Blog
‘Hobbit’ İnsan Türü Avlanmamış ve Ateş Yakmamış
“Hobbit” olarak bilinen minik ve soyu tükenmiş insanların, Komodo ejderleri en iyi parçaları aldıktan sonra cüce fillerle beslenen leşçiler olduğu ortaya çıktı.
Erman Ertuğrul - www.arkeofili.com
Hayvan kemikleri üzerinde yapılan bir analiz, soyu tükenmiş insan türü Homo floresiensis’in bir avcı değil, leşçil olduğunu ortaya koyuyor.

Yeni bir araştırmaya göre, artık soyu tükenmiş olan ve “hobbit” olarak da bilinen Homo floresiensis türü, leş yiyici olabilir. C: Wikimedia Commons
“Hobbit” olarak bilinen minik ve soyu tükenmiş insanların, Komodo ejderleri en iyi parçaları aldıktan sonra cüce fillerle beslenen leşçiler olduğu ortaya çıktı. Bu bulgu, en az 700.000 yıl önce Endonezya’nın Flores adasına ulaşan bir insan türü olan Homo floresiensis’in büyük av hayvanları avladığı varsayımını altüst ediyor.
İlk kez 2003’te keşfedilen Homo floresiensis, ortalama 106 santimetre boyundaki küçük bedeni, küçük beyni, iri dişleri ve büyük ayakları nedeniyle hobbit lakabını aldı. Ancak arkeologlar taş aletler, kesik izleri taşıyan hayvan kemikleri ve kömürleşmiş kemikler de buldu. Bunlar bir araya geldiğinde kendi cinsimiz Homo içinde yaygın olan gelişmiş davranışlara işaret ediyor gibiydi. Hobbitler, Homo sapiens Güneydoğu Asya’ya yayılmaya başladığı sırada, yaklaşık 50.000 yıl önce ortadan kayboldu.
Ancak yeni bir çalışmada uluslararası araştırmacı ekibi, Homo floresiensis’in davranışlarının gerçekten daha önce sanıldığı kadar gelişmiş olup olmadığını sorguluyor.
Hobbitlerin bıraktığı kesik izlerini Komodo ejderinin diş izlerinden ayırt etmek için araştırmacılar önce bir deney yaptı ve Atlanta Hayvanat Bahçesi’nde tutulan bir Komodo ejderine bir keçi leşi verdi. Ardından keçi iskeletini geri alıp Komodo ejderinin dişlerinin kemiklerde bıraktığı tüm izleri, çukurları, çentikleri ve olukları titizlikle belgelediler. Araştırmacılar çalışmada, diş izlerinin bol miktarda keçi eti bulunan bölgelerde yoğunlaştığını, bunun da Komodo ejderinin etli bölgeleri tercih ettiğini gösterdiğini söylüyor.
Araştırmacılar daha sonra, Homo floresiensis’in taş aletlerinin bıraktığı kesik izlerine ve Komodo ejderlerinin diş izlerine dair kanıt aramak için eski Stegodon kemiklerini inceledi. Stegodon kemikleri üzerinde 54 kesik izi ve neredeyse bunun iki katı kadar Komodo ejderi diş izi buldular. Daha da önemlisi, Komodo ejderi izlerinin etli bölgelerde yoğunlaştığını, insan kesik izlerinin ise çoğunlukla fazla et bulunmayan bölgelerde açıldığını keşfettiler. Bu da Homo floresiensis’in Stegodon’u avlayıp öldürmediğine işaret ediyor.
Araştırmacılar, kesik izleri ve diş izlerinin genel dağılımının “çoğunlukla Komodo ejderlerinin birincil erişimi ile Homo floresiensis’in ikincil erişiminin bir birleşimine işaret ettiğini, burada her iki avcının da bu şekilde Stegodon’u tükettiğini” söylüyor.
Araştırmacılara göre hobbitler bu eti büyük olasılıkla çiğ yedi; çünkü Stegodon kemikleri üzerinde pişirildiklerine dair hiçbir kanıt bulamadılar. Bölgeden çıkan 4.000’den fazla fare kemiği üzerinde de yanma izine rastlanmadı. Bu da daha önce kömürleşme kanıtı sanılan şeyin aslında doğal manganez lekelenmesi olduğunu düşündürüyor.

Homo floresiensis ve Komodo ejderlerinin bıraktığı izleri gösteren seçilmiş kemik parçaları. C: E. Grace Veatch et al. (2026).
Araştırmacılara göre avlanma ve ateş yapma teknolojisinin yokluğu, hobbitlerin davranışsal olarak daha önce sanıldığı kadar gelişmiş olmadığına işaret ediyor ve onların atalarıyla ilgili soruları gündeme getiriyor.
Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nde paleoantropolog olan ve çalışmanın ilk yazarı E. Grace Veatch, Homo floresiensis’in atasının, insanlar ateşin kontrolünü ve avlanmayı başarmadan önce Homo cinsinden ayrılmış olmasının mümkün olduğunu söylüyor.
Hobbitlerin kökenine dair hipotezlerden biri, doğal kaynakların sınırlı olması nedeniyle büyük bir türün ortalama beden ölçüsünün nesiller boyunca küçülerek evrimleşmesiyle ortaya çıkan ada cüceleşmesi. Bir başka teori ise hobbitlerin, zaten küçük bedenli olan daha eski bir Homo türünden geldiği.
Veatch, “Bence çalışmamız, bu tartışmalarda davranışı da hesaba katmanın önemini vurguluyor. Çalışmamız, Homo floresiensis’in, avlanma ve pişirme gibi beslenme stratejilerine ihtiyaç duymayan bir hominin popülasyonundan, örneğin erken bir Homo formundan evrimleştiğine işaret ediyor” diyor.
Ancak yeni çalışma, hobbitlerin atalarıyla ilgili tartışmayı tümüyle sonuca bağlamadı. Çünkü Java’daki Homo erectus gibi, Güneydoğu Asya’daki erken homininlerin davranışları ve Sunda ya da Sundaland’ın diğer bölgeleri hakkında çok az şey biliniyor. Sundaland, Güney Çin Denizi ile Hint Okyanusu arasında yer alan ve son 2,6 milyon yılda zaman zaman su yüzüne çıkan bir kara parçası.
Homo floresiensis gerçekten Homo erectus’tan ayrıldıysa, bu birçok evrimsel değişimin yaşandığına işaret eder.
Avustralya’daki Griffith Üniversitesi’nde arkeolog olan ve çalışmada yer almayan Adam Brumm, “Sunda anakarasıyla bağlantısı kesilmiş bir adada gerçekleşen bu Homo erectus’tan Homo floresiensis’e evrimi, yalnızca küçülen beden ölçüsü ve beyin hacmi gibi köklü anatomik dönüşümleri değil, aynı zamanda davranışsal uyarlanmaları da içermiş olabilir” diyor.
Brumm, “Flores, erken insan evriminin öyküsünde açıkça öngörülemeyen bir yerdi, neredeyse her şeyin olabileceği türden bir yer. Buna avlanma ve ateş kullanımı gibi köklü hominin davranışlarının kaybolması ihtimali de dahil” diyor.
Live Science. 3 Temmuz 2026.
Makale: E. Grace Veatch et al. (2026).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >