Blog
Eskişehir’deki 5.000 Yıllık Ekmeğin Reçetesi Çözüldü
Geçtiğimiz yıllarda Eskişehir’deki Küllüoba Höyüğü’nde gün yüzüne çıkarılan ve kapı girişine bırakılmış ritüelistik bir sunu olduğu anlaşılan 5.000 yıllık kömürleşmiş ekmek, bu kez yüksek teknoloji laboratuvar analizlerine tabi tutuldu.
www.arkeofili.com
Eskişehir’deki 5.000 yıllık ekmeğin moleküler reçetesi çözüldü: Tunç Çağı Anadolu’sunda mercimekli ve mayalı ekmek tüketiliyordu.

Küllüoba ekmeği yaklaşık 5.000 yıllık. C: Kavak, S., Tuna, Y., Eker, Y. R., Akyol, Ş., Özcan, A. C., & Türkteki, M. (2026).
Geçtiğimiz yıllarda Eskişehir’deki Küllüoba Höyüğü’nde gün yüzüne çıkarılan ve kapı girişine bırakılmış ritüelistik bir sunu olduğu anlaşılan 5.000 yıllık kömürleşmiş ekmek, bu kez yüksek teknoloji laboratuvar analizlerine tabi tutuldu.
Bilim insanları, 12 santimetre çapında ve 2.5 santimetre kalınlığında oval biçimli bu ekmeğin, dikkatsizlik sonucu fırında yanmış sıradan bir mutfak atığı olmadığını belirtiyor. Araştırmalara göre, MÖ 3.200 ila 3.000 yıllarına tarihlenen bu ekmek, yapının eşiğine kasıtlı olarak bırakılmış ve üzeri steril kırmızı bir toprakla örtülerek korunmuş. Kenarından bir parçanın bilinçli olarak koparıldığı düşünülen bu buluntu, ekmeğin sadece bir besin maddesi olmadığını; yapının terk edilmesi veya kapatılması sırasında gerçekleştirilen ritüelistik bir törenin parçası, yani kutsal bir sunu olduğunu gösteriyor.
PLOS One dergisinde yeni yayımlanan kapsamlı bir makale, ekmeğin keşfinin ötesine geçerek; moleküler düzeydeki içeriğini, hamurunun nasıl yoğrulduğunu ve dönemin pişirme teknolojisini ilk kez hücresel detaylarıyla ortaya koydu.
Siyah Bir Kalıntının İçindeki Bilgiler
İlk bakışta kömürleşmiş, amorf bir gıda kalıntısından ibaret görünen bu buluntu; Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), titreşimsel spektroskopi (FTIR ve Raman) ve termal analiz (TGA-DSC) gibi gelişmiş arkeometrik yöntemlerle laboratuvar ortamında incelendi.
Görsel incelemenin tek başına yetersiz kaldığı bu tür amorf kalıntılarda uygulanan bu çok yönlü yaklaşım, 5.000 yıl önceki fırıncıların teknolojik tercihlerini adeta yeniden canlandırdı.

Küllüoba Höyük kazısı, 2. oda ve ortaya çıkarılan ekmeğin konumu. C: Kavak, S., Tuna, Y., Eker, Y. R., Akyol, Ş., Özcan, A. C., & Türkteki, M. (2026).
Gernik Buğdayı ve Mercimek Karışımı
Yapılan hücresel ve kimyasal analizlerin en çarpıcı sonuçlarından biri, Küllüoba ekmeğinin tam tarifinin gün yüzüne çıkarılması oldu. Mikroskobik incelemeler ve nişasta granüllerinin yapısı, ekmeğin ana malzemesinin erken tarım toplumlarında yaygın olarak kullanılan gernik (emmer) buğdayı (Triticum dicoccum) olduğunu kanıtladı. Ancak Tunç Çağı Anadolusunun fırıncıları tarifi basit bırakmamış; besin değerini ve çeşitliliği artırmak amacıyla hamurun içine az miktarda mercimek (Lens culinaris) de katmışlardı.
Bunun yanı sıra, ekmeğin dokusunda buğday başak sapı (rachis) parçalarına rastlanması, dönemin fırıncılarının tahılları ince bir elekten geçirmeden, tam tahıllı, kaba bir şekilde öğüterek lifli bir hamur elde ettiklerini gösteriyor. Kimyasal (FTIR) analizlerden elde edilen veriler ise hamurun çok az su ile hazırlandığına ve yağ ile tuz içeriğinin oldukça düşük olduğuna işaret ediyor.
Mayalanma ve İleri Fırınlama Teknolojisi
Yeni makale, hamurun hazırlanış ve pişirilme evrelerine dair de çığır açıcı bilgiler sunuyor:
Elektron mikroskobu (SEM) altında ekmeğin yüzeyinde ve iç matrisinde farklı boyutlarda ve düzensiz şekillerde hava boşlukları tespit edildi. Bu bulgu, hamurun sadece su ve unla karıştırılıp bırakılmadığını; iyi bir şekilde yoğrulduğunu ve yüksek ihtimalle mayalandığını (fermente edildiğini) gösteriyor.
Yapısı bozulmadan günümüze ulaşan nişasta granülleri ve uygulanan termal analizler (TGA-DSC), ekmeğin 150-160°C’nin üzerindeki yüksek bir sıcaklıkta ve kısa süreliğine pişirildiğini kanıtlıyor.
MÖ 3.200 ila 3.000 yıllarına (İlk Tunç Çağı) tarihlenen bu benzersiz Küllüoba ekmeği, içeriğindeki malzemelerin zenginliği ve büyük ihtimalle mayalanmış olmasıyla, beslenmenin çok ötesinde ileri bir gıda teknolojisini temsil ediyor.
Bu yeni laboratuvar verileri, ilk tarım toplumlarının evcilleştirilmiş bitkileri kullanarak nasıl karmaşık tarifler geliştirdiklerini ve Anadolu’nun binlerce yıllık mutfak mirasının köklerini inanılmaz bir netlikle gözler önüne seriyor.
Bu önemli çalışma, Lesaffre Türkiye’nin finansal desteğiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarının, hem arkeoloji hem de gıda bilimi alanlarında yeni çalışmalara ilham vermesi beklenmektedir.
Makale: Kavak, S., Tuna, Y., Eker, Y. R., Akyol, Ş., Özcan, A. C., & Türkteki, M. (2026).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >