Blog
Kızıl Piramit Yakınında, İnşasında Kullanılmış İki Baraj Bulundu
Araştırmacılar ayrıca, Kızıl Piramit’in batı cephesine paralel uzanan yaklaşık bir kilometrelik bir su saptırma kanalı belirledi.
www.arkeofili.com
Mısır’daki Kızıl Piramit’in yakınında taşıma rampası sanılan yapıların piramitin inşaası için kullanılan hidrolik sistemler olduğu anlaşıldı.

Dahshur’daki Kızıl Piramit. C: Sailko / Wikimedia Commons
Yeni bir çalışma, şimdiye dek taşıma rampası sanılan yaklaşık 600 metrelik bazı yapıların, 4.600 yıl önce piramidin inşası için selleri denetlemek ve su sağlamak amacıyla kurulmuş bir hidrolik sistem oluşturmuş olabileceğini öne sürüyor.
Fransa ve Mısır’dan araştırmacılar, Dahshur platosunda (Mısır) Kızıl Piramit’in güneybatısında yer alan iki devasa doğrusal yapının, yaklaşık bir yüzyıldır sanıldığı gibi taşları sürüklemek için kullanılan rampalar değil, aslında yaklaşık 4.550 yıl önce inşa edilmiş büyük barajlar olduğuna dair ilk somut kanıtı sundu.
npj Heritage Science dergisinde yayımlanan çalışma, Wadi Dahshur vadisini bir uçtan diğer uca kesen bu 600-700 metrelik duvarları yeniden yorumlamak için uydu görüntülerini, tarihi haritaları ve dijital arazi modellerini bir araya getiriyor.
Çalışmanın yazarları Xavier Landreau, Guillaume Piton ve Sayed Hemeda, her iki yapının da suyu tutmak, tortuları yavaşlatmak ve bölgeyi düzenli olarak vuran ani selleri düzenlemek için birbirine bağlı bir sistem oluşturduğunu savunuyor.
Araştırmacılar ayrıca, Kızıl Piramit’in batı cephesine paralel uzanan yaklaşık bir kilometrelik bir su saptırma kanalı belirledi. Bu da suyun, anıtın inşası sırasında malzemeleri mavnalarla taşımak, harç hazırlamak ya da işçilere su sağlamak için kullanılmış olabileceğini düşündürüyor.
Neredeyse 200 Yıllık Bir Kartografik Bilmece
Söz konusu iki yapı, Erbkam (1843), Lepsius (1855) ve De Morgan (1897) gibi 19. yüzyıl kâşiflerinin haritalarında zaten yer alıyordu. 1925’te İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri bunları havadan fotoğrafladı. 1947’den bu yana arkeologlar, bunları batıdaki kireçtaşı ocaklarını Kızıl Piramit’in güneybatı köşesine bağlayan iki geçit yolu olarak yorumluyordu.
1981’de Mısırbilimci Dieter Arnold da bunları olası taşıma yolları olarak değerlendirdi, ama rampa olduklarını reddetti. Yapılar hiçbir zaman kazılmadı ve kalın bir kum tabakasının altında gömülü kalmayı sürdürüyor.
Sorun şu ki, yukarıdan bakıldığında batıdaki yapı bir yol gibi düz değil, bir taşıma güzergâhı için hiçbir anlam ifade etmeyen zikzaklı bir hat çiziyor. Oysa bu tasarım barajlarda ve dolu savaklarda çok yaygın: Su seviyesini aşırı yükseltmeden daha fazla su akışının tahliye edilmesini sağlıyor.
Araştırmacılar bu merkezi bölümü, suyun taştığı kenarın etkin uzunluğunu katlayan bir yapılandırma olan “ördek gagası” savak olarak belirledi.
Yazarlara göre, havadan ve uydudan çekilen görüntülerin analizi, batıdaki barajın merkezinde tipik bir üçgen ördek gagası dolu savak bulunduğunu ortaya koyuyor. Denetimli bir taşma yapısının varlığı, barajın bu işlevini güçlü biçimde destekliyor, çünkü düzenlenmiş dolu savaklar, selleri güvenle tahliye etmek ve taşma ile çöküşü önlemek için hayati önem taşıyor.

Hava Kuvvetleri’nin Kızıl Piramit’ten çektiği fotoğraflar (1925), arka planda iki barajın (beyaz dikdörtgen) görünümüyle. C: UCL Arkeoloji Enstitüsü
Birbirini Tamamlayan İşlevlere Sahip İki Baraj
Piramide en yakın olan doğudaki baraj, ana su tutma unsuru olarak işlev görüyordu. Yaklaşık 200 metre yukarıdaki batıdaki baraj ise bir kontrol ya da tortu tutma barajı olarak hizmet ediyor, sellerin taşıdığı tortuları hapsediyor ve ikinci baraja ulaşan akışı düzenliyordu. Aralarındaki yaklaşık 8,5 hektarlık alan ise bir enerji sönümleme havuzu görevi görüyor, suyu aşağıya bırakmadan önce gücünü azaltıyordu.
Yazarlar şöyle açıklıyor: 200 metrelik bir alanda art arda iki baraj inşa etmek, farklı hidrolik işlevlere hizmet etmedikleri sürece sıra dışı olurdu. Yukarıdaki baraj, tortuları tutmak için tasarlanmış bir kontrol barajı olabilir; yüzey suyunu, bir su tutma yapısı olan ikinci baraja bırakıyordu.
1974 haritalarına dayanan topografik modellere göre, doğudaki barajın şimdi neredeyse tümüyle kumla dolmuş olan rezervuarı, başlangıçta birkaç yüz bin metreküplük bir kapasiteye sahipti. Ördek gagası dolu savağıyla batıdaki baraj, aynı genişlikteki düz bir savağın en az iki katı akışı tahliye edebiliyordu. Bu da taşma ve yıkılma riskini büyük ölçüde azaltıyordu.
Kızıl Piramit’i Çevreleyen Bir Kanal
Bir başka önemli bulgu, 1897’de De Morgan tarafından zaten belgelenmiş olan bir saptırma kanalı. Bu kanal batıdaki barajdan başlıyor, yaklaşık 600-800 metre boyunca Kızıl Piramit’in batı cephesine paralel uzanıyor, ardından doğuya dönerek anıtın 40-50 metre yakınından geçiyor.
En iyi korunmuş bölümünde yaklaşık 165 metre uzunluğundaki bu kanal, başka arkeoloji ekipleri tarafından elektriksel özdirenç ölçümleriyle doğrulandı. Araştırmacılar, bu kanalın, suyun yardımıyla ağır yükleri mavnalar ya da kızaklar üzerinde taşımak için kullanılmış olabileceğini öne sürüyor. Bu, Gize’de ya da Kızıldeniz’deki Wadi el-Jarf limanında belgelenenlere benzer bir lojistik çözüm.
Yazarlara göre, bu hidrolik koridorun piramidin iki cephesine yakınlığı, geometrik düzenliliğiyle birleştiğinde, bu bölgeyi gelecekteki kazılar için öncelikli bir hedef olarak öne çıkarıyor. Piramit tamamlandıktan sonra sistem, tarımsal ya da törensel kullanımlar için, hatta aynı döneme ait, aynı yükseklikte (deniz seviyesinden yaklaşık 60 metre) bulunan yakındaki Mastabat el Faraun mezarı için bile su sağlamayı sürdürmüş olabilir.

Dahshur barajları. C: X. Landreau vd. 2026
Su Nereden Geliyordu?
Barajların bulunduğu noktada, Wadi Dahshur’un doğal havzası yalnızca 3,2 kilometrekare. O dönemin, yılda 50 ile 150 milimetre arasında olduğu tahmin edilen yağışıyla bu küçük havza, yaklaşık 50.000 metreküplük seller oluşturabilir. Bu da rezervuarı doldurmaya yeter ama sürekli seyredilebilir bir kanalı beslemeye yetmez.
Ancak yazarlar, Dahshur platosunun, batıya doğru uzanan yaklaşık 400 kilometrekarelik çok daha büyük bir havza olan Wadi Taflah’ın drenaj sistemine çok yakın olduğuna dikkat çekiyor. İki havza arasındaki sınır, olağanüstü düz bir geçitle deniz seviyesinden yalnızca 80 metre yükseklikte.
Yüzey eğrilerini izleyen, yalnızca birkaç metre genişliğinde ve bir metreden az derinliğinde küçük bir kanal, Wadi Taflah’ın kollarından Dahshur barajlarına su aktararak su toplama alanını yüz kat artırabilirdi.
Yazarların savunduğuna göre, Wadi Taflah’ı Wadi Dahshur’dan ayıran su bölümü çizgisi benzersiz biçimde düz ve deniz seviyesinden yaklaşık 80 metre yükseklikte bulunuyor. Bu da Wadi Taflah’ın ana kollarından, kendi ana vadisinin dışındaki bir alana su saptırmak, böylece onu havzanın tümünü etkileyen sellerden korumak için apaçık bir yer olurdu. Bu saptırmayla birlikte, kullanılabilir su yılda birkaç yüz bin, hatta bir milyon metreküpü aşabilirdi.
Eski Krallık’ın İklimi Daha Nemliydi
Araştırmacılar, Kızıl Piramit’in inşa edildiği dönemde (yaklaşık MÖ 2550) Mısır’daki iklimin bugünkünden daha nemli olduğunu savunmak için paleoiklimsel kanıtları gözden geçiriyor. Sözde Yeşil Sahra yaklaşık MÖ 3000’de sona erdi, ama Dahshur bölgesindeki yıllık yağış, bugünkü yalnızca 10-20 milimetreye kıyasla hâlâ 50 ile 150 milimetre arasındaydı.
Soreq Mağarası’ndaki (İsrail) mağara oluşumlarından, Karun Gölü tortularından ve paleokanal analizlerinden elde edilen kayıtlar, MÖ 2.850 ile 2.700 arasında, Eski Krallık’ın ilk hanedanlarıyla çakışan, özellikle yoğun nem dönemleri yaşandığını gösteriyor.
Dahası, çok yoğun tekil fırtınalar tek bir günde 50 milimetreye varan yağış bırakabiliyor ve yüzde 30’a ulaşan akış katsayılarıyla (olağan yüzde 1-3’e kıyasla) sel baskınları oluşturabiliyordu. Önceki daha nemli yüzyıllardan kalma, kil ve mil bakımından daha zengin topraklar da yüzey akışını kolaylaştırıyordu.
Dünyanın En Eski Barajından Dersler
Çalışma, Dahshur’un yaklaşık 20 kilometre doğusunda Wadi Garawi’de inşa edilen ve dünyanın en eski büyük barajı sayılan (yaklaşık MÖ 2.600) Sadd el-Kafara barajıyla karşılaştırmalar yapıyor. Kızıl Piramit’i yaptıran kişinin babası Firavun Snefru’ya atfedilen bu baraj, büyük olasılıkla yeterli bir dolu savaktan yoksun olduğu için büyük bir selde yıkıldı.
Yazarlar, ördek gagası savağıyla Dahshur barajının, deneyimden doğan teknik bir iyileştirmeyi temsil edebileceğini öne sürüyor: Sadd el-Kafara barajının büyük bir selde yıkılması, genellikle dolu savakların yokluğuna ya da yetersizliğine bağlanıyor ve ilkel baraj mühendisliğinde yetersiz sel tahliyesi denetiminin risklerini gözler önüne seriyor. Buna karşılık, ördek gagası türü bir dolu savak, doğası gereği taşma kapasitesini artırıyor ve üstten taşma olasılığını azaltıyor.
Sakkara’daki Gisr el-Mudir barajı da aynı döneme ait bir başka hidrolik altyapı örneği olarak anılıyor. Bu da 4. hanedan firavunlarının, daha önce sanılandan çok daha geniş bir hidrolik bilgi birikimi geliştirdiğine işaret ediyor.
Kazı Gerektiren Bir Hipotez
Yazarlar sınırlılıkların farkında. Yapılar, erişimi kısıtlı bir askeri bölgenin içinde bulunuyor ve hiçbir zaman kazılmadı. Dolayısıyla yorumları, jeomorfoloji ve uzaktan algılamaya dayanıyor. Barajların Kızıl Piramit’le çağdaş olup olmadığı, ondan önce mi sonra mı inşa edildiği ya da kanalın inşa sırasında gerçekten işlevsel olup olmadığı kesin değil.
Yazarların kabul ettiği gibi, birçok belirsizlik sürüyor: İki barajın mutlak kronolojisi henüz belirlenmedi ve bunların Kızıl Piramit’in inşasıyla tam olarak çağdaş mı olduğu, yoksa hidrolik etkinliğin daha erken ya da daha geç evrelerini mi yansıttığı bilinmiyor. Doğudaki barajın merkezi çukurunun kasıtlı bir dolu savak mı, bir çöküş mü, yoksa erozyonla açılmış bir yarık mı olduğu da saptanamıyor.
Yine de kanıtların örtüşmesi, araştırmacıları şu ifadeye götürüyor: Jeomorfolojik kanıtların, havza bağlantısının, hidrolik makullüğün ve bölgesel kültürel bağlamın örtüşmesi, Dahshur yapılarının rastlantısal arazi oluşumları değil, kasıtlı biçimde inşa edilmiş büyük ölçekli hidrolik tesisler olduğu yorumunu destekliyor.
Ekip, gelecekteki saha çalışmaları için bir dizi öncelikli eylem öneriyor: batıdaki barajın dolu savağının, doğudaki barajın merkezi bölümünün, ara havzanın ve saptırma kanalının kazılması. Ayrıca inşa tekniklerini, işlevselliği ve zamansal aidiyeti doğrulamak için tortubilimsel, jeoteknik ve mutlak tarihleme analizleri öneriyorlar. Duvarların vadi yamaçlarına iyi tutturulup tutturulmadığını ve aşağı yöndeki cephelerin oyulmaya karşı korunup korunmadığını denetlemenin önemini de vurguluyorlar.
Daha geniş ölçekte yazarlar, aslında kapsamlı bir su yönetim sisteminin parçası olabilecekken yol ya da sınır duvarı olarak yanlış yorumlanmış olabilecek, Mısır çölündeki diğer doğrusal yapıların da sistematik biçimde gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyor. Sonuç olarak şöyle diyorlar: Büyük olasılıkla çölde, bu şekilde tanımlanmayı bekleyen başka hidrolik yapılar da kayıp durumda.
Makale: Landreau, X., Piton, G. & Hemeda, S. (2026).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >