Blog
Avcı Toplayıcılar Avrupa’da MÖ 2.500’e Kadar Varlığını Sürdürmüş
Çalışma, günümüz Belçika, Almanya ve Hollanda’sını kapsayan bir bölgede MÖ 8.500 ile MÖ 1.700 yılları arasında yaşamış bireylere ait tam insan genomlarını analiz etti.
www.arkeofili.com
Antik DNA verileri, Avrupa’nın alçak ovalarında avcı-toplayıcı yaşamın tarımın gelişine rağmen MÖ 2.500’e kadar sürdüğünü gösteriyor.

Avrupa genelinde MÖ 4.500-2.500 yılları arasındaki avcı-toplayıcı atalarının oranlarını gösteren harita. C: Huddersfield Üniversitesi
Araştırmacılar, antik DNA’dan yararlanarak Avrupa’nın bir bölümünde avcı-toplayıcıların kıtanın başka hiçbir yerinde görülmeyecek kadar uzun süre, binlerce yıl daha hayatta kaldığını ortaya koydu ve bu süreçte kadınların oynadığı belirleyici rolü gün yüzüne çıkardı.
Antik Avrupa genomlarının izinde
Çalışma, günümüz Belçika, Almanya ve Hollanda’sını kapsayan bir bölgede MÖ 8.500 ile MÖ 1.700 yılları arasında yaşamış bireylere ait tam insan genomlarını analiz etti.
Bu dönem, Avrupa tarihöncesinin özellikle kritik bir evresiydi. Çünkü art arda yaşanan büyük nüfus hareketleri ve kültürel dönüşümler, günümüz Avrupalılarının genetik bileşimini şekillendirdi. Ulusal sınırlar henüz yokken insanlar geniş mesafeler boyunca serbestçe hareket ediyordu. Avrupa’daki bu hareketlilik, genetik olarak farklı toplulukların bölgeye gelmesi ve yerel gruplarla karışması anlamına geliyordu. Bu da yalnızca yeni genetik bileşenleri değil, aynı zamanda yeni dilleri, kültürleri ve yaşam biçimlerini de beraberinde getiriyordu.
Bu değişimlerin etkisi o kadar derin ve yaygındı ki, günümüzde neredeyse tüm Avrupa nüfuslarının genomlarında üç ana ata bileşeninin izleri bulunuyor: avcı-toplayıcı bileşen, Yakın Doğu’dan gelen ilk çiftçilerle taşınan Neolitik bileşen ve Rusya kaynaklı çoban topluluklarıyla ilişkilendirilen üçüncü bir bileşen.
Tarım geliyor ama genler yerel kalıyor
Bu yeni araştırma, söz konusu bölgede tarımın yaklaşık MÖ 4.500 dolaylarında ortaya çıkmasının, Avrupa’nın geri kalanında görülen türden büyük bir genetik bileşim değişimi yaratmadığını gösteriyor. Bunun yerine, yerel avcı-toplayıcı topluluklar tarımla ilişkili uygulamaları düzensiz/heterojen biçimde benimsedi ve bölgeye gelen çiftçilerden genetik katkı oldukça sınırlı kaldı.
Dahası, çalışmanın genom verileri, bu sınırlı çiftçi “akışının” büyük ölçüde kadınlar üzerinden gerçekleştiğine işaret ediyor: Çiftçi topluluklardan gelen kadınlar, yerel avcı-toplayıcı topluluklara evlilik yoluyla katılıyor; böylece hem bilgi birikimlerini hem de genlerini beraberlerinde getiriyordu. Bu örüntü, bölge genelinde özellikle nehirli sulak alanlar ve kıyı şeritleriyle sınırlı görünüyor. Doğal kaynakların zenginliği, yerel halkın tarımın bazı yönlerini seçici biçimde benimserken, avcı-toplayıcı pratiklerin çoğunu ve dolayısıyla genetik yapıyı da koruyabilmesine imkân tanımış olmalı.
Avrupa’nın genetik öyküsü yeniden şekillenirken
Bölge genelinde (günümüz Belçika ve Hollanda’sı) avcı-toplayıcı atalarının yüksek oranlarda sürmesi, Neolitik dönemin sonuna kadar (yaklaşık MÖ 2.500’e dek) devam etti. Bu tarihlerde Avrupa’ya yeni topluluklar yayıldı. Bu kez gelen gruplar yerel topluluklarla bütünüyle karıştı ve böylece söz konusu bölgenin genetik gidişatı nihayet komşu bölgelerle yeniden hizalandı.
Profesör Stewart, “Daha eski avcı-toplayıcı nüfuslarla daha yeni tarımcılar arasında net bir değişim bekliyorduk; ama görünen o ki Hollanda ve Belçika’nın alçak ovalarında ve nehir boylarında bu değişim daha az ani gerçekleşmiş” diyor.
Kadınların görünmeyen etkisini öne çıkarmak
Dr. Pala, “Antik DNA çalışmaları, geçmişimizin beklenmedik sayfalarını sık sık gün yüzüne çıkarır. Bunu, dünyanın yeterince araştırılmamış ya da çevrede kalmış bölgelerinden örnekler incelerken bekleyebiliriz. Ama burada Avrupa’nın tam merkezine bakıyoruz. Bu da sonuçları daha da çarpıcı kılıyor. Antik DNA çalışmalarının gücünü gösteren bir durum bu: Böyle bulgular hâlâ bizi şaşırtabiliyor” diyor.
“Bu çalışma, bölgeye gelen çiftçi topluluklardan yerel avcı-toplayıcılara bilginin aktarılmasında kadınların oynadığı kritik rolü de görünür kıldı. Antik DNA çalışmaları sayesinde yalnızca geçmişi ortaya çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda insan evrimini şekillendirmede kadınların paha biçilmez ama çoğu zaman göz ardı edilen rolüne de ses verebiliyoruz.”
University of Huddersfield. 11 Şubat 2026.
Makale: Olalde, I., Altena, E., Bourgeois, Q. et al. (2026).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >