Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Mar9

Birlikte Yeme Kültürünün Kökeni: İnsanlar Neden Paylaşır?

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  İşbirliğiKültürPaylaşımSosyal YaşamYiyecek

Birlikte Yeme Kültürünün Kökeni: İnsanlar Neden Paylaşır?


İnsanlar, sürekli birbiriyle etkileşim halinde olan sosyal canlılardır. Tarih öncesi çağlardan beri insanların yiyeceklerini paylaşması, sosyal yönlerini gösterebilme yollarından yalnızca birisi.

 

İnsanların neden yiyeceklerini paylaştıklarını anlayabilmemiz için beyinlerinin nasıl evrimleştiğine, genetiklerine ve gıda tercihlerine, sosyal ilişkilerine ve aile yapılarına ve büyük ölçekte toplumsal ve kültürel yapılara bakmamız gerek. Hadi gelin insanların yiyeceklerini paylaşmasında rol oynayan nedenleri birlikte inceleyelim!
 

Evrimin ve Biyolojinin Rolü

İnsanların yiyeceklerini paylaşmasının doğuştan gelen nedenlerini anlamak için, insan evriminin ve insan kültürünün gelişimine göz atmamız gerek. Bildiğimiz kadarıyla primatlardaki beyin hacmi arttıkça, beyindeki sinir hücrelerinin sayısı ve beynin metabolik hızı da arttı. Böylece artan beyin büyüklüğü daha fazla sinirsel işlem yapılmasını ve zeka artışını sağladı.

Daha fazla sinirsel işlem, anılar ve genel beyin işlevselliği için daha fazla alan sağladı. Daha büyük bir beyin sayesinde insanlar, diğer bireylerle daha fazla ilişki kurabilmeye ve birbirleriyle daha etkili bir şekilde çalışmaya başladı. İşbirliği yaparak hayatta kalmanın en yaygın yollarından biri de yiyecek bulmaktı. Daha karmaşık ilişkiler ve bağlantıların oluşturabildiğimiz için daha büyük gruplar oluştu. Böylece, grup içinde bir kısım avlanırken, bir kısım ateş yakmakla ve küçük çocukları korumakla görevliydi.

Genetiğin ve Yiyecek Tercihlerinin Rolü

İnsanların ateşi bulması, yemeklerini daha iyi pişirebilmelerini ve muhafaza edilmelerini sağladı, böylece gıda kaynaklı hastalıklar azaldı. Ayrıca insanların sinirsel işlem kapasiteleri arttıkça, yiyecek tercihleri de genişledi. Tat duygusu, tüketilen yiyecekleri kategorize edebilme kabiliyeti sağladı. Bununla birlikte insanlar, özellikle belirli yiyecekleri yedikten sonra hastalanırlarsa, o yiyecekten uzak durmaya ve belirli yiyeceklerden fayda görürlerse, o yiyeceklerden daha fazla tüketmeye başladı.

Genetik, belirli yiyeceklerin diğerlerine göre daha çok tercih edilip ya da edilmemesinde önemli rol oynasa da, bireyin genel olarak beslenme alışkanlıklarını şekillendiren tek şey değil. Çevrenin ve coğrafyanın da insanların yiyecek tercihlerinde önemli bir yeri var. Örneğin 2014 yılında Alison Fildes tarafından yapılan bir araştırmaya göre, hem genetik hem de çevresel etkiler tüm gıda gruplarının tüketiminde önemli fakat genelde daha besleyici gıdalarda (sebze, meyve ve protein gibi) genetik etkiler baskınken, atıştırmalıklar ve süt ürünleri gibi gıdalarda çevresel etkiler baskın. Bu bulgular sağlık uzmanlarının, çocukların ev ortamının, aşırı kilo alımıyla ilişkisi olduğu ve enerjisi yoğun gıdaları sevip sevmelerinin ana belirleyicisi olduğu görüşünü destekliyor ancak çocukların, besleyici gıdaları sevip sevme konusundaki doğuştan gelen farklılıkların olduğunu söyleyen ebeveynler de haksız değil.

Her bireyin farklı damak zevki olduğu için insanlar doğal olarak aynı damak zevkini paylaşan kişilerle birlikte yemek yemeği seviyor. Aynı ya da benzer tercihleri paylaşan diğer insanlarla yiyeceklerini paylaştıklarında, yemek paylaşımı bir “kolektif gelenek” olarak algılanıyor çünkü her grup aynı yiyecek türünü sevmese bile karşılıklı olarak yapılan yeme eylemi, paylaşanlar arasında bir çeşit kimlik ve aidiyet duygusu yaratıyor.

Ailenin ve İlişkilerin Rolü 

Debbie Kemmer’in 1998 yılında yaptığı araştırmaya göre, eşlerin birlikte yemek yemesi aralarındaki sevgi bağını güçlendiriyor ve ayrılma ihtimallerini azaltıyor. Her gün birlikte yemek yiyerek geliştirdikleri yiyecek tercihleri ve beslenme alışkanlıkları, onlardan sonra gelen nesilleri de etkiliyor. Bu nedenle ailenin bir üyesi giderek kötü bir beslenme alışkanlığı oluşturmaya başlarsa, diğer aile fertleri bunu fark edebiliyor ya da diğerleri de o kişiden kötü etkilenebiliyor.

C. Dare tarafından anoreksiya ve bulimia nervoza gibi yeme bozuklukları olan kişilerle yapılan bir araştırmada, psikanalitik, bilişsel-analitik ve aile terapisi tedavi türleri test edildi. Özellikle genç hastalar arasında anoreksiya nervoza yeme bozukluğu olan kişilerde en çok işe yarayan yöntemin aile terapisi olduğu tespit edildi. Hem bireysel terapinin hem de aile terapisinin birlikte yürütülmesi sayesinde olağan dışı yeme alışkanlıklarını en aza indirebilineceği gözlemlendi.

Ayrıca birlikte yemek yerken kurduğumuz sosyal etkileşim, yalnızlık duygusunu azaltıyor, bu da günümüzde “mukbang (yemek yerken yayın yapma)” gibi popüler akımların neden ortaya çıkmış olabileceği hakkında bize ipuçları veriyor. Bu tarz akımlar, yalnızlık duygusunu azaltmada ve sanal bir sosyal topluluğa dahil olmada yararlı olsa da yeme alışkanlıklarının değişmesine ve düzensiz beslenmelerin, bağımlılıkların ve yeme bozuklukların artmasına neden olabiliyor. Diğer bir deyişle sosyal etkileşim, beslenme alışkanlıklarında önemli bir rol oynuyor.

Kültürün ve Toplumun Rolü

Günümüzde yemeğimizi belirli zaman dilimlerinde yediğimiz için başkalarıyla birlikte yemek yeme eylemi teşvik ediliyor. Dünyanın birçok yerinde, genellikle günde üç öğün yeniliyor: kahvaltı, öğle ve akşam yemeği. Ayrıca okul ya da iş gibi, insanların daha fazla birbirleriyle etkileşimde bulunduğu ortamlar, bizi birlikte yemek yemeğe teşvik ediyor.

Birçok kültür, kutlamaları ve tatilleri, yemek ve sosyalleşme ile ilişkilendiriyor. Örneğin, düğün gibi özel bir etkinliğin ve doğum günü partisi gibi göreceli olarak daha basit bir etkinliğin ortak özelliği yemek paylaşımının bir “kolektif gelenek” olarak algılanması. Bu özel günlerde insanlar, bir araya geliyor, kutlama yapıyor ve birlikte yemek yiyor.

Yemek yemenin bir başka şekli de din yoluyla gerçekleşiyor. Örneğin Müslümanların Ramazan ayında genel olarak birlikte oruç açması, Hıristiyanların pazar günleri kilisede, kilise üyeleriyle birlikte yemek yemesi aidiyet duygusu oluşturuyor ve yemek yeme eylemi, bir grup insan arasında paylaşılan kültürün bir parçası haline geliyor.

İnsanların yemeğini birlikte yemesi ya da yemeğini birbiriyle paylaşması, modern kültürümüzün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Yemek kültürü ve yiyecek türleri her toplumda farklı bir geçmişten gelse de her toplumun tutarlı bir şekilde var olmasına yardımcı olmaya devam ediyor. İnsanlar arasındaki işbirliğini sürdürmek için gerekli olan yemek paylaşımı, aynı zamanda bir grubun üyeleri arasında benzersiz bir aidiyet duygusu yaratıyor.

 

www.arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için