Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Mar27

Tunç Çağı’ndaki İklim Krizi, Nüfus Artışına Engel Olmadı

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  ÇinHenanHolosenİklimNüfusTunç Çağı

Tunç Çağı’ndaki İklim Krizi, Nüfus Artışına Engel Olmadı


Kuru iklim yüzünden çökmek yerine, tarımın gelişmesi ve karmaşıklaşan sosyal yapı, 3.900 ila 3.500 yıl önce nüfusta önemli bir artışa neden oldu.

 

C: Pixabay

 

İnsan zekâsı toplumsal yapılar ve kurumlar üzerindeki değişiklikler sayesinde iklim değişikliği ile dahi direnmeyi başardı. 3.900 ila 3.500 yıl önce Çin’de yaşayan insanlar, iklim değişikliği sırasında nüfuslarını arttırdılar.

İklim, insan davranışlarını şekillendiren tek etmen değildir. İnsanların değişen şartlar karşısında aldığı kararlar da bu bağlamda büyük yer tutar. Arkeologlar ile çevre bilimcilerin konu üzerindeki kavrayışlarını bir araya getiren çalışmalar, insanların uzun süreli çevresel değişimlere nasıl cevap verdiklerine dair daha detaylı bir bilgi sunabilir.

St. Louis’deki Washington Üniversitesi ve Çin Bilimler Akademisi’nden araştırmacıların yaptığı bu tarz bir çalışma, erken Tunç Çağı boyunca Çin’in orta düzlüklerinde gerçekleşen çoraklaşmanın toplumsal bir çöküşe sebep olmadığını göstererek iklim değişikliğine karşı sosyal direncin önemli olduğunun altını çiziyor.

Toplumsal yapılar kuraklık sırasında çökmek yerine giderek kompleksleşti ve tarım gelişti, bu da 3.900 ila 3.500 yıl önce insan nüfusunun çarpıcı bir biçimde artmasına sebep oldu.

“Özellikle Çin’de İklim etkilerini görece basite indirgeyen bir gözle bakılmakta.” diyor Edward S. ve Tedi Macias Antropoloji profesörü Tristram R. Kidder. Yeni araştırma, Environmental Research Letters isimli dergide yayımlandı.

“Çalışmamız, iklimin etkilerini ve insan toplumları üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurduğumuzda, insan direncini incelikli bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini gösteriyor.” diyor Kidder. “Dikkat çekici bir adapte olabilme yeteneğimiz var. Ancak buradan çıkartmamız gereken dersin bir kısmı da sosyal, politik ve teknolojik sistemlerimizin de esnek olması gerektiği.” 

“Eskiden insanlar, iklimin olumsuz etkileri ile mücadele edebiliyorlardı çünkü değişime açıktılar.” diye ekliyor Kidder.

Bu yeni çalışma, Çin’in orta düzlüklerinde binlerce yıllık bir süreçte gerçekleşen demografik ve varoluşsal değişimlerin tarzlarını ve oranlarını ölçmek için yapılan ilk girişimlerden biri.

İklimsel, arkeolojik ve bitkisel bilgileri bir araya getiren yazarlar, neyin değiştiği, ne zaman değiştiği ve bu değişimlerin insanların toplumsal yapılarıyla nasıl bağlantılı olduğuyla ilgili azim dolu bir hikâyeyi detaylarıyla gözler önüne serdi.

Araştırmacılar, tarihi iklim şartlarını yorumlamak için Henan Bölgesi’nden alınmış bir göl tortu çekirdeğinden alınan polen verilerini kullandı. Bu alanda, yaklaşık 9.000 ila 4.000 yıl önce sıcak ve nemli bir iklimin, Neolitik-Tunç Çağı geçişi sırasında (yaklaşık 4.000 ila 3.700 yıl önce) serin ve kuru bir iklime dönüştüğünü keşfettiler. Ardından, araştırmacılar bu zaman diliminde gerçekleşen önemli nüfus artış ve düşüşleri sırasında insanların ne yetiştirdiğini ve yediğini tespit etmek için karbon 14 metodu ile birlikte diğer arkeolojik verileri kullandılar. 

Araştırmacılar iklimsel çoraklaşma sebebiyle kaynakların azalıp çoğalması ve kısıtlanması ile mücadele eden insanların yemek için ektikleri bitki miktarını artırdığını buldular. Cin darı, ak darı, buğday, soya ve pirinç dahil olmak üzere yeni bir tarımsal çeşitliliğin yakalanması yiyecek üretiminin risklerini azalttı.

Bu döneme damga vuran yenilikler yeni metal araçlara ek olarak su yönetimine yaklaşımlarda kendini göstermişti. Sosyal yapılar da insanın adapte olma ustalığının bu örneklerine katkıda bulunacak ve onları hızlandıracak şekilde değişti.

“Şüphesiz bu toplum, genel iklimsel değişimler gördüğümüz 4.000 yıl önce, karmaşık politik, toplumsal ve ekonomik kurumlara sahipti.” diyor Kidder. “Ve gördüğümüz şeyin bu kurumların iklimsel değişimlere karşı koyabilme kapasitesi olduğunu düşünüyorum. Varoluşsal stratejilerdeki değişimler söz konusu ve bu değişimler otomatik gerçekleşmedi. Bunlar insanların tercihlerinin sonucuydu.”

Kidder, bu ve bununla bağlantılı araştırmadan hareketle yüksek yoğunluklu şehirleşmenin yoğun tarım ile desteklendiği erken dönem Çin yerleşimlerinin modern şehirleri andıran önemli bir örnek yarattığını öne sürüyor. Bu şehirler, Maya dünyasından veya Angkor Wat ve Khmer Krallığı başta olmak üzere güneydoğu Asya’dakilerden daha iyi bir tarihi örnek sunuyor. Bunlar, düşük yoğunluğun ve yiyecek üretiminin fiziksel çevre üzerine aynı gereklilikleri yüklemediği şehirlerdi.

Pekin’deki Çin Bilimler Akademisi Doğal Bilimler Tarihi Enstitüsü’nde asistan profesör olan başyazar Ren Xiaolin, Çin’deki çevresel değişimler ile şehirleşme üzerine nasıl düşünülmesi gerektiği ile ilgili teoriyi ve taslağı oluşturmak üzere Kidder ve diğer araştırmacılarla birlikte laboratuvarında çalışmalar yürüttü.

Kudüs İbrani Üniversitesi’nden bir başka ortak yazar ve araştırma görevlisi Michael Storozum konuyla ilgili “İklim değişikliği her zaman yıkıma eşit değildir ve bu hem tarihöncesi hem de modern bağlamda dikkate değer bir nokta.” diyor.

“İnsanlar çevrelerini binlerce yıldır değiştiriyorlar, bu değişim sıklıkla daha kuvvetli bir sosyal direnç kazanmalarını sağlayan yiyecek üretiminin artırılması yönünde gerçekleşiyor.” diyor Storozum.

“Daha fazla çevre bilimci ve arkeolog birlikte çalıştıkça bir toplumu tarihöncesi ve tarihi zamanlarda iklim değişikliğine neyin dirençli kıldığına yönelik anlayışımızın da gelişeceğine inanıyorum.” diye sözlerine devam ediyor Storozum.

Kidder ekliyor:” İnsanların dünyayı değiştirme kapasitesini ne kadar anladığımız hakkında dikkatli düşünmeliyiz.”

 

www.arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için