Blog
İnsanlar Doğası Gereği Yıkıcı Olmayabilir
Geç Kuvaterner Yok Oluşları olarak bilinen bu megafauna kırılma dalgasında mamutlar, mağara aslanları ve dev tembel hayvanlar gibi türler ortadan kayboldu.
www.arkeofili.com
İnsanlar Afrika’dan yayılıp geri kalan kıtalara hâkimiyetini genişlettikçe, ulaştığımız her yerde büyük hayvanlar yok olmaya başladı.

Geç Kuvaterner Kitlesel Yok Oluşları, Dünya’nın megafaunasının büyük bir bölümünün ortadan kaybolmasına neden oldu. C: Wikimedia Commons
Geç Kuvaterner Yok Oluşları olarak bilinen bu megafauna kırılma dalgasında mamutlar, mağara aslanları ve dev tembel hayvanlar gibi türler ortadan kayboldu. Bu durum, insanların dokunduğu her şeyi yok etmeye mahkum olup olmadığına dair rahatsız edici sorular doğuruyor.
İtalya’daki Modena ve Reggio Emilia Üniversitesi’nden biyolog Andrea Cardini, bu tartışmayı ele alarak araştırmacıların Paleolitik avcı-toplayıcıları ne ölçüde suçlamamız gerektiği konusunda hâlâ emin olmadığına dikkat çekiyor.
Cardini bir yandan, bozkır gergedanları, büyük kuşlar, dev keseliler ve hatta Neandertaller gibi büyük türlerin, biz onların yaşam alanlarına girdikten kısa süre sonra yok olduğunun oldukça açık olduğunu söylüyor. Öte yandan iklim değişikliğinin rolü de göz ardı edilemez; çünkü bu yok oluşlar, yaygın olarak son buzul çağı denen dönemin sona ermesiyle de örtüşüyor.
Yakın zaman önce yayımlanan bir derlemede Cardini, bu yok oluşlarla sonuçlanan “dengeyi bozmada” insanların bir rol oynadığı varsayımından yola çıkıyor, tüm bu megafaunayı doğrudan ortadan kaldırmamış olsak bile. Bu başlangıç noktasından hareketle, “insanın yıkıcılığının Taş Devri’nde başladığı ve bizim ne olduğumuzun bir parçası olduğu” şeklinde nasıl bir argüman kurulabileceğini açıklıyor.
Günümüze atlayalım: yaşanabilir bir Dünya için belirlenen dokuz gezegen sınırının altısı aşılmış durumda ve küresel yok oluş oranları tavan yapmış durumda. Eğer insanlar “doğası gereği yıkıcı” ise, böylesine küresel bir felaketi tetiklemek her zaman kaçınılmaz kaderimiz miydi?
Cardini’ye göre hayır. Yaygın tahribat potansiyelinin her zaman içimizde var olduğunu kabul etmekle birlikte, hasarın büyük bölümünün yaklaşık 200 yıl önceki Sanayi Devrimi’nden bu yana yapıldığına dikkat çekiyor. Cardini, “Bizim ve gezegen için en derin değişiklikler çok daha yakın zamana ait ve büyük ölçüde kültür tarafından yönlendiriliyor” diye yazıyor.
Bu doğrultuda Cardini, gezegenin yıkımından mevcut kitlesel tüketim düşkünlüğümüzün sorumlu olduğunu ileri sürüyor. Dahası sanayileşmenin, insanlığın kendisini doğanın geri kalanından üstün gördüğü belirli bir ekolojik niş yarattığını savunuyor.
Uzun bir yok edici geçmişimize rağmen, bu kültürel gelişimin genetik bir temeli olmadığını söylüyor. Bu da mevcut sosyoekonomik sistemin hiçbir zaman biyolojik bir kesinlik olmadığı anlamına geliyor. Ya da Cardini’nin ifadesiyle: “Mamutları ve mastodonları yok etmiş olabiliriz, ama insanın yıkıcılığı kader değil.”
Üstelik ekolojik etkimiz biyolojiden çok kültür tarafından belirleniyorsa, Cardini rotamızı değiştirip bozduğumuz dengeleri yeniden kurmamızın önünde hiçbir engel olmadığını söylüyor. Bunu başarmak için insanlığın doğal dünyanın dışında ve üstünde var olmak yerine, birbirine bağlı bir ekosistemin parçası olduğu anlayışına dayanan yeni bir kültür yaratmamız gerektiğini belirtiyor.
Cardini şöyle yazıyor: “İnsan hâkimiyetinin sonu, bizim için Homo sapiens sapiens’in bir sonraki ekosantrik kültürel devriminin başlangıcı olmalı.”
IFL Science. 16 Mart 2026.
Makale: Cardini, A. (2026).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >