Blog
2.800 Yıllık Toplu Mezarda Öldürülmüş Kadın ve Çocuklar Bulundu
Kuzey Sırbistan’da bulunan bir toplu mezarın analizi, Erken Demir Çağı Avrupa’sındaki şiddete dair yeni bilgiler sunuyor.
www.arkeofili.com
Sırbistan’da bulunan 2.800 yıllık kadın ve çocuklara ait toplu mezar, kadınlara ve çocuklara acımasız bir şiddeti ortaya koyuyor.

Sırbistan’daki Gomolava’da gerçekleşen defin olayının canlandırması. C: Sara Nylund
Kuzey Sırbistan’da bulunan bir toplu mezarın analizi, Erken Demir Çağı Avrupa’sındaki şiddete dair yeni bilgiler sunuyor.
Arkeologlar, Güneydoğu Avrupa’da 2.800 yıl önce şiddetle öldürülmüş kadın ve çocukların kalıntılarını barındıran bir toplu mezarı analiz etti. Araştırmacılar yeni bir çalışmada, bu mezarın Erken Demir Çağı’nda stratejik kitlesel şiddetin evrimini anlamak açısından kilit önemde olabileceğini bildirdi.
Mezar, kuzey Sırbistan’da günümüz Hrtkovci kasabası yakınlarında yer alan Gomolava arkeolojik alanında ortaya çıkarıldı. İlk olarak MÖ 6. binyılda Sava Nehri üzerinde bir yerleşim olarak kurulan Gomolava, yüzyıllar boyunca hem yerleşik hem de hareketli kültürel gruplar tarafından defalarca kullanıldı. MÖ 9. yüzyıla gelindiğinde, Karpat Havzası’ndaki yarı yerleşik gruplar Gomolava gibi alanların çevresinde yoğunlaşmaya başladı. Bu durum arazi kullanımı ve mülkiyeti konusunda gerilim yarattı.
Araştırmacılar, Nature Human Behaviour dergisinde yayımlanan çalışmada, Gomolava’nın “fiziksel, siyasi ve kavramsal bir çatışma noktasında” konumlandığını yazıyor ve bu yeni etkileşimlerin sonuçlarının ölümcül olduğunu belirtiyor.
Araştırmacılar analizlerini, Gomolava’daki çapı yalnızca 2,9 metre, derinliği 0,5 metre olan küçük bir toplu mezar çukuruna odakladı. Arkeologlar, mezar çukurunun çevresinde, mezarın bir şekilde anıtsallaştırıldığına işaret eden kazık delikleri tespit etti. Çukurun içinde ayrıca seramik kaplar ve küçük bronz aksesuarlar ile, en dipte genç bir ineğin tüm iskeleti de dahil olmak üzere, yaklaşık 100 hayvana ait kemikler bulundu.
Ancak araştırmacılar çukurdaki 77 insan iskeletini incelemeye başladıklarında, iskeletlerin yüzde 70’ten fazlasının kadın, yüzde 69’unun ise çocuk olduğunu gördüler.
Araştırmacılar, “Gomolava’daki toplu mezarda kadınların ve genç bireylerin baskınlığı, Avrupa tarihöncesi için istisnai bir durum” diyor.

Gomolava toplu mezarının fotoğrafı. C: Sara Nylund
Buna ek olarak, arkeologlar kurbanların başlarında, “yakın temas ve özellikle künt kuvvet” içeren, kasıtlı, şiddetli ve ölümcül travmaya dair kapsamlı kanıtlar buldu. Ekip bunun “çeşitli aletler ya da silahlardan” kaynaklanmış olabileceğini belirtiyor. Yaraların konumuna bakılırsa, saldırganlar kurbanlardan belirgin biçimde daha uzun boylu olabilir ya da at üzerinde bulunuyor olabilirler.
Araştırmacılar, “Genel olarak örüntü, acımasız, kasıtlı ve etkili ağır bir şiddeti ortaya koyuyor” diyor.
Kurbanlar hakkında daha fazla bilgi edinmek için araştırmacılar bireylerin DNA’sını inceledi. Bu analiz, 77 kişiden yalnızca küçük bir kısmının yakın biyolojik akrabalık bağlarına sahip olduğunu gösterdi. Bu da öldürmenin, geniş ailelerden oluşan bir yerleşime yapılmış bir baskın olmadığını düşündürüyor. İskeletlerin stronsiyum izotop oranlarının incelenmesi (diş minesinde bulunan ve coğrafi kökenden etkilenen bir kimyasal varyant) insanların üçte birinden fazlasının Gomolava bölgesi dışında büyüdüğünü de ortaya koydu.
Çalışmanın başyazarı biyoarkeolog Linda Fibiger, “Bunun heterojen bir birey topluluğu olduğu açık” diyor. Fibiger, Gomolava’nın “o sırada acımasızca öldürülmüş ağırlıklı olarak kadın ve çocukların gömülmesi için bir odak” olduğunu da ekliyor.
Ne var ki kitlesel şiddetin nedeni hâlâ belirsizliğini koruyor.

Sırbistan’daki Gomolava arkeolojik alanında keşfedilen MÖ 9. yüzyıla ait toplu mezarın illüstrasyonu. C: Sara Nylund (after Tasic 1972)
Araştırmacılar, MÖ 9. yüzyılda Karpat Havzası boyunca sayısız kültürel grubun hareket ettiğini ve yerleştiğini yazıyor. Bu nüfus akışı, hareketli ve yerleşik yaşam tarzları arasındaki gerilimle birleşince, “arazi kullanımı ve mülkiyetine dair çatışan ideolojilerin potansiyel olarak patlayıcı bir bileşimini” yaratmış olabilir. Bu gerilim, bazı insanların zorla göç ettirilmesine ya da yerinden edilmesine, belirli grupların yakalanıp öldürülmesine ve kadınlar ile çocukların evlilik veya koruyucu aile yoluyla topluluklar arasında “değiş tokuş edilmesine” yol açmış olabilir.
Fibiger, “Bu bireylerin yakalanıp bir süre tutulduğunu gösteren osteolojik ya da arkeolojik hiçbir şey yok. Yerleşim düzeninde, arazi kullanımında ve büyük olasılıkla buna eşlik eden güç yapılarında bir değişim görüyoruz” diyor.
Gomolava’da 1954’te ikinci bir toplu mezar daha bulunmuştu. O çukur da aynı döneme tarihlenen hayvan kemiklerinin, metal nesnelerin ve seramiklerin yanı sıra çoğunlukla kadın iskeletlerini içeriyordu.
Araştırmacılar, her iki toplu mezarın da değerli nesnelerin ve insanların bir tür “istifi” olarak tasarlanmış olabileceğini söylüyor. Kadınlar ve çocuklar bu toplulukların hayatta kalması için kritik önemdeydi. Bu nedenle araştırmacılar, bu kişilerin öldürülmesinin soy devamlılığını ve toplulukların soy sürekliliğini bozmayı amaçlayan bir “soy hattını kesintiye uğratma” eylemi olduğuna vardılar.
Araştırmacılar, “Bir arada ele alındığında, öldürme olayı, gömme ritüeli ve ortaya çıkan anıt; çatışmayı zorla çözmeyi ya da ortadan kaldırmayı ve toplulukların içinde veya topluluklar arasında gücü yeniden dengelemeyi amaçlayan bir eylemler zincirine işaret ediyor” diyor. Bunun sonucu da “tarihöncesi Avrupa’da kitlesel şiddet ve gücün dayatılması oldu.
Live Science. 23 Şubat 2026.
Makale: Fibiger, L., Iraeta-Orbegozo, M., Koledin, J. et al. (2026).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >