Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Strabon

Blog

Nis21

Atların Nerede ve Ne Zaman Evcilleştirildiği Çözülebilir

Araştırmalarda kullanılan yeni teknikler, atların evcilleştirilmesinin daha net şekilde anlaşılmasına önemli katkılar sağlıyor.

Arkeologlar Batı Moğolistan’daki antik yerleşim alanında evcil atların erken tarihinin ipuçlarınını arıyorlar. C: William Taylor

Hızlıca kentselleşen dünyada, az sayıda insan hala spor veya gündelik amaçların ötesinde at sürüyorlar. Bununla birlikte, at sırtında, insanlar, mallar ve fikirler, makine öncesi dönemin güç yapılarını ve sosyal sistemlerini şekillendirerek çok uzak mesafelere taşındı.

İpek Yolu’nun ticari rotalarından, büyük Moğol İmparatorluğu’na ve Büyük Amerikan Ovaları’ndaki binici topluluklara kadar, atlar antik dünyanın makineleriydi.

Peki insanlar atları ilk olarak nerede, ne zaman ve nasıl evcilleştirdiler?

Tarihöncesi çağda at evcilleştirmenin kökeninin izlerini sürmek olağanüstü zor bir iş. Atlar -ve onlarla ilgilenen insanlar- ücra, kuru ya da soğuk çimenlik alanlarda yaşamaya meyilliler, çoğunlukla hareket halindeler ve arkeolojik kayıtlara sadece geçici izler bırakıyorlar. Bozkırlarda, geniş otlaklı ovalarda ve platolarda, tarihsel izler çoğunlukla belirsiz ya da bulunmuyor; arkeolojik alanlar yetersiz incelenmiş ve araştırmalar çok çeşitli dillerde yayımlanmış.

(Mağara Resimlerinde Atların Özel Bir Yeri Vardı)

Bu konunun merkezinde çok daha temel bir zorluk var: ‘Evcil’ hayvanı yabani kuzenlerinden nasıl ayırırsın? ‘Evcilleştirilmiş’ ne anlama geliyor? Bilim insanları çoğu zaman atılan kemik yığınlarından fazlasını içermeyen binlerce yıllık bu arkeolojik alanlarda bu sürecin izlerini sürebilirler mi?

Arkeozoolog William Taylor’a göre kendisi bunu yapmanın yollarının arandığı bu alanda çalışıyor ve yeni teknolojilerin yardımıyla yapılan son araştırma sürpriz yanıtlar veriyor.

‘Gem aşındırması’ olarak bilinen metal bir ağızlığın neden olduğu ikinci azı dişleri önünde hasar olan at dişleri. C: William Taylor

Evcilleştirmenin izlerini aramak

Avrasya’daki arkeolojik alanlardaki at kemiklerini analiz eden 20. yüzyıl akademisyenleri, at kemiklerinin boyut ve şeklindeki değişikliklerin insan kontrolünün etkilerini yansıtıp yansıtamayacağını tartıştılar. Evcil bir sürünün yönetiminin, arkeolojik kayıtlarda atların yaşlarında ve cinsiyetlerinde tanımlanabilir kalıplar bırakıp bırakmayacağını tartıştılar.

Arkeolojik kayıtlarda atların evcilleştirilmesinin nasıl tanımlanacağı konusunda uzlaşılan kriterler olmadan, şaşırtıcı bir dizi farklı fikir ortaya çıktı.

Otlak ekosistemleri ve yabani atları ile dünyanın hemen hemen her köşesinde, çeşitli araştırmacılar evcilleştirmenin Anadolu, İberya, Çin ve hatta Kuzey Amerika’da başladığının varsayımında bulundular. Daha başka modeller ise atların evcilleştirilmesini yaklaşık 20.000 yıl önce yaşanan son Buzul Çağı’na kadar geriye götürüyordu.

(Vikingler Erkek Atları Tercih Ediyordu)

20. yüzyılın sonlarına doğru, “gem” olarak bilinen ağızlıkların kullanımının, “gem aşındırması” olarak bilinen, atın dişlerinde benzersiz hasarlara neden olabileceğinin araştırmacılar tarafından fark edilmesiyle tartışmada önemli bir kilit atılım ortaya çıktı.

Yine de arkeolojik verilerin karmaşık yapısı, atların evcilleştirilmesini araştırmayı bir deneme yanılma süreci haline getirdi. Örneğin, Ukrayna’daki Derievka bölgesinden gem aşınması olan ünlü bir at, MÖ 4.000 civarında Doğu Avrupa’da at evcilleştirmesi yapılmış gibi gösteriyordu. Ta ki bilimsel tarihleme bu hayvanın MÖ 600 civarında yaşamış olduğunu gösterene kadar.

Moğolistan’daki Khustai Milli Parkı’nda gün batımında bir Przewalski yaban atı ailesi. Burası neredeyse yok olmalarının ardından yeniden yetiştirildikleri yer. C: William Taylor

Kazakistan’dan kanıt

2000’li yılların sonlarında bilimsel araştırmaların çoğalması, alanı atların ilk evcilleştirmesine verilebilecek zorlayıcı yanıta daraltı.

Araştırmacılar Kazakistan’da tarihi yaklaşık 5.500 yıl öncesine ait Botai denilen alandaki araştırmalarına odaklandılar. Burada buldukları hayvan kemiklerinin neredeyse yüzde 100’ü atlara aitti. Bu hayvanlar katledilmiş, yenmişti ve kemikleri farklı aletler yapılmak üzere kullanılmıştı. Bazıları ritüeller sırasında çukurlarda yakılmıştı.

Başlangıçta, şüpheci yaklaşanlar Botai atlarının yaş ve cinsiyet modellerinin evcil bir sürü ile tutarsız olduğunu savundular. Kırsal yönetim, çoğunlukla genç erkek hayvanların itlafını içerir ve bu kalıntılardan birçoğu yetişkin ve dişi atlara aitti.

Fakat, Botai’de bulunan dişler, açık bir şekilde gem aşınmasına sahipti. Ve, 2009’da yapılan çarpıcı bir keşifte, antik yağ kalıntılarını analiz eden yeni teknik, Botai’den çıkarılan seramik kaplarda bir zamanlar at sütü ürünlerinin bulunduğu öne sürdü. Eğer doğruysa, bu bulgu insanların bu sütü üreten atları yetiştirmiş ve bakmış olduğunu gösterir.

Bu yeni biyomoleküler kanıtlar, at evcileştirmesinin yaklaşık MÖ 3.500 yılında ortaya çıktığını gösteriyordu. Böylece, eğer insanlar atları yiyor ve onların sütlerini içiyorlarsa, mantıken onları sürmüş olmaları da gerekiyordu.

Birçok araştırmacı, at evcilleştirmenin beş-altı bin yıl önce Hint-Avrupa halklarının ve dil gruplarının kıta çapında yayılımını başlattığını iddia etmek için bu erken zaman çizelgesini kullanarak bu düşünceyi bir adım daha ileri götürdü.

Daha yeni teknikler Botai üzerine şüphe düşürüyor

2020 yılının başlamasıyla arkeolojideki teknolojik yeniliklerin hızı ivmelenmeye devam ediyordu. Ve az çalışılmış alanlardaki yeni arkeolojik veriler yavaş yavaş birikmeye başladı.

Gelişen yöntemlerle birlikte yeni bilgiler, Botai / Hint-Avrupa modeli hakkında evcilleştirme konusunda ciddi şüpheleri tetikliyor.

Moğolistan’da atlar hem çiftlik hayvanı olarak ve hem de ulaşımda önemliler. C: Orsoo Bayarsaikhan

2018’deki şok yaratan çalışmada, Fransız araştırma ekibi Botai’deki atların aslında evcil at türünden (Equus caballus) olmadıklarını ortaya çıkardı. Bunun yerine bu atlar, insan toplumlarının kırsal düzenlemelerine maruz kaldığına dair yazılı kayıt bulunmayan bir at türü olan Przewalski yaban atlarıydı.

