Blog

Oca16

Moğolistan’da İki Ayrı Tunç Çağı Nüfusu Karışmadan Birlikte Yaşamış

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  Antik DNAGenetikKhirigsuurMoğolistanÖlü GömmeTunç ÇağıYassı Taş Mezar



Moğolistan’da İki Ayrı Tunç Çağı Nüfusu Karışmadan Birlikte Yaşamış

Moğolistan’daki mezarlardan elde edilen insan DNA’sı, Tunç Çağı toplumlarının dinamiklerini ortaya koyuyor.

 

Zeynep Şoray - www.arkeofili.com

Moğolistan’da, iki farklı Tunç Çağı çoban topluluğu, yaklaşık 500 yıl boyunca genetik olarak karışmadan yan yana yaşamış.

Orta Moğolistan’daki Maikhan Tolgoi mezar alanında yürütülen disiplinlerarası araştırmalar, Geç Tunç Çağı’ndaki sosyal örgütlenme ve nüfus dinamikleri hakkında yeni bilgiler sağlıyor. C: Ursula Brosseder

Moğolistan’daki mezarlardan elde edilen insan DNA’sı, Tunç Çağı toplumlarının dinamiklerini ortaya koyuyor.

Arkeolojik ve genetik araştırmayı bir araya getiren yeni bir çalışma, Geç Tunç Çağı’ndaki (yaklaşık MÖ 1.500 ila 1.000) toplumsal örgütlenme ve nüfus dinamiklerine dair yeni ipuçları sunuyor. Uluslararası bir araştırmacı ekibi tarafından yürütülen çalışma, Moğolistan’daki ölü gömme uygulamalarına odaklanıyor.

Orta Asya’dan Çin’in doğusuna kadar binlerce kilometre boyunca uzanan Doğu Avrasya Bozkırı, uzun zamandır göçlerin, yeniliklerin ve kültürel etkileşimin merkeziydi. Bu son disiplinlerarası araştırma, Orta Moğolistan’daki tarihöncesi nüfus dinamiklerine yeni bir ışık tutuyor.

Ekip, insan genomlarını ölü gömme uygulamalarıyla birlikte analiz ederek, Tunç Çağı’nda genetik ve kültürel açıdan birbirinden farklı iki çoban topluluğunun yüzyıllar boyunca yan yana yaşadığını ortaya koydu. Ancak Erken Demir Çağı’nda ortaya çıkan ve yayılan “Yassı Taş Mezar Kültürü”nün yükselişiyle bu iki grubun yerinden edildiği anlaşılıyor.

Çalışma, MÖ 2. ve 1. binyıllarda Moğolistan’da yaşamış iki göçebe gruba odaklanıyor. Bu gruplardan biri ülkenin güney ve güneydoğusunda yoğunlaşırken, diğeri batıdan Orta Moğolistan’a uzanan bölgelerde yaşıyordu. Bu iki nüfus, Orta Moğolistan’daki Orhun Vadisi’nde birbirleriyle temas kurmuş, hatta ölülerini aynı dağın yamaçlarına gömerek aynı ritüel peyzajı paylaşmışlardı.

Arkeolojik incelemeler, her bir grubun ölülerini toprağa verme biçiminde belirgin farklılıklar olduğunu gösterdi. Batı grubuna ait bireyler kuzeybatıya bakacak şekilde gömülürken, doğu grubuna ait mezarlar güneydoğu yönelimliydi. Mezar yapıları da kültürel ayrışmayı yansıtıyor: Batı grubu, “Geyik Taşı–Khirigsuur Kompleksi” olarak bilinen geleneğe özgü taş yığın (tümülüs) yapıları inşa ederken, doğu grubu daha küçük, figür biçimli taş mezarları tercih ediyordu.

Çalışmanın disiplinlerarası yaklaşımı bu olguyu daha iyi anlamamızı sağlıyor. Çalışmanın eş-birinci yazarı Dr. Ursula Brosseder, “Antik insan DNA’sına ilişkin analizimiz, bu iki grubun birbirine çok yakın yaşamalarına rağmen yaklaşık 500 yıl boyunca genetik olarak ayrı kaldığını gösteriyor. Dünya genelinde, tarihöncesinde bu tür örüntüleri ve evlilik uygulamalarını şekillendiren toplumsal kuralları bu kadar net biçimde saptayabildiğimiz örnek sayısı çok az” diyor.

Erken Demir Çağı’nın (yaklaşık MÖ 1.000 ila 300) başlamasıyla yeni bir gömme geleneği öne çıkıyor. Bu dönemde mezarlarda taş levhalardan yapılmış çevrelemeler görülmeye başlıyor. Bu Yassı Taş Mezar Kültürü, figür biçimli doğu geleneğinden evrildi, hızla batıya doğru yayıldı ve sonunda batı grubunun gömme geleneklerinin yerini aldı.

Bonn Üniversitesi’nden arkeolog Prof. Jan Bemmann, “Yeni verilerimiz, bu değişimin yalnızca kültürel değil, aynı zamanda genetik olduğunu da gösteriyor” diyor.

“Yassı Taş Mezar’lara gömülen bireylerin genetik profilleri, daha önce baskın olan batı gruplarıyla çok az bağlantı taşıyor. Bu da, doğudan gelen büyük bir yeni nüfus dalgasının bölgeye girerek batı nüfusunu neredeyse tamamen değiştirdiğine işaret ediyor. Üstelik yüzyıllar sonra, farklı grupları bünyesinde toplamasıyla bilinen Xiongnu İmparatorluğu (MÖ 200 ila MS 100) döneminde bile, önceki batı nüfusa dair genomik bir iz görülmüyor.”

Çalışma ayrıca, batı nüfusunun genetik köklerinin kısmen erken Afanasyevo ve Khemtseg kültürlerine kadar izlenebildiğini doğruluyor. Bu topluluklar, 2.000 yıldan daha uzun süre önce Orta Asya’ya hareketli hayvancılığı (göçebe çobanlığı) getiren gruplar olarak biliniyor. Bu durum, birkaç binyıla yayılan bir genetik sürekliliğe işaret ediyor.

Brosseder, “Çalışmamız, dünyanın en eski hayvancılık bölgelerinden birinde genetik kimlik ile kültürel pratiğin nasıl etkileştiğini anlamamıza önemli bir katkı sunuyor. Kültürel birlikte yaşamın her zaman genetik karışıma yol açmadığını gösteriyor. Bu da erken insan toplumlarını ve dinamiklerini yorumlama biçimimiz açısından derin sonuçlar taşıyan bir olgu” diyor.


Leibniz-Zentrum für Archäologie. 26 Eylül 2025.

Makale: Lee, J., Brosseder, U., Moon, H. et al. (2025).

 

 

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için