Blog

Tem18

Odysseus Gerçekten Bir Kahraman mı? Tekrar Düşünün

Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  HomerosKahramanKibirOdysseusPolyphemosTrova Savaşı



Odysseus Gerçekten Bir Kahraman mı? Tekrar Düşünün

Odysseia’nın en akılda kalıcı bölümlerinden biri, Odysseus’un Kyklop Polyphemos’la karşılaşması.

 

www.arkeofili.com

 

Yüzyıllar boyunca Homeros’un destanı ve merkezi karakteri Odysseus yanlış anlaşıldı; işte insanların çoğunlukla yanıldığı başlıca noktalar.

MÖ 520 yılına tarihlenen bir amforada Odysseus ve adamları Polyphemus’u kör ediyor. C: The Trustees of the British Museum

Karmaşık. Zeki. Akhaların Troyalılara karşı zaferinden sorumlu adam. Ailesine dönmek için on yıl uğraşan, kendini adamış bir koca ve baba. Kahraman. Odysseus’u düşündüğümüzde aklımıza gelen şeylerden bazıları bunlar. Bunların bir kısmı doğru. Ama Odysseia’yı okuyunca çok farklı bir tablo ortaya çıkar: Amaçların her yolu mübah kıldığı şiddet yanlısı bir adam, kibri mürettebatının ölümüne yol açan biri ve ailesine bağlılığı hayli tartışmaya açık bir kişi.

Yale’de klasik mitoloji dersi veren, klasik filoloji doktora öğrencisi Eleanor Martin, “Odysseus’a dair baskın yanılgı, onun iyi biri olduğu” diyor.

Zeki bir lider miydi?

Hiç şüphesiz, Troya Atı fikrini bulan Odysseus’tu. “Why Odysseus? Survivor, Scoundrel, (Anti)hero” kitabının yazarı Joel Christensen’e göre “çok zeki”, ama bu onu ille de iyi bir insan yapmıyor ve “bilge değil.” İthaka’ya dönüş yolculuğunun uzamasının sebebi Odysseus’un kusurları; özellikle de kibirliliği ve konukseverlik kurallarını ihlal etmesi.

Odysseia’nın en akılda kalıcı bölümlerinden biri, Odysseus’un Kyklop Polyphemos’la karşılaşması. Kyklop, Odysseus’un adamlarından bazılarını yese de (ki bu, eski konukseverlik yasalarının bir ihlali), Odysseus da onun mağarasına gizlice girip erzak çalmış, sonra da Polyphemos’u bir kazıkla kör etmişti. Iowa Üniversitesi’nde tarih doçenti olan Sarah Bond, “Sonuçta Odysseus’u başına dert açan şey, Polyphemos’u kör ettikten sonra onunla alay etmesinin kibriydi” diyor. Polyphemos, Poseidon’un oğluydu ve Odysseus’un dönüşündeki gecikmelerin çoğu, deniz tanrısının öfkesinden kaynaklanıyor. Bond, “Kibir, Odysseus’un çöküşü oldu ama bu aynı zamanda, başkalarının yiyeceğini almamak gerektiğine dair değerli bir ders” diyor.

Bir de narkolepsi meselesi var. Uyanık kalmak için onca çabasına rağmen, Odysseus’un uygunsuz anlarda uykuya dalma huyu vardı. Tanrı Aiolos’tan büyülü rüzgârlarla dolu bir tulum aldıktan sonra, adamlarını neredeyse evlerine getiriyordu. O kadar yaklaşmışlardı ki, pişen yemeklerin kokusu gemilerine dek geliyordu. Ama sonra Odysseus uykuya daldı, adamları tulumu açtı (çünkü Odysseus içindekiler konusunda yalan söylemişti) ve çıkan fırtına hepsini geri, ta Aiolos’un adasına savurdu. Bunun üzerine tanrı da ikinci bir tulum vermeyi reddetti.

Odysseia’nın temalarından biri, farklı insanlar için farklı ölçütler olduğu. Adamları kulaklarında balmumuyla Sirenler’in yanından geçerken, Odysseus onların şarkısını dinleme fırsatını tepemez. Kyklop, İthakalıları konuk yerine çıtır atıştırmalıklar gibi gördüğü için başına geleni hak etmiş gibi görünüyorsa, şunu unutmayın: Odysseus sonunda evine döndüğünde, orada bulduğu talipleri katleder. Destanda, taliplerle ilişkiye zorlanmış köleleştirilmiş kadınları da astırır.

Christensen’in dediği gibi, “taliplerin Odysseus’un evinde bulunma hakkı, Odysseus’un Kyklop’un evinde bulunma hakkından çok daha fazlaydı. Kyklop’un şehirde yaşayan bir insan olmadığı için bunun kabul edilmesi gerekiyor.” Nolan bunu filmde değiştiriyor, ancak destanın sonunda katledilen taliplerin ailelerinin telafi veya hesaplaşma fırsatı yok. Sadece unutmaları ve hayatlarına devam etmeleri bekleniyor.

Odysseus’un kendini ailesine adamış bir aile adamı olarak algılanması

Romantikler okuyucular arasında Odysseus, sevdiklerine dönmek için on yıllarca uğraşan, kendini adamış bir koca ve aile babası olarak görülür. Bu izlenim, Odysseus’un yedi yılını bir peri olan Kalypso’nun kollarında geçirdiği gerçeğini görmezden gelir. Homeros’un bize anlattığına göre Odysseus, Kalypso’yu ancak o “kendisine hoş gelmeyi” bıraktığında terk etti. Başka bir deyişle, ondan sıkıldı.

Odysseus daha sonra eylemlerini karısı Penelope’ye açıkladığında işler daha da kuşkulu hale gelir. Kalypso’nun ölümsüzlük ve sonsuz gençlik teklifini reddettiğini iddia eder. Christensen, Yunancayı dikkatle okuduğunuzda olanın tam da bu olmadığını söylüyor. Kalypso, Hermes’e, Odysseus’la ilk tanıştığında onu hem ölümsüz hem de yaşlanmaz kılma arzusunu dile getirdiğini söyler. Ama Odysseus’a yaptığı asıl teklif yalnızca ölümsüzlüktü.

Bu yalnızca bir sözcük oyunu değil. Christensen, hem Odysseus’un hem de Kalypso’nun, şafak tanrıçası Eos’un ölümsüzlük sağladığı, güzeller güzeli bir Troyalı prens olan Tithonos’un hikâyesini bildiğini belirtiyor. Tithonos’un talihsizliğine göre, Eos sonsuz gençliği istemeyi ihmal etmişti. Prens giderek zayıfladı ve çöktü; bir versiyonda bir cırcır böceğine dönüştü. Eski sevgilisinden iğrenen Eos, onu bir kutuya koydu ve orada, sayıklayıp ölüm için yalvarır halde bıraktı. Odysseus, Kalypso’yu reddederken, bir tanrı olarak yaşamayı değil, cırcır böceği olarak bir sonsuzluğu reddediyordu. Ama bunu Penelope’ye kendi bağlılığının bir işareti olarak yutturdu. Christensen’in dediği gibi, ilginç bir şekilde Penelope’nin cevabını asla öğrenemiyoruz. Christensen, “Gözlerini devirip ‘yirmi yıl sonra hâlâ palavra sıkıyorsun’ dediğini düşünmek hoşuma gidiyor” diye ekliyor.

Odysseus’un bir baba olarak bile o kadar ilgili olup olmadığının sorgulanması gerek. Odysseia’nın açılış bölümlerinde Telemakhos babasını özler ve zamanını, babasının hâlâ hayatta olup olmadığını anlamaya çalışmak ve kendisi bebekken giden bu adamı tanımaya çalışmak için onu tanıyanları ziyaret ederek geçirir. Bond, “Elbette Odysseus Troya Savaşı’na odaklanmıştı, ama bir mektup göndermeye çalışmak onu öldürür müydü? Evet, Tunç Çağı’ndayız, ama Mezopotamyalılar ve Mısırlılar, Troya savaşının yaşandığı olaylardan yüzyıllar önce bile düzenli olarak mektup gönderiyordu” diyor.

Odysseia, okunduğu dönemin bir yansıması

Temel bir düzeyde bile Odysseia’ya dair izlenimimiz biraz çarpık. Park, “‘Odysseia’ sözcüğü ‘yolculuk’ ile eş anlamlı hale geldi ama fiziksel yolculuk, şiirin yaklaşık orta noktasında hemen hemen sonuçlanıyor. En ünlü bölümler, yirmi dört bölümlük eserin yaklaşık üç bölümüne sıkıştırılmış durumda” diyor.

Odysseus’un karakteri hakkındaki kafa karışıklığımızın nedeni, kahraman olmanın ne anlama geldiğine dair değişen tanımlara dayanıyor. Odysseia’nın kötü adamları olsa da (talip Antinoos gibi), kahramanları su götürmez biçimde iyi değil. Arizona Üniversitesi’nde klasik filolog olan Arum Park, bir Antik Yunan kahramanının yalnızca “mitolojik geçmişten ünlü, ölümlü bir erkek” olduğuna dikkat çekiyor. Martin ve Christensen, Antik Yunanların kahramanlarını iyi olarak görüp görmediğinin de açık olmadığını ekliyor. Christensen, MÖ 5. yüzyılın Yunan trajedi yazarlarının, Odysseus’un daha kötücül niteliklerini vurguladığını ve onu, şüpheli güdüleri olan, ağzı laf yapan bir aristokrat olarak sunduğunu belirtiyor.

Christensen’e göre, Odysseus’u bir rol model olarak görmemizin bir nedeni Romalı Stoacılara dayanıyor. “Seneca ve Cicero’nun yazılarında Odysseus, ayartılmaya direnme, acıya katlanma ve görevine sadık kalma becerisiyle değer kazanıyor.” Bunun nedeni, Romalıların, tıpkı birçok modern okur gibi, Odysseia’nın tamamını okumuyor olmasıydı. “Onu eğitimde parça parça alıyorlar; okuldaki eğitimlerinin ve konuşma hazırlıklarının bir parçası olarak Odysseia’nın bölümlerini okuyorlardı.”

Odysseus, Sirenlerle mücadelede bir model olarak onu ele alan Boethius aracılığıyla Hıristiyan geleneğine girdi. Christensen, “Bu saçmalık, çünkü onlara direnmeye çalışmıyordu. Odysseus direğe bağlıydı. Onlara gidemeyeceği bir durum oluşturmuştu” diyor. Oradan itibaren Odysseus giderek daha çok İsa benzeri bir figüre dönüştü. En kötü ihtimalle, kusurlu ama özünde erdemli bir kahraman olarak yeniden tasarlandı. Christensen’e göre, bu Hıristiyan Odysseus’un yankılarını Mumford and Sons’ın “The Cave” şarkısında hâlâ duyabilirsiniz.

Odysseia’nın mesajına gelince, Christensen bunu travma, hayatta kalma ve kişinin kendini aile ve dostlarıyla olan ilişkilerinde keşfetmesi üzerine bir hikâye olarak görüyor. Odysseus’un kendisi bir azizden çok bir antikahraman; bir Walter White, Tony Soprano ya da Batman figürü. “Odysseus, Akhilleus ve kahramanlar çağından herkes, hem örnek almamız gereken hem de kaçınmamız gereken kişiler.”


National Geographic. Candida Moss. 17 Temmuz 2026.

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için