Blog
İber DNA’sı Roma Etkisinden Önce 600 Yıl Değişmemiş
Yerel Tunç Çağı popülasyonlarından köken alan bu halklar, DNA’larında önemli değişikliklere yol açacak büyük bir göç hareketi yaşanmadan, kademeli olarak evrimleşti.
Zeynep Şoray - www.arkeofili.com
İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda yaşayan İber halkının genetik kimliği, Roma etkisinden önce 600 yıl boyunca büyük ölçüde değişmemiş.

Solda: Çalışmada analiz edilen Els Vilars’tan (Arbeca, Lleida) yeni doğanlardan birinin kalıntıları. Sağda: Çalışmanın genel grafiği. C: Cuesta-Aguirre D, et al. 2026.
Yeni bir çalışma; İber kültürünün Erken Demir Çağı’nda gelişmesinden Roma döneminin başlangıcına kadar (yaklaşık 2.700 ila 2.100 yıl öncesi) geçen süreçteki genetik geçmişinin izini sürmek amacıyla 54 yeni doğan bebeğin genomunu analiz etti.
Diğer Akdeniz kültürleriyle temas halinde olmalarına rağmen, Demir Çağı’nda İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda yaşayan İber halkının genetik kimliği altı yüzyıl boyunca büyük ölçüde istikrarlı kaldı. Yerel Tunç Çağı popülasyonlarından köken alan bu halklar, DNA’larında önemli değişikliklere yol açacak büyük bir göç hareketi yaşanmadan, kademeli olarak evrimleşti. Yeni genetik etkiler ancak Romalıların gelişiyle birlikte görülmeye başladı. Bu etkiler, aynı dönemde yaşanan siyasi ve toplumsal dönüşümlerle paralel olarak daha çeşitli bir nüfusun oluşmasına katkı sağladı.
Yapılan bu yeni çalışma, İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda Demir Çağı’nın başlangıcından bölgenin Roma kontrolüne kadar (MÖ 2.700 – 2.100 yılları arası) yaşayan İber halklarının genetik tarihi ve evrimine dair bugüne kadarki en eksiksiz ve kesin tabloyu ortaya koydu.
Araştırma; üç farklı arkeolojik alandaki evlerin ve üretim alanlarının içine gömülmüş 54 yeni doğan bebeğin genom analizine dayanarak, bölgenin genetik kökeni, karışımı ve demografik dinamiklerine dair küresel bir bakış açısı sunuyor. İncelenen alanlar şunlar:
- Els Vilars (Arbeca, Lleida): İlerget halkına ait bu alan, araştırmacıların Tunç Çağı’ndan Demir Çağı’na geçişi görmelerini sağladı.
- Sant Miquel d’Olèrdola (Olèrdola, Penedès): Orta Demir Çağı’nı analiz etmek için Kosetani halkına ait bu alan incelendi.
- El Camp de les Lloses (Tona, Barcelona): Son aşama ve Roma döneminin başlangıcı için Ausetani grubuna ait bu alan temel alındı.
Araştırmacılar daha büyük bir dış genetik etki bulmayı bekliyorlardı fakat sonuçlar onları şaşırttı. Çalışmayı yöneten Cristina Santos, “Büyük bir genetik süreklilik olduğunu, nüfusun bu halklarda bulunan Fenike, Yunan ve Kartaca gibi Akdeniz kültürlerine ait arkeolojik kanıtlardan tahmin ettiğimizden çok daha az değiştiğini görüyoruz. Bu etkiler gerçekleşti ancak çok kademeli oldu” diyor.
İber Kültürünü Açıklayacak Kitlesel Bir Göç Yok
Sonuçlar, İber kültürünün kitlesel bir göçle ortaya çıktığı yönündeki teorileri çürütüyor ve önceki çalışmalarda belirtilen işaretleri doğruluyor: İber grupları, zaten var olan yerel nüfustan türemişti. İncelenen tüm bireyler, İber Yarımadası’nın Neolitik ve Tunç Çağı’ndaki tarihöncesi insanları tarafından oluşturulan genetik profile sahipti: Batı Avcı-Toplayıcıları (WHG), Anadolu Neolitiği ve Bozkır (Yamnaya) Tunç Çağı kökenleri.
Bu durum, İber kültürünün ayırt edici bir özelliği olan ve daha hiyerarşik bir yapıya doğru gerçekleşen toplumsal organizasyon değişiminin, büyük bir göçün sonucu olmadığı teorisini destekliyor. Çalışmanın ortak yazarlarından Assumpció Malgosa, “Arkeolojik olarak çok önemli bir kültürel değişimin yaşandığı açık, fakat genetik altyapının korunduğunu görüyoruz. Çalışmamız, bu değişimin büyük bir genetik değişimle ilişkili olmadığını gösteriyor” diyor.
Diğer Kültürlerin İzleri
Çalışma, Els Vilars ve Olèrdola’dan alınan ve Doğu Akdeniz ve/veya Kuzey Afrika’dan atalara sahip olabilecek bireylerle, diğer Akdeniz kültürleriyle zaman zaman temaslar kurulduğunu tespit ediyor. Genom düzeyindeki bu temaslar, bu alanlardaki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan ve Fenike, Yunan, Pön ve İtalik kültürlerine özgü amforalar ile diğer nesnelerde de kendini gösteriyor.
Daha Demir Çağı’ndayken İberler, diğer Akdeniz kaynaklı etkilerin yanı sıra, Tunç Çağı popülasyonlarına kıyasla daha yüksek oranda Yamnaya kökenini bünyelerine katmış olabilirler.
Santos, “Bozkır kökenindeki bu belirgin artış, özellikle yarımadanın kuzeydoğusundan elimizde bulunan Tunç Çağı örneklerinin hala sınırlı sayıda olmasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak Doğu Avrupa’dan gelen göçlerle de bağlantılı olabilir. Durumu netleştirmek için şu anda bu döneme ait daha fazla Tunç Çağı örneği üzerinde çalışıyoruz” diyor.
Camp de Les Lloses’ta bulunan yapılarda ve çıkarılan malzemelerde görüldüğü üzere, Roma döneminde kültürel ve genetik olarak kademeli bir dönüşüm gerçekleşti. Bu Roma etkisi, Akdeniz ve Kuzey Afrika kökenlerinin bölgeye daha fazla dahil olmasına katkıda bulundu. Kuzey Afrika kökeni, İber Yarımadası’nın güneyindeki Pön kültüründen veya Balear Adaları’ndan da gelmiş olabilir. Her halükarda tüm bu etkiler, önceki yerel İberlerin güçlü genetik imzasını korumaya devam etse de, daha çeşitli bir İber-Roma nüfusu şekillendirdi.

Demir Çağı’nda (MÖ 750-250) Akdeniz çevresindeki başlıca nüfus hareketleri İber Yarımadası’nı etkiledi. C: Cuesta-Aguirre D, et al. 2026.
İber Toplulukları Arasında Aktif Bir İletişim Ağı Vardı
Anne yoluyla aktarılan mitokondriyal DNA analizi, aynı araştırma grubunun bu çalışmadaki alanlardan ve diğer İber yerleşimlerinden alınan örneklerle yaptığı önceki bir çalışmanın sonuçlarını doğruluyor. Bu çalışmanın ve bir öncekisinin ilk yazarı olan Daniel Ruiz de la Cuesta Aguirre, “Farklı İber grupları arasında önemli farklar tespit etmesek de, soylarda bazı gruplarda daha sık görülen ince farklar belirledik” diyor.
Aguirre, “Bu durum bize, gruplar birbirleriyle etkileşim halinde olsalar da belirli bir düzeyde özerkliğe sahip olduklarını düşündürüyor. Ayrıca bu soyların çoğunun Tunç Çağı’ndan önce de İber Yarımadası’nda mevcut olduğunu doğruladık. Bu da belki de kadınların yerel olduğunu düşündürüyor. Ancak yarımadada daha önce hiç tespit edilmemiş bazı soylar da var. Bu da bir miktar kadın hareketliliğine işaret ediyor” diye ekliyor.
Araştırma, Els Vilars’ta incelenen bireyler arasında herhangi bir akrabalık bağı ortaya çıkarmadı. Olèrdola’da aynı mezara gömülen iki bebeğin ikiz veya akraba olduğu ihtimali elenirken, Les Lloses’ta bir kız kardeş çifti ve iki ikinci derece akraba tespit edildi.
Erkek cinsiyetiyle bağlantılı olan Y kromozomuna gelince; Tunç Çağı sırasında İber Yarımadası’ndaki önceki baba soylarının yerini büyük ölçüde alan bozkır bileşeninin gelişini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, bazı Neolitik soyların varlığını sürdürmesi, önceki popülasyonlarla olan sürekliliği kanıtlıyor.
Cristina Santos, “Çalışmamız, İber Yarımadası’nın Roma öncesi en önemli uygarlıklarından biri olan İber topluluklarının karmaşık ve kalıcı genetik mirasını ortaya koyuyor” diyerek konunun önemini vurguluyor. Santos sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bu çalışma genetik ve arkeolojiyi birbirine bağlıyor: Kültürel alışverişlerin biyolojik bir iz de bıraktığını ve aynı zamanda tarihin genellikle ani değişikliklerden değil, insani ve kültürel temaslarla ilerleyen kademeli süreçlerden oluştuğunu gösteriyor.”
Autonomous University of Barcelona. 9 Haziran 2026.
Makale: Cuesta-Aguirre D, et al. 2026.


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >