Blog

Mar30

Shigir İdolü, Tarih Öncesine Dair Görüşlerimizi Değiştiriyor

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  HeykelPaleolitikRitüelSanatShiğir İdolüSon Buzul ÇağıUral Dağları

Shigir İdolü, Tarih Öncesine Dair Görüşlerimizi Değiştiriyor


12.500 yaşındaki Shigir İdolü, bilinen en eski ahşap sanat eseri ve tarih öncesi toplumlar hakkındaki varsayımları yeniden düşündürüyor.

 


Dünyanın bilinen en eski ahşap heykeli olan yaklaşık üç metre uzunluğundaki, 12.500 yıllık totem direği; Sibirya sınırından çok da uzak olmayan bir bölgede, Ural Dağlarındaki gözlerden uzak bir müzenin sessiz bir odasında sergileniyor. Paskalya Adası’nın devasa taş figürleri kadar gizemli olan, bilinen en erken ritüel sanatı olma özelliğine sahip, “Shigir İdolü” olarak adlandırılan bu heykel; ziyaretçilerine, huzursuz ruhların şaşkınlık uyandıran bir tasvirini sunuyor.

1890 yılında altın madencileri tarafından turba bataklığından çıkarılan bu eser -ya da bir eserden geriye kalanlar-, kesilmiş bir karaçama ait büyük bir tabakaya oyulmuş. Geometrik desenler (zikzak, şerit, balıksırtı) arasında ise sekiz adet insan yüzü var; bu yüzlerin her biri, ön ve arka düzlemlerinde çok da belirgin olmayan ve gözleri temsil eden çizgilere sahip.

Tersine çevrilmiş bir gözyaşı damlasına benzeyen en üstteki kafaya konumlandırılmış ağız, ardına kadar açık ve biraz da korkutucu. Almanya’daki Aşağı Saksonya Kültürel Miras Departmanı’nda arkeolog olan ve aynı zamanda araştırmanın liderliğini üstlenen Thomas Terberger, “En tepedeki yüz, diğerleri gibi ifadesiz değil.” diyor. “İster çığlık atıyor, ister bağırıyor, isterse şarkı söylüyor olsun; bu yüz, muhtemelen kötücül bir otoriteyi yansıtıyor.”

 

1890 yılında Rusya’daki bir turba bataklığında keşfedilen, kızılçamdan yapılmış, 3 metre uzunluğundaki Shigir İdolü’nün kafasının dört farklı açıdan görünümü. C: Sverdlovsk Regional Museum

 

Arkeolojik terminolojide, taşınır prehistorik heykeller “taşınabilir sanat” olarak adlandırılıyor. Mucizevi Shigir İdolü istisnası dışında, Paleolitik dönemden günümüze ulaşabilen hiçbir ahşap oyma yok. Heykelin yaşı, 1907 yılında bilim insanları karbon tarihleme ile heykelin 9.500 yıl öncesinden kaldığını tespit edene kadar, yalnızca bir varsayımdan ibaretti; bu, çoğu bilim insanının hayal dahi edemediği bir tarihti. Tespit edilen tarihten kuşku duyanlar; heykelin karmaşık ikonografisinin, sözü edilen zaman diliminde yaşamış avcı-toplayıcıların kapasitesinin çok daha üstünde olduğunu öne sürdüler, çünkü Avrupa ve Asya’da aynı döneme tarihlenen eserler, hayvanlar ve av sahnelerine dair basit tasvirler içerirken, Shigir İdolü semboller ve soyut kavramlarla donatılmıştı.

Dr. Terberger ile bilim insanlarından oluşan bir ekip; 2014 yılında, idolün yapıldığı malzemeden aldığı numuneleri hızlandırıcı kütle spektrometrisi (eserlerin yaşını ölçmeye yarayan bir yöntem) kullanarak inceledi. İlerleyen teknoloji, eserin kökenini çok daha erken bir tarihe götürdü: Eser 11.600 yıl önceye, Avrasya’nın henüz Son Buzul Çağı’ndan çıkıyor olduğu döneme aitti. Böylelikle heykel, Mısır Piramitleri ile Stonehenge’in iki katından daha eskiydi ve tabii ki binlerce yıllık fark ile dünyanın bilinen ilk ritüel sanat eseri haline gelimişti.

 

(Soldan sağa) Alman Arkeoloji Enstitüsü teknisyeni Alexander Janus, Rusya Bilim Akademisi’nden Mikhail Zhilin, Thomas Terberger, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Karl-Uwe Heussner ve Sverdlovsk Bölge Müzesi’nin müdürü Natalia Vetrova. Yekaterinburg, Rusya, 2014. C: Itar-Tass News Agency/Alamy

 

Dr. Terberger’ın meslektaşlarından bazılarıyla Quaternary International adlı akademik dergide yaptığı yeni bir çalışma; Shigir İdolü’nün orijinal yaşını 900 yıl daha geriye götürüp -ki bu durumda heykelin yaşı 12.500 oluyor- Avrasya’daki erken sanat bağlamına yerleştirerek, tarih öncesine olan bakış açımızı değiştiriyor.

“İdol, büyük iklim değişikliklerinin yaşandığı bir çağda oyulmuştu; bu dönemde erken ormanlar, Buzul Çağı sonrası Avrasya’sının daha sıcak ikliminde yayılıyordu.” diyor Dr. Terberger. “Doğal ortam değişti ve tabii buna bağlı olarak sanat -mağaralara çizilen ve kayalara oyulan simgesel desenler ve natüralist hayvanlar- da değişti; belki de sanat, insanların karşılaştıkları zorlayıcı doğal ortam ile mücadele etmelerine yardımcı olmuştu.”

Dr. Terberger’ın Batı bilimini sömürgecilikten ayırmaya yönelik bakış açısı ile yazılan son makalesi; sembolik ifade ile dünyaya dair felsefi algılar da dahil olmak üzere hemen hemen her şeyin Avrupa’ya 8.000 yıl önce Bereketli Hilal’de yaşayan yerleşik tarım toplulukları tarafından getirildiğine dair etnomerkezci (bir etnik kültürün tamamen merkeze yerleştirilmesi) düşünceye karşı çıkıyor.

“Victoria Devri’nden bu yana Batı bilimi, aslında iki tarafa sahip bir masaldan ibaret: üstün Avrupa bilgisi ile bilişsel ve davranışsal anlamda daha aşağıda olan ‘öteki’.” diyor Dr. Terberger. “Avcı-toplayıcılar, o dönemde Levant’ta ortaya çıkan erken tarım topluluklarından daha değersiz gibi görülüyor. Bunun yanında, Urallar ve Sibirya’da bulunan arkeolojik kanıtlar da hep hafife alındı ve göz ardı edildi. Meslektaşlarımın çoğu, Uralların keşfedilmeyi bekleyen topraklar olduğunu düşünüyor.”

Barcelona Üniversitesi’nden çalışmaya dahil olmayan paleoantropolog João Zilhão’ya göre çalışmadan çıkarılacak ders şu: Kanıtların yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.

“Bu tıpkı ‘Neandertaller sanatsal faaliyetlerde bulunmadılar.’ masalına benziyor ki bu masal da tamamen kanıtların olmayışına dayanıyordu.” diyor Zilhão. “Daha sonra kanıtlar bulundu ve masalın foyası ortaya çıktı. Aynı şekilde kuvvetli bilimsel fikir birliği; modern insanların yenilik yapmak, iletişim kurmak ve uyum sağlamak gibi önemli noktalar bakımından üstün olduğunu savunuyordu. Tabii ki bunların hepsi birer saçmalıktan ibaret.”

Dr. Zilhão, Shigir İdolü bulgularının korumaya dair önyargıların Paleolitik sanat anlayışımızı nasıl etkilediğini ortaya koyduğunu söylüyor. “Sanatın çoğu, ağaçtan ya da kolay bozunabilen diğer maddelerden yapılmış olmalı.” diyor. “Bu durumda, örneğin Almanya ya da Fransa’da Üst Paleolitik Dönem’de yapılan taşınabilir sanat eserlerinin Güney Avrupa’ya kıyasla çok daha zengin olduğuna dair argümanların mantıksız olduğunu söyleyebiliriz. Almanya ve Fransa tundralarında ağaç bulunmadığından, yapılan eserlerde fil dişi kullanılıyordu ki bu eserler, fil dişinin sağlam yapısından dolayı arkeolojik olarak görülebilir nitelikte; Güney Avrupa’nın ormanlarla kaplı doğasında ise sanat eserlerinde ağaçlar kullanılıyordu ve ağaç, dayanıksız bir madde olduğundan bu eserler günümüze ulaşamayarak arkeolojik anlamda görünmez hale geldi. Kısacası, bir sahada keşfedilen eserlerin az olması, oradaki sanat faaliyetinin düşük seviyede olduğunu göstermez.”

 

Solda: Heykelin 1894 yılına ait bir rekonstrüksiyonu. C: Sverdlovsk Regional Museum. Sağda: Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Dr. Heussner, 2014 yılında bir idol parçasının halkalarını gösteriyor.

 

Leibniz Arkeoloji Araştırma Enstitüsü’nden Olaf Jöris, bu cümlelere katılıyor: “Yeni Shigir kanıtı; arkeologları, ‘ağaçtan yapılmış onca eserin kalıntısı çok daha iyi bir şekilde korunmuş olsaydı arkeolojik kayıtlar nasıl olurdu?’ diye hayal kurmaya itiyor.”

Kirovgrad şehri yakınlarında keşfedildiği bataklığa ithafen Shigir İdolü olarak adlandırılan idolün, günümüzde çoktan kurumuş tarih öncesi bir göle devrilmeden önce, yirmi ya da otuz yıl boyunca kayadan bir temele oturulduğu varsayılıyor; muhtemelen bataklık, antimikrobik özellikleri sayesinde idolü bir zaman kapsülü gibi korudu. 19. yüzyılın yarısında bataklığın dibinde altın olduğu keşfedildi ve arazi sahibi Kont Alexey Stenbok-Fermor, açık alandaki cevheri çıkarmaları için işçilerle anlaştı. Onlara, açığa çıkardıkları diğer nesneleri kendilerine saklayabileceklerini söyledi.

İdol, yaklaşık dört metre derinlikte keşfedildi ve 10 parça halinde gün ışığına çıkarıldı. Parçalar at arabasıyla yapılan 96 kilometrelik bir yolculuk ile Yekaterinburg’e götürüldü. Bu şehir; 28 yıl sonra Rus İmparatorluğunun son çarı İmparator II. Nicholas, eşi Alexandra ve çocuklarının Bolşevikler tarafından infaz edildiği şehirdi. Kont’un yaptığı bağış; kemikten yapılmış ok uçları, kemik hançerler, cilalı bir geyik boynuzu ve bataklıktan çıkarılmış diğer antik bulgular ile birlikte Yekaterinburg’deki Ural Doğal Bilimler Derneği’nde (şimdiki adı ile Sverdlovsk Yerel Kültür Bölge Müzesi) sergileniyordu.

Müze müdürü; gelecek vadeden bir arkeolog olan tren istasyonu müdürü Dmitry Lobanov’a, ana parçaları birleştirmesi için izin verdi. Parçalar birleştirilince, çocuğuna tuvalet eğitimi veren her ebeveynin anımsayacağı şekilde bacakları çapraz pozisyonda duran üç metrelik bir heykel ortaya çıktı.

Rusya Bilimler Akademisi’nden yeni çalışmanın ortak yazarı olan arkeolog Mikhail Zhilin “Bu birleştirme şekli, bilimsel değildi.” diyor. İdol, uzunca bir süre o rahatsız duruş içinde hapsoldu; ta ki 1914 yılında arkeolog Vladimir Tolmachev, geri kalan parçaları birleştirerek ortaya çıkarılan parçaya dahil etmeyi teklif edene kadar. Böylece idolün uzunluğu 5 metreye ulaştı. Maalesef ki idolün alt yarısının büyük bir kısmı daha sonra kayboldu; elimizde yalnızca Mr. Tolmachev’in bu bölüme dair eskizleri kaldı.

Yüz yıldan uzun bir süre boyunca Shigir İdolü, yalnızca birkaç bin yıllık ilginç bir nesne olarak görüldü. 1997 yılında yapılan radyokarbon analizi, sonuçları mantıksız bulan bazı bilim insanları tarafından küçümsendi. Şüpheye düşenlerden bazıları, heykelin sahte olduğunu bile söyledi.

 

Shigir İdolü’nün ölçekli (solda) modern çizimi ve her bir parçadaki geometrik süslemelere dair detaylar. C: Sverdlovsk Regional Museum

 

Dr. Terberger ile meslektaşları, yeni çalışmalarında, bu sorunu çözüme kavuşturular ve idolün yapıldığı karaçamın tam bir bilgi ağacı olduğunu kesin olarak kanıtladılar. Kereste, eski marangozlar onu şekillendirmeye başladıklarında en az 159 yaşındaydı.

“Halkalar, iklim hala fazlasıyla soğuk olduğu için ağaçların çok yavaş büyüdüğünü gösteriyor.” diyor Dr. Terberger. Karaçam kütüklerinin çürüme ve eğrilme hızını dikkate alan araştırmacılar, idolün yeni kesilmiş bir ağaca şekil verilerek yapıldığını belirlediler. İşaretlerin genişliğine ve derinliğine bakan Dr. Zhilin ise kesiklerin en az üç keski ile yapıldığını ortaya çıkardı; bu keskilerden ikisi muhtemelen cilalanmış taş keserdi, diğeri ise büyük ihtimalle dişleri henüz sağlam olan bir kunduzun alt çenesiydi. (Dr. Terberger, kunduz çeneleri ile ilgili olan kısma katılmıyor. “MÖ 10.700’den başlayıp MÖ 9.600’e kadar süren ve Genç Dryas olarak adlandırdığımız hızlı soğuma döneminde Urallar civarında kunduzlar görülmüyor olmalıydı.” diyor.”)

Peki oymalar ne anlama geliyor? Çalışmanın yazarlarından biri ve eserin küratörü olan Svetlana Savchenko; eserde yer alan sekiz adet yüzün ataların ruhlarına, yeryüzü ve gökyüzü arasındaki sınıra ve yaratılış mitine dair şifreli bilgiler içeriyor olabileceğini düşünüyor. Heykel benzersiz olsa da Dr. Savchenko, bu heykel ile kalıntıları günümüzde Türkiye’de yer alan ve uzun süredir dünyanın en eski tapınağı olarak kabul edilen Göbekli Tepe’deki taş heykeller arasında bir benzerlik olduğunu düşünüyor. Bu tapınağın taşları, yaklaşık 11.000 yıl önce oyulmuştu ki bu durum, bu taşların Shigir İdolü’nden 1.500 yıl daha genç olduğunu gösteriyor.

Hollanda’daki Taş Devri Araştırma Vakfı’ndan arkeolog Marcel Niekus, “Shigir İdolü’nün güncellenmiş ve çok daha eskiye dayandığını öğrendiğimiz yaşı, heykeli, Avrupa’daki diğer bulgulara göre eşsiz ve benzersiz yapıyor. İnsan, acaba buna benzer kaç parçanın kötü korunma koşulları nedeniyle yok olup gittiğini merak ediyor.” diyor ve ekliyor: “Geometrik motiflerin Avrupa’da o çağda rastlanan diğer motiflerle olan benzerliği, uzak meafeler arasındaki temasın ve geniş alanlar boyunca kullanılan ortak sembolik dilin varlığına kanıt oluşturuyor. İdolün boyutunun büyüklüğü, aslında bölgede diğer avcı-toplayıcı gruplar tarafından görülmesi gereken bir simge olduğunu gösteriyor; bu idol belki de bir arazinin sınırını belirtiyordu, bir uyarı işaretiydi ya da bir ‘hoş geldin’ tabelasıydı.”

Dr. Zhilin, son 12 yılın büyük bir kısmını Urallardaki diğer turba bataklıklarını inceleyerek geçirdi. İncelediği alanların birinde, tarih öncesi marangozluğa dair büyük bir kanıtı açığa çıkardı: bir keserle düzleştirildiğini düşündüğü, yaklaşık 11.300 yıl öncesinden kalma marangoz takımları ve büyük bir çam kalası. “Dağlarda keşfedilmeyi bekleyen çok daha fazla bataklık var.” diyor Dr. Zhilin. Maalesef ki devam eden hiçbir kazı çalışması yok.

Dr. Zhilin, yakın zamanda Moskova’daki evinden yaptığı bir video konferans sırasında, ABD’deki muhabire şunu sordu: “Urallardaki Taş Devri arkeolojisi araştırmalarını göz önüne alırsak, sizce bulmamızın en zor olduğu şey nedir?”

Muhabir bir saniyeliğine duraksadı: “Arkeolojik alanlar mı?”

“Hayır.” dedi Dr. Zhilin, hafifçe iç geçirerek. “Finansman.”

 

www.arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için