Blog

Mar28

Hayvanlar Depremleri Gerçekten Hissedebilir mi?

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  DavranışDepremDoğal AfetHayvanKöpek



Hayvanlar Depremleri Gerçekten Hissedebilir mi?

Hayvanların büyük depremlerden önce çevresel değişimlere gerçekten tepki verip vermediğini araştıran sistematik çalışmalar giderek artmaya başladı.

 

Begüm Bozoğlu - www.arkeofili.com

 

Hayvanların deprem öncesi davranış değişiklikleri, erken uyarı sistemleri geliştirebilmek için yeni bir umut olabilir mi?

(Görsel: CC0 Public Domain)

Yüzyıllardır dünya genelinde, büyük sarsıntılar öncesinde hayvanlar tarafından sergilenen olağandışı davranışlara dair gözlemler aktarılıyor. Çiftlik hayvanlarının huzursuzlanması, yabani hayvanların aniden ortadan kaybolması, hatta yılanların kışın ortasında kış uykusundan uyanması gibi pek çok çarpıcı örnek kaydedildi. Ancak bilim dünyası, bu tür gözlemleri uzun süre boyunca halk efsanesi olarak değerlendirip ciddiye almadı.

Ancak son yıllarda tablo değişmeye başladı. Hayvanların büyük depremlerden önce çevresel değişimlere gerçekten tepki verip vermediğini araştıran sistematik çalışmalar giderek artmaya başladı. Sarsıntıları öngörmek modern teknolojiyle bile oldukça güçken, çeşitli araştırmalar sismik aktivite öncesindeki hayvan davranışlarında görmezden gelinemeyecek belirli örüntülere işaret ediyor. Dünya nüfusu arttıkça ve depremlerin yıkıcı etkisi daha fazla insanı tehdit ettikçe, bu araştırmaların önemi her zamankinden daha kritik bir hale geliyor.

Davranış ekoloğu ve biyolog Rachel Grant’ın bu alandaki araştırma yolculuğu, İtalya’daki tesadüfi bir gözlemle başladı. Grant, 2009 yılında San Ruffino Gölü’nde ay evrelerinin kara kurbağalarının üreme süreçleri üzerindeki etkilerini incelerken, kurbağalar aniden ve topluca ortadan kayboldu. Bu ilginç kaçış beş gün sürdü. Kurbağalar ancak yaklaşık 80 kilometre uzaklıktaki L’Aquila şehrini vuran 6,3 büyüklüğündeki depremden sonra geri döndüler.

Bu gözlem, Grant’ın 2010 yılında yayımladığı çalışmanın çıkış noktası oldu. Söz konusu çalışma, yaygın kara kurbağalarının yüzde 96’sının 2009 L’Aquila depreminden tam beş gün önce üreme alanını terk ettiğini sayısal olarak ortaya koyuyordu ve yaban amfibilerinin sismik aktivite öncesindeki davranış değişikliğini belgeleyen ilk araştırmalardan biriydi. Amfibilerin geçirgen deri yapıları, onları su kimyasındaki değişimlere karşı özellikle duyarlı kılıyor; bu da, davranışlarını sismik aktivite için olası bir “erken uyarı göstergesi” haline getirebilir.

Grant, 2011 yılındaki büyük bir sarsıntı öncesinde Peru’daki Yanachaga Milli Parkı’nda çok sayıda türü kapsayan kapsamlı bir çalışma daha yürütüyordu. Büyük bir depremin yaşandığı parkları belirleyerek, koruma ve izleme çalışmaları yürüten Wildlife Insights (eski adıyla Team Network) kuruluşunun milli parkın farklı noktalarına yerleştirdiği harekete duyarlı kamera kayıtlarını analiz etti.

Veriler, depremden önceki haftalarda hayvan aktivitesinde keskin bir düşüş kaydedildiğini gösteriyordu. Ormandaki yedi farklı omurgalı takımı genelinde yapılan günlük sayımlar, tipik değerler olan 5 ila 15 kayıt aralığından aniden 5’in altına düştü. Depremden önceki son 24 saatte ise hayvan hareketleri neredeyse tamamen durma noktasına geldi. Bu kayıtlar, aynı mevsimdeki sismik olarak sakin dönemlerle karşılaştırıldığında, aktivitenin daha az olduğu zamanlarda hayvan sayılarının sabit kaldığı görüldü.

Peru’daki bu sert düşüş yalnızca paka ve kapibara gibi küçük ve orta boy kemirgenlerde değil, uzun burunlu armadillo gibi daha iri hayvanlarda da belirgin biçimde gözlemlendi. Ormanın bu kolektif “sessizleşmesi”, depremle bağlantılı sinyallerin sadece tek bir türü değil, tüm hayvan topluluklarını etkilediğine işaret ediyor.

Yalnızca yabani hayvanlar değil

Araştırmalar, dünya genelinde çiftlik hayvanlarının, özellikle de ineklerin, sismik aktivite öncesinde davranışsal ve fizyolojik değişim belirtileri gösterdiğini ortaya koyuyor.


İnekler, depremden önce özellikle alışılmadık davranışlar sergilemeye eğilimli görünüyor. (Görsel: cctm/Shutterstock)

İneklerin panikleyerek normalde görülmedikleri alanlarda dolaştığına dair çok sayıda rapor mevcut. 1906 yılında, 3.000 kişinin hayatını kaybettiği büyük San Francisco depreminden önce ineklerin şehrin Chinatown bölgesinde toplandığına dair anlatılar biliniyor. 2012 yılında ise Sumatra açıklarında meydana gelen 8,6 büyüklüğündeki depremden iki gün önce, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’un bir banliyösüne giren ve bahçelerde otlayan ineklerin fotoğrafları dijital mecralarda geniş yankı uyandırmıştı.

Japonya’da yürütülen çeşitli araştırmalarda, süt inekleri, otomatik sağım ve aktivite sistemleri aracılığıyla uzun vadeli olarak gözlemlendi. Bu çalışmalar, bazı yerel depremlerin öncesindeki günlerde süt veriminde mütevazı ancak istatistiksel açıdan anlamlı düşüşlerin yanı sıra geviş getirme davranışında ve genel huzursuzlukta belirgin değişimler olduğunu ortaya koydu.

Evcil hayvanlar da bu sismik değişimlerden etkileniyor gibi görünüyor. 2011 yılında Japonya’nın Honshu adası açıklarında meydana gelen ve üç nükleer reaktörü devre dışı bırakan bir tsunamiye yol açan 9,1 büyüklüğündeki devasa depremin ardından kapsamlı anketler yapıldı. 1.259 köpek ve 703 kedi sahibinin katıldığı bu çalışmada, depremden önce evcil hayvanlarının davranışları hakkında sorular soruldu. Köpek sahiplerinin yaklaşık yüzde 19’u ve kedi sahiplerinin yüzde 16’sı olağandışı davranışlar gözlemlediklerini bildirdi. Her iki türde de öne çıkan davranış huzursuzluktu ve bu durum genellikle depremden en fazla bir gün önce kendini gösteriyordu. Yine de, olay sonrası hatırlamaya dayalı bu tür verilerin, gerçek zamanlı toplanan veriler kadar bilimsel açıdan güvenilir sayılmadığını belirtmek gerekiyor.

Peki hayvanlar neyi hissediyor olabilir?

Asıl soru, hayvanların farklı davranıp davranmadığı değil, neden farklı davrandığı.

NASA’dan bilim insanı Friedemann Freund’un tarafından öne sürülen temel hipotezlerden biri, büyük depremlerden önce tektonik plakaların hareketi sırasında kayalarda biriken stresin yol açtığı ve elektrik yüklü parçacıkların açığa çıkmasıyla sonuçlanan çevresel değişimlere odaklanıyor.

Söz konusu parçacıklar, havadaki pozitif iyon (elektrik yüklü molekül) miktarını artırarak bölgedeki atmosferik ve pedolojik (toprakla ilgili) özellikleri değiştirebilir. Bu durumun, insanlar dahil tüm hayvanlardaki stres seviyelerini ve davranış örüntülerini etkilediği düşünülüyor. Daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulsa da bu fenomen, İtalya ve Peru depremlerinden önce gözlemlenen hayvan davranışı değişikliklerini kısmen açıklıyor olabilir.


(Görsel: Vlad ION / Unsplash)

Ancak depremlerden önce hayvanların alışılmadık davranışlarına katkıda bulunabilecek birçok farklı faktör de söz konusu olabilir. Titreşimler, yerel elektromanyetik alandaki bozulmalar veya insan işitme eşiğinin dışında kalan (infrasonik) sesler, bu faktörlerin başında geliyor. Davranışsal değişimi tam olarak hangi sinyallerin veya hangi sinyal kombinasyonlarının tetiklediğini henüz kesin olarak bilmiyoruz.

Hayvanların depremler öncesinde meydana gelen çevresel değişimleri algılayabildiğine dair kanıtlar çoğalıyor olsa da bilim dünyası temkinli yaklaşımını koruyor. Bazı çalışmalar, deprem öncesinde gözlemlenen “olağandışı” kabul edilen hayvan davranışlarının aslında normal mevsimsel aktiviteyle de açıklanabileceğini ortaya koydu. Üstelik depremlerin seyrek yaşanan olaylar olması, bu fenomenin sistematik biçimde incelenmesini zorlaştırıyor. Grant’a göre hayvanlar, depremleri bir “tahmin” yeteneğiyle öngörmekten ziyade, maruz kaldıkları rahatsız edici ya da olağandışı çevresel değişimlerden uzaklaşıyorlar.

Karıncalar ve depremler

Hayvan davranışları ile depremler arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamamıza katkı sağlayabilecek çalışmalar sürüyor. Sismik aktivitenin yoğun olduğu Peru’nun Lima kentinde, “Animal Alerts” (Hayvan Uyarıları) adlı sistematik bir deneme yürütülüyor. Bu kapsamda araştırmacılar; köpeklerin kalp atış hızını, hareketlerini ve diğer fizyolojik parametrelerini gerçek zamanlı olarak kaydeden akıllı tasmalar kullanıyor.

2013 tarihli bir araştırma ise aktif fay hatları (yer kabuğunda sismik enerji biriktiren ve depreme yol açabilen çatlaklar) üzerindeki kızıl orman karıncası yuvalarında uzun vadeli gözlemler yapıldı.

Araştırmacılar, bu fay hatları üzerinde yaşayan karıncaların günlük aktivite ritimlerinde belirgin değişimler saptadı. Bu çalışmadan yola çıkarak, yüksek lisans öğrencisi Shanza, tez araştırması kapsamında deprem öncü belirtilerini inceliyor. Shanza, pozitif iyonlar veya manyetik alan dalgalanmaları gibi erken deprem sinyallerine en duyarlı biçimde yanıt veren hayvan türlerini belirlemeyi hedefliyor. Araştırmanın bir sonraki aşamasında, bu çevresel koşulların laboratuvar ortamında simüle edilmesi ve karıncaların model tür olarak kullanılması planlanıyor.

Yalnızca hayvanlardan elde edilen verilerin tek başına güvenilir bir erken uyarı sistemi oluşturması pek olası görünmüyor. Ancak bu veriler teknolojik çevresel ölçümlerle ne kadar kapsamlı biçimde birleştirilirse, deprem tehlikesine dair güvenilir öngörülere o ölçüde yaklaşılmış olunacaktır.


The Conversation. Rachel Grant. 16 Mart 2026.

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için