Blog
Hellenlerden Önce de Side’nin Adı Nar Anlamına Geliyormuş
Side, Side dilinde “nar” anlamına geliyor. Nar her dönemde kentin sembolü, arması olarak sikke ve anıtlar üzerinde betimlenmişti.
www.arkeofili.com
Antalya’daki Side Antik Kenti’nde, Anadolu’nun en az bilinen antik dillerinden olan Sidece’nin alfabesine ait 5 harf daha tanımlandı.

İki dilli yazıtlar sayesinde Sidece alfabesinde bilinen harf sayısı 31’e çıktı.
Pamphylia’nın en önemli liman kentlerinden Side’de yürütülen çalışmalar, Anadolu’nun en az bilinen antik dillerinden Sidece’nin alfabesini genişletti. Daha önceki araştırmalarda 26 harfi tespit edilmiş olan dile ait beş yeni harf, son yıllarda gün yüzüne çıkan iki dilli ve çok satırlı yazıtlar sayesinde belirlendi.
Antalya’nın Manavgat ilçesindeki Side Antik Kenti’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Geleceğe Miras Projesi” kapsamında yürütülen kazılar kentin dilbilimsel mirasını da gün ışığına çıkarıyor. Kazı başkanı Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Feriştah Alanyalı, dilbilimciler Alfredo Rizza ve Michaela Zinko ile birlikte yürüttüğü çalışmalarda alfabe ile birlikte dilin yapısı, sözcük çözümlemeleri ve diğer Anadolu dilleriyle olan akrabalık ilişkileri üzerine de eğiliyor.
Anadolu’nun en az tanınan antik dillerinden biri
Sidece, Anadolu’da yaklaşık 2.000 yıl önce konuşulmuş olmasına karşın, bugün yalnızca kısıtlı sayıda yazıtla bilinen bir dil. Söz konusu dil, Likçe, Karca ve Lidce gibi diğer Anadolu dilleriyle birlikte Hint-Avrupa dil ailesinin Anadolu kolunda yer alıyor; Luvice’ye akraba bir dil olarak değerlendiriliyor.
Alanyalı, dilin halen tam olarak okunup anlaşılamadığını söylüyor. Yazıtların azlığı ve mevcut yazıtların çoğunlukla bir-iki satırdan oluşması çözümlemeyi güçleştiren temel etkenler sayılıyor. Ancak son yıllarda hem iki dilli hem de 30 ile 40 satıra ulaşan çok satırlı yazıtların bulunması araştırmacılara umut veriyor. Alfabedeki bilinen harf sayısının 26’dan 31’e çıkması da büyük ölçüde bu yeni materyalin sağladığı genişlemenin bir sonucu.
“Siruawn”: Kentin kendi adının izi
Yeni yazıtlarda öne çıkan bir bulgu, Sidece metinlerde karşılaşılan “Siruawn” ve “Siruawan” sözcük biçimleri. Araştırmacılar bu biçimlerin doğrudan Side kentini ifade ettiği konusunda hemfikir.
Alanyalı’nın aktardığına göre dilbilimsel çözümleme bir olasılığı güçlendiriyor: Sidece’de kentin yerel adı da büyük olasılıkla Helence anlamıyla örtüşüyordu ve “nar” anlamı taşıyordu. Helence “Side” sözcüğü “nar” anlamına geliyor. Eğer Sidece’deki yerel ad da aynı kavramı karşılıyorsa, bu kentin Hellen kolonizasyonundan çok daha önce de “nar kenti” olarak tanındığını gösteriyor.
Bölge bugün de önemli bir nar üretim merkezi. Side narının kent sikkeleri üzerinde bir motif olarak yer alması ise bu meyvenin antik kentin kimliği üzerindeki yerini gözler önüne seriyor. Alanyalı, “Side narının diğer narlardan farklı olduğunu” da vurguluyor ve narın kent için yalnızca tarımsal değil, sembolik bir nesne olduğunu belirtiyor.

Side, Side dilinde “nar” anlamına geliyor. Nar her dönemde kentin sembolü, arması olarak sikke ve anıtlar üzerinde betimlenmişti.
Hellenler gelmeden önce de Side vardı
Side’nin tarihine ilişkin antik kaynaklar dikkat çekici bir tablo çiziyor. Kyme’den gelen göçmenlerin Side’ye ayak basar basmaz kendi dillerini unuttukları ve “barbarların” (yani Hellenceden başka bir dil konuşanların) dilini konuşmaya başladıkları aktarılıyor. Bu, yerel kültürün Hellen göçmenlerin dilini bile asimile edebilecek kadar baskın olduğunu düşündürüyor.
Alanyalı bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Bu kentler, büyük ve parlak uygarlıklar olarak düşünüldüğü gibi yalnızca batıdan gelen göçmenlerin kurduğu ve parlattığı kentler değil. Çok eskiden beri burada olan, kendilerine özgü yazıları, kimlikleri olan, kültürel anlamda çok gelişmiş kentler.”
Sidece’nin direnci, Büyük İskender’in Anadolu’yu fethinin ardından da sürdü. İskender sonrası Anadolu’nun büyük bölümünde Helence egemen dil haline gelirken, Sidelilerin kendi dillerini yazmaya MÖ 3. yüzyılın sonu ile 2. yüzyılın başına kadar devam ettiği görülüyor. Yani Sideliler, Hellenistik dönemin ilk iki yüzyılı boyunca yazılı dilsel kimliklerini korumuşlar.
Doğuyla kültürel bağlar
Side’nin yalnızca batıyla değil, doğuyla da kültürel etkileşim içinde olduğunu gösteren kanıtlar da var. MÖ 7. yüzyıllara tarihlenen iki mühür buna işaret ediyor. Bunlardan biri kazılarda ele geçen bir Yeni Assur mührü, diğeri ise Kurtuluş Savaşı öncesinde bölge İtalyan işgali altındayken bir İtalyan araştırmacının köylülerden edindiği bir Yeni Babil mührü. Bu mühürler, Side’nin Akdeniz’in batısıyla olduğu kadar Mezopotamya ile de bağ kurduğunu gösteriyor.
Serapis Tapınağı yazıtı ve dilin kamusal kullanımı
Son kazılarda Serapis Tapınağı’nın varlığını belgeleyen iki dilli bir yazıt da gün yüzüne çıkarıldı. Yazıt, tapınağın sponsorluklarla inşa edildiğini anlatıyor. Katkıda bulunanların isimleri ve verdikleri miktarlar Sidece olarak kaydedilmiş. Alanyalı’ya göre bu önemli bir gösterge: “Herkes okuyabilsin diye Sidece yazılıyor. Demek ki hâlâ Sidece ağırlıklı.”
Yazıt, Sidece’nin yalnızca elit bir azınlık tarafından değil, kent halkının okuyup anlayabileceği yaygın bir dil olarak hâlâ işlev gördüğünün kanıtı.
Çözülmeyi bekleyen bir dil
Alfabedeki beş yeni harfin tespit edilmesi, Sidece’nin tam olarak okunup çözülmesi yönünde önemli bir adım. Bununla birlikte dilin tam olarak çözülebilmesi için daha fazla ve daha uzun yazıta ihtiyaç olduğu da bir gerçek. Yeni yazıtların bulunması durumunda yalnızca dilbilimsel değil, Side’nin Hellenizasyon öncesi kentsel ve kültürel tarihine dair de pek çok ayrıntı gün yüzüne çıkabilir.


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >