Bu süreci idare etmek zor olsa da uzun vadeli bir turizm kültürünün yeşermesi ve ortak bir turizm anlayışının gelişmesi kente büyük fayda sağlayacaktır. İlerleyen yıllarda milyonlarca insanın Göbekli Tepe’yi ziyaret edeceğini öngörmek zor değil. Dikkat edilmesi gereken ise, bu ziyaretçilerin alana ve kente tekrar tekrar gelmelerini sağlamak. Kendi kendini tüketen bir kente değil, kültürel anlamda zenginleşecek bir kente dönüşümü sağlamak gerekiyor. Günü kurtarma çabası ve fırsat yakalama gayreti ile yapılacak girişimler kısa vadede kazanç sağlasa bile, uzun vadede hem kente hem de Türkiye’ye büyük zararlar verecektir. Kentin bu süreçte sağlıklı, donanımlı ve bilinçli adımlar atması ve uzun süreli planlamalar yapması elbette önemli olacaktır.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eKalbimiz Hasankeyf ’te. Parça parça sökülen her bir yapı içimizi acıtıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eKazı sezonunun sonuna geldik, Türkiye’nin dört bir yanında sürdürülen arkeolojik kazılardan haberler gelmeye başladı. Yeni gelişmeleri paylaşmak için sabırsızlanıyoruz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003e...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBu sayıyı dünyanın tüm çocuklarına armağan ediyoruz. Çocuk olmak hayal etmektir, yaşamı gerçekliğin ötesinde yeniden inşa etmektir. İyi okumalar.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109035638882,"sku":"13075756-065","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/thumb.jpg?v=1783795119"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-66","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 66","description":"\u003cp\u003eAnadolu´nun zenginlikleri ve son dönem öne çıkan arkeolojik kazılarının yer aldığı bu sayının ana konusu olan \"Antik Çağlarda Ekonomi\" ile günümüze bir gönderme yapıyoruz. Ekonominin yalnızca bugün var olan bir sistem olmadığına vurgu yaparak, çağlar boyu insanın hayatını kuşatan ve zamanla kuralları olan bir sisteme evrilen yapısını okurlarımızla paylaşıyoruz. Anadolu´da son dönemde öne çıkan kazı çalışmaları ve önemli buluntular, Anadolu´nun arkeolojik olarak hala keşfedilmeye ne kadar açık olduğunu gösteriyor. Bu çalışmalardan belki de en önemlisi, kapağa taşıdığımız, Anadolu´da ilk kez keşfedilen SİN TAPINAĞI.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eYeni dönem ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı, yeni bir anlayış ile Türkiye’nin turizm hedefi çıtasını belirledi ve oldukça yukarı çekti. Bu hedef için kısa zamanda oldukça önemli görüşmeler ve ilkeler belirlendi, turizm sektörünün neredeyse tüm önemli aktörleri ile görüşüldü ve fikir alışverişi yapıldı. Bu süre zarfında dönüp baktığımızda arkeoloji ile ilgili hiçbir kurum, bilim insanı, üniversite ya da arkeoloji dünyasının aktörlerinden fikir alınmadı. “Siz ne düşünüyorsunuz, arkeolojinin çıtasını nasıl yükseltelim, nasıl daha fazla ödenek ve destek sağlayalım, kazıları ve restorasyonları genişletip, yeni müzeler, sergiler, konferanslar düzenleyelim, laboratuvarlar açalım, dışarıya bağımlılığımızı azaltalım?” diye konuşulmadı. Konuşulan tek konu, “Kazıların bütçesi geçen yıl biraz fazla olmuş, bu yıl biraz kısalım” gibi göründü. Zaten arkeologlar “Biz kendi yağımızda kavruluyoruz, daha fazla zorlamaya gerek yok” diye kendi aralarında çoktan konuşmuştu bile… Gerçekten kazı yapmak yetiyor mu arkeoloji dünyasına?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeoloji salt bir bütünden oluşmuyor, bu nedenle arkeolojinin tanımını 21. yüzyılda yeniden yapmanın da önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor. Arkeoloji artık eski arkeoloji değil. Dünya değişiyor ve bilim sürekli ilerliyor. Arkeolojiyi sadece toprağı kazmak olarak görmek artık bir yüzyıl öncesinin düşüncesi. Arkeoloji ile bilimi ne kadar iç içe koymalıyız? Bilimin kazı yapmaktan daha önemli hale gelmesi için kaç enstitü kuruldu? Kaç uluslararası projeye ortak olundu? Hala fotoğrafı bir bilim olarak görmeyen ve elinde arşivi olmayan onlarca kazı var. Dijital çağa geçememiş, fotoğraf arşivi olmayan müzeler, hiçbir ARGE’si, laboratuvarı olmayan kazılar ve üniversiteler olması hiç canınızı sıkmıyor mu? Türkiye’den ERC desteğini alan projeyi yürüten ekip, her yıl Avrupa’da bine yakın projeye ERC desteği verildiğini, Türkiye’den ise, son 5 yılda 20’den az projenin bu desteği alabildiğini söylüyor. Yani sorun bilimin üretiminde... “Ne üretiyoruz? Nasıl bilim yapıyoruz?” diye kendi kendimize sormamız gerekmez mi? Bu çıtayı yükseltmek için bakanlığın destek olması ya da Bakanlığı zorlayacak bir arkeoloji dünyası gerekmez mi? İğneyi kime çuvaldızı kime batırmalıyız? Arkeoloji dünyasında radikal dönüşümler yaşanmadığı sürece ve binlerce mezun yetenekli arkeolog, arkeoloji dünyasına kazandırılmadıkça bu sürecin değişebileceği pek muhtemel görünmüyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eArkeolojiyi nasıl bir gelecek bekliyor?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİçinde bulunduğumuz yeni dönemde Türkiye’deki birçok kurum bir değişim ve dönüşüm içerisinde. Yeni dönemin ilk Kültür ve Turizm Bakanı’nın arkeolojiye ilgisi önemli olsa da Bakanlığın ağırlığı turizme verdiği açık ara görülebilmekte. Bu, elbette, ülkenin ekonomik beklentisi ile de örtüşüyor. “Arkeoloji bu yeni sistem içinde kendini nasıl konumlandırmalı ve kendine nasıl yeni bir gelecek kurmalıdır?” düşüncesini ise pek dillendiren yok.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÜlkede hala at başı önde olan bir definecilik hakim ki defineciler dernek kurarak eğitim bile verebiliyorlar. Bu tür oluşumları engellemek yerine bunların önünü açan düzenlemeler ve göz yummalar ile bu sorun gittikçe büyüyor. Yakın zamanda yakalanması ile gündem olan binlerce eser ile olayın sadece polisiye yönünü alkışladığımız bir gerçek. Bir yandan UNESCO listeleri içinde yarışmak, bir yandan nitelikli turist getirmek arasında bocalarken, dünyanın en önemli arkeoloji coğrafyasının göz göre göre hoyratça yok edilmesine üzülmek kimin sorunu olmalı? “Namuslular namusssuzlar kadar cesur olmadıkça...” sözü belki arkeoloji dünyası içinde geçerli olmalı. Arkeologlar defineciler kadar cesur olmadıkça bu sorun kısa vadede çözüme ulaşmayacak gibi görünüyor.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109037768802,"sku":"13075756-066","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/img027.jpg?v=1783795216"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-67","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 67","description":"\u003cp\u003eUzun süredir üzerinde çalıştığımız ancak kısmen bir noktaya kadar taşıdığımız bu sayı, uygarlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olan Neolitik Devrim’i hazırlayan yaklaşık 2 milyon yıllık süreci, insanlığın en uzun yolculuğunun hikayesini yani avcı-toplayıcıları anlatıyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eZorlu bir yılı geride bıraktık. Yaşasın 2019 demek içinse henüz çok erken. Önümüzde mücadele ile geçecek koca bir yıl var. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye’nin arkeoloji dergisi olarak dolu dolu içerikler hazırlamaya devam edeceğiz. Bu yıl için oldukça özel sayılar planladık. Yalnızca arkeoloji meraklılarına değil, arkeolojinin geçmişin pasif bir yansıması olmadığını, aksine aktif olarak geleceğin inşası için bugünün toplumuna yön verebilecek bir bilim olduğunu görmek isteyen herkese ulaşmayı hedefledik. İnsanlığın ortak sorunu iklim gibi konuları ele alacağımız yeni sayılar ile topluma arkeolojinin sorumluluğunun bilinenden çok daha büyük olduğunu göstermeyi amaç edindik.