Blog

Tem14

Çivi Yazılı Tabletlerde Gizlenen Üç Asur Kralının Adı Belirlendi

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  AssurÇivi YazısıİmparatorKralSiyaset



Çivi Yazılı Tabletlerde Gizlenen Üç Asur Kralının Adı Belirlendi

Yeni bir çalışma, MÖ 10. ve 8. yüzyıllarda kısa dönemler boyunca hüküm süren, daha önce bilinmeyen üç hükümdarın varlığını belgeliyor ve insanlığın ilk imparatorluğunun ardıllık düzeninin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.

 

www.arkeofili.com

 

Çivi yazısı tabletlerde, Asur İmparatorluğu’nun MÖ 10. ila 8. yüzyıllara ait, daha önce bilinmeyen üç kralının isimleri keşfedildi.

MÖ 762 yılına ait, yeni keşfedilen Asur kralı Tiglath-pileser adına verilmiş bir kraliyet fermanını içeren çivi yazısı tablet parçası. C: Trustees of the British Museum

Yeni bir çalışma, MÖ 10. ve 8. yüzyıllarda kısa dönemler boyunca hüküm süren, daha önce bilinmeyen üç hükümdarın varlığını belgeliyor ve insanlığın ilk imparatorluğunun ardıllık düzeninin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.

Düzenli bir hanedan silsilesine ve çoğunlukla barışçıl, babadan oğula geçen ardıllıklara sahip, istikrarlı bir Asur krallığı imgesi, on yıllardır eski Yakın Doğu uzmanları arasındaki baskın anlatı oldu.

Ancak Yale Üniversitesi’nde Yakın Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Profesörü Eckart Frahm ile Almanya’daki Münster Üniversitesi’nde araştırmacı olan Alexander Johannes Edmonds tarafından yakın zaman önce yayımlanan keşif, şimdiye dek çivi yazılı belgelerin katmanları arasında gizli kalmış üç hükümdara dair kanıtlar sunarak bu anlatıya meydan okuyor.

Yeni çalışma, daha önce yayınlanmış ancak yorumlanması hatalı veya eksik olan çivi yazısı içeren kil tabletlerin titiz analizine dayanıyor.

Araştırma, Asur İmparatorluğu üzerine dünyanın önde gelen uzmanlarından biri sayılan Frahm’ın önceki çalışmalarının üzerine inşa ediliyor. Frahm, 2023’te “Asur: Dünyanın İlk İmparatorluğunun Yükselişi ve Çöküşü” adlı kitabında, resmi listelerde kayıtlı olmayan hükümdarların var olmuş olabileceği olasılığını daha önce öne sürmüştü.

Keşif, yaklaşık MÖ 2025’ten, imparatorluğun çöktüğü MÖ 609’a dek uzanan bir uygarlığın son evresi olan Yeni Asur dönemine odaklanıyor.


Yeni Tiglat-pileser’den bahseden RM75 tabletinin bir başka görünümü. C: Trustees of the British Museum

Asurbilimciler yüzyıllar boyunca, iyi korunmuş üç kil tablet üzerinde saklanan eski bir belge olan Asur Kral Listesi’nin, o dönemde tahta çıkan tüm hükümdarların eksiksiz ve güvenilir bir kaydını sunduğunu düşünmüştü.

Ancak Frahm ve Edmonds, bu listenin, tüm istikrarsızlık ve çatışma durumlarının sistematik biçimde silindiği, idealleştirilmiş bir Asur krallığı sürümü sunduğunu savunuyor. Analiz ettikleri belgesel kanıtlar, imparatorluğun siyasi gerçekliğinin hayli daha karmaşık ve çalkantılı olduğunu; resmi metinlere yansıyan düzenli ardıllıktan çok, Game of Thrones’ta betimlenen hanedan mücadelelerine daha yakın olduğunu düşündürüyor.

Araştırmacılar tarafından belgelenen ilk vaka, Tiglat-pileser adını benimsemiş bilinmeyen bir hükümdara karşılık geliyor. Bu kişinin varlığının kanıtı, British Museum’da tutulan bir kraliyet bağış belgesinin parçasında, bir Asur hükümdarının özel bir kişiye toprak bağışını kaydeden bir tablette bulunuyor. Bu metinler eponim sistemi kullanılarak tarihlendiriliyordu ve bu özel örnekte belirtilen yıl MÖ 762.

Daha önceki akademik çeviriler, bağışı veren kralın, MÖ 810’dan 783’teki ölümüne dek hüküm süren III. Adad-nirari olduğunu varsaymıştı. Tablette ayrıca, daha önce MÖ 745 ile 727 arasında hüküm süren hükümdar III. Tiglat-pileser ile özdeşleştirilmiş olan bir başka kraliyet adı olan Tiglat-pileser de anılıyor. Sorun şu ki, bu iki hükümdardan hiçbiri MÖ 762’de hüküm sürmüyordu. Bu durum, uzmanların tatmin edici biçimde açıklayamadığı bir tutarsızlık.

Frahm’ın önerdiği yeni çivi yazısı okuması, alternatif bir çözüm sunuyor. Frahm’a göre bu bağışı III. Adad-nirari yapmış olamaz; çünkü bu kralın adı, başka metinlerde bambaşka bir imlayla yazılıyor ve tabletteki yazım ona uymuyor. Bağış, aslında daha önce hiç bilinmeyen bir Tiglath-pileser döneminde verilmişti. Bu kişi, kendinden önceki kralla aynı hükümdar adını benimsemiş bir Asur prensiydi.

Bu hipotez, imparatorluk tarihindeki başlıca olayları belgeleyen bir metin olan Asur Eponim Kroniği tarafından destekleniyor. Bu kronik, MÖ 763 ve 762 yıllarında Asur (Aššur) kentinde bir isyandan ve bir ayaklanmadan söz ediyor. Bu da bu kayıt dışı hükümdarın hüküm sürmüş olacağı dönemle örtüşüyor.


K 51 tabletinin arka yüzünden bir detay; MÖ 763 yılındaki güneş tutulmasından önceki hükümdarlığı (üstte) ve Aššur-narari V’in adını taşıyan kişinin üzerindeki bir diğer tasviri gösteriyor. C: Trustees of the British Museum

Frahm’ın yorumuna göre, MÖ 763’ün başında gerçekleşen bir güneş tutulması, tahta göz diken birinin yerleşik krala meydan okuması için ideal bağlamı sağlıyordu. Dönemin dünya görüşünde bu gök olayı, hüküm süren hükümdarın düşüşü için elverişli anı işaret eden bir alâmet olarak yorumlanmış olmalıydı.

Bu duruma, kronikte MÖ 765 için belgelenen bir veba salgını da eklendi. Bu salgın, büyük olasılıkla tahttaki hükümdarın konumunu zayıflatan bir kriz ortamı yaratmıştı.

Kaynak yeniden yorumlama yöntemi, Frahm ve Edmonds’un daha önce bilinmeyen iki hükümdarı daha belirlemesini sağladı. İlki, sadakatsiz vasalların ve göçebe halkların akınlarının damga vurduğu, yaygın bir kaos dönemi olan yaklaşık MÖ 747 ile 745 arasında hüküm süren yeni bir Salmanassar.

İkincisi ise yaklaşık MÖ 913 ile 912 arasında hüküm süren bir Aššur-uballi?; varlığı, tanrı Aššur’a adanmış ritüel bir gümüş kabı onaran hükümdarlardan söz eden bir metinden çıkarılıyor.

Bütün örneklerde hükümdarlıklar son derece kısaydı ve iki yıldan az sürmüştü. Frahm, bu hükümdarların, büyük olasılıkla tahta çıkışlarının düzensiz koşullarını gizlemek için ardılları tarafından resmi kayıtlardan bilinçli olarak çıkarıldığına inanıyor.

Örneğin Aššur-uballi? örneğinde, tüm kanıtlar onun babasının meşru varisi olduğunu, ancak iktidara geldikten sonra tahta çıkışının tartışmalı koşullarda gerçekleştiğini kaydetmekte hiçbir çıkarı olmayan bir başka prens tarafından yerinden edildiğini düşündürüyor.

Frahm’a göre bu keşif, Asur’un tarihteki ilk imparatorluk haline nasıl geldiğine dair genel anlayışı önemli ölçüde değiştiriyor. Geleneksel görüş, III. Tiglat-pileser döneminde gerçekleşen imparatorluk yükselişinin, MÖ 10. yüzyılın sonlarında başlayan, birkaç küçük aksaklık dışında çoğunlukla itiraz görmeyen, uzun bir babadan oğula ardıllık silsilesiyle ilerleyen, uzun ve istikrarlı bir sürecin sonucu olduğunu savunuyordu.

Yeni kanıtlar, III. Tiglat-pileser’in yükselişinden önceki yıllarda Asur’un, kraliyet ailesinin çeşitli üyelerinin güç için yarıştığı bir dönemden geçtiğini; bu sırada ülkenin bir salgının ve giderek artan bir kuraklaşma sürecinin başlangıcının etkilerine katlandığını ortaya koyuyor.

Böylece araştırma, Asur siyasetinin kilit anlarındaki çatışmacı doğasını gözler önüne seriyor ve resmi metinlerin aktardığı istikrar imgesine meydan okuyor. Frahm, bu etkenler bileşiminin (salgın, iklim değişikliği, ardıllık krizleri ve hepsinin üstüne bir güneş tutulması ile yeni bir oligark sınıfının yükselişi) sonucunun siyasi bir çöküş değil, Asur’un benzeri görülmemiş boyutlarda bir imparatorluğa dönüşmesi olduğunu belirtiyor.

Yüzyıllar boyunca kötü korunmuş ve iyi anlaşılmamış belgelerin içinde gizli kalan bu üç yeni kralın keşfi, Asur hükümdarları listesini genişletiyor ve insanlığın ilk imparatorluğunda iktidarın doğasına dair yorumların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.

Frahm ve Edmonds’un araştırması, en eski uygarlıklarda bile resmi tarihin, elverişsiz gerçekleri bastırma ve olayların, gerçeklerin karmaşıklığıyla her zaman örtüşmeyen, arındırılmış bir sürümünü sunma eğiliminde olduğunu gösteriyor.


Makale: Edmonds, A. J., & Frahm, E. (2026). Journal of Cuneiform Studies, 78(1), 27-59.

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için