Blog

Oca16

Baltık Adasında Evcilleştirme Öncesi Kurtlarla Yakınlaşma Kanıtları

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  BaltıkEvcilleşmeGenetikİsveçKöpekKurt



Baltık Adasında Evcilleştirme Öncesi Kurtlarla Yakınlaşma Kanıtları

Tunç Çağı’na tarihlendirilen kurt örneklerinden birinin bacak kemiğinde de, hareketliliğini kısıtlayacak ileri düzeyde bir patoloji görüldü.

 

Begüm Bozoğlu - www.arkeofili.com

 

İzole bir adada bulunan 5.000 yıllık kurt kalıntıları, evcilleştirme tanımına uymayan karmaşık bir insan-kurt ilişkisini kanıtlıyor.

Stora Karlsö’deki Stora Förvar mağarasından görünüm. Mağara, 1888 ve 1893 yılları arasında araştırılmıştır. Kireçtaşı açısından zengin ana kaya, burada bulunan iskelet materyalinin çok iyi korunmasını sağlamıştır. (Fotoğraf: Jan Storå)

Bilim insanları, Baltık Denizi’ndeki küçük ve izole bir adada, binlerce yıllık kurt kalıntıları buldu. Bu keşif, hayvanların oraya yalnızca insanlar tarafından getirilmiş olabileceği anlamına geliyor. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan çalışma, gri kurtların tarihöncesi toplumlar tarafından yönetilmiş veya kontrol edilmiş olabileceğini öne sürüyor.

Francis Crick Enstitüsü, Stockholm Üniversitesi, Aberdeen Üniversitesi ve Doğu Anglia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yürütülen ve Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan çalışma, gri kurtların tarihöncesi toplumlar tarafından yönetilmiş veya kontrol edilmiş olabileceğini öne sürüyor.

3.000 ila 5.000 yıllık kurt kalıntıları, Neolitik ve Tunç Çağları boyunca yoğun olarak fok avcıları ve balıkçılar tarafından kullanıldığı bilinen İsveç’in Stora Karlsö adasındaki Stora Förvar mağarasında keşfedildi. Yalnızca 2,5 kilometrekarelik bir alanı kaplayan adada, yerli kara memelileri bulunmuyor. Bu durum, adada bulunan bu tür hayvanların insanlar tarafından getirilmiş olması gerektiği anlamına geliyor.

İki köpekgil kalıntısı üzerinde yapılan genomik analiz, bunların köpek değil kurt olduğunu ve köpek atasına dair hiçbir kanıt taşımadığını doğruladı. Ancak, bu kurtlar insanlarla birlikte yaşamayla ilişkilendirilen birkaç çarpıcı özellik sergiliyordu. Kemiklerinin izotop analizi, diyetlerinin fok ve balık gibi deniz proteinleri açısından zengin olduğunu ortaya koydu; bu durum, adadaki insanların diyetiyle örtüşüyor ve kurtların beslendiğini düşündürüyordu. Dahası, bu kurtlar tipik anakara kurtlarından daha küçüktü ve bir bireyde, izolasyonun veya kontrollü üremenin yaygın bir sonucu olan düşük genetik çeşitlilik belirtileri görülüyordu.

İnsanlarla birlikte yaşayan kurtlar

Araştırmanın baş yazarlarından Aberdeen Üniversitesi’nden Dr. Linus Girdland-Flink’e göre, bu kurtların uzak ve izole bir adada keşfedilmesi tamamen beklenmedikti. Girdland-Flink, “Sadece diğer Avrasya kurtlarından ayırt edilemez bir kökene sahip olmakla kalmıyorlardı, aynı zamanda insanlarla birlikte yaşıyor, onların yiyeceklerini yiyorlardı ve oraya sadece tekneyle ulaşabilecekleri bir yerdeydiler. Bu durum, geçmişte insanlar ve kurtlar arasındaki ilişkiye dair karmaşık bir tablo çiziyor” diye belirtiyor.


Çalışmaya dahil edilen kurtlardan birine ait üst kol kemiklerinden birinin detayı. (Fotoğraf: Jan Storå)

Bu bulgu, kurt-insan dinamiklerine ve köpek evcilleştirme sürecine dair geleneksel anlayışa meydan okuyor. Bu kurtların evcilleştirilip evcilleştirilmediği, esaret altında mı tutulduğu, yoksa başka bir şekilde mi yönetildiği belirsizliğini korusa da, insan yerleşiminin olduğu izole bir ortamdaki varlıkları, kasıtlı ve sürdürülebilir bir etkileşime işaret ediyor.

Francis Crick Enstitüsü Antik Genomik Laboratuvarı’ndan kıdemli yazar Pontus Skoglund, “Bunun bir köpek değil, kurt olduğunu görmek tam bir sürprizdi. Bu, insanların bazı ortamlarda kurtları yerleşim yerlerinde tutabildiğini ve bu uygulamanın değerli olduğunu keşfettiğini düşündüren kışkırtıcı bir durum” diye belirtiyor.

Doğu Anglia Üniversitesi’nden eş baş yazar Anders Bergström ise “Genetik veriler büyüleyici. En eksiksiz genoma sahip kurdun, daha önce gördüğümüz diğer tüm antik kurtlardan daha düşük genetik çeşitliliğe sahip olduğunu bulduk. Bu durum, izole edilmiş veya genetik darboğaz yaşamış popülasyonlarda ya da evcilleştirilmiş organizmalarda gördüğünüz şeye benziyor. Bu kurtların düşük genetik çeşitliliğe doğal nedenlerle sahip olduğu ihtimalini göz ardı edemesek de, bu, insanların kurtlarla daha önce düşünmediğimiz şekillerde etkileşim kurduğunu ve onları yönettiğini gösteriyor” diyor.

Yaralanma ve bakım ihtimali

Tunç Çağı’na tarihlendirilen kurt örneklerinden birinin bacak kemiğinde de, hareketliliğini kısıtlayacak ileri düzeyde bir patoloji görüldü. Bu durum, ya hayvana bakılmış olabileceğini ya da büyük avları avlamak zorunda olmadığı kontrollü bir çevrede hayatta kalabildiğini düşündürüyor.

Osteoloji (kemik bilimi) ve genetik analizlerin kombinasyonu, ayrı ayrı ulaşılamayacak benzersiz bilgiler sağladı. Stockholm Üniversitesi Osteoarkeoloji Profesörü Jan Storå, “Verilerin kombinasyonu, genel olarak Taş Devri ve Tunç Çağı insan-hayvan etkileşimleri ve özellikle kurtlar ve köpeklerle ilgili yeni ve çok beklenmedik perspektifler ortaya çıkardı” diyor.

Çalışma, tarihöncesi dönemlerdeki insan-kurt etkileşimlerinin, basit avlanma veya kaçınmanın ötesine geçerek, daha önce düşünülenden daha çeşitli olduğunu öne sürüyor. Bu özel vakadaki etkileşimler, günümüzde köpek olarak bildiğimiz köpekgillere yol açmamış olsa da, evcilleşmenin yeni yönlerini yansıtan karmaşık ilişkiler içeriyordu.


Stockholm Üniversitesi. 1 Aralık 2025.

Makale: Girdland-Flink, L., Bergström, A., Storå, J., & Skoglund, P. (2025).

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için