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109045076066,"sku":"13075756-067","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_arkeoloji_67_sayi.jpg?v=1783795502"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-69","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 69","description":"\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi olarak son üç sayımızı bir tema etrafında şekillendirdik: “Avcı-Toplayıcı”, “İklim ve Uygarlık” ve bu serinin sonuncusu olan “Uygarlığı Yaratanlar”. “Avcı-Toplayıcı” sayısı ile Göbekli Tepe öncesinde yani tarım devrimi öncesinde Anadolu ve Mezopotamya’da nasıl bir yaşam olduğu sorusu ile yola çıktığımız bu serinin ikinci sayısında ise iklimin uygarlığın gelişimi ve değişimi üzerindeki etkin rolünü inceledik. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında Neolitik Devrimin insan, toplum ve uygarlık üzerindeki etkisini incelediğimiz serinin son sayısı “Uygarlığı Yaratanlar” ile ilk köylüler ve köyler ile yeni bir yaşam biçimine uzanan uygarlığı anlatmayı hedefledik. Uygarlık nasıl kuruldu? Bu hala araştırılmaya ve yeni bilgiler ile anlaşılmaya devam ediyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eUygarlık sürecinin ivme kazanarak bir kırılma yaşadığı 12 bin yıl öncesine uzanıp yeni bir yaşam biçimi inşa eden insanlara bakmak oldukça heyecan verici. Çünkü onlar yeni bir üretim ilişkisine dayalı bir yaşamın ilk adımlarını atan ilk yerleşikler ve ilk köylülerdir.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eModern çağ insanının en büyük yanılgılarından biri geçmişi yani ilk çağ insanlarını barbar, ilkel ve gelişmişlikten uzak olarak görmesidir. Bulutlara ulaşan gökdelenler, gelişen teknoloji ve “mükemmel” dizayn edilmiş gibi görünen bu “sistem” nasıl olur da mağarada ve basit barınaklarda yaşayan insanların geleceği olabilirdi ki?\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBugünün insanı içinde yaşadığı bu “mükemmel” sistemi sanki başlangıcından beri bu şekilde var edilmiş gibi düşünüyor. Oysa ki 2 milyon yıl boyunca hayatı yürümekle geçen, ağaçtan topladığı meyveler, topraktan çıkardığı köklerle yaşamını sürdüren, bir sopanın ucuna bağladığı sivri bir taş ile avladığı hayvanlara bağlı bir yaşam sürdüren bu topluluklar, 12 bin yıl öncesinde, bugüne, günümüze ulaşan yeni bir yaşam biçimini var ettiler.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİklimin değişmesiyle, üzerinden geçmesi hiç de kolay olmayan nehirlerin kenarında basit, ilk mimari yapıları deneye deneye, değiştire değiştire inşa eden bu topluluklar, kavramsal olarak bugüne uzanan bir düşüncenin ilk tohumlarını attılar. Bugünün uygarlığı işte tam oradan, Dicle ile Fırat’ın gürül gürül aktığı ve yemyeşil bir vadi yarattığı Bereketli Hilal’in etrafından gün be gün gelişerek, değişerek ve ilerleyerek günümüze ulaştı.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eİklimin, doğanın ve buna bağlı olarak yaşamın ağır koşulları ile baş eden bu insanlar, bizler farkında olsak da olmasak da bugünün davranışlarını, yaşam şeklini, fikirlerini ve kavramlarını toprağa eker gibi gelecek nesillerin yaşamına ektiler. Fırat ile Dicle’nin kenarına kurulan ilk yapılar mimarı geleneğimizi belirledi. Bugün evlerde kullanılan birçok araç gereç, o günün fikirleri ve ihtiyaçları doğrultusunda gelişti. Çok değil, Neolitik Devrim’den Sanayi Devrimi’ne kadar (yaklaşık 300 yıl öncesi) tarıma dayalı üretim biçimi ve yaşam şekli binlerce yıl boyunca radikal değişikliklere uğramadan devam etti.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi olarak son üç sayımızı bir tema etrafında şekillendirdik: “Avcı-Toplayıcı”, “İklim ve Uygarlık” ve bu serinin sonuncusu olan “Uygarlığı Yaratanlar”. “Avcı-Toplayıcı” sayısı ile Göbekli Tepe öncesinde yani tarım devrimi öncesinde Anadolu ve Mezopotamya’da nasıl bir yaşam olduğu sorusu ile yola çıktığımız bu serinin ikinci sayısında ise iklimin uygarlığın gelişimi ve değişimi üzerindeki etkin rolünü inceledik. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında Neolitik Devrimin insan, toplum ve uygarlık üzerindeki etkisini incelediğimiz serinin son sayısı “Uygarlığı Yaratanlar” ile ilk köylüler ve köyler ile yeni bir yaşam biçimine uzanan uygarlığı anlatmayı hedefledik. Uygarlık nasıl kuruldu? Bu hala araştırılmaya ve yeni bilgiler ile anlaşılmaya devam ediyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eBirbiri ile ilişkili bu üç sayı Dr. Güner Coşkunsu’nun tema editörlüğü ve bilimsel danışmanlığı ile Deniz Genceolu’nun editörlüğünde hayata geçirildi. Dünyanın birçok ülkesinden ve birçok üniversitesinden onlarca bilim insanı bu sayılara içerik oluşturmak için davet edildi. Emeği geçen her bir bilim insanına sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eAktüel Arkeoloji Dergisi olarak son üç tematik sayımızın bilimsel danışmanlığını ve tema editörlüğünü üstlenen Dr. Güner Coşkunsu’ya çok teşekkür ediyoruz. Foucault entelektüelin tanımını çizerken onu çağın sorunlarına tepki verebilen korkusuz bir imgeye dönüştürür, yoksa entelektüel olmak çok bilmek değildir. Güner Hanım bir bilim insanı olmanın yanında sesini yükseltebilen bir entelektüel olarak da çok değerlidir.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109052350562,"sku":"13075756-069","price":469.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_2.jpg?v=1783795833"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-70","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 70","description":"\u003cp\u003eBelki de son 12 bin yılda hayal etmeyi unuttuk. Toprak esir aldı bizi. Hayallerimizin yerini ise endişelerimizin arasına sıkıştırdığımız geleceğimiz. Geriye tekdüze bir uygarlık kaldı. Hayal etmeyen, öteki bir uygarlık…\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eÖncesinde yabandık. Sınırsız bir dünya, sınırsız bir evrenin ortasında varoluşumuza, dünyaya, evrene, doğaya ve yaşama dair hikayeler, mitoslar, söylenceler hayal eder, bunları birbirimize kulaktan kulağa anlatırdık. Enkidu olmak, yaban olmak, Gılgamış olmaktan daha heyecan verici gelmiştir bu nedenle. İçinde yaşadığımız dünya ve evren tüm yabanlığı ile beslediği hayallerimizi mitoslara gebe bırakmıştır. Göbekli Tepe böyle doğmuştur. Doğanın ve evrenin tüm yabanlığını görürüz onda ama anlayamayız. Tüm gizemi ve yabanlığı ile bir hayal gibi bu yeni uygarlığın üzerinde gezinir Göbekli Tepe...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eGöbekli Tepe’yi anlayamıyoruz. Çünkü, doğaya, diğer canlılara, evrene, yerin altına ve üstüne düşman bir uygarlık Göbekli Tepe’yi nasıl anlayabilir? Nasıl hayal edebilir akrebi, yılanı, kuşları; ne anlatabilir artık düşman bildiklerimiz bize? İnsan yaban iken içinde yaşadığı dünya insanın dostuydu. İnsan doğanın bir parçasıydı, sahibi değil. On binlerce yıl doğaya, yaşama ve evrene dair mitoslar, hikayeler ve efsaneler ürettik. İnsan bu mitosların bir parçası oldu, kahramanı değil. Şimdi turnaları öldürüp Göbekli Tepe’nin turna betimlemelerini anlamaya çalışıyor, neslini tükettiğimiz hayvanların bize hikayeler anlatmasını hayal ediyoruz...\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eMitos ağacın köküdür. Ortak zenginliktir. İnsanlığın hayali ve hafızasıdır. Mitos insanlığın yaban halidir, saftır, karışıktır. Mitos göçebedir. Mitos sahipsizdir. Her coğrafya mitosu sahiplenir, kendine göre değiştirir, şekillendirir, bezer ve kulaklara üfler. Kulaktan kulağa zenginleşir, sonra döner; ilk çıktığı köke döner. Yani insana geri döner. Mitoslarla kültürü keşfederiz, coğrafyayı tanırız, köke ulaşırız.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eDin yokken, tanrı yokken, mitoslar vardı. Gökyüzünde yıldızlar vardı, parlayan güneş, içinden geçtiğimiz orman, altında dinlendiğimiz ağaç, gece uyuduğumuz mağara, aşamadığımız yüce dağlar, serin suyundan içtiğimiz nehir ve karnımızı doyurduğumuz diğer canlılar; bunlar kutsal ve değerliydi yaşam için. Bu nedenle kutsal ırmak, kutsal dağ, kutsal hayvan olarak tanımladık her birini. Mitoslar, insan ile doğanın varlık ilişkisinin anlatısıdır, birbirini tamamlayan bir ilişki.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eHasankeyf için son bir umut...Hiçbirşey için geç değil, Hasankeyf hala yarınların mirası olabilir.\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109060542562,"sku":"13075756-070","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/1_1_21cdeca3-a710-4f61-8833-0387bed6987f.jpg?v=1783796098"},{"product_id":"aktuel-arkeoloji-dergisi-sayi-71","title":"Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 71","description":"\u003cp\u003eUygarlığın estetik ile arasını açtığı, estetiği sadece bir şekle dönüştürdüğü bir zamanda yaşıyoruz. Estetik, antik çağlar boyunca kavramsal olarak çok bilinen ve üzerine düşünülen bir ifade olmamasına rağmen yaşamının, sanatın ve felsefenin içinde normalleşerek içselleşmişti.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eModern çağda estetik, idealden daha çok ütopyaya evrilmiş bir kelimeye dönüşmüş, metalaşmış, dışsallaştırılmış görünür. Geçmiş uygarlıklara ait kalıntılar - ki bunlar antik çağda gündelik yaşamın bir parçasıydı - modern çağ insanı için estetik değer ifade ettiği için özel koşullar altında saklanıyor. Estetikten uzaklaşan hayal gücü kendine yeni düşünceler sağlasın diye müzeler, sergiler ve özel koleksiyonlar içinde yeniden üretilmeye çalışılıyor. Estetik, yaşamın ve toplumsal paydanın gerçekliğinden çıkarılıp ütopik bir metaya dönüştükçe kentlerimiz ve buna bağlı tüm yaşam alanlarımız, günlük kullanım gereçlerimiz, sanatsal üretimlerimiz kısacası her şey makineleşiyor, tek tipleşerek estetikten uzaklaşıyor. Çirkin kentler ve kopya yaşamsal alanlar yaratılıp buralarda yaşamaya mahkum edilmek, modern çağ insanını mutsuz ediyor.\u003c\/p\u003e\u003cp\u003eEstetik sayısı ile uygarlık tarihinin farklı zamanlarında ve farklı üretimlerinde hayal gücünün doğa ile insan ilişkisinde nasıl birleşip ayrıştığını gösteren birçok içeriği bir araya getirdik. Anlamı arayan ve onu gerçeklik ile deneyen sanatçıların ya da zanaatkarların ya da sıradan insanların günümüze ulaşmış eserleri ya da ürettikleri üzerinden uygarlığın nasıl kültürel kırılmalar yaşadığını görebiliyoruz. Bazen bir kap üzerine bezenmiş yeni bir motif, bazen bir heykelde yakalanan bir duruş ya da bir mimari eserde görülen değişim uygarlığın hayal gücünü bir sonraki aşamaya taşıyor. Estetik değerlerini, sanatsal hayal gücünü kaybetmiş bir toplum olarak antik çağdan günümüze ulaşan ve birer gururumuz olan eserleri neden yok ederiz? Hasankeyf’in estetik birikimini ve bu birikimin altında yer alan kültür şölenini bir beton yığınıyla neden yok ettiğimizi bir kez daha düşünelim. Hasankeyf için geç değil!\u003c\/p\u003e","brand":"Aktüel Arkeoloji","offers":[{"title":"Default Title","offer_id":43109077450850,"sku":"13075756-071","price":329.0,"currency_code":"TRY","in_stock":false}],"thumbnail_url":"\/\/cdn.shopify.com\/s\/files\/1\/0681\/0881\/2386\/files\/aktuel_ark_92dadbaa-6611-4305-acda-4ce9acb8ff50.jpg?v=1783796489"}],"url":"https:\/\/www.arkeolojisanat.com\/collections\/aktuel-arkeoloji-dergisi.oembed?page=2","provider":"Arkeoloji ve Sanat","version":"1.0","type":"link"}