Ağrı Dağı’nın Gölgesinde Sekiz Asırlık Selçuklu Mirası: Ejder Kervansarayı

Önceki gönderi

Sonraki gönderi

Girit’teki Apollon Tapınağında 450 Fare Adağı Bulundu
Sahra’daki Taş Çemberler Kayıp Bir Göçebe Kültüre İşaret Ediyor

Sahra’daki Taş Çemberler Kayıp Bir Göçebe Kültüre İşaret Ediyor

Sahra’daki Taş Çemberler Kayıp Bir Göçebe Kültüre İşaret Ediyor

www.arkeofili.com

Atbai Çölü’nde bulunan yaklaşık 300 taş çember, piramitlerin gölgesinde kalmış göçebe bir çoban kültürünün mezarları çıktı.

Arkeologlar, Atbai Çölü’ne yayılmış 280 devasa taş çemberi tespit etti. Bu yapıların, Mısır firavunlarıyla aynı zamanda yaşayan eski bir göçebe halk tarafından inşa edilmiş mezarlar olma olasılığı yüksek. C: Museo Castiglioni

Yaklaşık 7.000 yıl önce, Mısır’ı şiddetli kuraklıklar vurdu. Bu kurak dönemler, binlerce yıl sürecek ve bir zamanlar yemyeşil olan toprakları uçsuz bucaksız bir çöle dönüştürecek süregelen bir kuraklaşma sürecinin parçasıydı. Bu geçiş, birçok topluluğu Nil’e daha yakın yerlere sürükledi ve Mısır’ın sonraki firavun hanedanlarının önünü açtı. Ancak yeni bir araştırma, çölün çetin şartlarına boyun eğmeyi reddeden az bilinen bir göçebe nüfusa ve geride bıraktıkları gizemli izlere ışık tutuyor.

Bu yılın başlarında araştırmacılar, uydu görüntülerini kullanarak, batıda Nil ile doğuda Kızıldeniz arasında, güney Mısır ve kuzeydoğu Sudan’da yer alan Atbai Çölü’ne dağılmış yaklaşık 300 büyük taş çember keşfettiklerini bildirdi. Bazıları 60 metreyi aşan bu yapılar, Mısır’ın büyük piramitlerinden ve firavunlarından önce yaşamış, ardından da onlarla aynı çağda var olmuş erken bir sığır çobanları grubuna dair ipuçları sunuyor.

Polonya Bilimler Akademisi’nden yeni çalışmanın yazarlarından Maria Carmela Gatto’ya göre bu taş çemberler, hayvanları tutmaya yarayan ağıllar değil, “seçkin göçebeler” için yapılmış mezarlardı. Gatto, göçebe bir kültürde ölüleri gömecek bir yerin, inşa etmeye değer bir yapı olduğunu belirtiyor. Ona göre, sürekli yer değiştiriyorsan bir saray ya da tapınak anlamlı olmaz, ama bir mezarlık her zaman oradadır.

Çalışmanın baş yazarı, Macquarie Üniversitesi’nden Julien Cooper’a göre bulgular, tarihöncesi Kuzeydoğu Afrika’nın arkeolojik haritasındaki bir boşluğu dolduruyor.

Araştırmada yer almayan, Milano Üniversitesi’nden jeoarkeolog ve doğu Mısır çölü uzmanı Stefano Costanzo, yapıların taştan inşa edilmiş mezarlar olduğu konusunda yazarlarla hemfikir. Costanzo çalışmayı “dikkate değer” olarak niteliyor ve çalışmanın, çöl peyzajındaki mezar anıtlarının şaşırtıcı yoğunluğunu ortaya koymaya yardımcı olduğunu söylüyor.

Çemberin içinde ne var?

2010’da Mısır’ın Atbai bölgesinde çalışan bir arkeoloji ekibi, bu büyük taş çemberlerden birini açığa çıkardı. Wadi Khashab olarak adlandırılan anıt, yaklaşık 18 metre çapında.

Çemberin içinde yapılan kazılar kısa sürede, burasının merkezine bir yetişkinin gömüldüğü büyük bir mezar olduğunu ortaya koydu. Hemen yakınında ise yüzlerce yıl sonra gömülmüş küçük bir çocuk vardı. Arkeologlar, insanların gömüldüğü merkez alanın ötesinde, aynı çemberin içinde evcil koyun ve sığır kalıntıları da buldu. Mezarlardan alınan malzemelerin karbon tarihlemesi, yapının büyük olasılıkla MÖ 5.000 dolaylarında inşa edildiğini ve MÖ 2.000’e kadar tekrar tekrar ziyaret edildiğini gösterdi.

Cooper, 1920’lerden bu yana araştırmacılarca bilinen benzer birkaç mezara dikkat çekerek, bu tür çevrili mezarlardan daha fazlasının keşfedilebileceğini bildiklerini söylüyor. Ona göre ekip, bu mezarların çöl boyunca düzenli bir öğe olabileceğinden şüpheleniyordu.

 

Wadi Khashab arkeolojik alanında bulunan taş mezarlardan birinin çapı yaklaşık 18 metre. C: Piotr Osypiński

Cooper ve meslektaşları, bu gizemli çobanların Atbai’deki başka eski izlerini aramak için uydu görüntülerine yöneldi. Bir grup lisans öğrencisinin yardımıyla yürütülen yüzey araştırması, çoğu daha önce bilinmeyen 280 taş çember ortaya çıkardı. Çemberlerin çapı yaklaşık 5 ile 82 metre arasında değişiyordu. Çevrili yapılar, 970 kilometreyi aşan bir çöl alanına yayılmış durumda, ancak geçici su kütlelerinin bulunduğu bölgelerin çevresinde kümelenmiş görünüyor. Bunların 112’si yukarı Wadi Gabgaba havzasında yer alıyor. Ekibin tahminine göre, daha büyük yapıları tamamlamak bir kişinin 160 sekiz saatlik iş gününü alırken, 50 kişilik bir grup bunu büyük olasılıkla üç günde yapabilirdi.

Cooper’a göre bu durum, verimli nehirlerden uzaktaki eski çöl pastoralist kültürlerinin bir özelliği olarak her zaman düşünülmeyen bir toplumsal örgütlenme ve kaynakların bir araya getirilmesi düzeyine işaret ediyor.

Çöl sakinleri

Ekibin çalışması, bir zamanlar Atbai Çölü’nde var olmuş kültürleri açığa çıkarmaya yönelik son dönemdeki çabaların bir parçası. Bu bölgenin tarihi, ıssız ve kayalık arazisi ile çevresindeki siyasi iklim nedeniyle bir arkeolojik kara kutu olarak kalmıştı. Çölün büyük bölümü, süregelen savaşın ve yasa dışı madencilik faaliyetlerinin kazıları tehlikeli kıldığı bugünkü Sudan sınırları içinde yer alıyor. Ancak bölge, çok daha ünlü komşuları yüzünden de yeterince araştırılmamış durumda.

Gatto’ya göre arkeolojik araştırmaların çoğu Nil boyunca yürütüldü. Nil’in kıyıları piramitler, büyük tapınaklar ya da onun deyimiyle “gösterişli şeyler”le bezeli. Gatto, denkleme hikâyenin çöl tarafını da eklemeye çalıştıklarını söylüyor.

Bugün hâlâ çöl göçebeleri bu topraklarda dolaşıyor; yüzey araştırmaları, kaya yüzlerine ve burunlara kazınmış, sığır, zürafa, keçi ve köpek gibi hayvanları betimleyen eski kaya resimlerini ortaya çıkardı. Yakın zamanda bulunan bir kaya yüzü, bir “tekne filosunu” betimliyor. Bu da onu yapanların Nil çevresindeki ve denizci tüccarlarla etkileşimde olduğunu düşündürüyor. Bu resimler, Erken Neolitik’ten (yaklaşık 12.000 yıl önce) Mısır’ın ilk firavunu Narmer’in Aşağı ve Yukarı Mısır’ın denetimini birleştirdiği MÖ 3.100 dolaylarına kadar uzanıyor.

Gatto’ya göre bu pastoralist halklar sığıra özellikle güçlü bir ilgi duyuyordu. Ona göre sığır kültü, o dönemde Sahra-Arabistan kuşağının her yerinde yaygındı.

Eski Mısır kayıtları da bu sığır çobanı göçebelerden söz ediyor ve onları “Medjay” olarak adlandırıyordu. Atbai, o dönemde Nubia toprakları içindeydi ve eski Mısırlıların kutsallıkla ilişkilendirdiği bir maden olan altını çıkarmak için düzenli olarak kullanılıyordu. Mısırlılar, bu göçebeleri çölde çalışan Nubialı tüccarlardan duymuş ya da Atbai’nin altın açısından zengin kayalarını işlerken onlarla karşılaşmıştı.

Costanzo’ya göre, çekingen ve ele avuca sığmaz olarak tanımlanmakla birlikte, Doğu Nubia çöllerinin halkları, efsanevi yön bulma ve mekân kurma becerilerine sahip kurak arazi sakinleri olarak görülüyordu.

Uydu görüntülerinden elde edilen yeni veriler, bu sığır pastoralistlerinin aynı zamanda, çölü yüzlerce taş yapıyla donatmak için birlikte çalışan işbirlikçi bir halk olduğunu gösteriyor. Bulgu, Wadi Khashab’ın tek bir örnek olmadığını ortaya koyuyor ve zorlu çölü yurt edinmiş, yeterince tanımlanmamış bu az bilinen tarih ncesi kültürün cenaze uygulamalarına dair arkeologlara daha geniş bir bakış sunuyor.


National Geographic. 11 Ağustos 2026.

 

Bloga dön

Kazı Notları’na Katılın

Yeni kitaplar, dergi sayıları ve arkeoloji dünyasından seçmeleri kaçırmayın.

Sosyal Medya