Blog

Şuu10

Roma’nın Gizli Silahı Söylentiler ve Yalan Haberlerdi

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Antik RomaAsparaagasDedikoduDezenformasyonYalan



Roma’nın Gizli Silahı Söylentiler ve Yalan Haberlerdi

Araştırma, MÖ 3. yüzyıldan MÖ 1. yüzyıla kadar, Roma Cumhuriyeti’nin en yüksek genişleme dönemine odaklanıyor ve bu olguların kritik kararları nasıl biçimlendirdiğini analiz ediyor.

 

www.arkeofili.com

 

Romalılar yaydıkları sahte haberleri savaş kazanmak, düşmanı demoralize etmek ve Akdeniz’deki hâkimiyetini meşrulaştırmak için kullanıyordu.

Tiepolo’nun bir tablosunda Scipio Africanus. C: Wikimedia Commons

Madrid Özerk Üniversitesi’nden araştırmacı Jorge Barbero Barroso’nun, Dialogues d’Histoire Ancienne dergisinde yayımlanan makalesi, Roma’nın durdurulamaz yükselişine dair büyüleyici ve pek az incelenmiş bir yönü aydınlatıyor. Bu çalışmaya göre, işgallerin tek aracı lejyonlar ve mühendislik değildi. Romalılar aynı zamanda psikolojik savaş ve bilgi manipülasyonu ustalarıydı. Askeri seferlerinde ve antik Akdeniz’in karmaşık diplomatik ağında, söylentileri ve dezenformasyonu stratejik bir silah olarak kullanıyorlardı.

Çalışma, modern okurun kolayca anlayabileceği bir benzetmeyle başlıyor: Söylentiler ve sahte haberler (bugün “fake news” denen şey) dijital çağın icadı değil. Bunlar yani çok eskiye dayanan bir iletişim eylemi. Sözlü iletişimin temel olduğu antik bir dünyada bir söylenti büyük bir hızla yayılabilir, yolda çarpıtılabilir ve belirleyici bir etki yaratabilirdi. Barbero Barroso’nun belirttiği gibi, antik Roma’da seçim sonuçları, karalayıcı ya da tersine övgü dolu haberlerin yayılması nedeniyle adayları sarsabilecek beklenmedik dalgalanmalarla açık biçimde şekilleniyordu.

Araştırma, MÖ 3. yüzyıldan MÖ 1. yüzyıla kadar, Roma Cumhuriyeti’nin en yüksek genişleme dönemine odaklanıyor ve bu olguların kritik kararları nasıl biçimlendirdiğini analiz ediyor.

Savaş Alanında Söylentiler: Panik, Yalanlar ve Zaferler

Savaşın ortasında bilgiyi kontrol etmek, kelimenin tam anlamıyla ölüm kalım meselesiydi. Titus Livius ya da Polybios’un yazdıkları gibi tarihsel kaynaklar, söylentilerin çoğu zaman resmi ulaklardan daha hızlı yol aldığını gösteriyor. Bu durum manipülasyon için verimli bir zemin yaratıyordu.

Çalışma birkaç somut örneği öne çıkarıyor. Komutan Scipio Africanus, Hispania’daki bir sefer sırasında (MÖ 206), hastalığının şiddetine dair abartılı söylentilerle başlayan askeri bir isyanı yatıştırdı.

Julius Caesar ise Galya’da (MÖ 58), Galya’lı tüccarların yaydığı, Germen savaşçılarının insanüstü vahşetine dair söylentiler yüzünden dehşete kapılan birliklerini sakinleştirmek zorunda kaldı.

Romalılar kendi yalanlarını üretmekten de çekinmiyordu. Birinci Pön Savaşı’nın başında (MÖ 264), Konsül Claudius, yelken açabilmek için Roma’dan yeni bir emir beklemesi gerektiğine dair sahte bir söylenti yaydı. Bu hile sayesinde Kartaca ablukasını aşmayı başardı.

Metaurus Muharebesi’nde (MÖ 207), Konsül Gaius Claudius Nero, takviye kuvvetlerin geldiği izlenimini vermek için çatışma sırasında askerlerine bağırmalarını emretti. Bu da düşmanı tamamen demoralize etti.

İlginç biçimde, Roma kaynakları düşmanlarının söylentileri kullanmasını alçaklık ve ihanet eylemleri olarak resmeder. Örneğin, İkinci Pön Savaşı sırasında Hannibal’ın, İtalya’da Roma diktatörü Fabius Maximus’un toprakları hariç her yeri tahrip etmeyi emrederek, Fabius’un Kartaca’yla işbirliği yapan bir hain olduğuna dair söylentiler üretmek istediği aktarılır.


Vercingétorix’in silahlarını Caesar’a teslim etmesini tasvir eden Lionel Royer’in 1899 tarihli tablosu. C: Wikimedia Commons

Söylentinin Diplomasisi: Senatolar, Casuslar ve Sahte Haber

Diplomatik alan da en az savaş meydanı kadar kırılgandı. Çok kutuplu ve rekabetçi bir dünyada, doğru olsun ya da olmasın bir haber savaşı tetikleyebilir veya bir ittifakı mümkün kılabilirdi.

Makale, Roma Senatosu’nun jeopolitik bilginin akışını giderek merkezileştirmeye ve kontrol etmeye nasıl çalıştığını; kendisini tek güvenilir hakem olarak sunma çabasını gösteriyor. Senato, imparatorluğun dört bir yanından gelen söylentileri doğrulatmak için sürekli elçiler gönderiyordu.

Örneğin MÖ 203’te, Makedonya Kralı V. Philippos’un Kartaca’ya yardım için asker gönderdiği söylentisine yanıt olarak Senato, derhal araştırma yapmak üzere üç üst düzey temsilciyi görevlendirdi.

Rodos kentinin MÖ 202’de ilettiği; Makedonya ile Seleukos İmparatorluğu arasında gizli bir anlaşma olduğuna dair söylenti, Roma’nın Yunanistan ve Asya’ya askeri müdahalede bulunmasına yol açan etkenlerden biri oldu ve Akdeniz’in haritasını kalıcı biçimde değiştirdi.

Ancak dezenformasyon, diplomaside aktif bir araç olarak da kullanılıyordu. Epir Kralı Pyrrhos, Romalılara yenildikten sonra (MÖ 275), elçilerine yalan söylemelerini ve Makedonya Kralı Antigonos ile bir ittifak sağladığını duyurmalarını emretti. Oysa gerçekte görüşmeler başarısız olmuştu. Bu sahte söylenti, ona kısa süreli bir nefes alma alanı sağladı; düşmanlarını caydırdı ve kararsız müttefiklerini oyaladı.

Bir diğer cüretkâr örnek Scipio Africanus’la ilgili. MÖ 204’te, onun Numidyalı müttefiki Syphax taraf değiştirip Kartaca’ya katıldı ve bunu duyurmak için elçiler gönderdi. Scipio riskli bir hamleyle bu elçileri hızla geri gönderdi ve tam tersini yayan bir söylenti üretti: Bu elçilerin Afrika’da Roma müdahalesi için yalvarmaya geldiklerini iddia etti. Yalan işe yaradı ve ordusunun moralini yüksek tutmayı başardı.


Hans Werner Schmidt’in (1912) bir tablosunda Roma Senatosu. C: Flickr

Çift Taraflı Bir Silah ve Anlatısal Bir Miras

Çalışma, söylentilerin çift taraflı bir silah olduğunu açıkça vurguluyor: Kontrol edilmesi zordur ve bazen onu kullananın aleyhine dönebilir. Hatta felaketle sonuçlanan kararlara yol açabilir. Makalede, Konsül Gaius Hostilius Mancinus’un (MÖ 137) örneği veriliyor: Celtiberialı düşman için devasa takviyelerin geldiğine dair sahte bir söylenti baskısı altında, yüz kızartıcı bir barış anlaşması imzaladı; Senato daha sonra bunu onaylamadı ve ceza olarak Mancinus’un bizzat İspanyollara teslim edilmesi gerekti.

Yazar, söylentileri analiz etmenin basit bir anekdotun ötesine geçtiği sonucuna varıyor. Bu, Roma’nın yalnızca toprakları ele geçirmekle kalmayıp aynı zamanda kendi üstünlüğüne dair bir anlatı inşa ettiğini de gösteriyor. Tarihsel kaynaklarda, bir Romalı aldatmacaya başvuruyorsa bu ya zekâsındandır ya da aşırı zorunluluktan; düşman yaptığında ise doğuştan gelen bir hainlikten kaynaklanır. Barbero Barroso’nun yazdığı gibi, “Romalı” ile “Romalı olmayan” arasındaki bu ikilik, Roma yayılmacılığının ideolojik kaldıraçlarını beslemiş; onu meşrulaştıran söylemsel desteği güçlendirmişti.

Araştırmacı, söylentilerin asla önemsiz bir inceleme nesnesi olmadığını; tarihsel olarak ve ayrıca tarih yazımı açısından da kritik bir rol oynadığını; Akdeniz’i sarsan çatışmaların anlatılarında algıları şekillendirdiğini söylüyor. “Bu bağlamda dezenformasyon, muhtemelen bazen anlatıya sonradan eklenen bir araçtı; Romalı ile Romalı olmayan arasındaki ikiliğin açıkça görüldüğü bir argüman işlevi görüyordu.”

Barbero Barroso’nun çalışması, Roma’nın genişleme “makinesinin” gizli bir yönünü görünür kılıyor ve son derece güncel bir tarihsel perspektif sunuyor: Anlatıyı kontrol etme mücadelesi, düşmanın zihnine şüphe ekme çabası ve kendi gücünü bilgiyle ya da dezenformasyonla meşrulaştırma girişimi, uygarlığın kendisi kadar eski. Roma bunu çok iyi anladı ve bir imparatorluğun şekillenmesine katkı sağlayacak ölçüde etkili biçimde uyguladı.


La Brújula Verde. 29 Ocak 2026.

Makale: Barroso, J. B. (2025).

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için