Çocuk Kitaplarımız

Strabon

Blog

Oca29

Göbeklitepe’de Çakmaktaşı Saplanmış Yaban Öküzü Kemiğ

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 1 yorum

etiketler  AvcıAvlanmagöbeklitepeKemikMetlitikNeolotikOk ucuŞanlıurfaUrfaYabanöküzü

Göbeklitepe’de Çakmaktaşı Saplanmış Yaban Öküzü Kemiği

Bir arkeolojik alandan elde edilen tüm bulgular alanın tarihine katkı yapar, ancak bazıları altlarında yatan hikayelerle bizi kendisine çeker. Birkaç yıl önce Göbeklitepe’deki kazı çalışmaları sırasında keşfedilen ve içinde sivri uçlu çakmaktaşı parçası gömülü kalmış yaban öküzü kemiği işte tam da böyle bir bulgu.

Göbeklitepe D Yapısı’nda bulunmuş, içinde sivri ok ucu gömülü kalmış yaban öküzü humerusu (pazu kemiği) P: N. Becker, DAI

Yaban öküzünün erken Neolitik avcılar için önemli bir hayvan oluşu yalnızca yapı doldurmalarında (geniş çaplı toplantılar ve toplumsal etkinlikler sırasında yapılan ziyafetlerde aşırı miktarda et tüketildiğini işaret eden kalıntılar)  çok sayıda kemiğin bulunmasından değil, aynı zamanda Göbeklitepe ikonografisindeki öncü rolünden de anlaşılıyor.

2009 yılında, D yapısının güneybatı kısmında, 32, 33 ve 38 numaralı dikilitaşları birbirine bağlayan çeper duvarının hemen önündeki anakaya zemini kaplayan çökeltinin son 10 santimetresinde, yaban öküzüne ait bir humerus (kol kemiği) bulundu. Göbeklitepe’de sıklıkla rastlanan bulgular arasında olan kemikler arkeologlar ve arkeozoologlar tarafından “sorgulanırlarsa” önemli hikayeler anlatıyor, ancak yapılan detaylı incelemeler sonucunda, bu kemiğin diğerlerinden özel olduğu anlaşıldı zira avcının ok ucundan kopmuş uç hala kemiğin içinde durmaktaydı.

Kemiklerde av kaynaklı lezyonlara rastlanması, özellikle de kemik içinde sivri bir ucun gömülü kalması son derece nadir bir olay. Bu durumun muhtemel birkaç sebebi bulunuyor.  Bunlardan en önemlisi, avcıların oyun meraklısı ama bir o kadar da tehlikeli bu koca öküzü çabucak öldürmek için yumuşak dokuyu hedef almış olması.  Dolayısıyla, Göbeklitepe’deki bu talihsiz yaban öküzünün kemiğindeki lezyonu Neolitik avcıların hedefi ıskalaması olarak yorumlamak mümkün. Ancak, tarihöncesinde yolunda gitmeyen şeyler (tıpkı Pompeii’de olduğu gibi) genellikle arkeologlar için müthiş birer bilgi kaynağı olabiliyor. Bu olayda, kemik kabaca 12.000 yıl önce yaşanmış belirli bir anı yeniden oluşturmamıza imkan tanıyor.

Göbeklitepe D Yapısı’nda bulunmuş içinde sivri ok ucu gömülü kalmış yaban öküzü humerusu, detay. P: N. Becker, DAI

Elbette bunu yapmak için kemiği biraz daha yakından incelememiz, bu şansız hayvan hakkında bilgi toplamamız gerekiyor. Kemik ölçümlerinden hayvanın dişi olduğu, kaynaşmış proksimal epifizdense dört yaşından büyük bir yetişkin olduğu anlaşılıyor. Bilimsel terimlere dökülürse, ucun pozisyonu ok ucunun Musculus cleido-brachialis ve M. infraspinatus’a, ayrıca muhtemelen M. deltoideus ve proksimal humerusun yan kısmını kaplayan M. tricepslere saplandığını, Trokanter majörün dibindeki proksimal epifizin kraniyal kısmında yaklaşık 90 derecelik bir açıyla takılıp kaldığını gösteriyor. Buna bağlı olarak, ucun pozisyonu avcının hayvanın sağ yanında veya önünde sağda durduğuna ve kabaca hayvanla aynı boyda olduğuna işaret ediyor. Deneylerle gösterildiği ve etnografik delillerle kanıtlandığı üzere, avcı ve av arasındaki maksimum mesafe mızrak yada ok kullanılması fark etmeksizin genellikle 10 ila 40 metre arasında oluyordu. Bundan daha uzun mesafelerden, isabet oranları düşüyor ve eğer ilk atış ıskalanırsa kolaylıkla erişilebilir olan av elden kaçıyordu.

Bu nedenle avcılar avlarına mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışıyordu. Göbeklitepe avcısının avından çok uzak durmayışı attığı okun humerusu kaplayan kasları boylu boyunca kesip kemiğe saplanacak kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Okun ölümcül olmasa da hayvanın hareketine ket vurduğu açık. Hasar gören kemikte herhangi bir iyileşme izine rastlanmadığından, hayvanın okla vurulmasından kısa süre sonra öldüğü anlaşılıyor. Yukarıda bahsedildiği gibi, söz konusu atışın bir ıskalama olduğunu ve avcının orta-büyük hayvanları avlamak için en etkin yöntem olan akciğerleri ve/veya kalbi vurmak üzere göğüs kafesini hedef aldığını söylemek mümkün.

Bu ilginç kemik, tarihin kaba hatlarından ince çizgilerine geçmeye olanak tanıyan nadir bulgulardan biri. 12.000 yıl önce o günde tam ne yaşandığına dair pek bir şey bilmesek de bir grup avcının hayvanı Germuş dağlarının etrafındaki vadilerin küçük akarsularını çevreleyen geçit ormanlarında nasıl izlediklerini gözümüzde canlandırabiliyoruz. Hayvanla nasıl yüz yüze gelmişlerdi? Aralarında belki de on metre bile yoktu. İçlerinde biri nasıl ilk oku atıp hayvanı vurabildi? Kızgın rakiplerini nasıl alt edebilmişlerdi? Ve son olarak bu özel avın hikayesi nasıl günümüze ulaştı?


Dainst.blog. 17 Ocak 2018.

Arkeofili

Bu yazı hakkında toplam 1 yorum bulunmaktadır. Sizde yorum ekleyebilirsiniz >

Yorumlar

Tuna Özdemir
Yazan: Tuna Özdemir   30.1.2019 22:07:36 - 22:07:35Tercüme için teşekkürler. Orjinal yazıyı kaleme alanın avcılık bilgisi oldukça zayıfmış. Bu bir ok değil, mızrak ucu (cirit de değil). Neolitik avlanma tekniklerine dair önemli bir detay olduğunu düşünüyorum.

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için