Blog

Haz19

100.000 Yıllık Oymalar Yazı Değil, Kimlik İşaretiydi

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  BlombosDiepkloofİletişimKimlikYazı



100.000 Yıllık Oymalar Yazı Değil, Kimlik İşaretiydi

İnsanlar karmaşık sembolik iletişim sistemleri icat etmeden çok önce, kaya yüzeylerine ve hayvan kemiklerine desenler kazıyarak soyut biçimlerle deney yapmaya başlamıştı.

 

www.arkeofili.com

 

Yeni bir çalışmaya göre Güney Afrika’da bulunan 100.000 yıllık sembolik oymalar, erken bir yazılı iletişim biçimi değildi.

Bu gravürler, grup kimliğinin göstergeleri olabilir. C: Pagnotta et al. 2026.

İnsanlar karmaşık sembolik iletişim sistemleri icat etmeden çok önce, kaya yüzeylerine ve hayvan kemiklerine desenler kazıyarak soyut biçimlerle deney yapmaya başlamıştı. Bu tarihöncesi izlerin anlamı ve amacı hâlâ pek anlaşılmamış durumda ve araştırmacılar tarafından şiddetle tartışılıyor. Ancak yeni bir çalışma, en eski kazımaların olası işlevini ortaya koyarak bu tartışmayı sonlandırmaya yardımcı olabilir.

Araştırmacılar; her ikisi de Güney Afrika’da yer alan Blombos Mağarası ve Diepkloof Kaya Sığınağı’nda keşfedilmiş eserler üzerinde yaklaşık 100.000 yıl önce yapılmış oymaların ardındaki motivasyonu anlamaya çalıştı. Bu izlerin arkasındaki bilişsel süreçler hakkında bilgi edinmek için ekip, bir arkeolojik deneye katılmak üzere 108 gönüllü topladı.

Katılımcılar her biri dokuz “kuşak” içeren 12 farklı “zincire” bölündü. Her zincirdeki ilk kişiye antik oymalardan birinin bir resmi gösterildi ve onu olabildiğince doğru biçimde kopyalaması istendi.

Bir tür görsel telefon oyunu gibi, bu çizim daha sonra zincirdeki bir sonraki kişiye aktarıldı. O kişi de kendi kopyasını oluşturduktan sonra bunu bir sonraki katılımcıya devretti. Ta ki desenler dokuz tekrarlı yeniden üretim turundan geçene dek. Bu durum araştırmacılara çizimlerin kuşaktan kuşağa aktarıldığında nasıl evrildiğini gözlemleme olanağı verdi.

12 zincirin tamamında desenler, kuşaklar ilerledikçe daha düzenli ve simetrik hale geldi. Araştırmacılara göre bu durum, insan bilişinin doğasında bulunan bir yönü yansıtıyor olabilir. Yani düzene ve yapıya yönelik içsel eğilimimiz çizimlerimizin evrimini etkiliyor.

Ancak deney üç farklı kültürel aktarım koşulu altında yinelendiğinde işler daha da ilginç bir hal aldı. Bunlardan ilkinde katılımcılara çizimlerini ek bir anlam ya da amaç taşımayan dekoratif biçimde yapmaları söylendi.

İkinci koşulda ise katılımcıların kültürel kimliklerini desenleri aracılığıyla aktarmaları gerekiyordu. Böylece izleri görenler belirli bir sanatçının 12 zincirden hangisine ait olduğunu tahmin edebileceklerdi.

Üçüncü koşul ise bilgi aktarımını içeriyordu. Gönüllülerin “ateş”, “bulut”, “balık” ya da “göz” gibi belirli bir kavramı çizimleri aracılığıyla aktarmaya çalışması gerekiyordu.

Çalışmanın yazarları, üç koşulun tamamında çizimlerin “giderek daha belirgin, üslupsal olarak ayırt edici, kasıtlı olarak algılanan ve akılda kalıcı hale geldiğini” açıklıyor.

Ancak en önemlisi, dekoratif ve grup kimliği koşullarında üretilen çizimler birbirinden ayırt edilemiyordu. İletişimsel amaçlarla yapılanlar ise ayırt edilebiliyordu. Bunun nedeni büyük olasılıkla katılımcıların desenlerini, istenen kavramı aktarmaya çalışmak için uyarlamasıydı.

Araştırmacılar bu desenleri özgün tarihöncesi izlerle karşılaştırarak; dekorasyon için ya da grup kimliği belirleyicisi olarak çizilenlerin 100.000 yıllık oymalarla tutarlı kaldığını, iletişim kurmaya çalışanların ise tutarlı kalmadığını buldu.

Çalışmanın yazarları, “Özgün oymaların bilişsel profili, gösterimsel iletişimin imzasından yoksun. Bu da proto-yazı yorumuna karşı sağlam bir deneysel kanıt oluşturuyor ve aksine estetik ile grup kimliği belirleme işlevlerini güçlü biçimde destekliyor” diyor.

Dolayısıyla yazarlar, Blombos ve Diepkloof’taki izlerin dekoratif olmak ya da grup kimliği sembolü olmak üzere yapıldığı fakat erken bir yazılı iletişim biçimi olmadığı sonucuna varıyor.

Araştırmacılar çizimlerin 12 zincir boyunca ilerleyişine daha yakından bakarak belirli kültürel öncüllerin otomatik olarak biçimde karşılık gelen değişiklikler ürettiğini buldu. Örneğin, semboller daha belirginleştikçe istemeden daha dikkat çekici hale de geldi. Aynı şekilde desenler hatırlanması daha kolay olacak biçimde evrildikçe, aynı zamanda daha kasıtlı görünmeye de başladı.

Yani insanlar belirli tasarım özelliklerini bilinçli olarak dahil etmeye başladıkça, başka yararlı özellikler de yan etki olarak ortaya çıktı. Çalışmanın yazarlarına göre bu durum, tarihöncesi oymaların kültürel evriminin; bilişimizi değiştiren ani bir genetik mutasyonun sonucu olarak değil, kuşaklar boyunca aktarılıp yeniden üretilirken kendiliğinden gerçekleşmiş olabileceğini gösteriyor.

Araştırmacılar, “Sembolik düşünmeye yönelik bilişsel kapasiteler dolayısıyla kültürün yalnızca biyolojik bir önkoşulu değil; anlamlı bir biçimde, kültürün ürünlerinden biri” diyor.


IFL Science. 18 Haziran 2026.

Makale: Pagnotta, M., Wisher, I., Petersen, M. L., Riede, F., Tylén, K., & Fusaroli, R. (2026).

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için