Blog
10 Arkeolojik Eser Eşliğinde Odysseus’un Yolculuğu
Antik dünyanın bilinen en eski iki büyük eseri, İlyada ve Odysseia, MÖ 8. yüzyılda, geleneksel olarak Homeros adlı kör bir ozana atfedilen destanlar.
www.arkeofili.com
Odysseus’un yurduna dönmek için verdiği on yıllık mücadeleyi, antik sanatın eşsiz eserleri eşliğinde on sahnede anlatıyoruz.

C: The Trustees of the British Museum
Christopher Nolan’ın çektiği “Odyssey” filmini izlemiş olun ya da olmayın, filmin ilham aldığı ünlü antik destan hakkında her halükarda bilgi sahibi olmalısınız. Zira İlyada ve Odysseia adlarındaki bu destanların her ikisi de, Çanakkale’de gerçekleşen Troya Savaşı’ndan kökünü alıyor.
Antik dünyanın bilinen en eski iki büyük eseri, İlyada ve Odysseia, MÖ 8. yüzyılda, geleneksel olarak Homeros adlı kör bir ozana atfedilen destanlar. Yüzyıllarca kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan bu şiirler, sonunda Homeros tarafından yazıya geçirilerek bugüne ulaştı ve antik dünyadan bu yana sayısız sanatçıya, yazara ve düşünüre ilham verdi.
İki destan da kökünü Troya Savaşı’ndan alıyor. İlyada, bu on yıllık savaşın yalnızca birkaç haftasına, özellikle de kahraman Akhilleus’un öfkesine ve savaşın kanlı doruğuna odaklanıyor. Odysseia ise savaştan sonrasını anlatıyor. Bu destanda zeki ve kurnaz kral Odysseus’un, Troya düştükten sonra yurdu İthaka’ya dönmek için çıktığı ve tam on yıl süren o çileli yolculuk aktarılıyor.
Ancak bu, sıradan bir dönüş yolculuğu değildi. Odysseus’un yolu, insan yiyen devlerle, insanları hayvana çeviren büyücülerle, ölümcül şarkılar söyleyen yaratıklarla ve denizin dev canavarlarıyla doluydu. Onu ayakta tutan ise kuvveti ve kılıcından ziyade, sıkıştığı her anda yeni bir yol bulabilen aklıydı. Homeros onu tanımlamak için “polytropos”, yani “çok yönlü, pek çok hileye ve yola sahip” sözcüğünü kullanıyor. Yolculuğun sonunda ise Odysseus’u bekleyen bambaşka bir sınav vardı: Yirmi yıllık yokluğun ardından döndüğü evinde, kendi kimliğini kanıtlamak ve yurdunu yeniden kazanmak.
Bu yazıda, Odysseus’un başından geçen en unutulmaz on olayı ele alıyoruz. Üstelik bunu yalnızca hikâyeyi anlatarak değil, bu sahneleri yüzyıllar boyunca resmeden gerçek arkeolojik eserler eşliğinde yapıyoruz. Çünkü Odysseia yalnızca bir metin olmanın ötesinde, binlerce yıldır taşa, kile ve bronza işlenen yaşayan bir hikâye.
1- Odysseus ve adamlarının kör ettiği dev
Odysseia destanının en ünlü maceralarından biri, Odysseus’un tek gözlü, insan yiyen dev Polyphemos’la karşılaşması.

C: Museum of Fine Arts Boston
Bir çoban olan bu Kyklop, Odysseus ile adamlarını mağarasına hapsedip onları birer birer yemeye başladı. Ama Odysseus devi güçlü bir şarapla sarhoş etti, kızgın bir kazıkla tek gözünü kör etti ve sonunda mağaradan kaçmayı başardı.
Ama görseldeki bu mermer baş, bize o korkunç canavarı göstermiyor. Yüzündeki ifade ne sarhoş ne de öfkeli. Bu yüzden bazı araştırmacılar, bu Polyphemos’un, deniz perisi Galateia’ya duyduğu karşılıksız aşkı gibi başka bir anı yaşadığını düşünüyor. Hellenistik şair Theokritos’un anlattığı bu hikâyede Polyphemos, bir canavar değil, sevdiğine kavuşamayan bir aşıktı. Daha eski betimlemelerde Kyklopların gözü alnının tam ortasına konuyordu. Burada ise göz, tıpkı bir insanınki gibi burnun üst kısmına yerleştirilmiş. Bu küçük değişiklik, Polyphemos’u bir canavar olduğu kadar şaşırtıcı derecede insani de gösteriyor. Saçların, sakalın ve yüzün canlı işçiliği ise MÖ 2. yüzyılda Pergamon’da (Bergama) çalışan heykeltıraşların üslubunu andırıyor.
Bu figürün tam olarak hangi sahneyi canlandırdığı ve Hellenistik bir eser mi yoksa daha sonraki bir Roma uyarlaması mı olduğu bilinmiyor.
2- “Benim adım Hiçkimse”
Troya dönüşü rüzgârlara kapılan Odysseus, adamlarıyla bilmedikleri bir kıyıya, Kykloplar’ın ülkesine vardı. Kykloplar, gemileri olmayan, tarımı ve insanların yasalarını bilmeyen, tek gözlü dev yaratıklardı. Dışarıyla hiçbir bağları yoktu ve bu yüzden konukseverliğin o kutsal görevini de hiç öğrenmemişlerdi.

C: The Trustees of the British Museum
Odysseus, dev Polyphemos’un (Tepegöz) mağarasına girdiğinde adamları hemen kaçmak istedi. Ama o merakına yenik düştü ve devi görmek, nasıl biri olduğunu anlamak istedi. Bu merak pahalıya patladı. Polyphemos geri döndüğünde konukseverlik bekleyen bu yabancıları günde ikişer ikişer yemeye başladı.
İşte burada Odysseus’un asıl silahı aklı devreye girdi. Dev yaratığa güçlü bir şarap ikram edip onu sarhoş etti ve adının “Hiçkimse” olduğunu söyledi. Dev uykuya daldığında, Odysseus ve adamları kızgın bir kazığı devin tek gözüne saplayıp onu kör etti. Acıyla haykıran Polyphemos’un çığlığına diğer Kykloplar koştu ve ne olduğunu sordu. Tepegöz sadece “Beni Hiçkimse öldürmüyor!” diyebildi. Bunu duyan Kykloplar da omuz silkip geri döndü. Kurnazlık, kaba kuvvete karşı kazandı.
Ancak Odysseus adadan uzaklaşırken gururuna yenildi ve gerçek adını haykırdı: “Ben, kentler yıkan Odysseus!” Bu bilgiyi duyan Polyphemos, babası deniz tanrısı Poseidon’a yakardı ve böylece Odysseus’un başına gelecek onca belanın tohumunu attı. Kurnazlıkla kazanılan zafer, bir anlık gururla gölgelendi.

C: The Trustees of the British Museum
İlk görseldeki kırmızı figürlü krater, MÖ 420-410 civarında bu sahneyi canlandırıyor. İkinci görsel ise MÖ 520 civarına tarihleniyor. Eserler British Museum’da sergileniyor.
3- Bir koçun karnına tutunarak kaçmak
Odysseus, tek gözlü dev Polyphemos’u sarhoş edip kör etmeyi başarmıştı. Ama asıl sorun şimdi başlıyordu: Devin mağarasından nasıl çıkacaklardı?

C: The Trustees of the British Museum
Polyphemos, mağaranın girişini kaldırılamayacak kadar büyük bir kaya ile kapatmıştı. Kör olsa da sabah koyunlarını otlağa salarken, mağaranın ağzına oturdu ve çıkan her hayvanın sırtını tek tek elledi. Amacı, sürünün arasına karışıp kaçmaya çalışan adamları yakalamaktı.
Ama Odysseus’un bir fikri vardı. Devin en iri koçlarını seçti ve adamlarını bu koçların karnının altına bağladı. Kendisi de en büyük koçu seçip karnının altına asıldı. Sabah olup sürü dışarı çıkarken, tepegöz hayvanların altlarına saklanan insanları fark edemedi. Böylece Odysseus ve sağ kalan adamları hayvanlara tutunarak özgürlüğe kavuştular.

C: Museum of Fine Arts Boston
Görseldeki MS 1-2. yüzyıla tarihlenen küçük bronz heykel işte tam bu anı anlatıyor: Bir koçun karnının altına saklanmış Odysseus. Sahne o kadar sevilmiş ki, Homeros’tan yüzyıllar sonra bile sanatçılar bunu canlandırmaya devam etmiş.
4- İnsanları domuza çeviren büyücü
Troya dönüşü uzun süredir denizlerde savrulan Odysseus ve adamları, büyücü Kirke’nin adası Aiaia’ya vardı. Odysseus, adamlarından bir grubu keşfe gönderdi. Kirke onları içeri buyur etti. Önlerine bal, peynir ve şarapla hazırlanmış bir içki koydu. Ama içkiye gizlice bir ilaç karıştırmıştı.

C: Museum of Fine Arts Boston
Adamlar içkiyi içer içmez Kirke değneğiyle onlara dokundu ve hepsi domuza dönüştü. Ağızları, sesleri, kılları artık bir domuz oldu ama akılları olduğu gibi kalmıştı. Kirke onları domuz ağılına kapattı.
Yalnızca dışarıda bekleyen Eurylokhos bu tuzağa düşmedi. Olanları görüp gemiye koştu ve Odysseus’a haber verdi. Odysseus adamlarını kurtarmak için tek başına yola çıktı. Yolda tanrı Hermes onu durdurdu ve Kirke’nin büyüsüne karşı koyacak kutsal bir ot verdi. Bu ot sayesinde Odysseus içkiyi içse de domuza dönüşmedi. Şaşkına dönen büyücü, karşısındakinin sıradan bir ölümlü olmadığını, kurnaz Odysseus olduğunu fark etti.

C: The Metropolitan Museum of Art
Bu olay, Odysseus’un tüm yolculuğunun küçük bir özeti gibi. Kaba kuvvet değil, aklı ve doğru bilgi onu kurtardı. İlk görselde Met’te bulunan, MÖ 440 civarına tarihlenen bir krater var. İkinci görselde ise MÖ 560-550’e tarihlenen, Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ndeki ünlü “Kirke Kupası” var.
5- Gömülmeyi bekleyen bir hayalet
Odysseus, yurdu İthaka’ya dönmenin bir yolunu ararken büyücü Kirke ona tuhaf bir öğüt verdi. Odysseus, önce ölüler diyarına inmeli ve kâhin Teiresias’ın ruhuna danışmalıydı. Bunun üzerine Odysseus, yaşayan bir insan olarak ölülerin dünyasına indi ve ölülerin ruhlarını çağırmak için iki koç kurban etti.

C: Museum of Fine Arts Boston
Ama Teiresias’tan önce karşısına beklenmedik biri çıktı: Elpenor. Elpenor, Odysseus’un genç bir yol arkadaşıydı. Kirke’nin sarayında, sarhoş halde damdan düşüp ölmüştü. Odysseus adadan ayrılırken o kadar acele etmişti ki, arkadaşının cenazesini gömmeyi unutmuştu. Şimdi Elpenor’un ruhu huzursuzdu, çünkü gömülmeden, ardından tören yapılmadan bırakılmıştı.
O dönemde cenaze ritüeli özellikle de savaşçılar için kutsaldı. Düzgün gömülmeyen bir ruh, ölüler diyarında bile huzura eremezdi. Elpenor, Odysseus’a yalvardı: geri dön, beni zırhımla birlikte yak ve gri denizin kıyısına benim için bir tümsek yığ. Odysseus gerçekten de geri dönüp arkadaşının cenaze törenini yaptı.
MÖ 440 civarına tarihlenen bu vazodaki ayrıntılar bu anı anlatıyor. Ölüleri öbür dünyaya götüren tanrı Hermes, kanatlı şapkası ve asasıyla kenarda duruyor. Ressam, uzun ve çileli yolculuğunu aktarmak için Odysseus’un sakalını ve saçlarını beyaza boyayarak onu yaşlı ve yorgun göstermiş. Buna karşılık Elpenor’un genç yüzü ve güçlü bedeni, dönemin gençlik idealini yansıtıyor. Bu efsanevi genç, aslında savaşta hayatının baharında ölüp bir daha evine dönemeyen sayısız gencin temsilcisi gibi duruyor.
6- Direğe bağlı Odysseus ve ölümcül bir şarkı…
Pompeii’de bir villanın duvarını süsleyen bu freskte, gemisinin direğine bağlanmış bir adam görüyorsunuz. Etrafını saran, kadın yüzlü kuşlar ise ayaklarının dibinde kurbanlarının kemikleriyle çevrili.

C: The Trustees of the British Museum
İkinci görselde ise, MÖ 5. yüzyıldan Attika kırmızı figürlü bir kapta aynı sahneyi görüyorsunuz. Bu sahne, antik dünyanın en bilinen anlarından birini canlandırıyor: Odysseus ve Sirenler.
Homeros’un Odysseia’sında Sirenler, büyüleyici şarkılarıyla denizcileri kıyılarına çeken, orada gemilerini parçalayıp onları yiyen yaratıklardı. Şarkılarının en tehlikeli yanı ise sözleriydi. Çünkü ünlü kişilerin kahramanlıklarını anlatıyor, hatta dinleyenin kendi hikâyesini bile fısıldayabiliyorlardı.
Ama Odysseus, bu tuzağı önceden öğrenmişti. Büyücü Kirke ona kurtuluşun yolunu göstermişti: Tayfalarının kulaklarını balmumuyla tıka, böylece şarkıyı hiç duymasınlar. Odysseus ise merakından vazgeçemediği için farklı bir yol seçti. Kulaklarını açık bıraktı ama kendini gemi direğine sıkıca bağlattı. Böylece şarkının güzelliğini duyan tek insan kendisi oldu ama ona doğru koşup ölüme sürüklenmedi.

C: The Trustees of the British Museum
Odysseus, bilinmeyenle karşılaştığında aklını kullanan, merakıyla tehlikeyi göze alan ama aynı zamanda hayatta kalmayı bilen biriydi. Homeros onu tanımlamak için “polytropos”, yani “çok yönlü, pek çok hileye ve yola sahip” sözcüğünü kullanıyor.
MÖ 8. yüzyılda yazıya geçen bu hikâye, aradan geçen yüzyıllara meydan okudu. Onu önce MÖ 5. yüzyılda bir Atinalı ustanın çömleğinde, sonra bir Roma villasının duvarında görüyoruz. Aynı sahne, hâlâ anlatılmayı sürdürüyor.
7- İki kötü seçenekten birini seçmek
Kirke’nin adasından ayrılan Odysseus’un önünde, geçmesi gereken dar bir boğaz vardı. Ama bu boğazın iki yakasında da ölüm bekliyordu.

C: The Trustees of the British Museum
Bir yanda, bir zamanlar bir su perisiyken korkunç bir yaratığa dönüşmüş, altı başlı, on iki ayaklı bir canavar olan Skylla vardı. Bir kayanın tepesindeki ininden uzanıp geçen gemilerden denizcileri kapıyordu. Diğer yanda ise, günde üç kez denizin tüm suyunu yutup geri püskürten, koca bir gemiyi bir anda içine çekebilecek dev bir girdap olan Kharybdis vardı.
Kirke, Kharybdis’e yaklaşmaması gerektiği, çünkü onun bütün gemiyi ve herkesi yutacağını söyleyerek Odysseus’u önceden uyarmıştı. Bunun yerine Skylla’nın tarafından geçmesini, altı adamını kaybedeceğini ama gerisinin kurtulacağını söylemişti. Yani Odysseus’un iki kötü yoldan birini seçmek zorundaydı.
Odysseus gemisini bilerek Skylla’nın tarafından geçirmeye karar verdi ve olaylar tam da Kirke’nin dediği gibi gelişti. Canavar uzanıp altı adamını birden kaptı. Odysseus, çığlık atarak kendisine seslenen adamlarını canavarın inine sürüklenirken izlemek zorunda kaldı ve hiçbir şey yapamadı. Kendi deyişiyle bu, tüm yolculuğu boyunca gördüğü en acı manzaraydı.

C: The Trustees of the British Museum
Bu sahne, Odysseus’un neden bu kadar insani bir kahraman olduğunu da gösteriyor. Diğer maceralarında hep kazansa da, burada kurnazlığı işe yaramadı.
8- Odysseus’un sadık köpeği Argos
Bu heykelde yaşlı bir köpek, başını kaldırmış, önündeki dilenciye bakıyor. Ama o dilenci, yirmi yıllık bir yokluğun ardından nihayet krallığı İthaka’ya dönmeyi başaran Odysseus.

C: ENSBA
Kendisini kimse tanımasın diye paçavralara bürünmüş olan kahramanı, bütün bir adada ilk tanıyan, işte bu köpek oluyor. Adı Argos.
Sahne, Homeros’un Odysseia’sının en dokunaklı anlarından birini canlandırıyor. Odysseus Troya’ya gitmeden önce Argos’u yavruyken bırakmıştı. Kral yıllarca denizlerde, savaşlarda, canavarların arasında yol alırken, Argos sadık bir av köpeği olarak büyümüş, sonra da yaşlanıp bakımsız kalmıştı. Sahibi kılık değiştirip döndüğünde, ne Penelope ne de saraydakiler onu tanıyabildi. Ama köpeği Argos, hasta ve yaşlı haliyle kulaklarını dikip kuyruğunu salladı ve sahibini buldu.
Odysseus, kimliğini gizlemek zorunda olduğu için köpeğine sarılamadan, gizlice bir gözyaşı döküp yoluna devam etti. Argos ise sahibi yirmi yıl sonra bir kez daha gördükten hemen sonra öldü.
Görseldeki eser, heykeltıraş Pierre-Amédée Durand tarafından 1810’da yapıldı.
9- Yirmi yıl süren bir yolculuğun sonu
20 yıl süren binbir türlü maceradan sonra Odysseus, nihayet yurdu İthaka’ya döndü. Ama evinde işler karmakarışıktı.

C: The Metropolitan Museum of Art
Yokluğunda, karısı Penelope’ye talip olan bir sürü soylu genç sarayını doldurmuştu. Bu talipler yıllardır Odysseus’un servetini yiyip bitirmiş, Penelope’ye içlerinden biriyle evlenmesi için baskı yapıyordu. Odysseus ise tanınmamak için sarayına bir dilenci kılığında girdi. Amacı, düşmanlarını gafil avlayana kadar kimliğini gizlemekti.
Görseldeki MÖ 460 civarına tarihlenen pişmiş toprak levha işte bu dönüşün duygusal bir anını gösteriyor. Sağda, dilenci kılığındaki Odysseus, kederden iki büklüm olmuş eşine doğru uzanıyor ama Penelope yıllardır beklediği kocasını tanımıyor. Onların ardında, sadık kalan bir avuç insan var: oğulları Telemakhos, bir asaya yaslanmış yaşlı babası Laertes ve Odysseus’un yokluğunda ona bağlı kalan domuz çobanı Eumaios.
Penelope’nin kocasını tanıması, Odysseus’un yalnızca ikisinin bildiği, yatak odalarına dair bir sırrı açıklamasıyla mümkün oldu Bu sır, çiftin yataklarının yerinden oynatılamaz oluşuydu.
10- Odysseus’un, eşinin taliplerinden intikamı
Odysseus yıllar süren yolculuğun ardından yurdu İthaka’ya döndüğünde, sarayını karısı Penelope’ye talip olan küstah genç soylular doldurmuştu.

C: The Metropolitan Museum of Art
Bu talipler yıllardır Odysseus’un servetini yiyip bitiriyor, Penelope’ye içlerinden biriyle evlenmesi için baskı yapıyordu. Odysseus ise kimliğini gizleyerek, bir dilenci kılığında kendi evinde onların arasında dolaşıyordu.
Sonunda Penelope bir yarışma ilan etti: Odysseus’un o güçlü yayını gerip oku, sıra sıra dizilmiş on iki baltanın deliğinden geçirebilen adamla evlenecekti. Talipler tek tek denedi ama hiçbiri yayı germeyi bile başaramadı. O sırada dilenci kılığındaki Odysseus yayı istedi. Herkes onunla alay etti ama o yayı zahmetsizce gerdi ve oku on iki baltanın arasından kusursuzca geçirdi. İşte tam o anda gerçek kimliğini açık etti.
Odysseus, oğlu Telemakhos ve iki sadık hizmetkârının yardımıyla, o güçlü yayı ve oklarını taliplere doğrulttu. Yıllardır evini talan eden, karısını taciz eden bu adamları teker teker alt etti.
Görseldeki MÖ 430 civarına tarihlenen kabın (oinochoe) üzerine resmedilen okçunun, büyük olasılıkla Odysseus olduğu düşünülüyor. Dağınık ve bakımsız saçları, kahramanın yıllarca çektiği çilelerin, denizlerde savrulmanın izlerini taşıyor.


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >