Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Eyl29

Bir zamanlar Avrupa’nın en zengin örgütü olan, krallara finansal hizmet sunup Kutsal Topraklar için savaşan Tapınak Şövalyeleri kimlerdi?

Tapınak Şövalyeleri, Birinci Haçlı Seferi’nden (1096-1099) sonra, 1118-1119 yılları arasında, Kudüs’te Hristiyanlar tarafından kurulan bir askerî tarikattı. Tarikatın birden fazla görevi vardı, bunlardan birisi kutsal topraklara seyahat eden Avrupalı hacıları korumaktı. 

Tapınak Şövalyeleri, Avrupa’da, katı şövalyelik yasalarına uyan, muazzam servetlere sahip, seçkin bir silahlı kuvvet olarak biliniyordu. Tapınak Şövalyeleri kutsal topraklara yapılan seferlerde en ön sırada yer almakla kalmadılar, yaklaşık 200 yıl boyunca Avrupa’nın siyaset ve finans dünyasının merkezinde bulundular. 1312 yılına gelindiğinde ise Papa V. Clement, Tapınak Şövalyeleri’ni resmî olarak dağıttı.

Tapınak Şövalyeleri’nin kuruluşu

7. yüzyılda, Müslüman Arap kuvvetleri Kudüs’ü ve Kutsal Toprakları fethederek, günümüzde Bizans İmparatorluğu olarak bilinen, Doğu Roma İmparatorluğu’nun, dolayısıyla da Hristiyanların, bölgedeki egemenliğine son verdi. Tarihçi Peter Frankopan’ın aktardığına göre, 11. yüzyılın sonunda Bizans İmparatorluğu Müslümanların düzenlediği seferler karşısında, önemli Hristiyan kutsal mekanları dahil, daha fazla toprak kaybetti.

Bunun sonucunda I. Alexios Komnenos, MS 1095 yılında Papa II. Urban’dan Müslümanlara karşı yardım talep etti. Frankopan, “Bu yardım çağrısı, hükümdarlığı ve imparatorluğu çöküşün eşiğinde olan bir imparatorun son çırpınışıydı.” diye belirtiyor. İmparatorun yardım talebine cevaben, II. Urban, Birinci Haçlı Seferi’ni başlatarak Kutsal Toprakların ele geçirilmesi çağrısında bulundu. İngiltere’deki Reading Üniversitesi’nde fahri tarih profesörü olan Malcolm Barber “O zamanlar bu sefer Birinci Haçlı Seferi olarak adlandırılmıyordu, tek amaç Kutsal Toprakları Hıristiyan kontrolü altına almaktı.” diyor.

Kral II. Baldwin Süleyman Tapınağı’nı Hugues de Payens ve Gaudefroy de Saint-Homer’e veriyor.

Haçlı Seferi için, Avrupalı soylular ile hükümdarlar tarafından yönetilen çok uluslu bir ordu kuruldu; Haçlılar sadece Kudüs’ü değil, bölgenin çoğunu ele geçirmeyi başardılar. Bunun üzerine Haçlı Devletleri olarak anılan dört devlet kuruldu: Urfa Kontluğu (1098-1150), Antakya Prensliği (1098-1287), Trablus Kontluğu (1102-1289) ve Kudüs Krallığı (1099-1298).

Haçlıların çoğu Avrupa’ya döndükten sonra Kutsal Toprakları savunma ihtiyacı ve Hıristiyanlardan, Yahudilerden, Müslümanlardan ve Avrupa’dan gelen yeni yerleşimcilerden oluşan yerel halkı yönetme gerekliliği ortaya çıktı. Barber, “Kudüs ve civar yöreler üzerindeki hakimiyetlerini güçlendirmeleri gerekiyordu.” diyor. “Devletlerin sınırları haritada gösterilebilecek durumda değildi, hakimiyetleri pekişmemişti. Karşı karşıya kaldıkları diğer sorunlar ise kontrol ettikleri yerlerin düşman istilasına açık olması ve kanun ile düzenin olmayışıydı. İşte bu sorunlar Tapınak Şövalyeleri’nin doğuşuna zemin hazırladı.”

Kısaca Tapınak Şövalyeleri olarak bilinen Süleyman Tapınağı ve İsa’nın Fakir Askerleri Tarikatı, 1114-1116 yılları arasında Kudüs’ü ziyaret ettikten sonra şehirde kalan Fransız asilzade Hugues de Payens tarafından kuruldu. Tarikatın adı o dönem kraliyet sarayı olarak kullanılan Mescid-i Aksa’nın yakınında bulunan Zeytin Dağı’ndaki Süleyman Tapınağı’nın kalıntıları üzerine inşa edildiği rivayet edilen Tapınak (Templier) karargahlarından geliyor. 

Tapınak Şövalyeleri başta, Kutsal Topraklara gidip gelen hacıları korumaktan sorumlu olan bir hayır kurumuydu. Barber, “Limanlardan, özellikle de Kudüs’e en yakın ana liman olan Yafa’dan gelen insanları korumak için devriyeler kuruyorlardı.” diyor. “Görevleri, çoğunlukla, haydutlarla baş etmekti, büyük kuvvetlere karşı savaşmak değildi, zira bu kadar az sayıda adamla bunu yapmaları mümkün de değildi.”

1135 yılında Haçlı Devletleri.

Tapınak Şövalyeleri, 1120’de Nablus Konseyi’nde Kudüs Kralı II. Baldwin tarafından resmen tanındı. Kral, şövalyelere ihtiyaçları için vergi gelirleri verdi. Bundan önce şövalyeler, Papa’nın 1113’te onayladığı, Hospitalier Şövalyeleri olarak da bilinen, Kudüs’teki Aziz Yuhanna Şövalyeleri Tarikatı’nın bağışlarıyla destekleniyordu.

Jones, bu hayırsever desteğe rağmen, şövalyelerin fakir bir geçmişe sahip olmadığını belirtiyor. “İlk Tapınak Şövalyeleri aslında zengin ve nüfuzlu kişilerdi.” diye ekliyor. “Tapınak Şövalyeleri iffet ve yoksulluk yemini ediyorlardı, ancak yoksulluk yemini etmesi gereken kişilerin ilk başta fakir olmamaları gerektiğini de belirtmek gerek.”

Yasalar ve organizasyon

Nablus Konseyi, Tapınak şövalyelerinin uyması gereken 25 yasa çıkardı. Jones’a göre bu yasalar, şiddet kullanımına ilişkin bir bildiri içeriyordu: “20. Kanun’a göre ‘bir din adamı nefsi müdafaa için silaha sarılırsa suçlu değildir.’”

1129’da Hugues de Payens ile Clairvaux’lu Bernard tarafından yönetilen Troyes Konseyi’nde Tapınakçılar için Latin Yasası olarak bilinen 68 maddelik bir yasa daha oluşturuldu. Bu yasa, Tapınak Şövalyelerinin davranış kurallarını belirleyip, şövalyelerin dindarlıkları ile gayretlerini artırmak ve bu vasıfları sergilemek için tasarlandı. Kurallar; giyimden binilebilecek at türlerine, saç uzunluğundan sakal şekline hatta yenebilecek haftalık et miktarına kadar her şeyi kapsıyordu. Şövalyelerin kadınlarla, hatta kadın aile üyeleriyle dahi, herhangi bir temas kurması kesinlikle yasaktı.

Ancak Barber’a göre, bu kuralların çoğu sonunda yeni takipçi çekmek için esnetildi hatta çiğnendi. Baber, “İlerleyen yıllarda şövalyelerin ünü yayıldı ve üyeleri çoğaldı, bu nedenle, şövalyeler, faaliyetlerine daha uygun bir Latin Yasası talep ettiler.” diye söylüyor. Tapınakçıların sayısı arttıkça, Latin Yasası esnetildi; acemilerin tam zamanlı üyeler olarak katılması gerekliliği ortadan kalktı bunun sonucunda bazı üyeler sadece belirli bir süre tarikatta kalıp sonradan ayrıldılar.

Tapınak Tarikatı’nın kurucusu Hugues de Payens

Tarikatta, savaşsın ya da savaşmasın, tüm Tapınakçıların üstlendiği çeşitli roller vardı. Finansörler hayır kurumunu yönetiyorlardı. Büyük Üstat tarikatın mutlak hükümdarıydı, onun altında yardımcısı bulunuyordu. Daha sonra Kudüs Krallığı Komutanı, Kudüs Şehri Komutanı, Trablus ve Antakya Komutanı, Evler Komutanı, Şövalyeler Komutanı ve Şövalye Kardeşler geliyordu. Şövalyeler nispeten küçük bir gruptu zira ancak soylular üye olabiliyordu. İsa’nın fedakarlığını ve şehitliğe olan isteklerini temsil eden ikonik kızıl haçlı beyaz cüppeyi giyiyorlardı.

