Çocuk Kitaplarımız

Strabon

Blog

Ara17

2018 Yılında Türkiye’nin En Önemli 10 Arkeolojik Keşfi

2018 yılında Türkiye’nin gündemi kötü haberlerle bir hayli meşguldü. Fakat tüm bu kötü haberlerin gölgesinde arkeolojik araştırmalar hız kesmeden devam ediyor. Definecilerin, kaçakçıların, ana akım medyanın; fiziken ve manen büyük zarar verdiği kültürel mirasımız, bu arkeolojik araştırmalar sayesinde ortaya çıkıyor, belgeleniyor, korunuyor ve sizlere sunuluyor.

Bilim dünyası için arkeolojik keşifler tekil ve bağlamından kopmuş bir şekilde ele alınamasa da, bu keşifler herkesin merakını ve hayal dünyasını cezbedecek nitelikte.

Arkeofili editörleri, 2018 yılında öne çıkan arkeolojik keşifleri seçti. İşte 2018 yılında Türkiye’de yapılan en dikkat çekici arkeolojik keşifler;

10- Balıkesir’de 2.200 yıllık bir kararname

Balıkesir’deki Antandros Antik Kenti’nde, 2.200 yıllık 22 satırdan oluşan bir dekret ortaya çıkarıldı.

Dekretlerin genellikle antik kentlerde herkesin görebileceği agora gibi yerlere dikilen ve genellikle kanun maddeleri içeren yazılı dikili taşlar olduğu biliniyor. Günümüzdeki Resmi Gazete ile özdeşleştirebilecek bir uygulama olan dekretler sayesinde, bir konu hakkında herkesin bilgi sahibi olması sağlanıyordu. Bir Roma villasına ait olduğunu düşünülen su kuyusunu besleyen kanalda bulunan 22 satırdan oluşan yazıt, yürütülen kazılarla iki parça halinde bulundu. MÖ 2. yüzyıla tarihlenen yazıtın yazıldığı dönemde Antandros, Bergama Krallığı topraklarına dahildi. Henüz detaylı olarak çalışılmayan yazıt, Bergama Kralı Eumenes ve Attalos tarafından Antandros’a gönderilmiş olan bir komutanın onurlandırılmasına ve ona imtiyazlı davranılmasına ilişkin bir metin içeriyor.

9- Beykoz’da Paleolitik dönem insan yüzlü taş

İstanbul’un Beykoz ilçesinde yapılan yüzey araştırmasında, Paleolitik döneme ait taşınabilir kaya sanatı örneği bulundu. Bulgunun İstanbul’un tarih öncesi dönemlerdeki rolünün anlaşılmasına önemli katkı sunacağı düşünülüyor.

İnsanların avcı toplayıcı olduğu dönemde yapıldığı tahmin edilen insan yüzü olarak biçimlendirilmiş taşın benzerlerine özelikle Paleolitik dönem sonlarında dünyanın farklı bölgelerinde rastlanıyor. Jeoloji ve coğrafya bilimi uzmanlarınca da değerlendirilen taşın doğal olmadığı, insan yüzü olarak biçimlendirildiği anlaşıldı. Taş üzerinde çeşitli yerlerde kazıma izleri ve kenarlarda ise düzeltme izleri net bir biçimde görülüyor. İnsan yüzü biçimli taş nesne üzerinde, üçgen biçimli gözlerle kaş kemerleri ve burun oldukça net bir biçimde ayırt edilebiliyor. Taşın kalan kısımlarında da az olsa da işlenme izleri görülüyor. Figürin olarak adlandırılan kum taşından biçimlendirilen nesnenin özellikle zemine oturduğu düşünülen kısımda işleme izleri oldukça belirgin. Bölgedeki yüzey araştırmaları sırasında bulunan diğer taşınabilir kaya sanatı örnekleri arasında, hayvan figürü olduğu düşünülen kırık bir taş ile üzeri çizili iki taş nesne yer alıyor.

8- Haydarpaşa’da Khalkedon kentinin izleri

İstanbul Haydarpaşa’da yürütülen kazılarda, Khalkedon kentinin izleri bulundu. Haydarpaşa kazısı, 

Khalkedon kenti sınırları içerisinde gerçekleştirilen ilk sistematik kazı olma özelliğini taşıyor.

Kazılarda antik kentin kuzeybatı limanının burası olduğu, kentin sınırının buraya kadar ulaştığı ortaya çıkarıldı. Sadece mimari yapılar değil, küçük buluntular da buranın Khalkedon sınırları içinde yer aldığını gösteriyor.  Antik çağda büyük ses getirmiş, tarihi kaynaklarda bolca adı geçmiş antik çağın en önemli 3 bilicilik merkezinden biri olarak gösterilen Apollon tapınağının yer aldığı kentte neredeyse hiç arkeolojik kazı yapılmadığı için buradan çıkartılan en küçük buluntu bile büyük önem taşıyor. Khalkedon, Ortaçağ’da da önemli bir yere sahipti. Tüm Hristiyan dünyasında adı bilinen en önemli kentlerden biriydi. Bunun nedeni; burada bulunan Hristiyan şehitlerinden azize Euphemia adına yapılmış kiliseydi. 4. konsül 451 yılında bu kilisede toplanmıştı. Hristiyanlık tarafından kabul edilen İznik-İstanbul İman Esasları bu konsülden sonra son şeklini almıştı.

Haydarpaşa kazılarındaki en erken buluntu, muhtemelen Hellenistik döneme ait birbirlerine demir kenetlerle tutturulmuş kesme taş bloklardan inşa edilmiş olan podyum. Kazılarda bunların dışında çok fazla Klasik ve Hellenistik dönem, aynı zamanda Roma dönemi çanak çömlekleri de ortaya çıktı.

7- Konya’da Roma dönemi gözetleme kuleleri

Konya’daki Bozdağ Milli Parkı ve çevresini kapsayan yüzey araştırmalarında, antik yol ağları ve bu yolların denetimini sağlayan askeri gözetleme kuleleri bulundu. Roma’nın sınır hattında yer alan bu kulelerin geçilmesi, düz bir ovada yer alan Konya’nın ele geçirilmesi demekti.

Lykaonia ile Galatia bölgeleri arasında kalan bu bölge coğrafi konumu sebebiyle doğudan gelecek tehditlere karşı bir tampon bölge vazifesi görüyordu. Yapılan yüzey araştırmalarında burada çok sayıda kale kalıntıları belirlendi ve dağın tüm noktalarındaki bu kaleler ile yerleşimler arasında bağlantı sağlayan gözetleme kuleleri de inşa edildiği anlaşıldı. Gözetleme kuleleri ve kaleler sayesinde, herhangi bir noktadan gelebilecek saldırıya karşı hızlı bir savunma mekanizması sağlandığı düşünülüyor. Bölgede ayrıca sınır güvenliğinin yanı sıra, ordunun ve ticari kafilelerin geçebileceği patika yollar da keşfedildi ve bu yolların hemen yakınlarına yol güvenliği sağlamak amacıyla da kuleler inşa edildiği anlaşıldı. Kulelerin bulunduğu alanın, Roma döneminde askeri garnizon, erken Hristiyanlık döneminde piskoposluk merkezi olarak kullanıldığı, Selçuklular zamanında ise önemli ticaret merkezlerinden biri olduğu belirlendi. Söz konusu yapıların Geç Roma-Bizans döneminde yapıldığı ve olasılıkla MS 3. yüzyılda Sasanilerin saldırıları sonucunda inşa edildiği düşünülüyor.

6- Siirt’te 5.000 yıllık çocuk kurbanlar

Siirt’te yer alan Başur Höyük’te, yaklaşık 5.000 yıl önce, Erken Tunç çağında kurban edilmiş çocuklar bulundu.

Başur Höyük kazılarında, çok sayıda insan kalıntısı içeren geniş bir taş mezar ortaya çıkarıldı. Mezarın içinde üç kişinin iskeleti vardı. Mezarın hemen dışında ise 8 bireye ait iskelet bulundu. Bunların içinde 11-12 yaşlarındaki iki küçük çocuğun kafasında ve femur kemiğinde sert bir cisimle yapıldığı düşünülen darbe izleri vardı. Eldeki veriler bu darbe izlerinin tesadüfi olmadığını, bu çocukların belki de şiddete maruz kaldıklarını gösteriyor. Mezopotamya’nın Ur kentinde, insanların kurban edildiği kraliyet mezarlarıyla benzerlik gösteren kalıntılar, hiyerarşik toplumlarda iktidarın güç gösterisi olarak insan kurban etme ritüelinin daha erken dönemlerde, MÖ 3.100 – 2900 yıllarında Başur Höyük’te gerçekleştiğini gösteriyor. Mezarların içine metalden yapılmış değerli savaş araçları, kap kacak, boncuk gibi malzemeler bırakmak ve çocuk denilebilecek yaşta insanları gömmenin, o dönemde daha hiyerarşik bir toplum inşa etmenin önemli bir yolu olduğu düşünülüyor.

5- Andriake’de at arabalı yüzük taşı

Antalya’da yer alan Andriake antik kentinde, üzerinde at yarışı betimi olan 1.800 yıllık yüzük taşı bulundu.

Roma dönemine ait yaklaşık MS 2. ila 3. yüzyıllara tarihlenen yüzük taşı, kırmızı renkli Jasper taşından yapılmış ve sadece 1 cm boyunda. Bugüne kadar bölgede benzeri bilinmeyen yüzük taşı, Andriake’de Doğu nekropolünde bulunan Roma Dönemi oda mezarının zengin bulgularından birisi. Üzerindeki ince işçiliği ile dikkat çeken yüzükte 1 cm’lik alana 4 atlı yarış arabasının yarıştığı hipodrom sahnesi işlenmiş. Daha da önemlisi, bu yarış atlarının yarıştığı mimariyi de resmedilmiş.. 4 atlı yarış arabalarının yarıştığı ‘quadriga yarışları’ ve hipodrom gösterilmiş. Yüzük taşının alt yarısında atlı arabalar, üst kısımda hipodromun mimarisini yer alıyor. Söz konusu yüzük taşının üzerinde anlatılan konu açısından özel olduğu belirtiliyor. Sahibi ile ilgili yazılı bir belge yok ancak mezarda ele geçen diğer takılar üzerinde de at figürlerinin işlenmiş olması, mezar sahibi ve/veya ailesinin yarışçı ya da at yetiştiricisi gibi atlarla ilgili bir mesleği olduğunu işaret ediyor.

4- Beşiktaş’ta 5.500 Yıllık Eşsiz Figürinler

Beşiktaş semtinde yürütülen metro kazılarında ortaya çıkarılan bir mezarın içinde, stilize insan formunda iki adet 5.500 yıllık figürin bulundu.

Söz konusu figürinler, MÖ 3500-3000 yılları arasına, yani İlk Tunç çağı başına tarihlenen kurgan mezar içerisinde yakılarak gömülmüş (kremasyon) bir ölüyle beraber bulundu. Biri büyük diğeri daha küçük olan figürinler, ayak uçları birbirine değecek şekilde mezara yerleştirilmiş. Üzerlerinde kazıma bezeme bulunan figürinlerin, Anadolu’da ya da dünyada başka bir benzeri bilinmiyor. İkisinin de gövde kısımlarında Tamga bulunuyor. Tamgalar çözülememiş olsa da bir sembolü temsil ettikleri çok açık olarak belli oluyor. Balkanlarda ve Karadeniz’in kuzeyindeki bazı kazı alanlarında, farklı nesnelerin üzerine kazıma yoluyla yapılmış bu tip tamgalar biliniyor. Çok daha geç döneme ait olmasına rağmen benzer Tamgalar Orta Asya steplerinde çıkan buluntular üzerinde de görülebiliyor. Bulunan iki figürinin, form ve bezeme benzerlikleri ile mezardaki pozisyonları, iki kişi arasındaki duygusal bağı işaret ediyor olabileceğini düşündürüyor. Birinin büyük diğerinin küçük olması ise belki de bir anne ve çocuğu temsil etiği fikrini veriyor.

3- Patara Antik Kenti’nde Viking kılıcı

Antalya’nın Kaş ilçesindeki Patara Antik Kenti’nde, 9 veya 10. yüzyıla ait Viking kılıcı bulundu. Bugüne kadar Anadolu’da Vikinglerin varlığına işaret eden tek maddi kültür kalıntısı Mersin’de bulunan bir Viking kılıcıydı.

Patara’da, Liman Hamamında ortaya çıkan kılıç, namlu bölümünden kırık ve oldukça korozyonlu olarak bulundu. Korunmuş toplam uzunluğu 43,2 cm olan kılıcın namlu bölümündeki kalıntılar, ahşap bir kın içinde taşındığını gösteriyor. Dr. Öğr. Üyesi Feyzullah Şahin’in belirttiğine göre, stil özelliklerinden yola çıkılarak MS 9-10. yüzyıllara tarihlendirilen kılıcın, arkeolojik verilerin oldukça az olması nedeniyle Patara’ya nasıl geldiği sorusu net olarak bilinmiyor. Kılıç, söz konusu yüzyıllar içinde Konstantinopolis’i kuşatmış Varenglere (Viking) ait olabileceği gibi; Abbasilerin ele geçirdiği Girit’i geri alan imparatorluk ordusunda paralı asker olarak görev yapmış bir Vareng (Viking) askerine de ait olabilir. İstatistiki veriler ise üzerinde ahşap bir kına ait kalıntıların bulunduğu bu kılıcın Patara’da ölen bir Vareng’in mezarına bırakılmış olabileceği ihtimalini ön plana çıkarıyor. Kılıcın, bir askeri sefer sırasında kente uğramış birlikler içinde yer alan ve burada hayatını kaybeden bir Vareng askerine mi yoksa Patara’ya yerleşmiş bir Vareng’e mi ait olduğu bilinmiyor.

2- Atatürk Barajı’nda Paleolitik çizimler

Adıyaman’da suları çekilen Atatürk Barajı kıyısında balıkçılar tarafından Paleolitik döneme ait kaya resimleri bulundu. 

Henüz bir bilimsel araştırma yapılmayan çizimler için yeni bir inceleme başvurusu yapıldı. Bir av sahnesinin baştan sona kadar anlatıldığı çizimler, Atatürk Barajı’nda su seviyesinin 10-15 metre düşmesiyle ortaya çıktı. Bugüne kadar hiç görülmemiş duvar çizimleri, balıkçıların tesadüfen görmeleri sonucunda keşfedildi. Paleolitik Dönem’e ait olan ve kazıma tekniği ile yapılan stilize figürler ile av sahnesinin resmedildiği anakayada, sunum çukurlarının yer alması, buranın dinsel bir mekan olabileceğini düşündürüyor. İnsan figürlerinin yanısıra, dağ keçisi, at, kurt, tilki, leylek gibi çeşitli hayvan figürlerinin de yer aldığı sahnenin uzunluğu 8 metre, genişliği ise yaklaşık 70 santimetre. Çizimlerde bir yaban keçisinin, bir avcı tarafından ok ile vurulduğu da resmedilmiş. Ayrıca at üzerinde bir süvari figürü de rahatlıkla görülebiliyor.

1- Antalya’daki antik tuvalette müstehcen mizah

Antalya’daki Antiochia ad Cragum antik kentinde yer alan bir Roma tuvaletinin tabanında, müstehcen mozaikler ortaya çıkarıldı. Buradaki tuvalet, zemininde mozaik döşemeye yer verilen ve günümüze kadar korunabilen az sayıdaki antik tuvaletten (latrina) biri olma özelliğini taşıyor.

Buradaki panolarda yer alan mitolojik figürler, bilinen ve genelde rastlanan betimlemelerinden tamamen farklı karakterler olarak yansıtılmış. Doç. Dr. Birol Can’ın bildirdiğine göre, panolardan birinde Ganymedes işlenmiş. İda dağı eteklerinde çobanlık yapan genç Troialının kaçırılmasına dair efsanenin, görsel sanatlara en çok yansıyan kısmı kartal kılığına giren Zeus tarafından Olympos’a kaçırılması. Ancak, bu mozaikte Ganymedes bir balıkçıl tarafından kaçırılıyor. Balıkçıl, Ganymedes’i ayaklarıyla belinden kavramış ve uzun gagasının ucundaki bir cisimle, sanki Ganymedes’in ters dönmüş erkeklik organını temizliyor. Abartılı biçimde ters yönelik erkeklik organının benzerlerine antik dönemde rastlandığı gibi, kötü düşüncelere karşı korunma anlamı taşıyor. Ganymedes, sol elinde bir tersorium (latrinalarda temizlik amacıyla kullanılan, ucunda sünger takılı sopa) tutuyor.

Benzer bir tezat anlatım diğer panodaki Narkissos’da da görülüyor. Yazılı ve görsel kanıtlara göre kendi suretinin su yüzeyindeki yansımasına aşık olan Narkissos bu panoda pek de yakışıklı değil. Burada hayran olduğu ve övündüğü belli ki abartılı erkeklik organı. Mozaiklerin yer aldığı yapının bir tuvalet olduğu da düşünüldüğünde buradaki mizah vurgusu ve homoerotik içerik daha iyi anlaşılıyor.

Kazı Başkanı: Prof. Michael Hoff

Arkeofili

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için