Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Ara29

Roma İmparatorluğu’nda Boks Sporu Nasıl Yapılırdı?

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Antik RomaAntik YunanBoksDövüşEldivenSpor

Roma İmparatorluğu’nda Boks Sporu Nasıl Yapılırdı?

Boks, bugün hala gerçekleştirilen, dünyanın en eski sporlarından biridir. Olimpiyatların ana spor dallarından biri olan boksörlük veya boks, eski Yunanlar ve Romalılar tarafından oldukça iyi biliniyordu ve çokça seviliyordu.

Dinlenen Boksör Heykeli, sert kayış eldiven detayı, MÖ 330-50, Roma Ulusal Müzesi.

 

Roma İmparatorluğu’nda kullanılan boks stilleri ve teknikleri, selefleri Yunanlara ve Etrüsklere büyük ölçüde benzerlik gösteriyordu. Bununla birlikte, MÖ 3. binyıla kadar giden ve Mezopotamya’da ele geçen kanıtlar, bizlere boksun ilk defa Yunan ve Roma uygarlıkları tarafından oynanmadığını gösteriyor.

Tarihçiler, bu dönemlerde oyunun nasıl oynanmış olabileceğini anlamak için eski edebi eserlere, heykellere, mozaiklere ve yeni arkeolojik kanıtlara başvururlar. Boksörler, çeşitli stillere sahip eldivenler giyip, açık alanlarda rakiplerine karşı meydan okurlar ve sporculardan biri alan dışına atılana veya elenene kadar hızlı ayak hareketlerinden, çalımlardan, doğru gard almalardan, yaralamalardan ve yere düşürmelerden yararlanırlardı.

Caracalla Hamamları’nda bulunmuş, bıçaklı caestus ile betimlenmiş Roma atlet mozaiği örneği.

 

Yaralanmalar oldukça güçten düşürücü veya ölümcül olabilirdi ancak bu, Roma halkının bu oyunu sevmesini ve siyaseti bile etkilemesini engellemedi.
 

Kökenleri

Boksun resmi bir spor olarak en eski tasvirleri, Mezopotamya’nın MÖ 3. bin yılına kadar giden oldukça erken bir tarihine dayanır. Eşnunna’da, MÖ 2000’e tarihli ve bilekleri sarılı iki adamın ellerini sıkarak yumruk atmaya hazır bir halde tasvir edildiği pişmiş toprak rölyef konuyla ilgili ele geçen kanıtlardan.

MÖ 2000’e tarihli Eşnunna’da ele geçen, pişmiş topraktan boksör figürleri

 

Benzer görüntülere sahip başka bir rölyef ise, MÖ 1200 e tarihlenen bir başka eser ve günümüz Irak’ında bulundu.

Gılgamış Destanında ise, yine bir boks sahnesine benzeyen, Gılgamış’ın rakibiyle savaştığı bir kısımdan söz edilir:
“Kentin alanında birbirleriyle karşılaştılar… Bunun üzerine boğalar gibi böğürerek kapıştılar: Kapının direklerini paramparça ettiler. Duvar yerinden sarsıldı!” (2. Tablet)

 

MÖ 1200 e tarihlenen başka bir eser, Tell as-Senkereh, Irak.

 

Bu açıklama Mezopotamya kabartmalarında tasvir edilen formla uyumlu ve sadece nasıl dövüşüleceğini değil, dönemin kültürü gereği doğru bir dövüşün nasıl olacağını da bizlere anlatır. Uzman olabilmek için rafine bir beceriye sahip olunması gerekir. Bu tür rafine beceriler komşu Asur uygarlığında da biliniyordu. Bunu da Asur’un MÖ 2000’e tarihli “güreş ve atletizm yarışmaları” ile ilgili metinlerinden biliyoruz. 

Tarihin bu noktasında, dövüşün onurlu bir spor safhasına yükseldiği açık. Bununla birlikte, boks ve güreş arasındaki ayrım çok net değil. Boks yaparkenki formlar hakkında sahip olduğumuz en kesin bilgi ise sadece hafifçe aşağıya doğru çömelme pozisyonu.

Boksörler freski. MÖ 17. yüzyıl. Thera (günümüzde Santorini) adasındaki Akrotiri’den. Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi.

 

Sonraki bin yıl boyunca, benzer görüntüler Minos sanatında görülmeye başlandı. Hemen ardından da Hitit tasvirlerinde, Mısır sanatında, Yunan heykel ve resminde ve Etrüsk sanatında ortaya çıktı. Ve nihayetinde de çoğu Roma geleneğinde olduğu gibi, bu sporun da Etrüsk ve Yunan uyarlamaları, Roma İmparatorluğu’nda uygulanır hale gelecekti. 

Yunanlar ve Romalılar arasındaki üslup farklılıklarına rağmen, antik dünyada boks genellikle tek tip bir spor olarak kabul edilir. Kanıtlar, Romalıların Yunanistan’dakine benzer kurallar, biçim, ekipman ve teknik kullandıklarını gösteriyor. Bununla birlikte henüz belgelenmemiş ayrıntılar üzerinden tamamen benzediklerini kabul etmek yanlış. 
 

Ekipman

Antik Yunan’da üç farklı türde boks eldiveni vardı. İlk tip; kalın bir dolgu malzemesi içeriyordu. Gerçek bir sporcuya uygun olmadığını düşündükleri için neredeyse eldiven olarak bile değerlendirilmiyordu. Bu tip, kullanıcıya çok fazla konfor sağladığı için daha çok bir eğitim eldiveni olarak kabul edildi.

Boks maçını gösteren bir amfora, hafif kayışlı boksörler. C: Carole Raddato

 

Profesyoneller tarafından kullanılan diğer iki tipe ise, hafif kayış ve sert kayış (oxys) adı verildi. Hafif kayışlar, yağla kaplanmış, ince, esnek ve çeşitli desenlerle ele sarılmış ham deri kayışlardı. Bunlar bugün boksörlerin ellerine sardığı sargılara benziyordu. MÖ 4. ve 5. yüzyıllardan kalma Yunan çanak çömleklerinde ve İlyada metninde de karşımıza çıkıyor. Parmak eklemleri etrafındaki uygulama eksikliği, saldırı amacından ziyade el kasları üzerindeki gerilimi hafifletmeyi amaçladıklarını gösteriyor.

Sert kayış (oxys) ise saldırgan bir silahtı. Parmakların ve eklemlerinin etrafında kalın bir tabakaya sahip, diğer tipe göre çok daha yoğun ve daha kalın bir deriden yapılmış bir yapısı vardı. Amaç ise rakibe ciddi hasarlar vermekti. Bunlar elin etrafına sarılan kayışlardan ziyade, parmak delikleri olan ve ön kolun üzerini koyun postu ile saran eldivenlerdi. MÖ 4. yüzyıldan MS 2. yüzyıla kadar Yunanistan’da popüler olarak kullanım görmüştü. Yunan sert kayışının (oxys) en ünlü örneği, ‘Terme Boksörü’ veya ‘Dinlenen Boksör Heykeli’ adlı Helenistik heykelde görülür.

Dinlenen Boksör Heykeli, sert kayış eldiven detayı, MÖ 330-50, Roma Ulusal Müzesi.

 

Tarihçiler, Roma’daki Quirinal Tepesi’nin güney yamacında, Konstantin Hamamları yakınında yapılan kazılarda ele geçen MÖ 1. yüzyıldan kalma bu bronz eserin, Roma hamamlarında sergilendiğini tahmin ediyorlar. Dinlenen Boksör Heykeli, Roma dünyasındaki tek örnek değildi; Yunan sert kayışını (oxys), Roma vazo resimlerinde veya bugünkü Fransa, Villelaure’de ele geçen mozaiklerde de görmek mümkün. 

Romalılar bu tip dışındaki Yunan boks eldiveni tiplerini benimsemediler ve bunun nedeni oldukça açıktı; diğer tipleri çok yumuşak bulmuşlardı. Roma’nın konuya bakış açısını daha iyi anlamak adına, MS 3. yüzyılda Roma imparatoru, Gallienus’un (253-268) “gerçek” sporun “çok daha sert, çok daha zor bir olay” olduğunu söylemiş olmasını dikkate alabiliriz. 

Romalıların geliştirip adına caestus dedikleri yeni eldivenleri ise, rakiplerine karşı verdiği zararlarla ünlü bir hale gelmişti. Yunan sert kayışının (oxys) yapısını benimseyen caestus için, parmakları saran ağır deriden yüzeyi metalle değiştirildi. Yazılı kaynaklara baktığımızda Vergilius (MÖ 70-19) bu silahları, Aeneis destanında şu şekilde anlatıyor: 

“Öylesine genişti ki yedi büyük öküz derisi, hepsi yontulmuş kurşun ve demirle sertleştirilmişti.”

Bu ölümcül eldivenler, omza kadar tamamen koyun derisi takviyesi ile birlikte kullanılıyordu. MS 1. yüzyıldan kalma birkaç bronz heykelcikte bunun gözlemini yapabilmekteyiz. Hatta metal eklem desteklere, çıkıntılı sivri uçlar veya bıçaklar eklendiği caestus tasvirleri de vardı; bunun bir örneğini de MS 3. yüzyıla tarihlenen Caracalla Hamamları’nda bulunmuş bir Roma atlet mozaiğinde görülebilir. Bu eldivenler, gladyatör oyunlarında acımasız gaddarlıklar yapmak için oldukça uygun olduklarından epeyce popülerdi. Hafif kayış, sert kayış ve caestusun popülerlik aşamalarını, bir zaman çizelgesi olarak görebiliriz. Hepsi burada verildikleri sırayla moda olmuştu. Bunu üç ayrı boks dönemi olarak da görebiliriz. 

Konuyla ilgili yakın zamanlarda yapılan bir başka arkeolojik keşif de antik boksu bir araştırma konusu olarak bir kez daha gündeme getirmişti. Şubat 2018’de, Hadrian Duvarı yakınlarındaki Northumberland, Hexham’da iki deri el sargısı bulundu. MÖ 120’e tarihlenip, antik boks eldivenleri olarak tanımlandıktan sonra dünya çapındaki tarihçilerin ve meraklılarının bir hayli dikkatini çekmişti.

Şubat 2018’de, Hadrian Duvarı yakınlarında bulunan boksörlerin kullandıkları el sargıları.

Bunlar, Roma İmparatorluğu’ndan bugüne kadar, bu durumda korunduğu bilinen tek eldiven çifti oldu. Geçmişle bağımızın ne kadar güçlü olduğunun tüyler ürpertici hatırlatıcıları olarak, içerisinde hala kullanıcısının parmak eklemlerinin izleri belli oluyor. Boyutları modern bir insan eli içinde gayet uygun. Bu keşiften önce tarihçiler sadece görsel tasvirlere güvenmek zorundaydı.

Kurallar ve Teknik

Başarılı olmak için, her antik boks oyununun başlangıcındaki en büyük altın kuralı, sahada uygun bir konum bulmaktı. Sporcular yazın dışarıda yarışıyorlardı ve bu yüzden görüşlerinin kötü etkilememesi adına, güneşin direkt yüzlerine vurduğu konumlardan kaçınmaları gerekiyordu. Yunanlı ozan Theokritos’un Idylls adlı eserinde tipik bir müsabaka başlangıcını şöyle anlatır:

“Şimdi güneş ışığını arkalarına almak için çok telaşlıydılar; ama o, Polydeukes’imin kurnazlığı, güçlü rakibini geride bıraktı ve bu ışınlar, Amykos’un yüzüne düştü.”

 

Kırmızı figürlü kylix’ten bir boks sahnesi (yaklaşık MÖ 500). Olympia Arkeoloji Müzesi.

 

Boks maçları standart olarak açık hava avlularında yapılırdı. Bununla birlikte, büyük hamamların belirlenmiş salonlarında da yapılabildiği için kapalı alan atletizmleri arasında kabul edildi. Maç, günümüzün aksine çok sayıda hızlı ayak hareketi, küçük adımlar, adım hareketleri ve dizler arasında geçişler içeriyordu. MS 1. yüzyıl filozofu İskenderiyeli Philo, yetkin bir boksörü şu şekilde tanımlar:

“[O] kendisine gelen yumrukları iki eliyle itiyor ve boynunu büküyor, darbelere karşı koruyor. Çoğu zaman sessizce durup, hareketlerini planlar, sonra kendini geri çeker ve rakibini sanki gölge boksu yapıyormuş gibi boş yumruklar atmaya zorlar.”

Kafamızda daha da net bir resim elde etmek için, E. Norman Gardiner kitabında mükemmel duruşu şöyle anlatıyor:

Bacak hafifçe bükülmüş olarak “vücut dik, baş dik ve sol ayak hafif ileride” olmalıdır; hafifçe bükülmüş ayak ileriyi gösterirken, sağ ayak bazen ona dik açıda durmalıdır.”

Tıpkı Philo’nun pasajındaki gibi, ayak hareketleri bugünkü ile benzerlik gösteriyor. Vücudun bu açık pozisyonu ise modern boksta başarılı olmadı. Antik teknikte, sol kolu bir koruma olarak düz bir şekilde ileri doğru uzatırken, arka kol vuruşlar ve darbeler için kullanılıyordu. Bu, vücudu yanlara doğru önemli ölçüde savunmasız bırakıyordu. Antik dönemde vücuda darbelerin çok sık olmaması nedeniyle bu duruş başarılı olmuştu. Rakibe uzanmış sol kol ve saldırıya geçmek üzere olan sağ kol, MÖ 4. ve 5. yüzyıllarda çok sayıda Yunan vazosunda da betimlenmişti. Genellikle birçoğu kafaya inen darbeleri gösterir. Bu nedenle, aklımıza gelen ilk şey, vücuda yapılan darbelerinin antik dünyada çok daha az yaygın olduğu. Bunun yerine, antik boks kafa darbelerini ve modern boksta kural dışı kabul edilen saldırıları içeriyordu.

Antik dünyanın günümüzde kural dışı olan bu kafa darbelerinden popüler olanları, rakibin kafasına yukarıdan vuruluyordu. Vergilius bunu Aeneis destanında şu şekilde açıklamıştı: “Sonra Entellus, ayağa kalktı, sağ elini [yumruğunu] kaldırdı, diğeri aşağı inen darbeyi hızla öngördü ve geriye kaçtı.”

Kafa darbesi MS 2. yüzyılda Roma kil kandillerinde de görülmekte. Bir kol uzatılmış, diğer kol yukarıdan saldırıya geçmiş, bütün güçlerini verecek uygun duruşlar tasvir edilmiş.

Antik boks maçları, rakiplerden birinin güçlü bir vuruşuyla ya da sporcular arasından birinin elenmesiyle sona ererdi. Bir eli kaldırarak pes etme belirtilirdi. Bu genellikle tek bir işaret parmağıyla yapılırdı. Oyunlarda round (devre) yoktu. Yarışmacılar maç bitene kadar ara vermeden devam ederlerdi. Nakavtla biten bir maçın güçlü bir örneği, İlyada’da anlatılır:

“Epeius’un Euryalus’u “kafasına dönen tekme ile vurması, bir nakavt darbesi!”

Klasik dönemden kalma Yunan vazolarında tersi örnekler de bulunabilir. Rakibinin altındayken işaret parmağını kaldırarak teslim olduğunu gösteren birden fazla vazo betimi var. Bu teslim olma şeklinin İmparatorluk Roma’sında kullanımda olduğu varsayımı sağlam temellere oturmuyor. İmparatorluk Roma’sında işaret parmağıyla verilen bir teslim olma tasvirine dair hiçbir kanıtın olmadığını belirtmek gerekir.

Antik boksta bazı kurallar ve teknikler, Klasik dönem tarihçiler arasında hala tartışmaya açık. Bazıları şimdiye kadar hiçbir boks ringi olmadığını iddia eder. Bazıları ise, vazo örnekleri bulunan basamaklara benzeyen engellerin, rakiplerin alan mesafesini sınırlamak için kullanıldığı söyler. Örneğin MÖ 6. yüzyıldan kalma italik bir vazo, bu tarz bariyerleri tasvir eder. Bölgede bulunan nadir örneklerden yola çıkılarak, bunun Roma İmparatorluğu zamanına kadar standart bir uygulama olduğunu düşünmek yanlış olur.

Boks, güreş ve diğer birçok dövüş sporu, modern dönemde titizlikle rakiplerin kilo sınıflarına göre bölünmüştü. Görünüşe göre bu uygulama, büyük ve küçük adamların edebiyatta ve sanat eserlerinde sık sık birbirleriyle dövüşürken göründüğü antik dünyada neredeyse hiç bilinmiyordu.

İlyada’dan bir müsabaka örneği olan Epeius, Euryalus’tan çok daha büyüktü. Theokritos’un verdiği örnekte ise Polydeukes’in Amykos’tan çok daha büyük olduğunu bilinir. Her iki örnekte de ortalama ölçülerde olan adamlar kazanmıştır. Bu tür referanslar, antik dönemde rakipleri ağırlıklarına göre eşleştirmediklerini ortaya koyuyor. Belki de kullandıkları üstün teknikler, zafer kazanmalarına yol açabiliyordu.

Bu uygulama gladyatör oyunlarında da benimsendi. Ne yazık ki, gerçek mücadelelerdeki örnekler, genellikle daha ufak olan boksörler için sanat eserlerindeki gibi mutlu sonla bitmiyordu. Konuyla ilgili Allen Guttmann kitabında, büyük boksörlerin daha hafif ve daha küçük rakiplerini yok etme eğiliminde oldukları karma gladyatör dövüş tarzlarından bahsediyor.
 

Travmatik Sonuçlar

Antik boks ilkelerinde şiddet küçük bir ayrıntı değildi. Hiç şüphe yok ki, meydana gelen yaralanma seviyeleri ciddi boyutlara ulaştığı oluyordu. İç kanama olan bölgelerde ya da yüzde morarma, ödem ve hematomlar, kulaklarda hasarlar sonucu sık görülen güreşçi kulağı, özellikle burunda kırılmalar, kırıklar, koku kaybı, beyin kanamasından kaynaklanan ciddi sakatlıklar, diş kaybı ve hatta ölüme neden olabilecek kafatası-beyin travmaları, antik dönemde bir boksörün karşılaşabileceği olaylardan bazılarıydı. Bu etkilerin çoğu, antik dünyanın tıbbi teknolojisi ile iyileştirilemeyen ömür boyu sürecek deformiteler haline gelirdi.

Augurs Mezarı, “Phersu oyunu” sahnesi.

 

Yaralanmalara da sanat eserlerinde yer veriliyordu. Birçok Yunan vazosunda, boksörlerin bir rakibe bakarken burunlarından kan aktığı gösterilmişti. Etrüsk mezarlarındaki duvar resimleri aracılığıyla Yunan dünyasında görülenden daha kanlı bir dövüş sporu imajı çizmek mümkün.

Örneğin Augurs Mezarında, Mezopotamya’da bulunanlara benzeyen rakip erkek figürler görünür. Bu duvar resimlerinde aynı zamanda “Phersu oyunu” olarak adlandırılan bir oyunun benzersiz sahneleri de betimlenmişti. Bir köpek tarafından ısırılmış ve kanaması olan bir figür görürüz. Etrüsklerin, Yunanların dehşet verici bulacakları bu eğlencelerinde ciddi manada şiddete maruz kaldıklarını anlıyoruz. Etrüsk sporu, Yunan yaklaşımından büyük ölçüde farklı olan kültürleriyle, sporcuların yeteneklerinden çok gösteriye odaklıydı. Örneğin, cinsel organa yapılacak hamleler Etrüsklerde yasak değildi. Böylece boks ve güreşle gelişen Roma sporunun temelini daha çok canavar avı ve gladyatör oyunları gibi Etrüsk pratikleri atmış oldu.

Romalılar Yunanlardan aldığı boks geleneklerinin yanında, Etrüsk vahşetini de miras olarak almıştı.

Sonuç

Mezar resimleri, vazolar, frizler ve bronz heykellerin yanı sıra Homeros, Vergilius, Theokritos, Philo ve Galen’in edebi eserleri bizim için, İmparatorluk Roma’sında boksun nasıl gerçekleştiği anlamamız adına çok net görüntüler ortaya koyarlar.

Boksörlük hakkında karışık fikirlerin olduğu da açık. Örneğin, genç erkeklerin Roma ordusunda savaşmak yerine spor için dövüşmeyi tercih etme ihtimalleri, oldukça riskli görülmüştür.

Tacitus (MS 56 – 118), Roma ordusunda savaşmanın gelecek nesiller için tek öncelik olması gerektiğine inanıyordu; eğlence eğitiminin askeri eğitimi gölgede bırakmasını istemiyordu. Öte yandan Augustus’un (MÖ 27 – MS 14) ise boks tutkunu olduğu biliniyordu. Suetonius (MS 69 – MS 130/140) Romalı ya da Yunan sporcuların yarışmasını izlemeyi sevdiğini yazmıştı.

Roma’da boksu etkileyen diğer atletizm alışkanlıkları muhtemelen Etrüsklerden miras kaldı. Yunan zihniyetine boks daha çok, kuralları olan rafine, resmi, Olimpik tarzda bir yarışma olarak kabul edilse de, Roma’da Yunan zihniyetine zıt bir şekilde yer etti.

 

www.akeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için