Blog
İnsan Şiddetinin Kökeni Sanılandan Çok Daha Karmaşık
İnsanın şiddet kapasitesi ortada. Ancak antropologlar, saldırganlığımızın “doğanın” mı (genetik) yoksa “yetiştirilme tarzının” (çevre) mi bir ürünü olduğu konusunda ikiye bölünmüş durumda.
www.arkeofili.com
Şiddet evrimsel geçmişimizde derin köklere sahip fakat farklı saldırganlık biçimleri birbirinden bağımsız gelişti.

Fiziksel saldırganlık, primat evriminde derin köklere sahip olabilir. C: Wikimedia Commons
İnsanın şiddet kapasitesi ortada. Ancak antropologlar, saldırganlığımızın “doğanın” mı (genetik) yoksa “yetiştirilme tarzının” (çevre) mi bir ürünü olduğu konusunda ikiye bölünmüş durumda. Örneğin bazıları, şiddetin derin evrimsel köklere sahip olduğunu ve bu nedenle kimliğimizin bir parçası olduğunu savunurken; diğerleri şiddetin tarımın gelişimi ve devlet düzeyindeki toplumlar gibi kültürel veya sosyo-ekolojik olgularla birlikte ortaya çıktığını ileri sürüyor.
Yine de yeni araştırmalar, her iki görüşün de kısmen doğru olabileceğini gösteriyor. 100 farklı primat türündeki hafif ve ölümcül saldırganlık vakalarına dair verileri kullanan bilim insanları, ölümcül çatışmaların bu biyolojik takım (primatlar) içinde sanılandan çok daha yaygın olduğunu ancak saldırganlığın muhtemelen tek bir evrimsel özellik olarak var olmadığını keşfetti.
Şimdiye kadar, rakip yetişkinleri öldürme eğiliminin büyük ölçüde insanlara ve şempanzelere özgü olduğu varsayılıyordu. Ancak çalışma yazarları, primat türlerinin yaklaşık yüzde 20’sinde ölümcül şiddete dair kanıtlar buldu. Lincoln Üniversitesi’nden Profesör Bonaventura Majolo, “Bu durum, kendi türünden diğer yetişkinleri öldürme potansiyelinin oldukça yaygın olduğunu ve muhtemelen evrimsel geçmişimizde derinlere kök saldığını gösteriyor” diyor.
Bununla birlikte Majolo ve meslektaşları, birden fazla saldırganlık davranışı türü olduğunu ve bunların hepsinin evrimsel olarak birbiriyle bağlantılı olmadığını da tespit ettiler. Örneğin araştırmacılar, hafif ve ölümcül şiddetin birbiriyle bağlantısız göründüğünü gözlemlediklerinde şaşırdılar. Zira en sık düşük düzeyli saldırganlık eylemlerinde bulunan türler, öldürme olasılığı en yüksek olan türler değildi.
Majolo, “Evrimsel açıdan bakıldığında, tüm farklı saldırganlık veya şiddet türleri birbirleriyle güçlü bir şekilde ilişkili değil” diyor. “Dolayısıyla bir türü tam olarak ‘aşırı saldırgan’ veya ‘hiç saldırgan değil’ şeklinde nitelendiremezsiniz.”
Genel olarak ekibin bulguları, fiziksel saldırma kapasitesinin muhtemelen tüm hayvanlar aleminde ortak bir tema olduğunu, fakat bu kavgacılığın ardındaki evrimsel mekanizmanın, kasıtlı olarak öldürme yeteneğinin temelinde yatan mekanizmadan ayrı olabileceğini gösteriyor. Dahası, insanların açıkça ölümcül saldırılar yapma kapasitesine sahip olmasına rağmen, bu tür ihlaller kültürel olarak şekillenmiş davranışlara büyük ölçüde bağımlı kalmaya devam ediyor.
Majolo, “Antropolojik çalışmalar, küçük ölçekli avcı-toplayıcı toplumların yaklaşık yüzde 15 ila 20’sinin savaşmadığını, hatta bazılarının dilinde ‘savaş’ kelimesinin bile bulunmadığını öne sürüyor” diyor. Ancak bu gruplar içinde bireyler arası şiddet meydana gelebildiği için “bu, söz konusu toplumların tamamen barışçıl olduğu anlamına gelmez” diye ekliyor.
Dolayısıyla bu çalışmanın sonuçları, saldırgan davranışın karmaşıklığını vurgulayarak insanların doğuştan şiddete programlanıp programlanmadığına dair tüm tartışmaların gereksizliğinin altını çiziyor. Ayrıca Majolo’nun belirttiği gibi, “belirli ekolojik veya sosyal koşullar altında saldırgan olmaya yönelik evrimsel bir eğilim olduğu argümanı, özgür iradenin önemini göz ardı etmemeli.”
“Yani şiddetin evrimsel geçmişimize gömülü olduğunu söylemek, şiddet yanlısı olduğumuz ve bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez.”
Majolo, takip edilecek bir örnek olarak üzerinde çalıştığı deneklere (primatlara) işaret ediyor: “Primatlar, grup arkadaşlarıyla dostane sosyal bağlar kurmak ve bunları sürdürmek için önemli miktarda zaman harcıyor; birbirlerinin tüylerini temizliyorlar, tartışma veya çatışma yaşadıklarında koalisyon desteği, hoşgörü, barışma ve uzlaşma gibi davranışlar sergiliyorlar.”
Belki biz de aynısını daha fazla yapmalıyız.
IFL Science. 31 Mart 2026.
Makale: Bonaventura Majolo, Samantha J Wakes, Marcello Ruta. 2026.


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >