Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Ağu3

Dünyanın Bilinen En Eski Yazısı Çivi Yazısının Kurtuluşu

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Babilçivi yazısıGılgamışMezopotamyasaddam Hüseyinyazı

Dünyanın Bilinen En Eski Yazısı Çivi Yazısının Kurtuluşu...

Saddam Hüseyin’in eski Mezopotamya edebiyatının büyük bir hayranı olduğu, az bilinen bir tarih gerçeğidir. Çivi yazısı (dünyanın en eski bilinen yazı biçimi) ile yazılmış olan destanlara duyduğu heves, onun politik aşk romanı ve şiirleri yazma çabasında görülebilir. Hüseyin’in “Gılgamış Destanı”nı “1001 Gece” ile harmanladığı ilk romanı olan “Zabibah ve Kral”, bir televizyon dizisine ve bir müzikale uyarlandı.

Antik Pers kenti Persepolis’te (günümüzde İran’da), dünyanın en eski yazı biçimi olan çivi yazısı içeren bir kabartma. C: Diego Delso/Wikimedia, CC BY-SA

Gerçekten de, Irak diktatörü roman yazılarına kendisini öyle kaptırmıştı ki, 2003 savaşına kadar askeri strateji çalışmalarının çoğunu oğullarına bıraktı. Oyun kâğıdı masasını, yazı masası olarak kullanarak hapishanede de yazı yazmaya devam etti. Modern “diktatör edebiyatı” türünden bu örnek, günümüzde çiviyazısı edebiyatının çeşitli kabullerine bir bakış açısı sağlıyor.

Akademik bir virtüözlük ve cesaret hikâyesi olarak, 18. yüzyılın sonlarında çivi yazısının deşifre edilmesi, “unutulmuş bir çağı” ortaya çıkardı ve tarihin geleneksel ve kutsal kitap görüşlerine meydan okudu. Bir bilim insanı, tercüme edilmiş bir metinde ortaya çıkardıklarından dolayı dine aykırı davranmakla bile yargılandı.

3.000 yıldan uzun bir süredir çivi yazısı, (bugün Ortadoğu’ya karşılık gelen) Antik Yakın Doğu’da ve Akdeniz’in bir bölümünde iletişimin ana diliydi. Eskiçağda çivi yazısının egemenliği, akademisyenlerin onu “dünyanın bilinen tarihinin ilk yarısının yazısı” olarak değerlendirmelerine yol açmıştır. MÖ 400’de kullanımdan kaybolan çivi yazısının yok oluşunun süreçleri ve nedenleri gizemini korumakta.

Çivi yazısı, kama şeklindeki karakterleri kil tabletler üzerine yazılması ile oluşur (çoğunlukla çamuru eşeleyen bir tavuk tarafından yapılan izlere benzemektedir). Antik Yunan ve Roma’da kullanılan papirüs veya deri sarmallar gibi diğer eski yazı araçlarının aksine, harabeye dönmüş Mezopotamya şehirlerinden kurtarılan yüz binlerce tablet ile çiviyazısı günümüze daha fazla sayıda ulaşmıştır.

Çivi yazısının kurtarılmasından elde edilen keşifler beklenmedik ve heyecan verici şekillerde ortaya çıkmaya devam ediyor. Avusturya’daki bir üniversitedeki matematikçiler, trigonometrik tablo içeren 3.700 yıllık bir kil tabletin keşfiyle uluslararası manşetlerde yerlerini aldılar. Araştırmacılar, çivi yazılı tablodan trigonometri hakkında karmaşık bir yapıyı ortaya çıkardılar ki bu bazı açılardan günümüz matematiğinden daha da ileri bir seviyede!

Çevirinin içinden çıkamamak

Antik dünyada çivi yazısı edebiyatının etkisi oldukça fazladır. Binlerce yıl boyunca geniş bir coğrafyada bulunan Sümer, Hitit, Hurri ve Akkad dillerinin de aralarında bulunduğu birçok dil çivi yazısı ile yazılmıştır. Bunlar arasında Akkad dili (İbrani ve Arapçanın erken dönemlerinden biri) Geç Tunç Çağı’nda Mısır da dahil olmak üzere Yakın Doğu’nun lingua frankası oldu.

Çivi yazısı, imparatorluk liderleri arasındaki resmi kraliyet yazışmalarını korumak için, aynı zamanda günlük yaşamın bir parçası olan basit işlemler ve kayıt tutma için kullanıldı. Zamanla, yazma becerisi, tapınaklar ve tablet evi gibi şehirlerin ana kurumlarının dışında, yurttaşların eline ve özel hanelere taşındı.

Antik çağdaki hâkimiyetine rağmen, çiviyazısının kullanımı tamamen birinci ve üçüncü yüzyıllar arasında bir noktada durmuştur. Antik Yakın Doğu’nun büyük imparatorlukları, yüzyıllar boyunca uzun bir düşüş yaşadı ve sonuçta Mısır hiyeroglifleri ve çiviyazısı kayboldu.

Çiviyazısının etki alanı MÖ altıncı yüzyıldan sonra tamamen kaybolmadan önce daralma yaşadı. Çiviyazının ortadan kalkması, eski ve modern dünyalardan Mezopotamya kültür geleneklerinin kaybına eşlik etti.

Çivi yazısının ortadan kalkmasıyla alakalı Aramice ve Yunanca gibi (harflerin seslere karşılık geldiği) alfabetik diller ile rekabet ve yazı geleneklerinin gerilemesi gibi çeşitli düşünceler vardır. Bununla birlikte, çivi yazısından alfabeye geçiş süreci henüz net şekilde anlaşılamadı.

Kodun şifresini çözmek

Çivi yazısı sistemlerinin dirilişi efsanevi Sümerolog Samuel Noah Kramer tarafından “19. yüzyıl akademisi ve hümanizmasının gösterişli ve görkemli bir başarısı” olarak tanımlandı.

15. yüzyılda, Persepolis’te (modern İran’da) çivi yazılı yazıtlar görülmüştür. Yazıtın kısa çizgilerden oluşan örüntüsü hemen yazı olarak fark edilmemişti. 1700 yılında Oxford profesörü Thomas Hyde tarafından kaydedilmemiş yazılara “çivi yazısı” (Latinceye dayalı bir kelime olan “kama şeklinde”) adı verildi.

Hyde, çivi biçimindeki işaretlemeyi, 18. yüzyılın akademik çevrelerinde yaygın olarak kullanılan bir görünüm olan bir dilden ziyade dekoratif olarak gördü. “Ok Yazma” adını popülerleştirme için olan çabalarına rağmen, “çivi yazısı” adı genel olarak kabul görmüştü. Oysa çivi yazısı şifreli yapısını korumakta ve eski başyapıtları gömülü ve anlaşılmaz olmaya devam etmekteydi.

Çiviyazısının günümüzde deşifre edilmiş olması, MÖ ilk binyılda modern İran’ın hüküm sürdüğü Pers Akhamenid hanedanının yöneticilerine büyük bir teşekkür borçludur. Bu yöneticiler, başarılarını kaydeden çivi yazısı yazıtları oluşturmuşlardır.

Çivi yazısının deşifresi için bu yazıtlardan en önemlisi, aynı mesajı üç dilde kaydeden Behistun kitabesi idi: Fars, Elamite ve Akad. Bu üç dilde yazılan yazıt, şimdi Batı İran’da bulunan Behistun’daki bir uçurumun yüzüne oyulmuştu.

İran’daki yerden yüksekte yer alan Behistun yazıtı. C: KendallKDown / Wikimedia, CC BY-SA

Pers Kralı I. Darius’un başarılarını detaylandıran Behçu yazıt, yaklaşık MÖ 520’de 100 metrelik bir kayalığın üzerine yazılmıştı. 1835’te Henry Creswicke Rawlinson, yazıtla karşılaştığında İran Şahının askerlerini eğitiyordu. Yazılara ulaşmak ve bunları yazıya dökmek için, Rawlinson’un uçurumdan aşağı sarkması ya da uzun bir merdivenin en üst basamağında durması gerekiyordu. Bu güvencesiz ortamda, mümkün olduğu kadar çok yazıyı kopyaladı.

Adı tarihte kaybolmuş olan bir Kürt çocuk, bu cesur çabaya yardımcı oldu. Çocuğun, kayalıklara sabitlenerek payanda görevi gören kazıkları kullanarak yazının erişilmez kısımlarına ulaştığı söylenirdi. Rawlinson eve dönerken kayıp yazıtın sırrını ortaya çıkarmak için çalışmaya yanındaki aslan yavrusu ile başlamıştı.

Üç dilden, Eski Fars, Rawlinson tarafından çözülen ilk dil oldu. Metnin deşifre edilmesi üzerine çalışan akademisyenler, yazıtın kronolojik yerleşimini anlamışlar ve bazı tekrarlanan işaretler fark etmiş, böylece yazıların içeriğinin ve yapısının bir kısmını gözden geçirmişlerdi.

“Herodotus’un Tarihçeleri”ndeki listelerle karşılaştırılabilecek olan Behistun yazıtında kral listelerinin varlığı, işaretlerin deşifre edilmesi için bir referans noktası sağlamıştır. Deşifre sürecinde diğer Yunan tarihçilerine ve İncil’e de danışıldı. 19. yüzyılın ilk yarısında birçok bilim insanının katkılarıyla, çivi yazısı yavaşça sırlarını açığa çıkarmaya başladı.

Batı İran’daki Behistun yazıtı, çivi yazısının ve onun içindeki entelektüel zenginliklerin kilidini açmanın anahtarıydı. C: dynamosquito / Flickr, CC BY-SA

Çivi yazısının tercümesinde Behistun yazıtının önemi, sıklıkla, Mısır hiyerogliflerinin deşifresi için Rosetta Taşı’nın önemine benzetilmektedir. Son yıllarda, yazıt, özellikle Müttefik birliklerin II. Dünya Savaşı sırasında hedef atışı için kullanması gibi çeşitli zararlara maruz kaldıktan sonra, restorasyon çalışmalarının odak noktası olmuştur. Şimdi UNESCO Dünya Mirası sitesidir.

Çivi yazısı tartışması

Deşifre çalışmaları devam ederken, çivi yazısını çözme çabalarının başarılı olup olmadığı konusunda akademik topluluklar arasında bölünmeler meydana geldi. Tartışmanın bir kısmı, çivi yazısı dilleri bir dizi işaretlerden oluştuğundan ve bu işaretlerin anlamı büyük çeşitlilik gösterdiğinden, yazı sisteminin aşırı karmaşıklığından kaynaklanıyordu.

Akkad dilinde, örneğin, bir çivi yazısı işareti fonetik bir değere sahip olabilir – fakat her zaman aynı fonetik değere sahip olmayabilir – veya bir kelime (örneğin “tapınak” gibi) ya da bir yer ya da meslek için belirleyici bir işaret gibi sembolik bir logogram olabilir. Bu da çivi yazısının tercümesini adeta bir bulmacaya dönüştürmektedir. Çevirmen, içeriğe en uygun görünen işareti seçmelidir.

Bazı bilginler çivi yazısının deşifre edilmesinin sorgulanması için makul nedenlere sahiptiler. Diğerleri ise eski Asurluların böyle zor bir yazı sistemini anlama kapasitelerinden yoksun oldukları yönündeki yanlış görüşe sahipti. Tartışmayı çözmek için İngiliz bilim insanı W.H. Fox Talbot bir çeşit çivi yazısı yarışması önerdi.

İngiliz Kraliyet Asyatik Topluluğu 1857’de yarışmayı düzenledi. Dört bilgin – Fox Talbot, Rawlinson ve Dr Hincks ve Dr Oppert – daha önce görülmemiş, çivi yazısı ile yazılmış olan bir kitabın eşsiz çevirilerini yaptılar. Her akademisyen daha sonra çevirisini kıyaslama için topluluğa gönderdi. Mühürlü mektupları açtıktan ve dört çeviriyi inceledikten sonra, topluluk çeviriler arasındaki benzerliğin çiviyazısının deşifre edilmesine yetecek kadar inandırıcı olduğuna karar verdi.

Çivi yazısı literatürünün yeniden keşfi, tartışmalarla devam etti. Kimin metinlerin keşfine ve çözümlenmesine katkıda bulunduğuna ve bu başarının kimin itibarı olduğuna dair el yazısı mektuplar üzerine şiddetli tartışmalar yapıldı.

Gılgamış Destanı’nın bir parçasını anlatan yeni bir kil tablet. C: Usame Şakir Muhammed Amin FRCP (Glasg) / Vikipedi, CC BY-SA

Bunun yanı sıra, literatürün içeriği 19. yüzyılın akademik topluluklarında sürtüşmeye neden oldu. Çivi yazısının yeniden keşfedilmesinden önce, Eski Yakın Doğu için en önemli kaynak İbranice İncil idi. Çivi yazısı edebiyatının Mısır ve Mezopotamya’nın zengin tarihine yeni bir bakış açısı kazandırma yeteneği birçok kişi tarafından benimsendi, ancak başkaları tarafından kuşkuyla bakıldı. Bazıları için, uzun zamandır unutulan yazılarının çevirisi, çivi yazısı kaynakları ve İncil edebiyatı arasında çatışma olasılığını gündeme getirdi.

Bilimsel çevrelerde bu gerilimlerin en açık örneklerinden biri belki de Colgate Üniversitesi’nden Nathaniel Schmidt’in kariyerinde görülebilir. Schmidt, 1800 yılında çivi yazısı çevirilerinin çoğunun, İncil geleneklerine aykırı göründüğü için, sapkınlıktan yargılanmıştı. 1896’da Colgate’teki görevinden alındı. İşten çıkarılmasının ardından, seçkin akademisyen Cornell Üniversitesi tarafından işe alındı ve burada İbranice, Arapça, Aramice, Kıpti’yi, Süryani ve diğer birçok eski dili öğretmeye devam etti.

Çivi yazısından yıldızlara

Çivi yazısının geri kazanılması yüz binlerce yasal ve ekonomik kayıtın, sihirsel-tıbbi metinlerin, yeminler ve kehanetlerin, ninniler dâhil olmak üzere, metinsel zenginlikler sağlamıştır.

“İştar’ın Yeraltı Dünyasına İnişi ve Enuma Elish”’, “Gılgamış Destanı” gibi eski edebiyatın başyapıtları, günümüzde yeni seyirciler buldu. Artık çiviyazısı kurabiyeleri bile bulunabilir.

Çivi yazısı, bilimsel gizemlere de yardım etti. Çivi yazısıyla yazılmış güneş tutulmasıyla ilgili Babil kayıtları, astronomların Dünya’nın rotasyonunun ne kadar yavaşladığını anlamasına yardımcı oldu.

Çivi yazısı yazıtlarının çözülmesi eski ve modern uygarlıkların ötesinde zamansız bir diyaloğu yeniden gündeme getirdi ve etrafımızdaki dünyayı ve ötesini daha iyi anlamak için fırsatlar sağladı.


The Conversation. Louise Pryke. 5 Ekim 2017.

www.arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için