Blog
Orta Çağ İslam Hekimleri için Aşk Gerçek Bir Hastalıktı
İslam âlimleri, aşk vb. anlamına gelen ve ?ışk adını verdikleri aşk hastalığını, tıpkı antik Yunan’dan Galenos ve diğer hekimlerin aksine, melankoliden farklı bir şey olarak görüyordu.
www.arkeofili.com
Yeni bir araştırma, Orta Çağ İslam dünyasındaki hekimlerin aşk hastalığını ayrı bir ruhsal hastalık olarak ciddiye aldığını gösteriyor.

C: Wikimedia Commons
İslam âlimleri, aşk vb. anlamına gelen ve ?ışk adını verdikleri aşk hastalığını, tıpkı antik Yunan’dan Galenos ve diğer hekimlerin aksine, melankoliden farklı bir şey olarak görüyordu.
10. yüzyıldaki doktorlar, aşk hastalığının çoğunlukla ahlaksız ve cahil kimseleri etkilediğini söylüyordu. Ancak sonraki yüzyıllardaki hekimler, peygamberler ve evliyalar gibi en soylu insanların bile bundan muzdarip olmaya yatkın olduğunu düşünüyordu.
İslam doktorlarının, ruhsal/psikolojik sağlık ile fiziksel sağlık arasında derin bağlantılar görme geleneği vardı. 11. yüzyılda İbn Sina, aşk hastalığına tutulmuş bir kadının ruhsal durumunun onu fiziksel olarak nasıl güçsüz ve hasta düşürdüğünü betimledi. 13. yüzyılda İbnü’n-Nefîs, aşk hastalığının başlıca fizyolojik nedeninin meni sıvılarının birikmesi olduğunu öne sürdü. Bu nedenle, iddiasına göre, gençler, evli olmayanlar ve hatta ahlaken dürüst olanlar bile bundan muzdarip olmaya daha yatkındı.
Aşk hastalığının tıbbi anlaşılışı, 16. yüzyıla dek, saplantılı aşka dair edebi tartışmalarla ve İslam mistik teolojisinde aşkın, kozmosun tanımlayıcı özelliği olarak giderek daha fazla kullanılmasıyla diyalog içinde gelişmeyi sürdürdü. Bu, 13. yüzyılda Mevlânâ gibi büyük mutasavvıflarla ilişkilendirilen Sufi aşk yolu olarak bilinir.
Exeter Üniversitesi’nden El Kasımî İslam Araştırmaları Profesörü Nahyan Fancy, Orta Çağ İslam dünyasının dört bir yanından önde gelen hekimlerin yazılarını inceledi. Bu metinleri filozofların, edebiyat âlimlerinin, dini polemikçilerin ve teologların eserleriyle bir araya getirerek, tıp, edebiyat ve teoloji gelenekleri arasındaki bu iç bağlantıları ortaya koydu.
Bunun çarpıcı bir örneği İbnü’l-Mübârek. Bir hekim ailesinden gelen İbnü’l-Mübârek, İstanbul’da Osmanlı sultanları I. Selim (hükümdarlığı 918-926/1512-1520) ile Kanuni Sultan Süleyman’ın (hükümdarlığı 926-973/1520-1566) saray hekimi olarak hizmet etti. Daha önce Şîrâz’da, önde gelen filozof-teolog Celâleddin ed-Devvânî’nin (ö. 908/1502) yanında öğrenim görmüştü. İbnü’l-Mübârek, İbnü’n-Nefîs’in “ışk istem dışı olabilir, hatta ahlaken dürüst olanları daha da derinden etkileyebilir” fikrini geliştirerek kendi özgün yorumunu ekledi.
Bu yorum, ilahi aşkla ilgili. İbnü’l-Mübârek’e göre sıradan aşk hastalığının genel tedavisi meşru cinsel birleşmedir. Ancak peygamberlerin ve evliyaların yaşadığı aşk hastalığı bu yolla tedavi edilemez, çünkü onların derdi cinsel arzudan kaynaklanmaz. Onların bu hali ya “âşığın iffetinden” ya da “sevgilinin”, yani Tanrı’nın, “güzelliğinin kusursuzluğundan” doğar. Bu kusursuz güzellik ise âşığa bedensel birleşme arzusunu tümüyle unutturur.
University of Exeter. 9 Temmuz 2026.


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >