Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Mar23

Eski ‘Hobbit’ Türlerinin Gerçek Kimliği Bulunmuş Olabilir

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Antik DNADenizovalıHomo ErectusHomo FloresiensisHomo Luzonensis

Eski ‘Hobbit’ Türlerinin Gerçek Kimliği Bulunmuş Olabilir


Araştırmalara göre, hobbitler olarak da bilinen Homo floresiensis türü, aslında şimdiye kadar bulunamayan güney Denisovalıları olabilir.

 

Homo erectus, burada Java’daki Sangiran kafatasının bir kopyası ile temsil ediliyor. C: Natural History Museum

 

Antropologlar, 50.000 yıl önce Güneydoğu Asya adalarında yaşayan en az iki eski küçük insan türünü biliyorlar. Bu soyu tükenmiş insanların kökeni bilinmiyor, ancak yeni araştırmalar onların Denisovalılar ve Neandertallerle ve dolayısıyla modern insanlarla daha önce düşünülenden daha yakından ilişkili olduklarını öne sürüyor.

Nature Ecology & Evolution’da yayınlanan yeni bir araştırma, modern insanlar (Homo sapiens) ile soyu tükenmiş iki kısa boylu insan türü arasında hiçbir çiftleşme kanıtı bulamadı. Bu kısa boylu insan türlerinden biriHomo floresiensis (genellikle Flores Adası “hobbitleri” olarak bilinir) ve Homo luzonensis (Filipinler’de bulundu).

Sırasıyla 2004 ve 2019’da açıklanan bu iki türe ait fosil kanıtları, adada yaşayan bu insanların yaklaşık 110 santimetreden daha uzun olmadıklarını ve bunun ada cüceleşmesinin olası bir sonucu olduğunu gösteriyor. Ada cüceleşmesi, kaynaklara sınırlı erişimin bir sonucu olarak bir türün vücut boyutunun zamanla küçüldüğü evrimsel bir süreçtir.

Aynı zamanda, Adelaide Üniversitesi’nden João Teixeira öncülüğünde yazılan yeni makale, Denisovalılar ile modern insanlar, özellikle de Doğu Asya, Avustralya ve Yeni Gine arasındaki tropikal adaları kapsayan bir alan olan Güneydoğu Asya Adası’nda yaşayan modern insanlar arasındaki melezleşmenin daha fazla doğrulanmasını sağlıyor.

Neandertallerin kardeş bir grubu olan Denisovalılar bölgeye yaklaşık 50.000 ila 60.000 yıl önce ulaştı, ancak arkeologlar “güney Denisovalılar” denilen bu tür ile ilgili fosil kanıtı henüz ortaya çıkaramadılar. Dünyanın bu bölgesinde yaşadıklarına dair çok büyük genetik kanıtlar göz önüne alındığında, bu oldukça garip, ancak bu, hala bulunmayı bekleyen önemli arkeolojik keşiflerin olduğu anlamına geliyor. En azından teoride.

Bu nedenle, Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’nden antropolog Chris Stringer’ın ortak yazarı olduğu yeni makale, modern insanların Denisovalılarla melezleştiğini, ancak Homo floresiensis veya Homo luzonensis ile melezleşmediğini öne sürüyor.

Bu önemli bir sonuç, çünkü dünyanın bu bölgesinde yaklaşık 50.000 yıl önce yok olan küçük insanların varlığını açıklamaya yardımcı olabilir. Bir popülasyon genetikçisi olan Teixeira, heyecan verici bir şekilde, araştırmacıların sözleriyle bu “süper arkaiklerin” “sonuçta süper arkaik olmadığı ve modern insanlarla daha önce düşünüldüğünden daha yakından ilişkili oldukları” anlamına gelebileceğini söylüyor.

Başka bir deyişle, Homo floresiensis veya Homo luzonensis, aslında bulunması zor olan “güney Denisovalılar” olabilir.

Güneydoğu Asya Adası’ndaki günümüz insan popülasyonlarının önemli miktarda Denisovalı DNA’sına sahip olduğu göz önüne alındığında, araştırmacılar, Homo floresiensis ve Homo luzonensis’in de modern insanlarla melezleşip melezleşmediğini merak ettiler.

 

“Hobbit” türünün örneklerinin bulunduğu Flores adasındaki Liang Bua Mağarası. C: Liang Bua Team

 

Java’da 117.000 ila 108.000 yıl öncesine kadar yaşamış olan Homo erectus adlı başka bir eski insan türünün de modern insan soyuna katkıda bulunmuş olması pek olası olmasa da mümkündü. Aslında, olası bir senaryo, süper arkaiklerin Homo erectus’tan gelmiş olmasıydı.

Bilim insanları bu amaçla, yarısından fazlası Güneydoğu Asya Adası soyundan gelen 400 modern insanın DNA’sını inceledi. ekibin “birbirinden çok farklı hominin türleri” ile ilgili melezleşme olaylarının göstergesi olan anahtar genetik imzaları araştırdığını söylüyor. Güneydoğu Asya Adası, “adı geçen Homo floresiensis ve Homo luzonensis ve belki de Homo erectus’un varlığı nedeniyle bu tür olayların meydana gelmiş olabileceği en olası coğrafi bölge.” diye ekliyor.

Bu noktada bilim insanlarının kısa boylu iki türün veya Homo erectus’un genomlarına sahip olmadıklarını gözardı etmemek önemli.

Stringer, “Neandertallerden ve Denisovalılardan elde ettiğimiz türden ‘birinci el’ genom yok, ancak Denisovan genomlarında süper arkaik bir popülasyonla melezlenmiş gibi görünen ‘ikinci el’ DNA parçaları var.” diyor. “Bunlar, genom içindeki ortalamadan daha büyük farklılıklarıyla tanınabilir ve ayrıca, eğer yakın zamanda melezleme olmuşsa, DNA zincirleri daha az karışır ve dolayısıyla daha büyük ve daha ‘bozulmamış’ parçalar halinde bulunur.”

Açık olmak gerekirse, bilim insanları türle ilgili belirli genomları değil, tüm genomda belirgin bir genetik imza bırakan melezleşmenin kanıtlarını arıyorlar.

Sonuçlar, modern insanların iki küçük insan türüyle melezleşmediğini gösterdi, ancak ekip Güneydoğu Asya Adası’ndan bireyler arasındaki Denisovalı soyunu doğruladı. Stringer’ın dediği gibi, “Yerel popülasyonların DNA’sı, şu anda sadece Asya’daki fosillerden bilinen Denisovalıların soyunun izlerini gösteriyor, ancak bölgede kemikleri bulunan eski insanlardan elde edilen hiçbir genetik kanıt yok.”

Nitekim, Denisovalıların fosil kanıtı Güneydoğu Asya Adası’nda mevcut değil ve başka yerlerde var olan kanıtlar seyrek. Genetiğin yanı sıra, bu insan türünün varlığı Sibirya’da bulunan bir parmak kemiği, birkaç diş ve kafatası parçalarının yanı sıra Tibet Platosu’ndaki bir mağarada bulunan 160.000 yıllık bir çene kemiğinden de biliniyor.

Yeni araştırma, iki süper arkaik türün modern insan popülasyonlarının soyuna katkıda bulunmadığını veya bulundularsa bile, şu anda morfolojik karşılaştırmalara dayalı olarak varsayıldığı kadar farklı olmadıklarını doğruluyor. Bu kısa boylu insanlar modern insanlardan çok farklı görünebilir, ancak bu bir yanılsama olabilir, çünkü onların DNA’sı bizimkine ve özellikle de bu düşünce tarzına göre özellikle Denisovalıların DNA’sına çok benziyor olabilir.

Teixeira için, bu melezleşmenin yokluğu, yaygın Denisovalı soyuyla birlikte ele alındığında, iki süper arkaik türün Güneydoğu Asya Adası’ndaki kayıp Denisovalıları ya da bir tür ayrı dalı temsil edebileceği anlamına geliyor.

Teixeira, “Güneydoğu Asya Adası fosil homininlerinin çok daha eski bir bölünmeyi temsil ettiği düşünülüyor (yaklaşık 2 milyon yıl önce). Ancak bu tahminler, Homo erectus ile morfolojik karşılaştırmalara ve bunların türediği varsayıma dayanıyor. Sonuçlarımız, bu tür süper arkaik türlerin Güneydoğu Asya Adası’nda modern insanlarla melezleşmediğini gösteriyor – peki ya yanılıyorsak? Ya Güneydoğu Asya Adası’ndaki hominin mesleği sürekli değilse? Ya Güneydoğu Asya Adası’ndaki Denisovalı soyları bu gruplardan geliyorsa?” diyor.

Kimse bir Denisovalı’nın neye benzemesi gerektiğini ve farklı Denisovalı popülasyonlarında ne kadar morfolojik varyasyon olduğunu kesin olarak bilmiyor. Durum buysa, süper arkaiklerin aslında güneydeki Denisovalılar olduğunun açığa çıkarılması, paleoantropoloji için ciddi sonuçlar doğurabilir.

Öte yandan Stringer, kanıtların küçük insan türü için farklı bir soy olduğunu gösterdiğinden o kadar emin değil.

“Bilinen Homo erectus, Homo floresiensis ve Homo luzonensis fosilleri, gizemli ‘güney Denisovalıları’ temsil etmek için doğru yer ve doğru zamanda görünebilir, ancak atalarının, Denisovalıların soylarının evrimleşmesinden çok önce Güneydoğu Asya Adası’nda olması muhtemeldi.”

Teixeira, bu bariz tutarsızlık hakkında, “Ortak yazarlar her zaman her konuda hemfikir olmazlar.” diyor.

Her şeye rağmen, ortak yazarlar güney Denisovalılar ile modern insanlar arasındaki melezleşmenin Güneydoğu Asya Adası’nda gerçekleştiğine inanıyor.

Stringer, “Papua Yeni Gine ve Avustralya gibi bölgelerde büyük miktarlarda Denisovalı benzeri DNA’nın varlığı, melezleşmenin Güneydoğu Asya adasında veya daha az olasılıkla Papua Yeni Gine gibi bir yerde meydana geldiğini gösteriyor. Tahminimce, Sumatra, Borneo ve Sulawesi, kayıp ‘güney Denisovalıların’ anavatanlarıydı ve büyük olasılıkla fosilleri ortaya çıkacak.” diyor.

Stringer, bu sonuçların analiz edilen numunelere bağlı olduğunu ve daha fazla numunenin daha tam bir resim sağlama olasılığının yüksek olduğunu söylüyor.

Yeni makale aydınlatıcı olmakla birlikte bazı çok önemli soruları gündeme getiriyor. Birincisi ve en önemlisi, Güneydoğu Asya Adası’ndaki Denisovalı fosilleri nerede? Ve Teixeira’nın sorduğu gibi, onları zaten bulduk ama bu fosillerin çok daha uzak akrabaları temsil ettiğini mi varsaydık? Başka bir deyişle, belki de “hobbitler” başından beri güneydeki Denisovalılardı.

 

www.arkeofili.com

 

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için