Veba 5.500 Yıl Önce Bile Avcı-Toplayıcı Aileleri Öldürüyordu
Veba 5.500 Yıl Önce Bile Avcı-Toplayıcı Aileleri Öldürüyordu
Paylaş
www.arkeofili.com
Baykal Gölü çevresindeki avcı-toplayıcı mezarlarından elde edilen antik DNA, vebanın 5.500 yıl önce son derece ölümcül olduğunu gösteriyor.

Veba, Orta Çağ kentlerinin onu tarihin en korkunç katillerinden birine dönüştürmesine katkıda bulunmasından çok daha önce, yani günümüzden 5.500 yıl önce insan topluluklarını zaten kırıp geçiriyordu. C: Vladimir Bazaliiskii
Antik DNA, vebanın kentlerden ve pireler aracılığıyla yayılan salgınlardan çok önce, 5.500 yıl önce Sibirya’daki avcı-toplayıcıları öldürdüğünü ortaya koyuyor. Tarihöncesi soylar, ağır bağışıklık tepkilerine yol açabilen bir genetik etken taşıdıkları için özellikle tehlikeli olmuş olabilir.
Veba genellikle sıçanlarla, kalabalık Orta Çağ kentleriyle ve Orta Çağ boyunca ve sonrasında Avrupa’yı kasıp kavuran yıkıcı salgınlarla ilişkilendiriliyor.
Ancak Nature’da yayımlanan yeni bir araştırma, hastalığın 5.500 yıl önce bile ölümcül bir tehdit olduğunu gösteriyor. O dönemde veba, tarım ve kentsel yaşamın büyük veba salgınlarıyla genellikle ilişkilendirilen kalabalık koşulları yaratmasından çok önce, küçük ve hareketli avcı-toplayıcı gruplarındaki insanları öldürüyordu.
Antik DNA Erken Dönem Vebayı Ortaya Çıkarıyor
Uluslararası bir araştırma ekibi, Doğu Sibirya’daki Baykal Gölü bölgesinde bulunan dört avcı-toplayıcı gömme alanındaki insan kalıntılarından elde edilen antik DNA’yı inceledi. Bilim insanları, dişlerde korunan genetik malzemeyi dizileyerek antik bakteri genomlarını yeniden oluşturabildi ve vebanın daha önce bilinmeyen erken biçimlerini tanımladı.
Çalışmanın kıdemli yazarı Eske Willerslev, vebanın en erken biçimlerinin hafif mi yoksa öldürücü mü olduğunun tartışma konusu olduğunu, ancak bulgularının bu antik soyların zaten son derece ölümcül olduğunu gösterdiğini belirtiyor.
Araştırmacılar, bu tarihöncesi topluluklarda neler yaşandığını anlamak için genetik kanıtları arkeoloji ve radyokarbon tarihlendirmesiyle birleştirdi.
Çalışmayı yürüten başyazar Ruairidh Macleod, veba DNA’sına, kurbanlar arasındaki genetik akrabalık ilişkilerine, arkeolojik analize ve radyokarbon tarihlendirmesine dayanarak bu salgınlar sırasında neler olduğuna dair gerçekten net ve eksiksiz bir tablo oluşturduklarını söylüyor.
Ekip, test edilen 46 kişiden 18’inde vebaya neden olan bakteri Yersinia pestis’in DNA’sını buldu. Bu da bireylerin yaklaşık yüzde 40’ında veba izi bulunduğu anlamına geliyor. Bu oran, bazı Orta Çağ veba mezar alanlarında bildirilen tespit oranından bile yüksek.
Erken Dönem Veba Beklenenden Çok Daha Ölümcül Olabilir
Daha önceki araştırmalar, Yersinia pestis’in antik soylarında, hıyarcıklı vebanın sonunda pireler ve kemirgen konakçılar aracılığıyla etkili biçimde yayılmasını sağlayan bazı genetik özelliklerin bulunmadığını göstermişti. Bu nedenle bilim insanları, bakterinin en erken biçimlerinin muhtemelen ağır salgınlara yol açamayacağını sık sık varsayıyordu.
Yeni bulgular bu görüşe meydan okuyor.
Araştırmacılar en büyük iki mezarlıkta, ölenler arasında alışılmadık derecede fazla sayıda çocuk ve genç ergen buldu. Arkeologlar, bu kadar kısa bir sürede neden bu kadar çok gencin buraya gömüldüğünü açıklamakta onlarca yıldır zorlanıyordu.
Baykal Arkeoloji Projesi’nin yürütücüsü arkeolog Andrzej Weber, alışılmadık derecede yüksek çocuk sayısının ve kısa zaman aralığının 1990’lardan beri çözmeye çalıştıkları gerçek bir bilmece olduğunu belirtiyor. Weber’e göre nedenin veba olduğunu ortaya çıkarmak olağanüstü, ancak bu durum son derece anlamlı.
Radyokarbon tarihlendirmesi, ölümlerin çoğunun zaman bakımından birbirine yakın gerçekleştiğini gösteriyor. Bazı durumlarda kardeşlerin birlikte öldüğü anlaşılırken, bazı mezarlarda da aynı salgın sırasında ölmüş olabilecek ebeveynler ve çocuklar bulunuyor.
Vebanın Ölümcüllüğüne Dair Olası Bir İpucu
Antik veba soyları ayrıca, tarihsel veba soylarında görülmeyen, toksin üreten bir genetik etken olan ayırt edici bir süperantijen de içeriyordu. Süperantijenler bağışıklık sisteminin alışılmadık bir şiddetle tepki vermesine yol açabiliyor, bu da potansiyel olarak ağır iltihaplanmaya neden olarak enfeksiyonu çok daha tehlikeli hâle getirebiliyor.
Çalışmanın kıdemli yazarı Martin Sikora, bu bulgunun en erken veba salgınlarına dair anlayışlarını değiştirdiğini belirtiyor. Sikora’ya göre bakteri pireler aracılığıyla etkili bulaşmayı evrimleştirmeden önce bile, bu antik soylar enfeksiyonu son derece ölümcül hâle getirebilecek güçlü bir virülans etkenleri bileşimi taşıyor gibi görünüyor.
Kanıtlar bir arada ele alındığında, bilinen en erken veba salgınlarından bazılarının, özellikle çocuklar için, sonraki tarihsel salgınlar kadar ölümcül olmuş olabileceğini düşündürüyor. Bu durum, bakterinin sonraki hıyarcıklı vebayla ilişkilendirilen pire kaynaklı etkili bulaşma yolunu geliştirmesinden önce bile mümkün olmuş gibi görünüyor.
Veba Dağ Sıçanlarından İnsanlara mı Geçti?
Bulgular ayrıca vebanın ilk olarak Orta ya da Kuzeydoğu Asya’da ortaya çıkmış olabileceği, ardından yabani kemirgen popülasyonları aracılığıyla Avrasya’ya daha geniş biçimde yayıldığı kuramını da destekliyor.
Arkeolojik kanıtlar, Baykal Gölü çevresinde yaşayan avcı-toplayıcıların, bugün hâlâ veba taşıyan büyük, yuva kazan kemirgenler olan dağ sıçanlarıyla (marmotlar) yakın temas içinde olduğunu gösteriyor. Bu nedenle araştırmacılar, bu tarihöncesi salgınlardan bazılarının hastalığın enfekte dağ sıçanlarından doğrudan insanlara geçmesiyle başlamış olabileceğinden şüpheleniyor.
Eğer öyleyse, veba kentlerin, kalabalık yerleşimlerin ve daha sonra hastalığı kötü bir üne kavuşturacak pire kaynaklı salgınların ortaya çıkmasından binlerce yıl önce bile küçük insan topluluklarında ölümcül salgınlara yol açabiliyordu.
University of Copenhagen. 14 Eylül 2026.
Makale: Macleod, R., Seersholm, F.V., De Sanctis, B. et al. (2026). Nature 654, 697–705.