Ea-Naşir’e Haksızlık mı Ediyoruz? Bir Tüccarın Gerçek Hikâyesi
Ea-Naşir’e Haksızlık mı Ediyoruz? Bir Tüccarın Gerçek Hikâyesi
Paylaş
www.arkeofili.com
İnternetin ‘en kötü tüccarı’ Ea-Naşir aslında tonlarca bakır yöneten büyük bir ithalatçıydı. Şikâyetlerin arkasındaki gerçek hikâyeyi okuyun.

Sosyal medyada Ea-naşir’e yakıştırılan bu figür, aslında Sümerlere ait ibadet eden insan figürü. C: The Metropolitan Museum of Art
İnternet dünyasında “tarihin en kötü bakır tüccarı” olarak bir mizah malzemesine dönüşen Ea-Naşir’in gerçek hikâyesi, sanılandan çok daha büyük bir ticari ölçeğe işaret ediyor. Arkeofili’nin yeni kitabı “Arkeofili: Taşlar, Kemikler, Efsaneler”de aktarılan arşiv kayıtlarına göre Ea-Naşir, küçük çaplı bir dolandırıcı değil, tonlarca bakır sevkiyatını yöneten, sarayla iş yapan büyük ölçekli bir ithalatçıydı.
İnternet mizahından büyük bir tüccara
MÖ 1.750 dolaylarında Ur kentinde yaşayan Ea-Naşir, bugün British Museum’da sergilenen 13 santimetrelik çiviyazılı bir kil tabletteki müşteri şikâyetiyle tanınıyor. Nanni adlı bir müşterinin, kaliteli bakır sözü verilmesine rağmen kötü külçeler sunulması ve elçilerine kötü davranılması üzerine yazdığı bu iğneleyici mektup, Ea-Naşir’i popüler kültürün ikonik bir figürü haline getirdi.
Ancak Ea-Naşir’in evinde bulunan diğer arşiv kayıtları, onun ticari gücüne dair farklı bir tablo çiziyor. Arşivdeki bir muhasebe kaydı, Ea-Naşir’in tek seferde yaklaşık 13,5 ton, toplamda ise 18 tona yakın bir bakır sevkiyatını yönettiğini düşündürüyor. “Alik Tilmun” adı verilen saygın bir tüccar loncasına üye olan Ea-Naşir, sarayla ve saray adına çalışan büyük aracılarla doğrudan iş yapıyordu.
Savaşın gölgesinde, yüksek risk altında ticaret
Ea-Naşir’in müşterileriyle yaşadığı kalite ve teslimat sorunlarının arkasında, dönemin siyasi çalkantıları yatıyor olabilir. Ea-Naşir’in ticaret yaptığı Ur, o yıllarda Larsa krallığının kontrolündeydi. Ancak kuzeyde yükselen Babil kralı Hammurabi Larsa’yı ele geçirince, ticaret yolları doğrudan savaş alanına ve “düşman toprağı”na dönüşmüştü.
Mektuplarda sıkça geçen “düşman topraklarından geçmek” ya da fırtınalar yüzünden malların gecikmesi gibi ifadeler, Ea-Naşir’in son derece tehlikeli ve öngörülemez koşullarda çalıştığını gösteriyor. Örneğin Ili-idinnam adlı bir başka müşteri, parasını uzun süre önce ödemesine rağmen malını alamamaktan yakınıyor. Bu savaş atmosferi, Ea-Naşir tarafından zaman zaman bir mazeret olarak da kullanılmış olabilir. Yine de yaşanan kayıpların ve risklerin büyük ölçüde tüccarın üzerinde kaldığı anlaşılıyor.

MÖ 1.750 yıllarında Ea-naşir’e yazılan, dünyanın bilinen en eski şikayet mektubu. C: Wikimedia Commons
4.000 yıl sonra bile değişmeyen taktikler
Bakır ticaretindeki bu tür kalite ve sahtecilik sorunlarının bugün de yaşanıyor olması dikkat çekici. 2021 yılında, Türkiye’den Çin’e gönderilen büyük bir bakır sevkiyatının içinden, bakır rengine boyanmış taşların çıktığı haberlere yansımıştı. Bu çarpıcı benzerlik, Ea-Naşir’in 4.000 yıl önce yaşadığı sorunların aslında ticaretin pek de değişmeyen doğasını yansıttığını düşündürüyor.
Ea-Naşir’in fırtınalı ticari ilişkileri, müşterileriyle girdiği iğneleyici yazışmalar ve evinde sakladığı diğer şikâyet mektuplarının ayrıntıları, “Arkeofili: Taşlar, Kemikler, Efsaneler”de derinlemesine anlatılıyor. Kitapta ayrıca, Ea-Naşir bugün yaşasaydı internette kendisini “kötü tüccar” olarak tanımlayanlara yazması muhtemel bir mektup da yer alıyor:
“Binlerce yıl sonra yaşayan insanlara söyle; Ea-Naşir şunları söylüyor:
Kimsenin kalbi sıkılmasın.
Nanni’nin bakırı hakkında; O, bana mektup gönderip şöyle dedi: ‘Elçimin önüne iyi olmayan külçeler koydun!’ ve ona ‘Al ya da git!’ dediğimi söyledi.
Evet, söyledim!
Ben bir Dilmun yolcusuyum. O Ur’daki evinde otururken, ben Saray’a onun adına tam 540 kilogram bakır ödedim. Biz tüccarlar, beyler gibi konuşuruz, ama o beni hor gördü.
Siz, beni para kesesini alıkoymakla suçluyorsunuz. Düşman toprağında insanların gümüşlerini korumak suç mudur?
O tabletleri, neden evimin odasında sakladım? Zevk için mi? Hayır!
Şamaş’ın huzurunda yemin ederim ki; yarın hesap sorulduğunda, ‘Bakın, ben malı sundum, onlar beğenmedi,’ diyebilmek için.
Şimdi, bakırımı istiyorsanız alın; istemiyorsanız, gidin!”