Üst düzey subaylar olan Turcopolierler, soylu olmayan ve kızıl haçlı kahverengi tunikler giyen Çavuş Kardeşleri, Ast Mareşal ise piyadeleri denetliyordu. Şövalyeler yatay siyah beyaz bir zemin üzeri kırmızı haçın yer aldığı Beauceant bayrağı altında savaşıyorlardı.

Haçlı seferlerinde şövalyeler

Barber’a göre; Hıristiyanların inançlarını savunmak için şiddete başvurmaları fikri, Orta Çağ’da tartışılan bir konuydu, hatta Hippo’lu Aziz Augustine gibi teologlar, İsa’nın pasifist öğretilerini “dinî savaş” fikriyle nasıl birleştireceklerini tartışıyorlardı.

Barber, “Amaçlarına ulaşmak için savaşa başvurmaları kaçınılmazdı.” diye söylüyor. “Bu durum, Hristiyan toplumu içerisinde yüzyıllar boyunca tartışılacak bir sorunun ortaya çıkmasına sebep oldu: Hıristiyanlık diğer yanağı çevirmek midir yoksa Tanrı’nın mirasını savunmak mıdır?”

Jones’un belirttiğine göre, Haçlılar, o zamanlar “İsa’nın Şövalyeleri” anlamına gelen “militiae Christi” adıyla anılıyordu. “1120’lerde Haçlı devletlerinde kaynaklar üzerindeki baskı göz önüne alındığında bir din adamının zaman zaman silahına davranabileceğini, bu davranışından ötürü kınanmaması gerektiğini kabul etmek bir zorunluluktu.”

Tapınak Şövalyeleri, 1870 tarihli bu illüstrasyonda da görülebileceği üzere muhasebeyle ilgilenen (sol), savaşlara katılan (orta) ve din adamı olarak hizmet veren (sağ) üyelerden oluşuyordu.

1139’da Papa II. Innocent’in Omne Datum Optimum (Her İyi Hediye) adlı Papalık fetvası Tapınakçıları doğrudan papalık koruması altına alıp Latin Yasası’nı onayladı. Söz konusu Papalık Fetvası, Tapınakçıları kiliseye vergi veya (gelirlerinin bir kısmını) ondalık ödemekten muaf tutup şövalyelerin ülke sınırlarından herhangi bir engelle karşılaşmadan geçmekte özgür olduklarını ilan etti. Yani, şövalyelerin, Papa’nın kendisinden başka kimseye hesap vermeleri gerekmeyecekti.

Tapınak Şövalyeleri sayıları arttıkça tarikat da giderek zenginleşti. Tarikat, Avrupa ile Kutsal Topraklarda yapılan inşaatları finanse etti, Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’nin tasarımından esinlenen dairesel neflerle inşa edilen şapeller de bu projelere dahildi. Jonas’a göre, Tapınakçı yapıları o kadar yaygın, örgüt de o kadar zengindi ki, Tapınakçıların dünyanın ilk bankacıları olduklarına dair bir efsane ortaya çıktı.

Jones, “Tapınakçıların iş tanımını daha iyi açıklayan modern terim ‘finansal hizmet’ olabilir.” diyor. “Mülkiyetleri pek çok açıdan kutsanıp iyi korunduğu için değerli eşyaları saklayacak bolca yerleri vardı. Birisi, haçlı seferlerine giderken değerli eşyalarını Tapınakçılar’a bırakabilir, böylece servetlerini koruma altına alabilirdi. Tapınakçılar, günümüzün finans kurumları gibi, birçok farklı hizmet sunuyorlardı. Örneğin, 1100’lerin başından itibaren Fransız hükümetinin muhasebe ve denetim süreçlerini yürütüyorlardı.”

İkonik beyaz zemin üzeri kırmızı haçlı zırh pek çok Hollywood yapımında haçlıların, hatta bazen sadece Hristiyan askerlerin, üzerinde görülebilir. (Resim Knightfall dizisinden)

Tapınak Şövalyeleri’nin sonu

Haçlı Seferleri sona erip Müslüman güçler Kudüs’ü ele geçirdiğinde, Tapınakçılar da dahil olmak üzere askerî tarikatlar Kutsal Toprakların kaybından sorumlu tutuldu. Memlükler 1291’de Akka şehrini fethedince Tapınakçılar ile diğer tarikatlar Kıbrıs adasına çekildiler.

Bu, askerî tarikatların yeniden düzenlenmesi taleplerine yol açtı. Jones, “Bu noktadan sonra, muhtemelen Kutsal Toprakları yeniden fethetmek için, Tapınakçıların ve diğer küçük tarikatların birleştirilmesi talep edildi.” diyor. Tapınak Şövalyeler’ine mali borcu olan Fransa Kralı IV. Philip, 13 Ekim 1307 tarihinde, Fransız şövalyelerinin topluca tutuklanmasını emretti, mallarına ve servetlerine el koydurdu.

Tapınakçılar çarmıha tükürüp onu ayaklarıyla çiğnemekle ve yasadışı cinsel ilişkilerde bulunmakla suçlandılar; hatta Tapınakçıların sapkın inançları olduğu, gizli ayinlerinde kutsal şeylere saygısızlık edildiği yönünde iddialar ortaya atıldı. Jones, “Suçlayıcılar, Tapınakçılara karşı her türlü iddiayı ortaya atmış olsalar da bunların gerçekliğine yönelik çok az delil bulundu, bunu 1307’deki Tapınakçı duruşmalarının kayıtlarından anlayabiliyoruz.” diyor. “Philip’in Tapınakçılara karşı davasında üç ana nokta yer alıyordu: putperestlik, çarmıha tükürmek ve Tapınakçıların göreve başlama törenlerinde birbirlerini öpmeleri.

Jones, “Bu uygulamalar hakkında çok şey biliyoruz, zira gerçekleştirdikleri uzun ve ayrıntılı kabul töreni süreçlerinin anlatıldığı Templier Yasalarının Fransız ve Katalan kopyalarına sahibiz.” diye belirtiyor. “Bu uygulamalar, müstakbel üyenin kendisini Tapınakçı arkadaşlarının önünde tanıtıp ‘Barış Öpücüğü’ ile tarikata dahil edilmesini gerektiriyordu. Törenin bu kısmında önceden herhangi bir uygunsuzluk görülmemişti, ta ki 1306’ya, Fransa Kralı IV. Philip’in Tapınak Şövalyeleri’ni ortadan kaldırma girişimine kadar.”

İşkence altında Tapınakçılar suçlamaları kabul etti. 1308’de Papa V. Clement, Tapınakçıların sapkınlıklarını bağışladı, ancak tarikatın itibarı çoktan zedelenmişti. Mart 1312’de Papa V. Clement, Tapınak tarikatını dağıttı, tarikatın üyeleri Avrupa’nın her yerinde tutuklandı. İki yıl sonra, son Büyük Üstat Jacques de Molay, sapkın eylemlerine geri döndüğü suçlamasıyla Paris’te yakıldı. 

Yakılan Tapınakçılar.

Günümüzde Tapınak Şövalyeleri

Bugün, Avrupa ve Yakın Doğu’da eski Tapınakçı yapıları hala ayakta, ancak bunlar vaktinde örgüte ait olan mülkiyetin sadece bir kısmını teşkil ediyorlar. Barber, “Tapınakçıların mülkleri Batı’daki Hristiyan ülkelerinden Doğu ülkelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştı, ama bu mülkiyetin tamamı ellerinden kaydı gitti.” diyor. “Kıbrıs’a çekilirken arşivlerini de beraberlerinde götürdüler; fakat bu arşivler ne yazık ki günümüze ulaşmadı. Geleneksel görüş, arşivlerin, Türkler 16. yüzyılda Kıbrıs’ı aldıklarında yok edildiğini varsayıyor.”

Smithsonian Magazine’in 2018’de yayımladığı bir habere göre, esas Tapınak Tarikatı’nın sona ermesinden bu yana, neofaşist örgütler de dahil olmak üzere çeşitli gruplar tarikatı yeniden canlandırmaya, Tapınakçıların uygulamalarını örnek almaya çalıştılar.


Live Science. 18 Eylül 2021.

www.arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için