Blog
Jomonlar Japonya’ya 16.000 Yıl Önce Tek Göç Dalgasıyla Geldi
Zaman içinde DNA’da biriken mutasyon verilerini işleyen bu metodoloji, bir popülasyonun tarih boyunca geçirdiği büyüme ve daralma evrelerini anlamlandırmayı hedefliyor.
Begüm Bozoğlu - www.arkeofili.com
Mitokondriyal DNA verilerine göre Japonya’nın ilk sakinleri Jomonlar, takımadalara 16.000 yıl önce tek bir kurucu göç dalgasıyla yerleşti.

Ogushi arkeolojik sit alanında bulunan, Jomon dönemine ait bir adam heykeli. C: Fred Cherrygarden / Wikimedia Commons
Tokyo Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, yaklaşık 16.000 yıl öncesinden beri Japon Takımadaları’nda varlık gösteren eski Jomon halkının bölgeye nasıl yerleştiğine dair geleneksel teorileri sorgulayan bir çalışmaya imza attı.
Onlarca yıldır arkeoloji dünyasına hâkim olan görüş; Doğu ve Batı Japonya’daki maddi kalıntılar arasındaki belirgin farklılıkların, Asya kıtasının çeşitli bölgelerinden gelen çok sayıda göç dalgasını yansıttığını savunuyordu. Bu teoriye göre, söz konusu göç grupları Japonya’ya ulaştıkları andan itibaren genetik olarak farklı soylara ayrılmış durumdaydı.
Ancak, daha önce dizilenmemiş on üç Jomon bireyine ait mitokondriyal DNA analizlerini içeren yeni çalışma, radikal biçimde farklı bir senaryo ortaya koyuyor: Elde edilen kanıtlar, takımadalara yerleştikten sonra zamanla iç bölünme ve yerel evrim süreçleri yaşayan tek bir atasal grubun gerçekleştirdiği “kurucu göçe” işaret ediyor. Yani arkeolojik kayıtlarda gözlemlenen bölgesel çeşitlilik, farklı göç yollarının değil; bizzat Japonya topraklarındaki yerel gelişimlerin bir meyvesi.

Japonya’nın Aomori prefektörlüğündeki Tsugaru’da bulunan, Jomon dönemine özgü Shakokidogu heykelciği. C: Saigen Jiro / Wikimedia Commons
Profesör Hiroki Oota liderliğindeki Tokyo Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü ekibi tarafından yürütülen araştırma, bu tarihöncesi kültürün demografik tarihini yeniden inşa etmek için genetik dizileme teknikleri ve ileri istatistiksel modelleri bir araya getirdi.
Ekip, arkeolojik verilerin tek başına netlik kazandıramadığı temel bir sorunun peşine düştü: Doğu ve Batı Jomonlar arasındaki genetik farklılıklar Japonya’ya varışlarından önce mi şekillenmişti, yoksa takımadalar içindeki izole yaşamın bir sonucu muydu? Bilim insanları bu soruyu yanıtlamak için, anne yoluyla aktarılan ve antik soyları izlemede benzersiz bir genetik belirteç olan mitokondriyal DNA’ya başvurdular.
Lisansüstü öğrencisi Koki Yoshida’nın birinci yazarlığında yürütülen yeni bir çalışma, Jomon bireylerine ait kemik kalıntılarından genetik verilerin elde edilmesi ve analizinden oluşuyordu. Araştırmacılar, elde edilen tam mitokondriyal DNA dizilimlerini analiz etmek için “Bayesian skyline plots” adı verilen gelişmiş istatistiksel modelleme yöntemi kullandılar.
Zaman içinde DNA’da biriken mutasyon verilerini işleyen bu metodoloji, bir popülasyonun tarih boyunca geçirdiği büyüme ve daralma evrelerini anlamlandırmayı hedefliyor. Analiz sonuçları, bugüne dek bu hassasiyet seviyesinde belgelenmemiş bir demografik örüntüyü gün yüzüne çıkardı: Jomon popülasyonu, günümüzden yaklaşık 13.000 ila 8.000 yıl önce sürdürülebilir bir büyüme evresine girmişti. Bu büyüme ivmesi, takımadaların doğu bölgesinde çok daha belirgin bir şekilde hissedilmişti.

Çalışma kapsamında incelenen 17 arkeolojik sit alanı; detay kutusunda ise 13 yeni bireyin genetik dizilemesinin yapıldığı Chiba prefektörlüğü, Ichihara sit alanları görülüyor. C: Oota vd. 2026
Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, bölgesel genetik farklılıkların kökenine dair sunduğu yeni yorumda saklı. Önceki analizler, coğrafi olarak doğu ve batı Japonya’da yoğunlaşan iki ana mitokondriyal DNA soyunun varlığını zaten saptamıştı. Geleneksel görüş, bu ikiliği farklı kökenlere sahip toplulukların ayrı göç dalgalarıyla Japonya’ya gelişine bağlıyordu.
Ancak Yoshida ve ekibinin yeni genetik verileri, bu yerleşik teoriyi sarsıyor. Yoshida’ya göre, doğu ve batı Jomonlar arasında gözlemlenen genetik farklılıklar, mutlaka farklı atalara sahip insanların Japonya’ya birden fazla rota üzerinden göç ettiğini göstermiyor. Aksine bu farklılıklar, aynı atalara sahip insanların takımadalar içinde yayılarak birbirlerinden izole kalmaları sonucu meydana gelen rastgele değişikliklerle açıklanabilir.
Evrimsel biyolojide “genetik sürüklenme” olarak bilinen bu fenomen, küçük veya izole popülasyonlarda çok daha güçlü etki göstererek, ortak kökenli grupların zamanla farklı genetik varyantlara sahip olmasına yol açabiliyor.
Bu nedenle araştırma, odak noktasını büyük dış göçlerden “iç süreçlere” kaydırıyor. Oota liderliğindeki ekip; Jomon döneminde doğu ve batı bölgeleri arasındaki belirgin çevresel ve ekolojik farklılıkların, popülasyon dinamiklerini ve dolayısıyla kültürel yörüngeleri şekillendiren asıl faktörler olduğunu öne sürüyor.
Yoshida’ya göre, Jomon döneminde doğu Japonya’nın ormanları bol miktarda bitkisel ve hayvansal kaynak sunarken; batı Japonya gıda mevcudiyeti açısından daha az verimliydi. Karasal verimlilikteki bu farklılığa bir de deniz kaynaklarının kullanımı ekleniyordu.

Ichikawa Belediye Arkeoloji Müzesi’nde Jomon dönemi yaşamının canlandırılması: Ateş başında balık pişiren bir adam ve arkada kurutulmaya bırakılmış mürekkep balıkları. C: Fred Cherrygarden / Wikimedia Commons
Doğu Jomon halkının erken evrelerden itibaren somon ve alabalık gibi deniz hayvanlarını avladıkları biliniyor. İklim ve gıda kaynaklarındaki bu avantajlar, doğu popülasyonunun daha istikrarlı bir yaşam sürmesine ve daha büyük bir demografik genişleme yaşamasına zemin hazırlamış olabilir.
Genetik veriler ile arkeolojik ve paleo-çevresel kayıtlar arasındaki uyum her zaman mutlak değil. Araştırmacılar, doğu popülasyonundaki büyümenin arkeolojik sit alanı yoğunluğuyla örtüşmesine rağmen, maddi kültürün bazı yönlerinin bu yeni genetik modelle henüz tam olarak eşleşmediğine dikkat çekiyor.
Bu sapmaları anlamlandırmak, Oota ve ekibinin bir sonraki hedefi. Grup, gelecekteki çalışmalarında sadece geleneksel arkeolojik perspektifleri değil; aynı zamanda geçmiş iklimleri ve ekosistemleri yeniden kurgulayan paleo-çevresel verileri ve ekolojik yaklaşımları da analizlerine entegre etmeyi planlıyor.
Bu çok disiplinli yaklaşım, Japonya’nın en eski sakinlerinin hem biyolojik hem de kültürel tarihini şekillendiren karmaşık mekanizmaları bütünüyle kavramamızı sağlayacak.
LBV Magazine. 17 Şubat 2026.
Makale: Yoshida, K., Wakiyama, Y., Nakamura, Y., vd. (2026).


Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >