Anasayfa > Kitap > Arkeoloji< Geri dönün

Daha ayrıntılı olarak görmek için ana resmin üzerinde fareyi hareket ettirin.

Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 64

Yayınevi: Aktüel Arkeoloji

ISBN: 13075756-064

18,00 TL  (KDV Dahil)

Kargoya verilme süresi: 1 - 5 İş Günü

Ürün tükenmiştir!

Ürün temini hakkında bizimle iletişime geçebilirsiniz.

ISBN: 13075756-064
Yazar: Anonim
Cilt tipi: Karton Kapak

Elinizdeki bu sayı; kurmaca geçmiş algısının yerine bilimsel ve gerçekçi, kanıtlara dayanan bir geçmişi anlatıyor. Hint Avrupalıların göç ile Anadolu’ya gelmediğini, aslında Anadolu’da filizlenen dilin batıya yayıldığını arkeolojik kanıtları ile gösteriyor. Geçmiş ile ilgili bildiklerimiz resmin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. Henüz bilmediğimiz çok fazla katman var. Hititler gerçekte kim? Hattiler kim? Göç ile gelenler kimler? 2. binyılda ne oldu?

Rahata ermemiş geçmiş

Arkeoloji tüm sosyal bilimler içinde belki de en fazla tahribata uğramış bilim dalıdır. Çünkü geçmiş gelecek için pasiftir ve geleceğin nesnesine dönüşmüştür. Gelecek kendi kurgusu için arkeolojik katmanlar arasında rahatlıkla geçiş yapabilir.

Arkeoloji, 18.-19. yüzyıllarda henüz sistematik hale gelmemiş geçmiş algısının bir anda ortasına düştüğünde, binlerce yıldır toprağın altında bekleyen kalıntılar, büyük bir aymazlık ile tüm sahip olduğu bilgiden koparılarak sadece bir “sanat” objesine dönüştürülerek yağmalandı. Uygarlık tarihini anlamak yolunda belki de hiçbir zaman onarılamayacak yaralar açıldı. Bu tahrip sadece kalıntılardan ibaret değildi. En büyük tahribat geçmişin yaşanmışlıklar ile değil, beklentiler üzerinden kurgulanması ile oluştu. Çünkü Batı kendi geçmişini anlamaya ve kurgulamaya çalışırken, arkeoloji bir araç olarak kullanıldı. Bugün ise arkeoloji eskisine oranla çok daha cesur ve heyecanlı. Son 250 yıldır Batı’da, masa başında kurulan tüm o geçmiş kurgusu yavaş yavaş yıkılmaya başlıyor. Bilgi değişse de algı hemen değişmiyor.

Elinizdeki bu sayı; kurmaca geçmiş algısının yerine bilimsel ve gerçekçi, kanıtlara dayanan bir geçmişi anlatıyor. Hint Avrupalıların göç ile Anadolu’ya gelmediğini, aslında Anadolu’da filizlenen dilin batıya yayıldığını arkeolojik kanıtları ile gösteriyor. Geçmiş ile ilgili bildiklerimiz resmin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. Henüz bilmediğimiz çok fazla katman var. Hititler gerçekte kim? Hattiler kim? Göç ile gelenler kimler? 2. binyılda ne oldu? Assurlar Anadolu’yu nasıl değiştirdi? Kavimler göçü gerçekten oldu mu? Troya nasıl yıkıldı? Ahhiyawa neresi? Ve en önemlisi Luviler! Kim bu Luviler ve neden her yerde karşımıza çıkmalarına rağmen ortada yoklar? 600 yıl boyunca Anadolu’ya hükmetmiş Hitit İmparatorluğu’nun izleri nerede? Nasıl yıkıldı bu koca imparatorluk?

İşin bir de diğer boyutu var. Tüm antik filozof, edebiyatçı, tarihçiler Anadolu coğrafyasında doğmalarına ve yaşamalarına rağmen neden buralı sayılmaz da Batı medeniyetinin temellerini atmak için karşı kıyıda gösterilir? Homeros’u Karabel’den, Zeus’u Fırtına Tanrısı’ndan nasıl uzak tutarız? İsimler değişse de mitosların özü değişmez, bizi hep aslına götürür. Efes/Apasa, Milet/Millawanda değil midir? Fırat ile Dicle ne ise Gediz Nehri ile Menderes Nehri, Yeşilırmak ile Kızılırmak da o değil midir? Fırat ile Dicle Neolitiği, Yeşilırmak ile Kızılırmak Tunç Çağını, Gediz ile Menderes Demir Çağını filizlendirmemişler midir? Anadolu’da nehirler uygarlığın yaratıcıları değil midir?

Bugün arkeoloji eskisi gibi değil. Daha sert, daha keskin. Masa başlarında inşa edilen geçmiş, her an yeni bir keşif ile yıkılmaya hazır. Tıpkı İstanbul’un ilk tarihini kolonizasyon ile kurmaya çalışanlara inat balçığın içinden Yenikapı’nın çıkıp gelmesi gibi. Bir anda değişir geçmiş. Sırtında tohumu ile ayak izlerini geride bırakmış Neolitik Çağ İstanbulluların kalıntıları, tüm o kurmaca hikayeleri bir kenara iter. Tarihin aldatıcı anlayışı her gün yeni bir keşif ile yıkılmaya hazırdır. Mellaart’ın Çatalhöyük ile yıktığı Neolitik sınır, Klaus’un efsanevi keşfi ile sınırsız bırakmıştır geçmişi. Artık geçmişin bir sınırı yoktur. Göbeklitepe yeni bir manifesto olarak düşmüştür insanlığın önüne. Ufkumuz ile beraber gözümüz de açılmış, ilk kez geçmişi kendimize bu kadar yakın hissedebilmişizdir.

Temmuz - Ağustos 2018

100 Sayfa