Blog
2026 Mart Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi
Kaçırmış olanlar için 2026 yılının Mart ayında Türkiye’de ve dünyada dikkat çeken arkeolojik keşifleri bu listede derledik.
www.arkeofili.com
10- Mağara Resimleri İlk Defa Doğrudan Tarihlendirildi
Paleolitik mağara resimlerinin, radyokarbon tarihleme yöntemiyle tarihlendirilmesinin imkansız olduğu düşünülüyordu.

13 ve 14 numaralı paneller sırasıyla bir ren geyiği ve bir atın yanı sıra bir bizon ve muhtemelen bir geyiği ve Bizon 15 şemasını içeriyor. C: Anne Maigret
Araştırmacılar, Fransa’nın Dordogne bölgesindeki Font-de-Gaume mağarasından çeşitli duvar resimlerinin yaşını mutlak tarihlendirme yöntemiyle doğrulayarak tarihöncesi arkeolojisinde bir dönüm noktasına ulaştı. Sonuçlar, bu bölgedeki Paleolitik kaya sanatı için karbon-14 tekniğiyle ilk kez kesin tarihlerin elde edildiğini gösteriyor. Bu, pigmentlerin kimyasal bileşimi nedeniyle bugüne kadar uygulanamaz olarak kabul edilen bir şeydi.
9- Neandertaller Huş Katranını Antibiyotik Olarak Kullanmış Olabilir
Soyu tükenmiş kuzenlerimiz Neandertallerin balta yapımında kullandığı yapışkan madde, enfeksiyonların tedavisinde de yardımcı olmuş olabilir.

Neandertaller huş ağaçlarının kabuğundan katran üretiyorlardı. C: Wikimedia Commons
Huş katranı, tarihöncesi insanların elindeki en kullanışlı malzemelerden biriydi ve esas olarak taş bıçakları ahşap ya da ok uçlarını ahşap saplara yapıştırmak için tutkal olarak kullanılıyordu. Ancak artık bu yapışkan siyah maddenin başka amaçlara da hizmet ettiğine dair kanıtlarımız var ve yeni bir araştırma, Neandertallerin yaraları enfekte olmaktan korumak için huş katranıyla tedavi etmiş olabileceğini düşündürüyor. Huş ağacının kabuğundan damıtılan huş katranı en az 180.000 yıl öncesine tarihlenen Neandertal alanlarında tespit edildi. Erken Homo sapiens tarafından da kullanılıyordu ve günümüzde bazı yerli topluluklar tarafından kullanılmaya devam ediyor.
8- 4.000 Yıl Önce Kadınlar Çocukları Baş Kayışı ile Taşıyordu
Devekuşu tüyü yelpazesiyle gömülen seçkin kadının 4.000 yıllık mezarı, baş kayışlarının bilinen en eski kanıtını ortaya çıkardı.

II. Ramses tarafından yaklaşık 3.300 yıl önce başlatılan bir askeri seferi tasvir eden bir kabartmanın alçı dökümü. Bir Nubialı kadının baş kayışı kullanarak sepet içinde çocuk taşıdığı görülebilir. C: World History Archive
Yeni bir çalışmaya göre 4.000 yıllık iskeletler üzerindeki izler, Tunç Çağı Nubiası’ndaki kadınların sepet taşıyabilen bir baş kayışı türü olan tumpline kullanarak eşya ve küçük çocukları başlarında taşıdığını ortaya koyuyor. Keşif, dünyada bilinen en eski baş kayışı kullanımını gözler önüne seriyor. Araştırmacılar bu bulguya, Sudan’da bir Nubia Tunç Çağı mezarlığına gömülmüş 30 kişinin (14 kadın ve 16 erkek) kalıntılarını analiz ettikten sonra ulaştı. Öldüğünde yaklaşık 50 yaşında olan seçkin bir kadın, baş kayışı kullanımına işaret eden en belirgin izlere sahipti.
7- İnsan Evriminde Kayıp Halka Bulgaristan’da Bulundu
Bulgaristan’da bulunan ve yaklaşık 7 milyon yıllık bir fosil, insan evriminde kayıp halkayı temsil ediyor olabilir.

Graecopithecus, 7,2 milyon yıl önce Atina havzasında yaşamıştı. C: Veliza Simeonovski
Çırpan kasabası yakınlarındaki Azmaka kazı alanında bulunan 7 milyon yıllık fosil, iki ayak üzerinde yürümenin kanıtını sunuyor. İki ayak üzerinde yürümek, uzun süredir insan evriminin bir dönüm noktası ve en belirleyici özelliklerimizden biri olarak kabul ediliyor. Araştırmacılar şimdiye kadar ilk insanların Afrika’da ortaya çıktığını ve iki ayak üzerinde yürümenin yaklaşık 6 milyon yıl önce orada evrimleştiğini varsayıyordu. Ancak uluslararası bir araştırmacı ekibi, Bulgaristan’da yeni keşfedilen fosil bir uyluk kemiğinin insan kökenlerinin tarihini yeniden yazabileceğini söylüyor.
6- Fransa’daki Orta Çağ Tuvaletinde Pinot Noir Üzümü Bulundu
Fransa’da bir Orta Çağ hastane tuvaletinde bulunan 600 yıllık üzüm çekirdekleri, günümüzde şarap yapımında kullanılan pinot noir üzümü çıktı.

Yeni araştırma, modern Fransa ile uzak geçmişi arasında bir bağlantı kuruyor. C: Wikimedia Commons
Bilim insanları, Orta Çağ Fransa’sında bir hastanenin tuvaletlerinde keşfedilen 600 yıllık bir üzüm çekirdeğinin, bugün hâlâ pinot noir şarabı yapmak için kullanılan üzümlerle genetik olarak aynı olduğunu açıkladı. Bilim insanları yeni bir çalışmada, çekirdeğin Fransa’da bu son derece popüler üzüm çeşidinin en az 1400’lerden beri yetiştirildiğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Araştırma, dünyanın en büyük şarap üreticisi ve tüketicisi ülkelerinden biri olan modern Fransa ile uzak şarap tutkunu geçmişi arasında bir bağ kuruyor.
5- Pompeii’deki Odanın Boyası, Bir Lejyonerin Yıllık Maaşına Denkti
Pompeii’deki bir odanın duvarlarını süsleyen Mısır mavisinin maliyeti, bir lejyonerin tam yıllık maaşına denk geliyordu.

Merkezi nişlerin yanlarında yer alan ve dört mevsimi temsil eden figürlerden sonbahar alegorisi. C: Parco Pompei
Yaklaşık 9 metrekarelik bu “Mavi Oda”, antik çağın en değerli sentetik pigmenti olan Mısır mavisiyle baştan aşağı boyanmış. Araştırmacılar, duvarlarda 2,7 ile 4,9 kg arasında pigment kullanıldığını hesapladı. Sadece bu pigmentin maliyeti: 93-168 denarius. Bir lejyonerin yıllık maaşı ise 187 denarius. Yani küçücük bir odanın boyası, bir askerin neredeyse bir yıl boyunca kazanacağı paraya eşit. Daha da ilginci: Mısır mavisi, insanlık tarihinin bilinen ilk sentetik pigmenti. MÖ 3200’den beri üretiliyor ve 3.000 yılı aşkın süre boyunca bir prestij simgesi olarak kullanıldı. Oda aslında bir ev içi kutsal alan (sacrarium). Duvarlarında mevsim alegorileri, altın şamdanlar ve kanatlı grifonlar var.
4- 5.000 Yıl Önceki Mezopotamya Halkı Balık Yemiyormuş
Yeni analizler, Sümerlerin metinlerinde yazan balık ziyafetlerinin sıradan halkın sofrasında pek de yeri olmadığını ortaya çıkardı.

Abu Tbeirah. C: Licia Romano
Yeni çalışma, günümüzde Güney Irak sınırları içinde kalan ve MÖ 3. binyılda (Erken Hanedanlık dönemi) yerleşim görmüş olan Abu Tbeirah kentini kapsıyor. O dönemde bu şehir, Basra Körfezi’nin antik kıyı şeridine sadece 30 kilometre uzaklıkta bulunan orta ölçekli bir yerleşimdi. Peki Mezopotamyalılar ne yiyordu? İzotop analizlerinin sonuçlarına göre, sıradan halkın diyeti büyük ölçüde “C3 tipi tahıllar” olarak bilinen arpa ve buğdaya dayanıyordu. Et tüketimleri oldukça sınırlıydı. İnsanların yediği etin büyük bir kısmı, evlerin arka bahçesinde tutulan ve insanların yemek artıklarıyla beslenen domuzlardan geliyordu. Koyun ve keçi gibi hayvanlar da menüde yer buluyordu. Fakat araştırmanın en çarpıcı kısmı balıklarla ilgiliydi. Şehir, Basra Körfezi’ne sadece 30 kilometre uzaklıkta olmasına ve nehir kenarında yer almasına rağmen, şaşırtıcı bir şekilde insanların deniz balığı tükettiğine dair hiçbir ize rastlanmadı!
3- Antalya’da ‘Kıskananlar Çatlasın’ Mozaiği Bulundu
Antalya’daki Syedra Antik Kenti’nde, yaklaşık 1.500 yıllık zengin bir konutun girişinde “kıskanan çatlasın” yazan bir zemin mozaiği bulundu.

Mozaikte Antik Yunanca “Kıskananlar çatlasın” anlamına gelen bir yazı var.
Alanya’nın yaklaşık 20 kilometre doğusunda, dik bir yamaç üzerinde Akdeniz’e bakan Syedra Antik Kenti’nde, kentin en büyük konutlarından birinde yürütülen kazı çalışmaları sırasında yaklaşık 15 metrekarelik, geometrik ve çiçek motiflerinden oluşan iyi korunmuş bir zemin mozaiği ortaya çıkarıldı. Mozaiğin MS 4. ile 6. yüzyıllar arasına tarihlendiği değerlendiriliyor. Mozaiği özel kılan, üzerinde iki ayrı yazıtın yer alması. Orta bölümde “güle güle kullan” ya da “şansla kullan” anlamına gelen bir ifade bulunuyor. Ancak asıl dikkat çeken yazıt, odanın giriş kapısında yuvarlak bir bordür içinde yer alıyor: İlk kelime “kıskançlık” ya da “kıskanan”, ikinci kelime ise “çatlayan, patlayan” anlamına geliyor.
2- Neandertallerlerde Soy İçi Üreme Çok Yaygındı
Geniş mesafelere yayılmış küçük ve izole gruplar halinde yaşayan Neandertaller, sıklıkla soy için üremek zorunda kalıyordu.

Neandertaller muhtemelen çok küçük gruplar halinde yaşıyorlardı. C: Wikimedia Commons
Yüz binlerce yıl boyunca hayatta kalmalarına ve Avrasya’nın büyük bölümüne yerleşmelerine rağmen Neandertaller aslında oldukça az sayıdaydı. Geniş mesafelere yayılmış küçük ve izole gruplar halinde yaşayan bu eski tür, sıklıkla yakın akrabalarıyla çiftleşmek zorunda kalıyordu. Bu da popülasyonu yüksek düzeyde soy içi üreme ile karşı karşıya bırakıyordu. Bulgular, Neandertallerin modern insan popülasyonlarından çok daha kısa sürelerde daha yüksek farklılaşma düzeylerine ulaştığını gösteriyor. Bu da birbirinden tamamen izole, daha küçük gruplar halinde yaşamış olmaları gerektiğini düşündürüyor.
1- Bilinen En Eski Evcil Köpek Pınarbaşı’nda Bulundu!
Karaman’daki Pınarbaşı kazılarında bulunan 15.800 yıllık kalıntıların, bugüne kadar bilinen en eski evcil köpek olduğu anlaşıldı.

Liverpool Üniversitesi tarafından arkeolojik kazılardan elde edilen kanıtlara dayanarak yaklaşık 15.800 yıl öncesine ait Pınarbaşı’nın sanatsal rekonstrüksiyonu. C: Kathryn Killackey
Nature dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, Karaman’daki Pınarbaşı Epipaleolitik yerleşiminden elde edilen köpekgil kalıntılarının nükleer ve mitokondriyal genomlarını diziledi. 15.800 yıllık bu birey, genetik olarak kesin biçimde köpek olarak tanımlanan en eski örnek. Bu tarih, daha önce bilinen en eski genetik kanıtı yaklaşık 5.000 yıl geriye itiyor. Pınarbaşı köpeğini özel kılan yalnızca yaşı değil. Yavru ve genç köpekler, alandaki insan mezarlarıyla aynı bölgeye gömülmüş. İzotop analizleri köpeklerin diyetinde tatlı su balığı bileşeni olduğunu gösteriyor; alanda ağla yakalanan küçük balık kalıntıları da yaygın. Bu da köpeklerin insanlar tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak beslendiğine işaret ediyor.


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >