Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Haz16

İnsanlar Amerika’ya 30.000 Yıl Önce Gelmiş Olabilir

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Bering BoğazıCoxcatlanGöçMeksika

Bir araştırmacının beklenmedik keşfi, insanların Kuzey Amerika’ya ilk kez 30.000 yıldan daha önce gelmiş olabileceğini öne sürüyor.

 

Yazar: Enes Gençtürk 
 

Bir araştırmacının beklenmedik keşfi, insanların Kuzey Amerika’ya ilk kez 30.000 yıldan daha önce gelmiş olabileceğini öne sürüyor.

 

Çalışma kapsamında tarihlendirilen tavşan kemiklerinden biri. C: Andrew Somerville, Iowa State University

 

Bir araştırmacı tarımın kökenlerini araştırırken beklenmedik bir araştırmaya imza attı, araştırmacının elde ettiği verilere göre insanlar Amerika kıtasına 30.000 yıl önce varmış olabilirler.

Antropolog Andrew Somerville, ekip arkadaşlarıyla beraber Meksika’daki Tehuacan Vadisi’nde tarımın kökenlerini araştırdığı sırada söz konusu keşfe imza attıklarını belirtiyor. İnsanların vadideki Coxcatlan Mağarası’na en erken ne zaman geldiklerini bulmayı amaçlayan Somerville, 1960’lı yıllarda yürütülen Tehuacan Arkeolojik-Botanik Projesi kapsamında mağaradan toplanan tavşan ve geyik kemiklerini radyokarbon tarihlendirmeye tabi tuttu. Kemiklerin yaşı bir anda Somerville ve ekip arkadaşlarını bambaşka bir araştırmanın içine sürükledi.

Latin American Antiquity isimli dergide yayınlanan sonuçlara göre mağara tabanından toplanan kemiklerin yaşı 33.448 ila 28.279 arasında değişiyor. Somerville’in belirttiğine göre mağara tabanından toplanan kalıntıların önceki araştırmalar sırasında tarihlendirilmemiş olsa da, kendisi bu kadar eski tarihlerle karşılaşmayı beklemiyordu. Sonuç olarak bulgular, Bering Kara Köprüsü’nü geçen insanların Amerika kıtasına ilk kez 13.000 yıl önce geldiklerini öngören teori üzerinde yürütülen tartışmalara katkıda bulunuyor.

“Ne tartışmaya katılmak ne de bu kadar eski örnekler bulmak gibi bir amacımız vardı. Yapmaya çalıştığımız tek şey tarımın kökleri hakkındaki araştırmamız için daha güvenilir tarihler elde etmekti.” diyor Somerville. “Mağara tabanından toplanan kalıntılarda bu kadar eski tarihlere rastlamak bizi hem çok şaşırttı hem de böyle alçak seviyelerden toplanan kalıntıları daha yakından incelememiz gerektiği konusunda bilinçlendirdi.”

Somerville’in belirttiğine göre bulgular araştırmacılara bölgenin kronolojisi hakkında daha dikkate değer bir fikir veriyor. Önceki araştırmalar kömür ve bitki örneklerine yoğunlaşıyordu, fakat Somerville kemiklerin tarihlendirme açısından daha ideal materyaller olduğunu söylüyor. Ancak, bazı sorular hala cevaplanmış değil, mesela, kemiklerin bulunduğu alt katman ile insanlar arasında gerçekten bir bağlantı var mı?

Bu soruyu cevaplamak adına, Somerville ve kendisi de ISU antropoloji bölümünde doçent olan Matthew Hill, kemikleri daha yakından inceleyerek üzerlerinde insanlar tarafından taş aletler vasıtasıyla doğranma sonucu oluşabilecek kesik izleri veya kaynatılma ya da kızartılmaya işaret edebilecek termal değişikler olup olmadığını anlamayı amaçlıyorlar. Somerville mağaranın başka seviyelerinde bulunabilecek taş aletlerin de bu konuda ipucu verebileceğine inanıyor.

“Taş parçalarının insanlar tarafından üretilmiş aletler mi yoksa doğal olaylar neticesinde kırılmış sıradan taşlar mı olduklarını anlamak da araştırmanın önemli bir boyutu.” diyor Somerville. “Eğer insanların gerçekten de bu taş aletleri üretip kullandıklarına dair kuvvetli kanıtlar bulabilirsek araştırmamızı başka bir boyuta taşıyabiliriz.”

Kemiklerin Peşinde

Söz konusu keşif beklenmedik olan tek şey değildi, örnek toplamak için hayvan kemiklerinin izini sürme işlemi Somerville için tahmin edebileceğinin ötesinde bir maceraydı. 1960’lı yıllarda yürütülen Tehuacan Arkeolojik-Botanik Projesi dahilinde toplanan eserler Meksika ile ABD’deki farklı müzelere ve laboratuvarlara gönderilmişti, üstelik hayvan kemiklerinin nerelere gönderildikleri de belli değildi.

Bir yıl süren e-posta alışverişleri ve telefon görüşmeleri sonucunda Somerville ile birlikte çalıştığı Isabel Casar’a (Meksika Otonom Üniversitesi) Meksika’daki bir laboratuvardan yardım eli uzandı. Laboratuvar direktörü Joaquin Arroyo-Cabrales, Somerville ve Casar’ın kayıp parçaları bulmalarında yardımcı olacak bir ziyarette bulunmalarına izin verdi. Ziyaret oldukça faydalı oldu zira araştırmacılar kutularca eserin yanında aradıkları şeyi de buldular.

“Kemikleri bulmak için aylar harcadıktan sonra onları laboratuvarın karanlık bir köşesinde, bir rafta bekler halde bulmak bizi çok heyecanlandırdı,” diyor Somerville. “O zamanlar bunun inanılmaz bir keşif olduğuna inanıyorduk, nelere sebep olabileceği hakkında hiçbir fikrimiz yoktu.”

Kemiklerin yerini bulduktan sonra Somerville, radyokarbon tarihlendirmeye tabi tutmak için sekiz tavşan ve dokuz geyiğe ait olan 17 kemikten küçük örnekler almasına izin vermeleri için Meksika hükümetinden ricada bulundu. Eğer kemiklerin daha yakından incelenmesi insan varlığına işaret ederse, Somerville’e göre bu sonuçlar ilk insanların Amerika kıtasına gelişleri hakkında bildiklerimizi değiştirecek. 

“İnsanların Kuzey Amerika’ya gelişlerini 30.000 yıldan daha önceye dayandırmak, Buz Çağı’nın en sert olduğu zamanlarda, yani Son Buzul Maksimumu sırasında, Kuzey Amerika’da insanların halihazırda yaşadığı anlamına gelir.” diye söylüyor Somerville. “Kuzey Amerika’nın büyük bir kısmı insan popülasyonları için yaşanması zor yerlerdi. Buzullar yüzünden Alaska ve Kanada üzerindeki tüm kara geçişlerinin kapanmış olması, insanların tekneler vasıtasıyla Amerika Kıtası’na Pasifik Sahili boyunca ilerleyerek geldikleri anlamına gelir.”


Makale: Somerville, A. D., Casar, I., & Arroyo-Cabrales, J. (2021). New AMS Radiocarbon Ages from the Preceramic Levels of Coxcatlan Cave, Puebla, Mexico: A Pleistocene Occupation of the Tehuacan Valley?. Latin American Antiquity, 1-15.

 

www.arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için