Blog
Dinozor Dişleri 150 Milyon Yıl Önceki Yaşamı Anlatıyor
Bölgeler arasında da belirgin farklılıklar vardı: Tanzanya’dan gelen dişler, Portekiz veya ABD’den gelenlere kıyasla tutarlı biçimde daha fazla aşınmıştı. Bu farkın en önemli nedeni iklimdi.
Zeynep Şoray - www.arkeofili.com
Fosilleşmiş sauropod dişlerindeki mikroskobik aşınma izleri, 150 milyon yıl önce bu dev hayvanların ne yediğini ve göç kalıplarını gösteriyor.

Tanzanya’dan Giraffatitan’ın bir dişinin fotoğrafı. Dişin ucundaki aşınma yüzeyi açıkça görülüyor. C: Jan Kersten, Freie Universität Berlin, Fachrichtung Paläontologie
Uzun boyunlu dinozorlar ne yiyordu ve açlıklarını gidermek için nerelere gidiyordu? Bir araştırma ekibi, son teknoloji diş aşınma analizi kullanarak sauropodların beslenme davranışlarını yeniden oluşturdu. Bulgular, mikroskobik mine aşınma izlerinin 150 milyon yıl önceki göç, çevresel koşullar ve ekosistem içindeki niş dağılımı hakkında şaşırtıcı bilgiler sunduğunu gösteriyor.
Devasa dinozorlar Jura Dönemi’nde nasıl yaşıyordu? Ne yiyorlardı, yaşam alanlarını nasıl paylaşıyorlardı ve belki de mevsimsel olarak göç ediyorlar mıydı? Bu soruları uluslararası bir araştırma ekibi inceledi. Yeni çalışmaları sıra dışı bir yöntem kullanıyor: fosilleşmiş dişlerdeki aşınma izlerini geçmişe açılan bir pencere olarak değerlendirmek.
Uygulanan metodolojinin uzmanı Winkler, “Fosil dişlerdeki mikroskobik çiziklerin beslenme ve hatta davranış hakkında bu kadar çok şey anlatabileceğini hâlâ büyüleyici buluyorum” diyor. Diş Mikroaşınma Doku Analizi (DMTA) olarak bilinen bu teknik, başlangıçta Profesör Thomas Kaiser liderliğindeki bir araştırma grubu tarafından memeliler üzerine çalışmak için geliştirildi. Bu çalışma, yöntemin sauropodlara ilk sistematik uygulamasını temsil ediyor.
Çevresel Arşiv Olarak Diş Minesi
Ekip, dinozor fosilleriyle ünlü üç jeolojik formasyondan (Portekiz’deki Lourinhã Formasyonu, ABD’deki Morrison Formasyonu ve Tanzanya’daki Tendaguru Formasyonu) diş yüzeylerinin 322 yüksek çözünürlüklü üç boyutlu taramasını analiz etti. Tüm dişler toplam 39 bireye aitti. Örnekler doğrudan orijinal dişlerden ya da yüksek çözünürlüklü silikon kalıplardan alındı.
Winkler, “Mikrometre ölçeğindeki yapılardan söz ediyoruz” diye açıklıyor. “Bu küçük aşınma izleri, diş ile besin arasındaki etkileşimden kaynaklanıyor. Bunlar, hayvanların yaşamlarının son günlerinde veya haftalarında ne yediğini ortaya koyuyor.”
Türler ve Bölgeler Arasında Şaşırtıcı Farklar
İstatistiksel analizler, çeşitli sauropod grupları ile buluntu yerleri veya coğrafi bölgeler arasında belirgin farklılıklar ortaya koydu. Özellikle dikkat çekici olan, tanınmış Diplodocus’u da içeren uzun kuyruklu sauropod grubu flagellikaudatanların aşınma kalıplarındaki yüksek değişkenlikti. Bu heterojenlik, bu hayvanların çeşitli besin kaynaklarına erişebildiğini ve genelci bir beslenme davranışı sergilediğini düşündürüyor.
Özellikle şaşırtıcı olan, hem Portekiz hem de ABD’den gelen Camarasaurus örneklerinin son derece homojen aşınma kalıpları göstermesiydi. Mikroaşınmadaki bu tutarlılığın yalnızca tek tip bitki mevcudiyetiyle açıklanması pek olası değil. Bunun yerine bu dinozorların yıl boyunca bilinçli olarak aynı tercih ettikleri besin kaynaklarını aradığına işaret ediyor.

Tanzanya’daki Giraffatitan’ın orijinal kafatası. C: Daniela E. Winkler
Emanuel Tschopp, “O dönemde hem Portekiz’de hem de ABD’de iklim son derece mevsimseldi, dolayısıyla belirli bitkiler büyük olasılıkla yıl boyunca mevcut değildi. Camarasaurus diş aşınmasındaki tutarlılık, aynı kaynaklara ulaşmak için mevsimsel göç yapmış olabileceklerini düşündürüyor” diyor.
Tanzanya’daki titanosauriformlar için durum farklıydı. Dişleri belirgin biçimde daha yoğun ve karmaşık aşınma gösteriyordu. Araştırmacılar bunu belirli çevresel koşulların bir sonucu olarak yorumluyor: Tendaguru Formasyonu tropikal ile yarı kurak arasında değişen iklimlere sahipti ve yakınında büyük bir çöl kuşağı bulunuyordu; bu kuşaktan kuvars kumunun bu sauropodların yediği bitkilerin üzerine sıklıkla taşınmış olması muhtemel. Kumla kirlenmiş bu diyet, dişlerde görülen yüksek aşındırıcı aşınma kalıplarına neden olmuş olabilir.
Belirleyici Faktör Bitki Çeşitliliği Değil, İklim
Bölgeler arasında da belirgin farklılıklar vardı: Tanzanya’dan gelen dişler, Portekiz veya ABD’den gelenlere kıyasla tutarlı biçimde daha fazla aşınmıştı. Bu farkın en önemli nedeni iklimdi.
Saleiro, “Bu çalışmanın en ilginç yönlerinden biri, diş aşınma kalıplarındaki farklılıkları paleocoğrafya ve farklı sauropod faunalarının habitat tercihleriyle ilişkilendirebilmiş olmamız” diye sonuçlandırıyor.
“Çalışma bana, otçul dinozorlarda niş ayrışması üzerine sürdürdüğüm çalışmaya nasıl yaklaşacağımı gösterdi. Tür grupları içindeki ekolojik ilişkileri daha iyi anlamak ve bu farklılıkların ekosistemler arasında nasıl evrimleştiğini kavramak için belirli paleo-çevrelere odaklanmak gerekiyor.”
Tschopp için de bu, araştırmanın en heyecan verici unsurlarından biri. “Bu mikroskobik izlerle, bu devasa soyu tükenmiş hayvanlar hakkında aniden davranışsal ifadeler yapabiliyoruz. Göç, uzmanlaşma, niş kullanımı… hepsi somut hale geliyor.”
Dikkat çekici bir başka ayrıntı: aşınma kalıpları, dişin bölgesine göre (yanak tarafında (bukkal) veya çiğneme yüzeyinde (oklüzal)) farklılık gösteriyordu. Analiz sırasında bu farklar dikkate alınarak hatalı sonuçların önüne geçildi.
Bu çalışma yalnızca bireysel dinozor türlerinin yaşamlarına dair yeni bilgiler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda paleoekolojik ilişkilerin daha geniş biçimde anlaşılmasına da katkıda bulunuyor. Niş ayrışması, iklim kaynaklı adaptasyonlar ve olası rekabet kaçınması, fosilleşmiş ekosistemlerde bile tespit edilebiliyor.
Winkler, “Niş oluşumu ve göç davranışı gibi ekolojik ilkelerin yalnızca bugün değil, 150 milyon yıl önce de önemli olduğunu gösteriyoruz” diyor. Tschopp ise ekliyor: “Morrison Formasyonu’nun sauropodları muazzam bir tür çeşitliliği sergiliyor ve bu çeşitlilik ancak türlerin farklı davranıp farklı beslenme nişlerini işgal etmeleri sayesinde mümkün oldu.”
Gelecek Araştırmalar Daha Fazla Diş, Daha Fazla Bilgi
Araştırma henüz tamamlanmadı. Gelecekteki çalışmalar, yavru ve yetişkin sauropodların diyetlerinde farklılık olup olmadığını ya da Aşağı Saksonya’dan gelen Europasaurus gibi cüce türlerin kendine özgü ada ortamına nasıl uyum sağladığını araştırmayı hedefliyor. Saleiro, Portekiz faunası için diğer otçul dinozorları da kapsayan genişletilmiş bir veri seti üzerinde çoktan çalışmaya başladı.
Winkler, “Beni heyecanlandıran şey, bu yöntemi sürekli iyileştirebilmemiz ve her yeni örneğin bulmacaya bir parça daha eklemesi” diyor. “Araçlarımız giderek daha iyi hale geliyor ve o dönemdeki yaşamın gerçekte nasıl olduğuna dair anlayışımız da.”
Tschopp da aynı fikirde: “Bu yöntemle daha başlangıç aşamasındayız ama paleontolojiyi, modern teknolojiyi ve disiplinler arası iş birliğini bir araya getirmek, eski dünyalara büyüleyici bakışlar açıyor.”
Leibniz Institute for the Analysis of Biodiversity Change. 18 Temmuz 2025.
Makale: Winkler, D.E., Tschopp, E., Saleiro, A. et al. (2025).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >