Sonraki gönderi

Gelibolu'da ölen İskoç askerin savaş madalyası 111 yıl sonra torunları ile buluştu
Demir Çağı İran’ından Sürpriz Mısır Mavisi Ortaya Çıkarıldı

Demir Çağı İran’ından Sürpriz Mısır Mavisi Ortaya Çıkarıldı

Demir Çağı İran’ından Sürpriz Mısır Mavisi Ortaya Çıkarıldı

www.arkeofili.com

Dünyanın bilinen en eski sentetik pigmenti olan Mısır mavisinden yapılmış yaklaşık 500 eser, İran’daki Demir Çağı yerleşimlerinde bulundu.

Hasanlu’da bulunan boncuklar. C: Vanessa Workman

Dünyanın bilinen en eski sentetik pigmenti sayılan Mısır mavisi, kararlı mavi tonları nedeniyle değer görüyordu ve 5.000 yıl kadar önce Mısır’da yaygın bir mavi boya olarak, sonraki dönemlerde ise boncuk ve kap gibi küçük nesnelerin ana malzemesi olarak kullanılıyordu.

Ancak bu pigment, yaklaşık 2.000 yıl sonra kuzeybatı İran’da da kullanıldı. Kalıba dökülmüş Mısır mavisi hamurundan yapılmış yaklaşık 500 eser, 1950’lerden 1970’lere kadar süren Penn Müzesi öncülüğündeki arkeolojik keşif gezileri sırasında, Hasanlu Projesi kapsamında Demir Çağı II dönemine ait Hasanlu’da ve yakınındaki Dinkha Tepe’de bulundu.

Penn Today, Mısır mavisini ve pigmentin antik dünyadaki kültürel ile ekonomik önemini araştırmaya yönelik ortak çalışmalarını konuşmak için Sanat ve Bilimler Fakültesi’nden arkeometalurji uzmanı Vanessa Workman ve Penn Müzesi’nden müze konservatörü Alexis North ile görüştü.

Yeni bir rengin mühendisliği

Aynı zamanda Penn Müzesi’nin Arkeolojik Malzemelerin Analizi Merkezi’nde de görev yapan Workman’a göre Mısır mavisi, rengini kristallerden alan sentetik bir pigment ve doğal olarak bulunan kuprorivait mineraliyle aynı kimyasal bileşime sahip.

Workman, kuprorivaitin Dünya’nın jeolojisinde çok ama çok nadir bulunduğunu, bu yüzden ortaya çıkışının çoğunlukla sentetik, yani insan yapımı olduğunu belirtiyor. Ona göre bu, insanların bir rengi üretmek için karmaşık bir teknolojik süreç kullandığı benzersiz bir durum.

Üstelik bu, dünyada bilinen en eski sentetik pigment. Workman, insanların yüz binlerce yıl önce çevrelerinde buldukları sarı aşıboyası gibi mineralleri ateşe atıp kırmızıya çevirdiğini, ancak bunun, eski zanaatkârların bir rengi yaratmak için bir malzeme karışımının bileşimini kökten değiştirmek amacıyla pyroteknolojiyi kullandığı ilk örnek olduğunu söylüyor.

Workman’a göre Mısır mavisini yapmak için zanaatkârlar; bakır içeren bir malzemeyi, silikayı (genellikle kuvars kumu), bir alkaliyi (çoğunlukla bitki külü ya da natron) ve kalsiyum karbonatı (kireçtaşı gibi) bir araya getiriyor, bunu ince bir toz haline getirene dek öğütüyor ve ardından kapalı bir kapta belirli bir sıcaklığa kadar pişiriyordu.

 

Mısır mavisinin ışıldama davranışına bir örnek. Görünür ışık altında fotoğraflanmış, bazı Mısır mavisi boncuklardan oluşan kolyeler. C: Alexis North

North, bu sürecin bir yeşil renk de oluşturabildiğini, buna Mısır yeşili adı verilen bir pigmentin örnek olduğunu belirtiyor. Ona göre bu pigment kimyasal olarak çok benzer, ama biraz farklı bir kristal yapıya sahip. Dolayısıyla zanaatkârlar, istedikleri tonu elde etmek için tarifi nasıl ayarlayacaklarını çözmüştü.

North, Mısır mavisiyle benzer bir üretim sürecine sahip olan bir sonraki sentetik pigment Han mavisinin, çok daha sonra, 2.000 yılı aşkın bir süre sonrasına kadar geliştirilmediğini ekliyor. Bir de ondan 1.000 yıldan uzun süre sonra, bir tür kili indigoyla (çivit) kimyasal olarak bağlayarak yapılan Maya mavisi var.

Workman, mavi rengin mineral dünyasında yaygın olmadığını, mavi üretmenin kullandıkları diğer renklerden daha fazla çaba gerektirdiğini belirtiyor. Ona göre bu mavi pigmenti yaratmak açıkça düşünülmüş, bilinçli bir işti. Bu, “Bunu istiyoruz. Nasıl yapabiliriz?” tavrının bir örneği.

Eski bağlantıların izini sürmek

North’a göre Mısır mavisi öncelikle bir pigment olarak kullanılıyordu. Mısır sanatındaki mavi boyanın çoğu Mısır mavisi. Ancak pigment, boncuk ve muska gibi küçük nesnelere de dökülüyordu.

North, Mısır mavisinin tespitinin, kızılötesi fotoğrafçılıkla saptanabilen kendine özgü ışıldama özellikleri sayesinde kolaylaştığını ekliyor.

North, müze konservasyonunda Mısır mavisi izi taşıdığını düşündükleri her şeyi fotoğraflamanın kendileri için standart bir uygulama haline geldiğini söylüyor. Ona göre bunu yapmak kolay ve tahribatsız.

Workman, aslında Hasanlu’daki Mısır mavisine dikkatlerini yöneltmelerine bir öğrenci projesinin yardımcı olduğunu ekliyor. Workman, orada ne kadar çok malzeme bulunduğunu ve bunun ne kadar sıra dışı olduğunu fark ettiklerini söylüyor. Ona göre pigment tümüyle farklı bir ölçekte kullanılıyordu: antik Mısır’da ve Yakın Doğu’da insanlar pigmentle nesneleri boyuyor, küçük boncuklar ve skarabeler yapıyordu; sonra birdenbire karşımıza büyük mobilya ayakları, kaplar, dekoratif duvar karoları, bilezikler ve halhallar çıkıyor.

Yerleşimlerden gelen Mısır mavisi nesneler artık kataloglandığına göre, ekip şimdi pigmentin kendisini analiz etmeye çalışıyor: kimyasal farklılıkları test ediyor, mikroskopi yardımıyla üretim tekniklerini anlıyor ve Hasanlu’nun Demir Çağı’ndaki felaket niteliğindeki yıkımının yol açtığı etkileri belirliyor. Ekip ayrıca, kaynaklarının izini sürmeye ve üretim alanını daraltmaya yardımcı olabilecek ham maddelerin izotopik imzalarını da inceliyor. Workman’a göre bu bulgular, Hasanlu’nun tarihini daha iyi anlamalarına yardımcı olacak.

Workman, pigment kuzeybatı İran’da yapıldıysa bunun, pigmentin Mısır dışında bilinen en erken üretim örneği olduğunu söylüyor. Ancak bu zanaatkârların Mısır mavisi için gereken malzemeleri nasıl temin ettiği ve onu yapma tekniklerini nerede öğrendiği konusunda sorular hâlâ yanıt bekliyor.

Workman’a göre bir nesnenin kimyasal ve izotopik imzalarını analiz etmek, insan hareketliliğini ve bağlantılarını, bir de teknolojinin tarihini ve izlediği yolları incelemek için araçlar sunuyor.

Workman, insanların geçmişte sandıklarından çok daha geniş alanlar boyunca hareket ettiğini sürekli olarak keşfettiklerini belirtiyor. Ona göre, kültürlerin hareketini ve etkileşimlerini daha derinlemesine anlamak için bu analiz araçlarına sahip olmak son derece değerli. North da aynı görüşte: ona göre yaptıkları işin, bu koleksiyonların var oluş nedeninin özünde, insanları öğrenmek yatıyor.


University of Pennsylvania. 11 Ağustos 2026.

 

Bloga dön

Kazı Notları’na Katılın

Yeni kitaplar, dergi sayıları ve arkeoloji dünyasından seçmeleri kaçırmayın.

Sosyal Medya