Blog

Mar1

Erken İnsan Ataları Şaşırtıcı Derecede Yavaştı

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  AnatomiAustralopithecus AfarensisBipedalizmHomininKoşuLucy



Erken İnsan Ataları Şaşırtıcı Derecede Yavaştı

Araştırmacı ekibin çalışması, bu erken insanlardan Australopithecus afarensis’in anatomisini modelleyerek ne kadar iyi koşabildiklerini anlamaya çalıştı.

 

Zeynep Şoray - www.arkeofili.com

 

Araştırmacılar, erken insan atalarının nasıl koştuğunu modelledi ve muhtemelen şaşırtıcı derecede yavaş olduklarını buldu.

Australopithecus afarensis, erken dönem insan atalarından biriydi. C: Wikimedia Commons

Yaklaşık 3 milyon yıl önce, bugün Doğu Afrika olarak bilinen bölgede bir sahne hayal edin. Bir nehrin kenarında yaralı bir antilop yere yığılır ve son nefesini verir. Ceset kısa süre içinde sırtlanlar tarafından sarılır ve bir timsahla mücadele başlar. Timsah su yüzüne çıkar ve hayvanın bir parçasını kapar.

Sırtlanlar mücadeleyi kazanır ve timsah yalnızca bir bacakla geri çekilir. Sırtlanlar karınlarını doyurduktan sonra oradan uzaklaşır. Dik yürüyen tuhaf görünümlü bazı maymunlar yaklaşır. Ellerinde keskin kenarlı taşlar vardır. Hızla et parçaları keser ve çiğnemeye başlarlar.

Aralarındaki çekişme, yakınlardaki soyu tükenmiş, kılıç dişli büyük bir kedi olan Homotherium’un dikkatini çeker. Hayvan sinsice yaklaşır ve aniden ortaya çıkar. Bu tuhaf maymunlar karşılaşmadan sağ çıkabilecek midir? Yeterince hızlı ve yeterince uzun süre koşabilecekler midir?

Araştırmacı ekibin çalışması, bu erken insanlardan Australopithecus afarensis’in anatomisini modelleyerek ne kadar iyi koşabildiklerini anlamaya çalıştı. Australopithecus afarensis, 2,9 ila 3,9 milyon yıl öncesine tarihlenen, en iyi bilinen erken insan atalarından biri.

Kısmen bütün haldeki Australopithecus afarensis iskeleti Lucy ya da Dink'inesh, erken iki ayak üzerinde yürüme yeteneğinin dünya çapında simgesel bir temsili. Etiyopya’nın kuzeydoğusundaki Afar Çöküntüsü’nde bulunan bu keşif, 1974’te yapıldığında dünya çapında büyük ilgi görmüştü. Bu bulgu, bilim insanlarının uzun süredir düşündüğü gibi, beyin büyümesinin insan ataları iki ayak üzerinde yürümeye başladıktan sonra evrimleştiğine dair bir kanıttı.

Bazı araştırmacılar ayrıca Australopithecus anatomisini, insanlar, goriller ve şempanzeler için henüz bilinmeyen bir ortak ataya ait olduğu öne sürülen boğum üzerinde yürüme biçimiyle ilişkilendirdi. Ancak bu hipotez daha sonra çürütüldü.

Bilim insanları artık boğum üzerinde yürüyüşün muhtemelen maymunlarda birkaç kez bağımsız olarak evrimleştiğine inanıyor. Çünkü maymunların yürüme tarzı ile elleri ve dirseklerinin iç yapısı birbirinden ince farklarla ayrılıyor. Araştırmacılar ayrıca homininlerde gördüğümüz anatominin, uzak bir atada ağaçlarda dik hareket etmeye uyumun bir yansıması olduğunu düşünüyor.

Biraz gorile benzeyen Ardipithecus kadabba gibi erken iki ayaklılar, 5,8 ila 5,2 milyon yıl önce Afrika’da yaşıyordu. Bunlar mozaik habitatlarda (açık ve ormanlık alanların karışımı) yaşadıkları için, ağaçlarda hareket etmeye uyum sağlamış olmaları mantıklı görünüyor.


Australopithecus afarensis’in fosil iskeleti. C: Wikimedia Commons

Yakın zamana kadar bilim insanları, yalnızca yaklaşık 2 milyon yıl önce ortaya çıkan Homo cinsine ait hayvanların taş alet yaptığını düşünüyordu. Etiyopya’nın Dikika bölgesinde 2009’da bulunan ve 3,4 milyon yıl öncesine tarihlenen kesik izli kemikler ile 2011’de Kenya’nın Lomekwi bölgesinde keşfedilen 3,3 milyon yıllık taş aletler, bilim insanlarının Australopithecus’un ete ne kadar erişimi olduğu konusundaki düşüncelerini değiştirdi.

Artık tartışma, daha çok Australopithecus’un düzenli olarak hayvanları kendisinin mi öldürdüğü, yoksa diğer yırtıcılardan sonra cesetlerden mi beslendiği (ikincil erişim) meselesine odaklanıyor.

Birincil erişim ve düzenli avlar için iki şeyi yapabilmeleri gerekirdi: Hızlı koşmak (farkında olmayan bir hayvanı geride bırakacak ani hız patlamaları) ve uzun süre koşmak (avı yıpratmak için).

Bu, dayanıklılık koşusu hipotezi olarak adlandırılıyor. Bu davranışın ortaya çıkışının, yaklaşık 2 milyon yıl önce ile yaklaşık 1 milyon yıl önce yaşamış olan Homo erectus’ta gördüğümüz gibi daha modern bir anatomiyle çakıştığı düşünülüyor. Australopithecus’un, bizim “modern” kabul ettiğimiz hızlarda dayanıklılık koşusu yapıp yapamayacağını test etmenin en iyi yolu, Australopithecus afarensis iskeletini yeniden kurmak ve nasıl hareket etmiş olabileceğini simüle etmek.

Bu soruyu yanıtlamaya çalışmak için araştırmacılar, Lucy’nin tam iskeletini 3B modelleme kullanarak yeniden oluşturdu. Eksik parçalar, diğer Australopithecus iskeletlerinin ölçeklendirilmiş versiyonları kullanılarak tahmin edildi. Lucy şempanzelerle de yakın akraba olduğu için, araştırmacılar ayrıca geometrik morfometri adı verilen analitik bir teknik kullanarak Australopithecus, modern insan ve şempanzeye ait iskelet malzemelerini de birbirine dönüştürdü.

Daha sonra açık kaynaklı Gaitsym yazılımını kullanarak, Australopithecus’un ve modern bir insan modelinin pelvis ve alt uzuv kemiklerine kaslar yerleştirilmeye başlandı. Kaslar ve diğer yumuşak dokular fosillerde korunmadığı için, kas özellikleri şempanze benzeri ile insan benzeri arasında değiştirildi ve böylece koşu hızı ve enerji verimliliği için bir dizi tahmin üretildi.

Araştırmacılar ayrıca, şempanzelerde bulunmayan uzun bir Aşil tendonunu ekleyip çıkardıkları çok sayıda simülasyon yaptı. Çünkü bunun koşu hızını ve enerjinin geri kazanımını artırarak enerji kullanımını etkilediği düşünülüyor.

Bu, birden fazla laboratuvarda yürütülen yeniden yapılandırmalarla gerçekleştirilen ekip çalışmasıydı. Simülasyonlar Liverpool Üniversitesi’nin yüksek performanslı hesaplama altyapısında çalıştırıldı.

Bu simülasyonlar, Lucy’nin modern insanlar kadar iyi koşamadığını ortaya koydu. Araştırmacıların simülasyonlarda elde edebildiği en yüksek hız saatte yaklaşık 17,7 kilometre, en düşük hız ise saatte yaklaşık 5,4 kilometre oldu. Buna karşılık elit sprinterler saatte 32 kilometrenin üzerine çıkabiliyor. Elit olmayan sprinterler bile saatte yaklaşık 28,3 kilometre hıza ulaşabiliyor.

Araştırmacılar ayrıca taşımanın metabolik maliyetinin (hareket etmek için gereken enerji miktarı) Lucy’de modern bir insana göre 1,7 ila 2,9 kat daha yüksek olduğunu buldu. Kas mimarisi ne kadar “maymun benzeri” hale getirilir ve Aşil tendonu ne kadar kısa tutulursa, bu maliyet de o kadar artıyor.

Görünüşe göre modern insanın uzuv oranları, baldır kası mimarisindeki temel değişikliklerle (örneğin görece kısa lifler ve büyük kesit alanları) birleşince, ayrıca uzun bir Aşil tendonuyla birlikte, Homo cinsinde çok daha hızlı koşmayı mümkün kıldı.

Bu da, daha sonraki Homo türlerinin aksine, Australopithecus afarensis’in fizyolojik olarak ısrarcı avcılık yapmasının muhtemelen mümkün olmadığını gösteriyor.

Baştaki hikâyeye dönersek, bu gruptaki Australopithecus bireylerinin büyük kediden kaçamamış olması muhtemel. Basitçe, ne yeterince hızlı ne de yeterince uzun süre koşabiliyorlardı.

The Conversation. Tom O’Mahoney. 13 Mart 2025.

Makale: Bates, K. T., McCormack, S., Donald, E., Coatham, S., Brassey, C. A., Charles, J., … & Sellers, W. I. (2025).

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için