Blog

Nis30

2021 Nisan Ayının En Önemli 10 Arkeoloji Haberi

Nisan ayında Türkiye’de ve dünyada yapılmış en ilginç ve önemli arkeolojik keşifleri bu listede derledik.
 

10- Danimarka’da Çok İyi Korunmuş Bir Tunç Çağı Kılıcı Bulundu

 

Tunç Çağı kılıcının keşfi. C: Odense Şehir Müzeleri

 

Tunç parçanın sağlam olmasına ek olarak, ahşap ve geyik boynuzundan yapılmış tutamağın çok iyi korunmuş olması bakımından tamamen benzersiz. Dahası, kılıç gömülmeden önce bir ıhlamur kabuğu materyaliyle düzgünce sarılmış. Kılıç, bir yerleşim yerindeki basit bir çukura yerleştirilen bir adak sunusu. Analiz ve konservasyon çalışması tamamlandığında, konservatörler tüm görkemiyle gözler önüne serilmeye hazır olan kılıcı yeniden birleştirecek. Bu kesinlikle göz alıcı olacak ve bu harika kılıcın tüm hikayesini Tunç Çağı’ndan itibaren göstermek ve anlatmak mümkün kılınacak. 

 

9- Orta Asya’da Koyunlar 8.000 Yıl Önce Evcilleştirilmiş

Yeni araştırma, Orta Asya’daki hayvan evcilleştirmesinin kökenlerinin en az 8.000 yıl öncesine dayandığını ortaya koyuyor. Bu da, bölgeyi dünyanın en eski ve sürekli olarak iskan edilmiş yerlerinden biri haline getiriyor.

 

Bir ressamın Obishir kaya sığınağında Neolitik Dönem tasviri. C: Ettore Mazza

 

Orta Asya’nın Tian Shan (Tanrı Dağları) ve Alay sıradağları boyunca koyunlar ve diğer evcil hayvanlar çağdaş yaşamın temel ekonomisini oluşturur. Burada önceki kuşakların hareketleri İpek Yolu’nun ticaret ağlarının şekillenmesine yardımcı olmasına rağmen, evcil hayvanların bölgeye nispeten geç geldiği düşünülüyordu. Nature Human Behavior dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, Orta Asya’daki hayvan evcilleştirmesinin kökenlerinin en az 8.000 yıl öncesine dayandığını ortaya koyuyor. Bu da, bölgeyi dünyanın en eski ve sürekli olarak iskan edilmiş yerlerinden biri haline getiriyor. 

8- En Eski Modern İnsan Genomunda Neandertal Soyu Çıktı

Neandertaller ve modern insanlar, yaklaşık 50.000 yıl önce, modern insanlar Afrika’dan çıktıktan sonra muhtemelen Yakın Doğu’da melezleşti.

 

Zlatý kůň kafatası, neredeyse bütün olan kafatasının yandan görünümü. C:Martin Frouz

 

Nature Ecology & Evolution’da yayınlanan yeni bir çalışmada uluslararası bir araştırma ekibi, muhtemelen bugüne kadar yeniden yapılandırılmış en eski modern insan genomunun ne olduğunu anlatıyor. İlk olarak Çekya’da keşfedilen, araştırmacılar tarafından Zlatý kůň (altın at) olarak bilinen kadın, şimdiye kadarki en eski modern insan genomu olan Sibirya’daki 45.000 yıllık Ust’-Ishim bireyinden daha uzun Neandertal DNA segmentleri gösterdi. Analizler, kadının günümüz Avrupalıları ile Asyalıların bölünmesine neden olan nüfuslardan önce oluşan bir nüfusun parçası olduğunu gösteriyor. 

7- Karanlıkta Yapılan Mağara Resimlerinin Gizemi Çözülüyor

Arkeologlar, Paleolitik dönem insanlarının, mağaraların derinliklerinde iken hipoksi nedeniyle kafayı bulduklarını öne sürüyorlar.

 

En güzel Paleolitik mağara sanatlarından bazıları, mağaraların zifiri karanlık derinliklerinde yer alıyor, öyleyse kimin için çiziyorlardı? Tarih öncesi mağara sanatı olağanüstü derecede etkileyici olabilir. Eğer görebilirseniz. İşin garibi, en ustaca çizimlerden bazıları mağaraların zifiri karanlık bölümlerinde, bazıları ise ulaşılması neredeyse imkansız yerlerde yapılmış. Makale, Paleolitik zanaatkârların yeraltında, oksijeni tükenmiş alanın dönüştürücü doğası tarafından motive edildiğini öne sürüyor; orada yeraltı dünyasında yaşayan insan olmayan varlıklarla iletişim kurabiliyorlardı. Çizimleri kabilenin görmesi için değil, kozmos ile ilişkilerini korumak ve sürdürmek için yapıyorlardı.

6- 4.000 Yıllık Taş Levha, Avrupa’nın En Eski Haritası Çıktı

Araştırmacılar, yeni ortaya çıkarılan bir Bronz Çağı levhasının, Avrupa’daki en eski üç boyutlu harita olabileceğini söylüyor.

 

Bronz çağa tarihlenen levha, gravür desenleriyle kaplı. C: Denis Gliksman

İlk olarak 1900 yılında ortaya çıkarılan 2 metreye 1,5 metre boyutlarındaki levha, 2014 yılında Fransa’daki bir kalenin mahzeninde tekrar bulundu. 4.000 yıllık taşa kazınmış desenleri inceleyen arkeologlar, çizimlerin Fransa’nın Bretonya bölgesindeki bir alanın haritası olduğuna inandıklarını söylüyorlar. Eğer bu doğruysa söz konusu taş levha, Avrupa’da bilinen bir bölgenin en eski üç boyutlu haritası olacak.

5- Servet Eşitsizliği, Despotik Yönetimler ile İlişkili Çıktı

Servet eşitsizliğini en fazla yaşayan toplumlar, aynı zamanda gücün az sayıdaki bir grup insanın elinde toplandığı yönetimlere sahipti.

 

Araştırmanın baş yazarı A. E. Thompson, Klasik Maya evinin bulunduğu höyüğün kazısını fotoğraflarken görülüyor. C: KM Prufer

İnsanlık tarihi ve kıtalar boyunca her toplumda farklı derecelerde servet eşitsizliği görüldü ve her zaman için birileri diğerlerinden daha fazlasına sahipti. Ancak eşitsizlik miktarı farklıydı – bazı medeniyetlerde, birkaç güçlü insan neredeyse tüm servete sahipken, diğerlerinde biraz daha eşite yakın dağılım vardı. Arkeologlar, yeni bir çalışmada antik Maya şehirlerindeki ev kalıntılarını incelediler ve bunları diğer Mezoamerika toplumları ile karşılaştırdılar. Buna göre servet eşitsizliğini en fazla yaşayan toplumlar, aynı zamanda gücün az sayıdaki bir grup insanın elinde toplandığı yönetimlere sahip olan toplumlar olduğunu ortaya çıkardılar.

4- Neandertal Ayak İzleri, Kumda Oynayan Çocukları Gösteriyor

Yaklaşık 100.000 yıl önce çocuklu bir Neandertal grubu, şu anda güney İspanya olan bölgede kıyı boyunca yürüdü ve ayak izleri bıraktı.

 

Güney İspanya sahilinde bulunan fosilleşmiş ayak izleri 100.000 yıl öncesine tarihlenerek, Avrupa’da bulunan en eski Neandertal ayak izi olabilir. C: Mayoral/ Scientific Reports

Bilim insanları güney İspanya’daki bir sahilde fosilleşmiş ayak izlerini analiz ettikten sonra, yaklaşık 100.000 yıl önce yaşamış 36 Neandertal’den oluşan geniş bir ailenin, özellikle çocukların zıplayıp oynayarak, sahil boyu yürüdüğünü bildirdi. Araştırmanın başyazarı ve Huelva Üniversitesi’nde paleontolog olan Eduardo Mayoral, “Birçok küçük ayak izinin kaotik bir şekilde gruplanmış olduğu bazı alanlar bulduk. Ayak izleri,  sulak alanın kıyısında oynuyor veya geziniyor gibi görünen çok genç bireylerin geçiş alanını gösteriyor olabilir.” diyor.

3- 2.500 Yıllık Pazırık Halısının Sırrı Çözüldü

Dünyanın en eski yün dokuma halısında kullanılan renkler, neredeyse 2.500 yıl sonra bile neden hala bu kadar canlı ve parlak?

 

MÖ 400 yıllarında işlenmemiş yünden yapılan halı, Demir Çağı’da Orta Asya işçiliğinin en heyecan verici örneklerinden biri. Halı, 1947’de Altay Dağları’ndaki bir kurgan mezarda arkeologlar tarafından keşfedildiğinden beri, geleneksel boyama teknikleri konusunda uzmanlar, 2.500 yıldır gömülü olan halının canlı kırmızı, sarı ve mavi renkleri karşısında şaşkın. Şimdi ise taramalı elektron mikroskobu analizi için Pazırık halısından alınan ilmek örnekleri, yünün önceki fermantasyonuna dayanan özel bir boyama tekniğiyle işlenmiş olduğunu gösterdi. Fermantasyon işlemi, pigmentlerin yün liflerine doğru difüzyonunu artırarak önemli ölçüde daha parlak ve daha kalıcı renkler elde edilmesini sağlıyordu.

2- Neolitik Anadolu’da İlişkiler Kan Bağına Göre Şekillenmiyordu

Anadolu’daki Neolitik yerleşimlerde gömülen insanların Antik DNA’sı, yakınlık ilişkisinin genetik bağın ötesine geçtiğini gösteriyor.

 

Çatalhöyük bir bebek mezarı. C: Scott D. Haddow

 

Anadolu’da yaklaşık 10.000 yıl önce kurulan bazı yerleşimlerde, biyolojik aile üyelerinin mezarları için aynı evlerin içine gömülüyordu. Ancak diğer yerleşimlerde, biyolojik akrabalıkları olmayan pek çok çocuk ve bebek aynı binalara gömülmüş olarak bulundu. Current Biology dergisinde yayınlanan sonuçlar, eski insan topluluklarındaki akrabalık türlerinin dikkate değer çeşitliliğini vurguluyor. İncelenen en erken yerleşmeler olan Aşıklı Höyük ve Boncuklu Höyük’te (yaklaşık 10.000 yıl önce), birlikte gömülen kişiler sıklıkla kardeşler ve ebeveyn-çocuk çiftleriydi. Daha sonra iskan edilen iki yerleşme olan Çatalhöyük ve Barcın’da daha şaşırtıcı bir sonuç bulundu. Her iki bölgede de çok sayıda çocuk ve bebek mezarının bulunduğu binalar, biyolojik ilişkilerin oldukça nadir olduğunu gösterdi.

1- Mısır’da 3.000 Yıllık ‘Kayıp Altın Şehir’ Nihayet Bulundu

Arkeologlar, Mısır’da bulunan en büyük antik kent olduğuna inanılan ve binlerce yıldır kum altında gömülü olan ‘Kayıp Altın Şehir’i ortaya çıkardı. Uzmanlar bu keşfin, Tutankamon’un mezarının ortaya çıkarılmasından bu yana en önemli buluntulardan biri olduğunu söylüyor.

 

Burada belirgin bir “zikzak” duvarla çevrili olarak gösterilen şehrin kerpiç duvarları, bazı alanlarda yaklaşık üç metre yüksekliğe kadar duruyor. C: Zahi Hawass

 

Şehir 3.000 yaşında, Amenhotep III dönemine tarihleniyor ve daha sonra Tutankamon ve Ay tarafından kullanılmaya devam edildi. Dr. Zahi Hawass, Aten adıyla bilinen kentin şu ana dek Mısır’da bulunan en büyük antik şehir olduğunu söylüyor. Kentin tarihi, MÖ 1391’den 1353’e dek tahtta kalan ve Mısır’ın en güçlü firavunlarından biri olarak görülen 3. Amenhotep dönemine kadar uzanıyor. Dr. Hawaas, “Birçok yabancı ekip bu şehri aramış ama hiç bulamamıştı. Ayrıca arkeolojik çalışmalar devam ediyor ve ekibin hazinelerle dolu, dokunulmamış mezarlar bulmasını bekliyoruz.” diyor.


BONUS

Adana Ulu Camii’nden çalınan 500 yıllık 223 karo İznik çinisinden ikisi, Londra’daki müzayede kataloğunda tespit edildi. Türkiye, 500 senelik tarihi çinilerin satışını yaptığı bir operasyonla durdurdu.

 

 

www.arkeofili.com

 

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için