Blog
Büyük İskender Tarafından Kurulan Kayıp Şehri·n Yeri· Doğrulandı
Yerel olarak Jebel Khayyaber diye bilinen bu yer, anıtsal bir gerçeği saklıyordu: Makedon fatihin kurduğu büyük “Dicle İskenderiyesi”nin kalıntılarını.
www.arkeofili.com
Büyük İskender’in MÖ 324 civarında İndus Vadisi’nden Mezopotamya’ya dönerken Dicle üzerinde kurduğu şehrin ayrıntıları ortaya çıktı.

Bugün de aynı derecede etkileyici: İskenderiye’nin surları. C: Charax Spasinou Project (Stuart Campbell 2017)
Günümüz güney Irak’ının alüvyon ovası boyunca, İran sınırından yalnızca on beş kilometre uzaklıkta dümdüz yükselen devasa bir gölge uzanıyor. Yüzyıllar boyunca, kilometrelerce uzunluktaki ve bugün hâlâ sekiz metreye kadar yükselen dev bir surun hatları yalnızca havadan seçilebiliyordu. Bölge, siyasi çalkantılar ve tarih yazımındaki önyargıların ağırlığı nedeniyle arkeolojinin odağı dışında kalmıştı.
Yerel olarak Jebel Khayyaber diye bilinen bu yer, anıtsal bir gerçeği saklıyordu: Makedon fatihin kurduğu büyük “Dicle İskenderiyesi”nin kalıntılarını. Daha sonra Charax Spasinou adıyla anılan bu kent, Antik Çağın önemli bir ticari gücüydü. İzleri kolektif hafızadan silinmiş olan yerleşim, ta ki 21. yüzyılın başında Konstanz Üniversitesi’nde Akdeniz ve Yakındoğu Arkeolojisi kürsü başkanı Prof. Stefan Hauser’in liderliğindeki uluslararası bir araştırmacı konsorsiyumu tarafından yeniden keşfedilip doğrulanana kadar bilinmiyordu.
Bu unutuluşun hikâyesi, yerleşimin yeniden keşfin kadar çarpıcı. Kent, çivi yazısının gerilemesi ile Mezopotamya’da İslam’ın ortaya çıkışı arasındaki, araştırmaların geleneksel olarak ihmal ettiği bir “ara dönem”de serpilmişti. Üstelik konumu da, 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında başlıca çatışma alanlarından birine dönüşen bir bölgede yer alıyordu. Bu durum, gizemini sürdüren fiziksel erişilmezlik katmanını daha da kalınlaştırdı.
Ancak 1960’larda araştırmacı John Hansman, Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait hava fotoğraflarını analiz ederek, gözle görülebilen bu heybetli yapıları MS 1. yüzyılda Yaşlı Plinius’un aktardığı betimlemelerle ilişkilendirdi. Ne var ki bu şüphe, on yıllar boyunca sahada doğrulanamadı.

Peristil saray avlusundaki sütunlar, 2018. C: Charax Spasinou Projesi 2022 (Robert Killick)
Düğüm, 2014’te yabancı ekiplerin bölgeye yeniden dönebilmesiyle çözülmeye başladı. Hauser’in meslektaşları (Jane Moon, Robert Killick ve Stuart Campbell) yakındaki Ur sahasında çalışırken Basra Eski Eserler Müdürü tarafından Jebel Khayyaber’e götürüldü. Zırhlı araçlarla ve sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilen bu ziyaret, surun insanı sarsan manzarasıyla sonuçlandı.
Sahanın ölçeği, karşılarında devasa boyutlarda bir kent bulunduğunu açıkça gösteriyordu. Bu sezgi, dönüş yolunda kesinliğe dönüştü: İskender’in kurduğu bu yerleşim yeniden bulunmuştu. 2016’daki ilk üç haftalık araştırmalar zemini hazırladı; kısa süre sonra da, Yakındoğu Helenistik arkeolojisinin dünyadaki sayılı uzmanlarından olan Stefan Hauser projeye katıldı.
Ne var ki çalışma koşulları hâlâ son derece zorluydu. 2017’de, kuzey Irak ve Suriye’nin büyük kısmı sözde IŞİD’in kontrolündeyken, araştırmalar silahlı koruma altında ve yalnızca yüzey araştırmalarıyla sınırlı kaldı. Araştırmacılar çevredeki beş yüz kilometreden fazla alanı yöntemli biçimde taradı; her seramik parçasını, her tuğla kırığını, insan faaliyetinin her izini kayda geçirdi.
İnsansız hava araçlarıyla çekilen binlerce hava fotoğrafı, fotogrametri yoluyla ayrıntılı bir topoğrafik model kurulmasını sağladı. Sonuç tartışmasızdı: Dicle İskenderiyesi olağanüstü ölçekte bir metropoldü. Hauser, “O anda karşımızda duran şeyin, Nil kıyısındaki İskenderiye’nin bir eşdeğeri olduğunu fark ettik” diyor.

Tapınak bölgesindeki kazı ekibi, 2022. C: Charax Spasinou Project 2022 (Stefan R Hauser)
Kuruluş mantığı aynıydı: açık deniz ile nehir sistemlerinin birleştiği noktada bir şehir kurmak. Çünkü bunlar, iç bölgelere uzanan ulaşım “otoyollarıydı”. Dicle İskenderiyesi, 550 yıldan uzun süre boyunca uzun mesafeli ticaretin merkezi düğümlerinden biri olarak işlemiş olmalıydı.
İstikrarsızlık nedeniyle kazı yapmadan kentsel planı çözmek için ekip, ileri jeofiziğe yöneldi. Münih Üniversitesi’nden jeofizikçi Jörg Faßbinder, sezyum manyetometresi kullandı. Bu araç, duvarlar, hendekler ya da fırınlar gibi gömülü yapılar nedeniyle Dünya’nın manyetik alanında oluşan anomalileri tahribatsız biçimde saptayabiliyor. Bu farklılıklara renk değerleri atanarak, yeraltı hassas haritalar halinde sırlarını açığa vurmaya başladı. Manyetometrik görüntüler, olağanüstü netlikte bir kent ızgara sistemi gösteriyordu. Burada, Antik Çağ boyunca bilinen en büyük konut adalarının bulunduğu anlaşılıyordu.
Rekonstrükte edilebildiği kadarıyla kent, dikkate değer bir titizlikle hazırlanmış bir ana plana bağlıydı. Hauser’in açıklamasına göre kentin büyük bölümü sistematik biçimde düzenlenmişti. Hatta kuzey surundan iki kilometre güneyde bile sokaklar ve yapı adaları onunla kusursuz biçimde paralel uzanıyordu. Buna rağmen, ilk katı şema zaman içinde belirgin değişimlere uğramıştı. Bu devasa adaların içinde, başka duvarların üstüne binen ve özgün yönlenmeden sapan mimari kompleksler saptandı. Bu da daha geç inşa evrelerine ve kentsel dokunun organik evrimine işaret ediyor.

Sezyum manyetometresiyle çekilmiş, konut binaları ve tapınakların bulunduğu bir mahallenin görüntüsü. C: Charax Spasinou Project 2016 (Jörg Fassbinder)
Gerda Henkel Vakfı tarafından finanse edilen ve uzman şirket Eastern Atlas’la yürütülen sonraki projelerde sürdürülen manyetometrik analiz, yerleşim düzeninde dörde kadar farklı yönlenmeyi ayırt etmeyi mümkün kıldı. Böylece uzmanlaşmış alanlar ortaya çıktı. Birkaç büyük tapınak alanıyla kesintiye uğrayan geniş bir yerleşim bölgesi belirlendi. İçte bir nehir limanı ve kanal ağına komşu biçimde, fırınların ve ergitme ocaklarının varlığıyla tanınan çok sayıda atölye yoğunlaşmıştı.
Başka bir bölgede, hemen çevresinde sokak bulunmayan, muhtemelen bahçeler veya hatta iç mekan tarımı için tasarlanmış bir alan olan, saray karakterinde bir yapı izole kalmış gibi görünüyor. Daha kuzeydeyse uydu görüntüleri, muhtemelen nüfusu besleyen tarım arazileriyle bağlantılı, büyük ölçekli bir sulama sisteminin kalıntılarını ortaya koydu.
Bu büyük kentin varlık nedeni ve yüzyıllar süren başarısının anahtarı, stratejik coğrafyasında yatıyordu. İronik biçimde, onu sonunda mahvedecek olan da yine bu coğrafya olacaktı. Büyük İskender’in Hindistan’dan dönüşü sırasında, yaklaşık MÖ 324’te kurulan kent, ideal bir aktarma limanı olarak tasarlanmıştı.
Susa’dan gelen Karun Nehri ile Dicle Nehri’nin birleştiği noktada ve o dönemde Basra Körfezi kıyı şeridine sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan şehir, Hint Okyanusu’nun denizcilik rotaları ile Mezopotamya’nın nehir ve kara yolları arasında vazgeçilmez bir bağlantı noktası haline geldi. Hauser’in vurguladığı gibi, ticaret trafiğinin tamamı bu kentten geçiyordu. Deltanın giderek alüvyonla dolması limanların daha güneye taşınmasını zorunlu kıldığında bile burası, başlıca boşaltma ve yeniden dağıtım noktası olarak kaldı.

İskenderiye Haritası. C: Stefan R Hauser
Zirve döneminde, MÖ 300 ile MS 300 arasında kent, Hindistan, Afganistan ve Çin’le ticaretin yoğunlaşmasına tanıklık etti ve bunu hızlandırdı. Dicle, güney kesimi alüvyonla dolma eğilimindeki Fırat’ı geride bırakarak başlıca kuzey-güney arterine dönüştü. Kuzeydeki Seleukeia ve Ctesiphon gibi, yüz binlerce nüfuslu büyük başkentler; Charax üzerinden gelen baharatlar, tekstiller ve metallere yönelik doymak bilmez bir pazar oluşturuyordu.
Çöküş, Mezopotamya’da sıkça görüldüğü gibi, nehirlerin kendi eliyle geldi. Durdurulamaz tortullaşma süreci, Basra Körfezi kıyı çizgisini giderek güneye itti. Aynı zamanda Dicle’nin yatağı, yavaş yavaş batıya doğru göç etmeye başladı ve sularına bağımlı olan kenti terk etti. Sondajlar yapan jeologlarla ve çevresel veri analizi uzmanlarıyla birlikte çalışan Hauser’in ekibi, bu ekolojik dramayı yeniden kurgulayabildi.
Arkeoloğun doğruladığına göre yerleşim, büyük ölçüde MS 3. yüzyılda terk edildi. O tarihte muhtemelen artık doğrudan bir nehir bağlantısı yoktu ve antik kaynaklara göre Körfez kıyısı zaten yaklaşık 180 kilometre uzağa çekilmişti. Bölgesel başkent ve ticaret merkezi statüsünü yitirdi ve sonunda tamamen terk edildi. İşlevinin ve bir ölçüde coğrafi mirasının varisi ise günümüz Basra’sı.
Tüm bu ilerlemelere rağmen kent hâlâ pek çok bilinmeyen barındırıyor. Finansman bulunmasına bağlı gelecekteki kazı çalışmaları, bu tarihin katmanlarını açığa çıkaracak ve kıtaların kesişimindeki bu kavşakta günlük yaşamı daha kesin biçimde anlamayı sağlayacak.
Universität Konstanz. 28 Ocak 2026.


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >