Blog

Haz1

2026 Mayıs Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Antik MısırAntik RomaHomo ErectusKurganMohenjo DaroNeandertalPiramitPompeiiSaka



2026 Mayıs Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

Kaçırmış olanlar için 2026 yılının Mayıs ayında Türkiye’de ve dünyada dikkat çeken arkeolojik keşifleri bu listede derledik.

 

www.arkeofili.com

 

10- Büyük Piramit Depreme Karşı Dayanıklı Yapılmış

Büyük Piramit, büyük depremlere rağmen 4.600 yılı aşkın bir süredir ayakta duruyor ve yeni bir araştırma bunun nedenini ortaya koyuyor.

Mısır’daki Gize Piramidi, birçok şiddetli depreme dayandı. C: Wikimedia Commons

Mısır’ın Büyük Khufu Piramidi olarak da bilinen Gize Büyük Piramidi, güçlü depremlere rağmen 4.600 yılı aşkın süredir ayakta duruyor. Yeni bir araştırma artık bunun nedenini açıklıyor: Yapı, titreşimlere karşı şaşırtıcı derecede dayanıklı. Mısır’ın Eski Krallık döneminde (MÖ 2.649 ila 2.150) inşa edildiğinden beri piramit, yalnızca yaklaşık 10 metre yükseklik kaybetti. Üstelik bu süre boyunca pek çok güçlü deprem yaşandı. 1847’de Kahire’nin güneyindeki Fayyum’da meydana gelen tahmini 6,8 büyüklüğündeki deprem ile en üstteki bazı taşları yere düşüren 1992’deki 5,9 büyüklüğündeki sarsıntı bunların arasında. Piramidin yapısı boyunca yürütülen yeni titreşim çalışması, bazı mimari özelliklerin yapının tepesine doğru ilerleyen sismik hareketi azalttığını öne sürüyor. Bunların başında, Firavun Khufu’nun bir zamanlar yatırıldığı odanın üzerindeki, “basınç giderici odalar” olarak bilinen oda dizisi geliyor.

9- Çağdaşlarının Aksine Mohenjo-daro Büyüdükçe Eşitsizlik Azalmış

Yeni çalışma, İndus kentinin MÖ 2.600 ila 1.900 arasında giderek daha eşitlikçi bir yapıya büründüğünü gösteriyor.


Antik Mısır kadar etkileyici olmasa da, Mohenjo-daro başka nedenlerden dolayı etkileyici bir medeniyetti. C: Adam S. Green

Antik kentler büyüdükçe eşitsizlik de büyüyordu. Büyük uygarlıklar inşa etmek için insanların gücü tek elde toplaması gerekiyordu. Güç ise neredeyse kaçınılmaz biçimde serveti tek elde topluyordu. Arkeologların Neolitik Çağ’da kentsel yerleşimlerin büyümesini incelerken sıkça başvurduğu genel bir gözlem bu. Ancak ilginç biçimde, antik dünyanın en eski ve en başarılı kentlerinden biri bu kurallara uymuyor. “Ölülerin Höyüğü” anlamına gelen Mohenjo-daro, eski İndus Vadisi Uygarlığı’nın büyük kentlerinden biriydi. Burası günümüzde Pakistan’ın güneybatısındaki Sindh eyaletinde yer alıyor. Tunç Çağı boyunca yüzyıllar içinde inşa edilen yerleşim 240 hektarlık bir alana yayılıyor.

8- Güney Afrika’da 200.000 Yıllık Yatak Kalıntıları

Yeni araştırmaya göre Güney Afrika’daki avcı-toplayıcılar, kullanılmış yatak malzemelerini sıklıkla yakıyor ve yerine taze otlar seriyordu.


Border Mağarası, eski Homo sapiens davranışlarının incelenmesi için dünyanın en önemli yerlerinden biri. C: Wikimedia Commons

Bu titiz mağara bakımının kanıtları, yaklaşık 220.000 ile 43.000 yıl öncesi arasında insanlar tarafından kesintisiz olarak iskan edilen ünlü Border Mağarası’ndan geliyor. Bu kaya sığınağı, erken Homo sapiens’in kültürel evrimini belgeliyor ve sembolik uygulamaların gelişimi de dahil olmak üzere “modern” davranışların ortaya çıkışına dair bilgiler sunuyor. Ancak bu alan aynı zamanda, uyku mekanlarının düzenlenmesinin türümüzün gerçekten modernleşmesinden çok önce başladığını da gösteriyor. Araştırmanın yazarları, mağarada olağanüstü derecede iyi korunmuş altı farklı yatağı inceledi. Bu yatakların yaşları 161.000 ila 43.000 yıl arasında değişiyor. Ancak Border Mağarası’ndaki bazı yatakların 200.000 yıl öncesine ait olduğu da belirtiliyor. Çoğu durumda bu yataklar, mısır, darı ve şeker kamışı gibi pek çok modern tarım ürününü içeren Panicoideae altfamilyasına ait otlardan yapılmıştı. Ancak bazı yataklarda sazlar da kullanılmıştı.

7- Çocukken Çaldığı Orta Çağ Karolarını 60 Yıl Sonra Geri Verdi

Simon White isimli biri, Orta Çağ manastırından hatıra aldığını söylediği parçaları bir şeker kutusunda bulduktan sonra gerçeği itiraf etti.


Simon White, 1967’de babasıyla birlikte. C: Simon White

Dokuz yaşındaki bir çocuğun ailesiyle çıktığı bir gezi sırasında cebine attığı ve neredeyse 60 yıl boyunca bir şeker kutusunda saklanan Orta Çağ manastırı döşeme karosu parçaları nihayet iade edildi. 13. yüzyılın sonları ile 14. yüzyılın başlarına tarihlenen üç süslü kil karo parçası, Simon White tarafından 1960’ların sonunda Shropshire’daki Wenlock Manastırı’na yapılan bir aile ziyareti sırasında hatıra olarak alınmıştı. Şimdilerde 68 yaşında emekli bir harita ve arazi uzmanı olan White, ev taşıması sırasında eski bir şeker kutusunda parçaları yeniden buldu ve durumu English Heritage’a itiraf etti. Yetkililere babasının parçaları alması için kendisini teşvik ettiğini hatırladığını; ama her zaman biraz rahatsızlık hissettiğini ve onları yeniden keşfetmesinin kendisini çok sevindirdiğini anlattı.

6- Issık Göl’de Erken Sakalara Ait Kurganlar Ortaya Çıktı

Kırgızistan’daki Çolpon-Ata bölgesinde erken Saka dönemine tarihlenen 21 kurgan mezar ve dikkat çekici bir dairesel taş yapı keşfedildi.


(Görsel: Kırgızistan Kültür, Enformasyon ve Gençlik Politikası Bakanlığı)

Kırgızistan’daki Issık Göl’ün batı kıyısında yer alan Çolpon-Ata şehrinin kuzey ucundaki çevre yolu inşaat çalışmaları sırasında, Demir Çağı’nda Orta Asya bozkırlarında yaşamış halklara dair yeni veriler sunan nitelikli bir arkeolojik alan gün ışığına çıkarıldı. Alanda incelenmesi planlanan 30 arkeolojik birimden 22’sinin analizi uzmanlarca tamamlandı bile. Buluntular arasında, eski göçebe toplulukların karakteristik mezar tipi olan kurgan formundaki 21 mezar yer alıyor. Bu mezarların yanı sıra, “büyük bir taş yapı” olarak tanımlanan ve bölgesel organizasyon içindeki kesin işlevi ile anlamı hâlâ araştırılmakta olan daha büyük bir yapı da keşfedildi. Ortaya çıkarılan maddi kültür kalıntıları, şimdiden ilk kronolojik tarihlendirmeyi yapmaya olanak sağladı. El yapımı seramik kaplar, bronz bir saç tokası ve muhtemelen biley taşı (oselek) olarak kullanılan kumtaşı bir küremsi taşın dahil olduğu buluntular, Erken Saka dönemine işaret ediyor.

5- Antik Mısır’ın Katipleri Mesleki Sakatlıklardan Muzdaripti

Antik Mısır katiplerinin kalça, çene ve başparmaklarında görülen hasarlar, sürekli yazı yazmanın bedeni olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor.


Mısırlı katiplerin çalışma pozisyonları. C: Brukner Havelková, P., et al. (2024).

Günümüzde uzun süre ofis çalışması, sırt ağrısından göz yorgunluğuna kadar bedene çeşitli bedeller ödetebiliyor. Ancak bu tehlikelerin yeni olmadığı anlaşılıyor. Araştırmacılar, Antik Mısırlı katipler arasında sıklıkla kalça, çene ve başparmak hasarına rastlandığını ortaya koydu. Mısır’ın Abusir nekropolünde MÖ 2.700 ile 2.180 yılları arasında gömülen katiplerin kalıntılarını inceleyen uzmanlar, başka işler yapan erkeklerle karşılaştırıldığında bu kişilerin eklem bozunumuna ilişkin belirtiler sergilediğini belirledi.

4- Homo erectus’un Genetik Materyali İlk Kez Dizilendi!

Nesli tükenen insan türü Homo erectus’un genetik materyali ilk kez dizilendi ve modern insanlarla derin genetik bağları ortaya çıktı.


Dişler, zamanın etkilerine karşı oldukça dayanıklı. C: Qiaomei Fu

Çin’den altı Homo erectus bireyi üzerinde yürütülen yeni bir çalışma, bu arkaik insanı diğer tüm insan soylarından ayıran bir amino asit varyantını ve Denisovalılar aracılığıyla modern insanlara aktarılan bir diğer varyantı gün yüzüne çıkarıyor. Araştırmacılar ilk kez 400.000 yıllık Homo erectus fosillerinden genetik materyal diziledi. Elde edilen sonuçlar hem modern insanlarla hem de gizemli Denisovalılarla derin genetik bağları ortaya koyuyor. Homo erectus, Afrika dışına çıkan ve 1,8 milyon yıl önce Avrupa, Asya ve Okyanusya’ya başarıyla yayılan en erken insan atasıydı. Görece büyük beyin hacmi ve karmaşık taş aletler yapabilme yeteneğiyle Homo erectus, yaklaşık 108.000 yıl önce ortadan kaybolana kadar en uzun süre varlığını sürdüren insan atasıydı.

3- Sahra Çölü’nde Binlerce Yıllık 260 Dev Anıt Bulundu

Mısır firavunları Gize’de piramitlerini yükseltirken, bir başka kültür çölün hemen karşı yakasında ölülerini görkemli anıtlara gömüyordu.


Wadi Khashab’daki Atbai Gömütlerinden biri. C: Museo Castiglioni

Binlerce yıl boyunca bu anıtlar dünyanın en zorlu coğrafyalarından birinde bilinmezlik içinde kaldı fakat yeni araştırmalar nihayet onları gün yüzüne çıkarıyor. Uluslararası bir arkeoloji ekibi, doğu Sudan’da Nil Nehri ile Kızıldeniz arasına sıkışmış Sahra koridoru olan Doğu Çölü’nün derinliklerinde daha önce belgelenmemiş 260 yapı keşfetti. Yapılar; sığır, koyun ve keçi gibi hayvanların yanı sıra insanların iskelet kalıntılarıyla dolu, çapı 80 metreye kadar ulaşan dairesel toplu mezarlardan oluşuyorlar. Pek çoğu alçak bir dış duvarla çevrili; halkanın tam merkezine ise tek bir birey gömülmüş. Yapılar henüz arkeologlar tarafından yerinde yakından incelenmediğinden, ne zaman inşa edildikleri gibi kesin ayrıntılar hemen anlaşılamıyor. Ancak son yüzyılda yapılan kazılarda ortaya çıkan ve Atbai Gömütleri olarak bilinen çarpıcı biçimde benzer yapılar sayesinde araştırmacılar, bunların yaklaşık 4.500 ile 6.500 yıl önce inşa edildiğine inanıyor.

2- Pompeii Kurbanlarının Birinin Mesleği Belirlendi

Kazıların yapılmasından altmış yıl sonra Vezüv Yanardağı patlamasının kurbanlarından birinin mesleği tespit edildi.


Hekim çantasının bulunduğu volkanik patlamada hayatını kaybeden kurbanın kalıbı. C: Parco archeologico di Pompei

Orto dei Fuggiaschi (Kaçanların Bahçesi) olarak bilinen alanda yürütülen kazıların üzerinden altmış yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, o dönemde elde edilen materyallerin yeni bir analizi, MS 79 yılındaki volkanik felakette bu Roma kentinde ölen kurbanlardan birine mesleki bir kimlik atfetmeyi başardı. Pompeii Arkeolojik Parkı tarafından açıklanan araştırma sonuçlarına göre, söz konusu kişi büyük olasılıkla bir hekimdi. Bu kişi felakete, mesleğiyle ilişkili çeşitli aletleri yanında taşıyarak kaçmaya çalışırken yakalanmıştı. Araştırmanın dönüm noktası, insan alçı kalıbının içinde gizli kalan küçük bir çantanın incelenmesiyle gerçekleşti.

1- Sibirya’daki Neandertaller 60.000 Yıl Önce Diş Tedavisi Yapmış!

60.000 yıllık bir Neandertal dişinde bulunan delik, büyük olasılıkla taş bir matkapla açılmış. Bu bugüne kadar bilinen en eski diş tedavisi!


Sibirya’daki Chagyrskaya Mağarası’nda bulunan, içine delik açılmış bir Neandertal dişi. C: Zubova et al., 2026

Yaklaşık 60.000 yıl önce Sibirya’da bir Neandertal, çürük bir dişinin delinebilmesi için ağzını açtı. Yeni bir çalışmaya göre bu vaka bugüne kadar bilinen en eski kasıtlı diş tedavisi kanıtı. Yetişkin bir Neandertal’e ait bir alt azı dişi ilk olarak 2016’da gün yüzüne çıkarıldı. Ancak yüzeyindeki derin deliğin ne olduğu başlangıçta belirsizdi. Yeni bir çalışmaya göre deneysel kanıtlar, deliğin ciddi ölçüde çürümüş diş dokusunu temizlemek için kullanılan küçük bir taş matkap tarafından açıldığını ortaya koyuyor. Bu karmaşık prosedür, yaklaşık 400.000 ile 40.000 yıl önce yaşayan en yakın insan akrabalarımız olan Neandertallerin bu ağrılı diş çürüğünün tedavi edilebileceğini kavrayacak zekaya ve prosedürü başarıyla uygulayacak ince motor becerilere sahip olduğunu gösteriyor.

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için