Blog

Şuu25

Şimdiye Kadar Bulunan En Etkileyici 8 Viking Eseri

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  İskandinavKılıçMiğferOsebergSatrançThorun ÇekiciViking



Şimdiye Kadar Bulunan En Etkileyici 8 Viking Eseri

İskandinav akıncılarının tarihte toprak ele geçirme dönemi, 793’ten 1066’ya kadar üç yüzyıldan biraz daha az sürdü ve İskandinav kontrolü 1266’ya kadar İskoç Hebridleri boyunca devam etti.

Begüm Bozoğlu - www.arkeofili.com

Vikingler ve onların yaşam tarzları hakkında bildiklerimizin çoğu, geride kalan fiziksel ipuçlarına ve tuhaf hayali abartılara dayanıyor.


Demir miğferler, zincirli zırhlar, ve deriden göğüs zırhları içinde gizlenen Viking rolünü canlandıranlar, Polonya’nın Wolin kentindeki Slavlar ve Vikingler Festivali’ne katılıyor. Viking zırhı hakkındaki bilgilerimizin çoğu, şaşırtıcı derecede az buluntudan geldi. (C: David Guttenfelder, National Geographic Image Collection)

Kalıcı etkilerine, şiddetli baskınlar konusundaki itibarlarına ve karizmatik kişiliklerine oranla, arkeologlar tam olarak Viking eserleri arasında yüzmüyor. Hepimizin gözünün önüne kıvrık uçlu uzun gemiler, kalkanlar ve savaş kıyafetleri geliyor olabilir – ancak bu kadar mitolojik hale getirdiğimiz görsellerin çoğu, birkaç etkileyici parçaya, dağınık ipuçlarına ve birçok küçük parçaya dayanıyor.

İskandinav akıncılarının tarihte toprak ele geçirme dönemi, 793’ten 1066’ya kadar üç yüzyıldan biraz daha az sürdü ve İskandinav kontrolü 1266’ya kadar İskoç Hebridleri boyunca devam etti. Ancak daha önceki kültürlerden etkilendikleri ve sonrakileri bilgilendirdikleri göz önüne alındığında, Vikinglerin resmine ve olağanüstü kahramanlıklarına gerçekten katkıda bulunan bir eser bulmak zor olabilir. Ne de olsa Viking olmak bir yaşam biçimiydi; sadece milliyet ve zamanın kesişmesiyle verilen bir ünvan değildi.

İşte Vikinglerden günümüze ulaşan ve efsanevi halkın bir resmini oluşturmada etkili olan nesnelerden birkaçı.

Ulfberth Kılıcı

Tek bir kalıntı değil, bir tasarım markası gibi “+VLFBERH+T” kelimesiyle süslenmiş bir tür gelişmiş silah olan bu özel aksesuar, onu yapan teknoloji açısından dikkate değerdi. Ortalama bir kılıçtan çok farklı olan Ulfberth’in 9. ve 11. yüzyıllar arasında üretildiği düşünülüyor.

Büyük miktarlarda karbonla dövülmüş son derece saf bir alaşımdan yapılan bu malzemeyle çalışmak büyük bir beceri gerektiriyordu ve yapımı için şiddetli ısı gerekiyordu. Pota olarak bilinen bir demirci fırınında üretiliyordu. Ortaya çıkan silah, “pota çeliğinden” yapılmış, süper hafif ama olağanüstü güçlü olduğu için efsanevi özelliklerini ve bir savaşçı için oldukça değerli bir varlık olma statüsünü kazandı.

Bir Viking kılıcı üzerindeki “Ulfberht” yazısının yakından görünümü. Yüksek karbon içeriğine sahip pota çeliğinden yapılan bu kılıçlar genellikle seçkinlere ait silahlardı. O kadar rağbet gördüler ki geniş çapta taklit edildiler, ancak bir tanesini yapmak için gereken özel süreci 1000 yıl sonra bile yeniden yaratmak zor olmaya devam ediyor. (C: National Geographic Image Collection)

Viking kültürünün birçok yönü gibi, Ulfberht kılıcının kökenleri de belirsiz. Yazıyı taşıyan yaklaşık 170 örnek Avrupa’da bulundu, ancak birçoğunun harfleri sıra dışı şekilde hecelenmişti – son ‘+’ T’den önce değil, T’den sonra olacak şekilde. Bunların, açıkça teknolojik bir anomalinin itibarından para kazanmak için rakip kılıç ustaları tarafından yapılmış sahte örnekler olduğu düşünülüyor.

Vikinglerin ölümünün ardından bir kez daha ortadan kaybolacak olan, benzeri görülmemiş bir şekilde yapılan bir Ulfberht, National Geographic’in Viking Kılıcının Sırları belgeseli için usta demirci Richard Furrer tarafından analiz edildi ve yeniden yaratıldı. Furrer, ortaya çıkan kopyayı “tüm becerilerimi temsil ediyor” olarak tanımlıyor.

York Vadisi Buluntu Grubu

2007’de İngiltere’nin Harrogate kasabası yakınlarındaki bir tarladan çıkarılan bu şaşırtıcı bulgu, Vikinglerin ticaret veya yağma erişimine dair bir fikir veriyor. Aslan ve geyik motifleriyle oyulmuş ve altınla astarlanmış gümüş bir kaba yerleştirilmiş yaklaşık 600 sikke, külçe ve çeşitli mücevherlerden oluşan buluntu grubu, MS 9. ve 10. yüzyıllara tarihleniyor.

Eskiden Harrogate İstifi olarak bilinen York Vadisi buluntuları, Britanya’da bulunan en büyük ikinci Viking buluntu grubu. (C: Portable Antiquities Scheme)

British Museum’dan Jonathan Williams, Afganistan, Kuzey Afrika ve Rusya gibi farklı yerlerden gelen bazı nesnelerin egzotik doğasına atıfta bulunarak, bunun “bir kap içerisine konulmuş bir dünya” olduğunu belirtiyor.

York Vadisi buluntu grubu veya daha önce bilinen adıyla Harrogate istifi, 1840’ta Preston yakınlarında ortaya çıkarılan Cuerdale grubundan sonra İngiltere’de bulunan en büyük ikinci Viking buluntu grubu. Buluntu yerini sağlam bir şekilde ortaya çıkarmadaki disiplinleri için övgü toplayan kaşifler David ve Andrew Whelan, başlangıçta paslı bir bisiklet bulduklarını düşünmüşlerdi.

Lewis Satranç Taşları

Viking dönemine ait en tüyler ürpetici buluntulardan biri, 19. yüzyılın başlarında İskoçya’nın Lewis Adası’ndaki Uig’de bir plajda ortaya çıkarıldı. Tam olarak ne zaman ve nasıl olduğu bir tartışma konusu olmaya devam ediyor, ancak keşif genellikle onları 1831’de çökmüş bir kum yığınında bulan Peighinn Dhomhnuill köyünden Malcolm Macleod’a atfediliyor. Kesin olarak bilinen tek şey, o yıl daha sonra Edinburgh’daki İskoçya Antikacılar Derneği’nde ortaya çıktıkları ve bugüne kadar süren bir hayranlık ve spekülasyon kaynağı haline geldikleri.

Yaklaşık 10 santimetre büyüklüğünde, bilinen 93 figüre sahip olan ve balina ve mors dişinden oyulmuş bu parçaların incelenmesi ve analizi, bir İskandinav kökenine işaret ediyor – MS 1150 civarına tarihlenen eserler, muhtemelen Norveç’teki Trondheim’dan.

Uig’de keşfedilen 93 taştan 82’sinin bulunduğu British Museum tarafından sergilenen Lewis satranç taşlarından bazıları. Diğer 11 tanesi İskoçya Ulusal Müzesi’nde. (C: Alamy)

Pek çok köken teorisi olmasına rağmen, satranç muhtemelen 6. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıktı ve büyük olasılıkla İskandinav toplumu arasında soylular ve din görevlileri tarafından oynanıyordu. Çok gıpta ile bakılan ve dört ayrı set oluşturacak kadar çok sayıda olan Lewis taşları, İskandinav yönetimindeki İskoç Hebridlerinde ticaret yaparken bir seyyar satıcı tarafından saklanmış olabilir. Ancak bunların hepsi birer varsayım: parçalar, Norveç’ten İzlanda’ya kadar herhangi bir yerde, en fazla beş farklı zanaatkâr, tek bir Norveçli yapımcı veya bir İzlandalı kadın tarafından yapılmış olabilir.

Satranç taşlarına büyüsünü veren şey karizmaları. Karakter ve biçim açısından tamamı iri gözlü ve etkileyici olan taşlar, tasvir ettikleri figürleri abartarak, geldikleri kültürün yoğun, neredeyse hicivli bir görünümünü veriyor.

Vikingler satranç oynadıysa, muhtemelen bu seti kullanmadılar – ancak Lewis taşlarının bize kazandırdığı şey, onlara olası bir bakış. Vezirler, filler ve şahlar arasında bunların en bariz Viking karakterini andıran figür, kalkanını ısırmış ve çılgınca bir ifade takınmış kale figürü. Tarihçiler bu parçayı, hayvan derileri giydikleri, sarhoş edici maddeler içtikleri ve vahşilikleriyle rakiplerini korkutmayı amaçlayan çılgınca bir gaddarlıkla savaşa yaklaştıkları söylenen İskandinav ve Cermen folklorunun “çılgın” savaşçılarına benzetiyorlar.

Thor’un Çekici

Pagan mitolojisinden ikonik bir obje olan ve “Mjölnir” olarak bilinen bu “tanrıların çekici”, gök gürültüsü tanrısı Thor’un silahıydı. Thor, Viking döneminde İskandinav teolojisinde popüler bir karakterdi ve genellikle Asgard’ın kapılarını koruyan ve tuhaf cehennem ateşi fırtınasını yaratan kudretli bir savaşçı olarak tasvir edilirdi.

Bir Viking tılsımında tasvir edildiği şekliyle Thor’un çekici veya Mjölnir. Bazı tarihçiler, tılsımın savaş için bir kutsama olarak veya haç formunda benzer etkileri olan Hıristiyanlığın yayılan inancına bir darbe olarak giyildiğine inanıyor. (C: Ted Spiegel, Nat Geo Image Collection)

Hıristiyanlık Avrupa’yı kasıp kavururken, birçok kişi eski inancın amblemlerine sarıldı, muhtemelen Hıristiyan gösterişini taklit ederek veya savaşta güç için bir lütuf olarak Thor’un çekicini bir muska veya kolye olarak taktı. Viking buluntuları arasında, basitinden süslüsüne kadar bu tür pek çok değersiz süs objesinin yanı sıra, Danimarka’da ortaya çıkarılan ve girişimci (veya kararsız) bir kuyumcu tarafından hem Hıristiyan haçlarını hem de Mjölnir süslerini dövmek için kullanılan bir kalıp bulunuyor.

Gjermundbu Miğferi

Her ne kadar aksi düşünülse de, Viking miğferlerinin boynuzları yoktu. Zaten genel olarak Viking miğferleri söz konusu olduğunda, muhtemelen onları kullandıkları varsayımı dışında üzerine konuşacak çok az şey var. Vikinglerin çoğu tasviri, ilk baskınlarından yüzyıllar sonra yalnızca ahşap gravürlerle ve daha sonra bazen mezar taşı olarak kullanılan ve Vikinglerin kendilerini nasıl gördüklerine dair çağdaş ipuçları sunan ‘resim taşları’ ile yaratıldı – kötü şöhretli boynuzlu miğfer ise, 19. yüzyıldan bir opera taklidiydi.

Bu tasvirlerin çoğu profilde, spangenhelm adı verilen bir tarzda, perçinli demir parçalarından yapılmış başlık veya basit mermi formunda miğferleri düşündüren figürlere sahipti. Abartılı silahların bir zenginlik ve kahramanlık işareti olarak görüldüğü bakış açıları göz önüne alındığında, muhtemelen miğferler benzer statü sembolleri olarak görülüyordu.

1943’te bulunan Gjermundbu Miğferi, 2020’de yapılan bir araştırma İngiltere’de Middlesborough yakınlarında bulunan benzer bir süslemenin de Viking kökenli olduğunu doğrulayana kadar bulunan neredeyse tamamlanmış tek Viking miğferiydi. (C: NTNU Vitenskapsmuseet)

Bir ipucu -aslında uzun bir süre boyunca tek ipucu- 1943’te Norveç’in Ringerike kentinde kırık bir spangenhelm (parçalı) miğferin bulunmasıyla ortaya çıktı. Bir silah deposu ve diğer mezar eşyaları arasında dokuz parça halinde keşfedilen parça – bulunduğu çiftliğin adıyla Gjermundbhu olarak adlandırıldı – özenle restore edildi ve bir Viking savaşçısının gözlerine gerçek anlamda bir bakış atmayı sağladı. Törensel figürleri ve ayırt edici temsili bir göz koruyucusu ile, bazıları zincirli zırhtan “sakallarla” süslenmiş Viking öncesi dönemden İskandinav (ve Anglo-Sakson) miğferleri çağrıştırmıştı.

1950’lerde İngiltere’nin kuzeydoğusundaki Middlesborough yakınlarındaki bir kanalizasyon kazısında bulunan, çarpıcı bir şekilde benzer ancak daha az süslenmiş ikinci bir miğfer, yakın zamanda incelendi ve Durham Üniversitesi’nde yapılan 2020 tarihli bir araştırmada 10. yüzyıla ait bir Viking miğferi olduğu doğrulandı. Birkaç farklı parça dışında, bu ve Gjermundbu kalıntısı, şimdiye kadar bulunan iki Viking miğferi olarak tek başlarına duruyor.

Oseberg Başları

En esrarengiz ve şüphesiz en muhteşem Viking buluntularından biri, 1904’te Norveç’in Vestfold bölgesinde Tønsberg yakınlarındaki Oseberg çiftliğinde ortaya çıkarılan gemi mezarıydı. Vikingler genellikle uzun gemileri, varlıklı ölüleri ve onların eşyalarını yerleştirdikleri mezar yerleri olarak kullandılar ve refah bir “öteki hayat” sağlamak adına “yolcuların” yeterli donanıma – çoğu antik Mısırlıların tarzında – sahip olmalarını sağlamak için özen gösterdiler. 834 yılından kalma Oseberg mezarı, Tutankamon’un mezarının bir nevi Viking eşdeğeriydi.

Antik çağda bozulmuş olmasına rağmen; bir savaş arabası, Buda’ya benzeyen pirinçten bir figürün bulunduğu bir sepet, çadırlar ve araç gereçler gibi eserlerle dolu, içerisinde birkaç hayvan ve açıkça yüksek sosyal statüye sahip iki kadının kalıntıları da bulunan, tamamen meşeden yapılmış ve zarif oymalarla süslenmiş 21 metrelik gemi, sunduğu kültürel hazinelerle son derece göz alıcı bir buluştu.


Oseberg’de bulunan hayvan başı oymalar. C: Museum of Cultural History, University of Oslo/ Kirsten Helgeland

İçerisinde ayrıca amacı bilinmeyen beş oyulmuş hayvan başı da bulunuyordu. Biri ağzından dizginlemek istenircesine iple bağlı, doğal kavisli tek parça ahşaptan yontulmuş, mücevherlerle süslenmiş ve ayırt edici Barok sarmallar ve düğümlerle oyulmuş başlar; aslanları, su ejderlerini veya vahşi memelileri çağrıştıran fantastik hayvanları tasvir ediyor. Daha da muğlak olan şey, bunların amaçları: açıkça beş ayrı zanaatkarın özenli çalışması olduğu düşünülürken, hayatta (veya ölümde) ne için kullanıldıkları hala bilinmiyor; bu da onları vahşetine rağmen sembolizm ve sanat açısından zengin bir kültürün çağrıştırıcı sembolleri haline getiriyor.

Gokstad Gemisi

Viking yelkenlileri tasarım şaheserleriydi ve Viking zaferlerinin kilidini açan anahtarlardı. Geniş bir gövdeye ve sığ bir “su kesimi”ne sahip olan gemiler – yelken sırasında geminin çok az bir kısmının su altında kaldığı anlamına geliyor – süratli ve dengeliydiler, ancak kocamanlardı, ağır yükleri nehirler ve koylar gibi sığ sulara taşıma kapasitesine sahiplerdi.

MS 890 civarında inşa edilen Gokstad gemisi, zamanın birçok Viking gemisi gibi bir mezar olarak hizmet etti. Özenle restore edilmiş haliyle, şimdi Oslo’daki Viking Gemi Müzesi’nde sergileniyor. (C: Robert Clark, Nat Geo Image Collection)

Bu akın gemileri, çok geçmeden bir dehşet sembolü haline gelen, şüphe götürmez bir profile sahipti. Oseberg mezarında bulunan gemi kadar göz kamaştırıcı olmasa da, Gokstad gemisi neredeyse 24 metre ile şimdiye kadar bulunan en büyük Viking gemisi. 1880’de Norveç’in Vestfjord bölgesindeki Gokstad’da bir mezarın parçası olarak bulunan gemi, 32 denizci, veya nakliye, veya kargo taşıma kapasitesine sahip olan gerçek anlamda çok işlevli bir gemiydi.

Kemik Patenler

Arkeoloji, tekneler ve kılıçların yanı sıra, bin yıllık Viking kültürünün taraklar, oyunlar, giysiler, takılar gibi daha samimi ve tuhaf unsurlarını ortaya çıkardı. Bu buz patenleri, İngiltere’nin York şehrinde yapılan bir kazı sırasında diğer 42 parça ile birlikte bulundu ve günümüzde Jorvik Viking Merkezi’nde muhafaza ediliyor.

Deri ve at kemiğinden yapılmış bu patenler, İngiltere’nin York şehrinde yapılan bir kazıda diğer 42 örnekle birlikte bulundu. Vikingler tarafından Jorvik olarak adlandırılan York, şehirden çıkarılan buluntuların çoğunu içeren modern Jorvik Viking Merkezi’nin kanıtladığı gibi, Vikingler için önemli bir ticaret merkeziydi. Şehrin, 954 yılında öldürülen Northumbria’nın son Viking kralı Eric Bloodaxe’ın kalesi olduğuna inanılıyor. (C: Jorvik Viking Center)

Deri ve cilalı kemik (tipik olarak at bacak kemikleri) kullanılarak yapılan patenler, günümüzün çevik modelleri gibi buzda hızlıca kaymak için tasarlanmış bıçaklara sahip değildi. Donmuş zeminde veya suda kayarken denge sağlamak için batonlarla birlikte kullanılan kayaklara daha çok benziyorlardı. Muhtemelen avlanma gibi pratik amaçlar için kullanılıyorlardı, ama keyif için de kullanılmış olmaları muhtemel – tarihin en korkulan istilacılarından biri hakkında biraz farklı bir görüş sunuyor.

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için