Blog

Ağu31

2025 Ağustos Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  AustralopithecusHobbitMelezMumyaNeandertalOldowanPazırıkPiramitSavaşçıŞövalyeTümülüs



2025 Ağustos Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

Kaçırmış olanlar için 2025 yılının Ağustos ayında Türkiye’de ve dünyada dikkat çeken arkeolojik keşifleri bu listede derledik.

 

www.arkeofili.com

 

10- Dondurmacı Dükkanının Altında Şövalye Mezarı

Polonya’nın Baltık kıyısındaki Gdansk kentinde, bir dondurma dükkanının altında yapılan kazılarda, tam askeri teçhizat içinde betimlenmiş bir şövalyeyi gösteren mezar taşının altında gömülü bir Orta Çağ şövalyesi keşfedildi.

Arkeologlar, Polonya’nın bir sahil kentinde bir Orta Çağ şövalyesinin mezarını keşfetti. C: ArcheoScan – Archaeological and Conservation Laboratory / Sylwia Kurzynska

Yaklaşık 13. yüzyıla tarihlenen bu mezar, ölen kişinin figürünü içeren kabartmalı mezar taşıyla Orta Çağ Polonyası’nda nadir bir buluntu olarak öne çıkıyor. İsveç’in Gotland adasından ithal edilen kireçtaşından yapılmış, yaklaşık 150 santimetre uzunluğundaki levhada, kılıç ve kalkan tutan, zırhlı ve dimdik duran bir adam figürü oldukça net bir şekilde korunmuş durumda. Mezar hediyesi bulunmamasına rağmen, yaklaşık 180 cm boyundaki iyi korunmuş erkek iskeleti ve mezar taşı, burada yatan kişinin yüksek sosyal statüye sahip, büyük ihtimalle bir şövalye veya askeri bir görevli olduğunu gösteriyor. Bu keşif, Gdansk’ın kuruluş yıllarına doğrudan bir bağlantı sunarak, Orta Çağ seçkinlerinin yaşamları ve gömme uygulamalarına nadir bir bakış sağlıyor. Şu anda mezar taşı ve iskelet üzerinde 3B tarama, kimyasal ve genetik analizler gibi ek çalışmalar yürütülüyor ve iskeletin kafatasına dayanarak yüz rekonstrüksiyonu yapılması planlanıyor.

9- 2.6 Milyon Yıl Önceki Bir Tür, Uzak Mesafeden Taş Topluyordu

Kenya’daki Nyayanga arkeolojik alanında 2,6 milyon yıl öncesine tarihlenen yüzlerce Oldowan tarzı taş alet keşfedildi.


Bir su aygırı akrabasına ait kesilmiş bir kemiğin yanında Oldowan alet bulundu. C: T.W. Plummer, Homa Peninsula Paleoanthropology Project

Bu aletler, insan akrabalarının hammadde bulmak için 9,7 kilometreden daha uzak mesafeler kat ettiğini gösteriyor. Bu bulgu, uzmanların daha önce düşündüğünden 600.000 yıl önce, beklenmedik derecede yüksek bir ileriye dönük planlama yeteneğine sahip olduklarına işaret ediyor; zira Oldowan’ın asıl yeniliğinin aletlerin kendisinden ziyade kaynakların bir yerden başka bir yere taşınması olabileceği belirtiliyor. Bu uzun mesafe taş taşıma davranışı, Homo cinsinin ortaya çıkmasından bile önceye ait olup, bu grupların gıda işlemede neye ihtiyaç duyduklarını anladıklarını ve çevrelerini zihinsel olarak haritalandırabildiklerini ortaya koyuyor. Her ne kadar bu aletleri hangi insan akrabası türünün yaptığı henüz net olmasa da, bu durum onların düşündüğümüzden çok daha zeki olduklarını gösteriyor.

8- ‘Hobbitler’ Flores Adasına Nereden Geldi?

Flores Adası’ndaki “Hobbit” lakaplı küçük boyutlu insan türü olan Homo floresiensis’in, büyük ihtimalle komşu Sulawesi Adası’ndan geldiği anlaşıldı.


Sulawesi’deki taş aletler, insanların Flores’e ulaşmadan önce adaya yerleştiğini gösteriyor. C: M.W. Moore

Bu hipotez, araştırmacıların Güney Sulawesi’de 1.04 ila 1.48 milyon yıl öncesine ait yedi adet çört taşından alet bulmasıyla güçlendi. Bu taş aletler, Flores’te bilinen en eski aletlerden (1.02 milyon yıl öncesi) daha eski olduğundan, tarih öncesi homininlerin önce Sulawesi’ye ulaşıp oradan daha güneydeki Flores’e geçmiş olabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, Asya anakarasından Sulawesi’ye ulaşmak için önemli bir deniz mesafesini geçmeleri gerektiği halde, bu erken insanların tekne yapacak bilişsel becerilere sahip olmasının düşük bir ihtimal olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, ilk okyanus geçişlerinin, bitki örtüsü adacıkları üzerinde sürüklenerek gerçekleşen kazara yayılmalar olabileceği öne sürülüyor. Ancak, bu taş aletleri kimin yaptığı ve bu erken homininlerin Sulawesi’ye vardıktan sonra ne olduğu gibi birçok soru hala yanıtsız kalmaya devam ediyor.

7- Yahuda Çölü’nde Sikkeler İçeren Bir Piramit

Yahuda Çölü’nde arkeologlar, Ptolemaios dönemine tarihlenen ve yaklaşık 2.200 yıl öncesine (MÖ 2. yüzyıl) ait devasa, el yontması taşlardan yapılmış piramidal bir yapı keşfetti.


Antik yapının amacı bilinmiyor. C: Emil Aladjem, İsrail Eski Eserler Kurumu

Kazılarda, iyi korunmuş antik mobilya kalıntıları, olağanüstü bronz kaplar, eski Yunanca papirüsler, Ptolemaios hanedanını ve Seleukos kralı IV. Antiochos’u tasvir eden bronz sikkeler, ahşap aletler, kumaşlar, silahlar ve dikiş iğneleri gibi zengin buluntular ortaya çıkarıldı. Sekiz yıllık bir tarama çalışmasının sonucunda bulunan bu yapının amacı hala belirsizliğini koruyor; araştırmacılar bunun önemli bir ticaret yolunu koruyan bir gözetleme kulesi mi, bir mezar mı yoksa antik bir anıt mı olduğunu sorguluyor. Ayrıca, yapının altında bir yol kenarı “konaklama istasyonu” da tespit edildi, ancak bu istasyonun kullanım amacı da henüz bilinmiyor. Bölgedeki mezar soyguncuları ve kaçak kazıcıların tehdit oluşturduğu bu keşif, Yahuda Çölü’ndeki kalıntıları koruma çabalarının bir sonucu olarak öne çıkıyor.

6- 2.500 Yıllık Kavanozlardaki Yapışkan Madde

Uzmanların 70 yıldır tartıştığı, Güney İtalya’daki Paestum antik kentinde bulunan 2.500 yıllık bronz kavanozların içindeki yapışkan maddenin nihayet bal olduğu bilimsel olarak kanıtlandı.


Arkeolojik alandaki kavanozlarda bulunan yapışkan maddenin bal olduğu ortaya çıktı. C: Luciana da Costa Carvalho

Kimyager Luciana da Costa Carvalho liderliğindeki ekip, son teknoloji kimyasal analiz yöntemleri, özellikle kütle spektrometrisi ve protein analizi kullanarak, bu tatlı kalıntıda sağlam heksoz şekerleri ve Avrupa bal arısına özgü peptitler ile arı sütü izlerini tespit etti. Bu keşif, antik Yunanların balı bir “süper gıda” ve ölümsüzlüğün simgesi olarak gördüğüne dair uzun süredir devam eden varsayımları doğrulayarak, yeraltı tapınağında bulunan kavanozların Helice’li İs gibi tanrılara sunulan adaklar olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar ayrıca bal karışımında bulunan bakır iyonlarının mikrop öldürücü özellikleriyle balın binlerce yıl boyunca korunmasına katkıda bulunmuş olabileceğini de belirtti. Bu çalışma, analitik tekniklerin gelişmesiyle müze koleksiyonlarının yeniden incelenmesinin değerini gösteriyor.

5- Pazırık Kadınının Dövmeleri

Yeni bir analize göre, 2.300 yıl önce mumyalanmış Pazırık kadınının ön kollarındaki ve ellerindeki dövmeler, Antik Sibirya’daki dövme sanatına dair önemli yeni bilgiler ortaya koydu.


Pazırık mezarı 5’ten alınan kadın mumyasının fotogrametrik olarak oluşturulmuş 3 boyutlu modeli, A) görünür spektrumlu fotoğraflardan elde edilen dokuyu ve B) yakın kızılötesi fotoğrafçılıktan elde edilen dokuyu gösteriyor. C: M. Vavulin

Yakın kızılötesi dijital fotoğrafçılık gibi gelişmiş teknikler kullanılarak yapılan bu çalışma, dövmelerin usta bir sanatçı tarafından “elle işlenerek” ve birden fazla aşamada, daha önce bilinmeyen çok uçlu ve tek uçlu aletler kullanılarak yapıldığını gösterdi. Kadının sağ ön kolundaki hayvan dövüş sahnesi gibi bazı dövmeler, diğerlerine kıyasla çok daha detaylıydı, bu da daha yetenekli bir dövmecinin işi olduğunu ve muhtemelen birden fazla seans gerektirdiğini düşündürüyor. Ayrıca, dövmelerin mumyalama sırasında kesilmiş olması, Pazırık halkının bu dövmelerin sosyal ya da spiritüel anlamlarının öbür dünyaya taşındığına inanmadığına ya da bunun ritüelistik bir anlam taşıdığına işaret edebilir, ancak bu durum henüz tam olarak anlaşılamadı.

4- Özbekistan’da Arpa Hasadına Dair 9.200 Yıllık Bulgular

Yeni bir araştırmaya göre, günümüz Güney Özbekistan’ında, Bereketli Hilal’den çok uzakta yaşayan avcı-toplayıcılar, en az 9.200 yıl önce yabani arpa hasadı yapıyordu.


Toda Mağarası’ndaki 2019 kazıları. C: Robert Spengler

Bu keşif, Surkhandarya Vadisi’ndeki Toda Mağarası’nda yapılan kazılarda taş aletler, kömür ve bitki kalıntılarının bulunmasıyla ortaya çıktı. Araştırma ekibinin, çoğu kireçtaşından yapılmış orak bıçakları ve diğer taş aletler üzerindeki kullanım-aşınma analizleri, bunların ot veya bitki materyali kesmek için kullanıldığını gösterdi. Bu bulgular, tarımın kökenlerine dair uzun süredir kabul gören varsayımları sorgulayarak, tarıma giden kültürel gelişmelerin daha önce sanılandan çok daha geniş bir alana yayıldığını ve avcı-toplayıcıların tarımın kökenlerine yol açacak kültürel uygulamalara zaten bağlı olduğunu gösteriyor. Ayrıca, bulunan tahılların morfolojik olarak yabani arpadan oluşmasına rağmen, erken bir ekim/üretim örneğini temsil edip etmediği araştırılıyor; zira bu durum, tarımın burada bağımsız bir denemesini ya da Bereketli Hilal’deki tarım geleneğinin sanılandan çok daha erken doğuya yayıldığını gösterebilir.

3- Trakya’da Atıyla Birlikte Gömülmüş Savaşçı Tümülüsü

Güney Bulgaristan’ın Türkiye sınırına yakın bir bölgesinde yapılan kazılarda, Roma öncesi döneme ait olağanüstü zenginlikte üç tümülüs ortaya çıkarıldı.


Arkeologlar, atın başında Herakles’in dev Antaios’u yendiğini tasvir eden bir alınlık buldular. C: Topolovgrad Belediyesi

Bu keşif, antik Trakya’nın üst düzey soylularına ve bir kutsal alana işaret ediyor. İlk tümülüste, MÖ 2. yüzyıla tarihlenen geç Hellenistik bir yöneticinin yakılmış kalıntıları ve savaş atı bulundu; mezar eşyaları arasında mızraklar, kalkanlar, altın saplı kılıçlar ve Trak kraliyet sarayları veya seyyar Hellenistik ustalar tarafından yapıldığı düşünülen takılar yer alıyordu. İkinci mezar, MÖ 2. yüzyıl başlarına ait genç bir kadına aitti ve içerisinde iyi korunmuş deri ayakkabılar, altın ve gümüş kaplı ahşap bir sandık ile cam, bronz ve kehribardan yapılmış onlarca nesne barındırıyordu. En büyük sürpriz ise, ilk tümülüsün yakınında bulunan, 35-40 yaşlarında aristokrat bir savaşçıya ait tamamen bozulmamış üçüncü bir prens mezarı oldu; savaşçı, atıyla birlikte gömülmüş ve at koşumlarında Herakles’in Antaios’u yendiği sahneyi betimleyen, muhtemelen Pergamon veya İskenderiye’den ithal edilmiş, Hellenistik heykel sanatının bir başyapıtı olan altın kaplama bronz bir gemlik alınlığı bulunuyordu. Bu yoğun elit mezarların varlığı, Kapitan Petko Voyvoda’nın MÖ 2. ve 1. yüzyıllarda birinci dereceden bir hanedan merkezi olduğunu düşündürüyor ve Roma öncesi Trakya’nın politik haritalarının yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Arkeologlar, bu alanın bağımsız Trak dünyası ile Roma Trakya eyaleti arasındaki geçişi anlamak için anahtar olabileceğini belirtiyor.

2- Etiyopya’da 2,6 Milyon Yıllık Australopithecus ve Homo Fosilleri Bir Arada

Etiyopya’nın kuzeydoğusundaki Ledi-Geraru arkeolojik alanında yapılan kazılarda, yaklaşık 2,6 milyon yıl öncesine tarihlenen fosilleşmiş dişler keşfedildi.


Ledi-Geraru’da toplanan on üç fosilleşmiş diş. Dişlerin bir kısmı tanımlanamayan bir Australopithecus türüne, bir kısmı da erken bir Homo türüne ait. C: Villmoare, B., Delezene, L.K., Rector, A.L. et al. 2025.

Bu keşifler, tanımlanamayan bir Australopithecus türüne ait on diş ile erken bir Homo türüne ait üç dişi içeriyor. Bulunan Australopithecus dişleri, daha önce bilinen türlerden farklı göründüğü için yeni bir tür olabileceği düşünülüyor, ancak henüz resmi bir adlandırma yapılmadı. Homo cinsine ait dişler ise, bölgede daha önce bulunan en eski Homo çene kemiği ile aynı türe ait olabilir. Bu önemli bulgular, yaklaşık 2,5 milyon yıl öncesinden önce Etiyopya’da en az üç insan atası türünün (yeni Homo, yeni Australopithecus ve Australopithecus garhi) aynı dönemde yaşadığını gösteriyor. Bu durum, insan evrim ağacının doğrusal olmadığını, “çalılık” gibi karmaşık olduğunu ve birden fazla insan akrabasının aynı anda var olduğunu ortaya koyarak, evrimsel tarihimize dair mevcut anlayışları zenginleştiriyor. Araştırmacılar, bu türlerin aynı kaynaklar için rekabet edip etmediğini anlamak amacıyla diş minesinin kimyasal analizlerini yapmaya devam ediyor.

1- 140.000 Yıl Öncesinden Bir Melez

Karmel Dağı’ndaki Skhul Mağarası’nda bulunan ve 140.000 yıl öncesine tarihlenen 5 yaşındaki bir çocuğun iskeleti, Neandertaller ve Homo sapiens türleri arasındaki melezleşmenin bilinen en eski fiziksel kanıtı.


Çocuğun kafatasının kavisine karşın çenesi Neandertallerin özelliklerini taşıyor. C: Tel Aviv University

Profesör Israel Hershkovitz liderliğindeki ekip, mikro-BT teknolojisi gibi gelişmiş tekniklerle yaptığı analizlerde, çocuğun kafatasının modern insanlara özgü bir kavise sahip olmasına rağmen, alt çene, beyin damar sistemi ve iç kulak yapısının Neandertal özelliklerini taşıdığını ortaya koydu. Bu keşif, insanlık tarihindeki genetik alışverişin ve türler arası karşılaşmaların daha önce düşünüldüğünden çok daha erken, yaklaşık 140.000 yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor ve atalarımızın Afrika’dan göç edişi ile diğer arkaik insanlarla etkileşimlerine dair mevcut anlayışları kökten değiştiriyor. Araştırmacılar, bölgedeki Neandertallerin, Afrika’dan gelen Homo sapiens gruplarıyla karşılaşarak çiftleştiğini ve sonunda Homo sapiens topluluklarına karışarak ortadan kaybolmuş olabileceğini belirtiyor.

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için