Botai’deki insan kalıntılarının antik DNA analizinin kullanıldığı bir başka proje, bölgenin eski sakinleri ve Hint-Avrupa grupları arasında hiçbir genetik bağlantı göstermedi ve Botai’daki at evcilleştirmesinin at sırtında kıtasal bir yayılımı teşvik ettiği fikrini zayıflattı.

Sonraki kargaşada, araştırmacıların artık atların hikayesini bir araya getirmenin bir yolunu bulması ve bu yeni gerçeklere uyan bir açıklama ortaya koyması gerekiyor.

Bazı araştırmacılar, Botai’nin Przewalski’nin atının ayrı ve başarısız bir evcilleştirme olayını temsil ettiğini öne sürüyor.

Diğer akademisyenler ise şimdi atların ilk evcilleştirilmesine dair arkeolojik ve tarihsel kayıtları daha şüpheci gözle tekrardan değerlendirmenin peşindeler.

Kesin olarak tespit edilmiş modern evcil at (Equus caballus) kalıntıları en eski olarak Rusya ve Orta Asya’daki iki tekerlekli at arabası mezarlarında bulundu ve en eskisi sadece yaklaşık MÖ 2000’e uzanıyor. Buradan, araştırmacılar zamanda geriye gitmeye çabalıyorlar ve insan-at ilişkisinin “Büyük Patlamasını” bulmanın peşinde koşuyorlar.

Net bir cevap yok ama bir adım ileri

William Taylor ve ekip arkadaşları, Shevan Wilkin’in önderliğinde, Moğolistan’ın antik çobanlarının dişlerindeki antik proteinleri inceledi. Bunlar yaklaşık MÖ 3.000 yılında yaşamış olan bu çobanların sığır, koyun ve keçi sütü içtiklerini gösteriyordu ama at sütü içtiklerine dair kanıt bulunamadı.

Aslında, Orta Asya’nın büyük kısmı belki de MÖ 2000 yılından önce hiç evcil ata sahip olmamıştı. Bir başka yeni araştırma, milattan önce ikinci binyılın sonunda kıta genelinde evcil atların sıklığında bir artış görüldüğünü ve belki de bunun nedeninin at biniciliğinin araştırmacıların önceden kabul ettiğinden çok daha sonra ortaya çıktığını gösteriyor.

Şimdi kaçınılmaz soru şu oluyor: Modern evcil atların ilk ataları kendilerini ilk olarak nerede insan bakımı altında buldular? Ve bu insan tarihinin devamının geri kalanı hakkında araştırmacılara ne söyler?

Gelecek on yıllarda, insanlar ve atların hikayesinin belki de birden fazla defa dramatik olarak yeniden yazılması muhtemel.

Arkeologlar önceki teknikler ile yapılmış olan eski çıkarımları sürekli tekrar değerlendirerek son teknolojiyi kullanmaya devam ediyor. DNA ve biyomoleküler veriler, atların nasıl dizginlendiğini, kullanıldığını ve bakımının nasıl yapıldığını bize söyleyebilecek bilginin diğer çeşitleriyle eşlenmeliler. (Örneğin, iskelete dayalı ipuçları.) Bu, yabani atlar ile insanlar tarafından bakılmış erken evcil atları ayırt etmeye yardımcı olabilir.

Arkeolojik alanlardan tür tayini Botai’de olduğu gibi tahminden ziyade DNA’yı kullanarak yapılmalı ve Derievka’da yapıldığı gibi benzer objelerle biraraya getirilip tahmine dayalı tarihlendirme yapılmasından ziyade her örneğin yaşını belirlemek için radyokarbon yaş tayini yapılmalı.


The Conversation. William Taylor. 2 Mart 2020.

Kaynak:Arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için