Arşiv

Çocuk Kitaplarımız

Sare

Strabon

Blog

Mar22

Beyinlerimizin Büyümesini Tetikleyen Şey Neydi?

 |  Kategori: Arkeoloji ve Sanat Haberleri  |  Yorum: 0 yorum

etiketler  BeyinHomininHomo ErectusHomo SapiensNeandertalPleistosen

Beyinlerimizin Büyümesini Tetikleyen Şey Neydi?


Beyinlerimizin büyümesini açıklayan yeni hipoteze göre, büyük hayvanlar ortadan kayboldukça insan beyni büyümek zorunda kaldı.

 

Tanzanya’daki Hadzabe kabilesinden bir avcı toplayıcı. C: Pixabay

 

2,6 milyon ila 11.700 yıl önce süren Pleistosen Çağ boyunca insan ve akraba türlerinin beyinleri büyüdü. Bilim insanlarının bu büyümeyi açıklayan yeni bir hipotezleri var. Bu hipoteze göre karada yaşayan büyük hayvanlar ortadan kayboldukça, insan beyni daha ufak ve daha hızlı hayvanları avlamak için büyümek zorunda kaldı.

Hipotez ilk insanların yaşadıkları dönemde var olan en büyük canlıları, örneğin filleri, avlamakta uzmanlaştıklarını öne sürüyor. İnsanlara bol miktarda yağ ve et sunan bu büyük hayvanların sayısı azaldığında, muhtemelen sahip oldukları fazladan beyin gücüyle büyük beyinli insanlar, küçük hayvanları avlamaya diğer insanlara göre daha kolay adapte oldu, bu durum “dâhilerin” hayatta kalmasını kolaylaştırıyordu.

Nihayetinde, yetişkin insanların 2 milyon yıl önce ortalama 650 kübik santimetre olan beyinleri, tarım devriminin zirvesinde bulundukları 10.000 yıl önce 1.500 kübik santimetreye kadar çıktı. Hipotez ayrıca tarımın başlamasından sonra avlanma başarısını arttıran fazladan dokuya ihtiyaç kalmadığını, bu sebeple insan beyninin 1.300 kübik santimetreye kadar küçüldüğünü öne sürerek insan beyninin tarımın başlamasından sonra neden küçüldüğünü de açıklığa kavuşturuyor.

Bu yeni hipotez, insanın kökeniyle ilgili çalışmalara da yeni bir soluk da getiriyor. Bu alandaki pek çok bilim insanı, insan beyninin büyük bir baskı yerine çok sayıda küçük baskıya tepki olarak büyüdüğünü iddia ediyor. Ancak Tel Aviv Üniversitesi’nden arkeolog Miki Ben-Dor ve Ran Barkai bu büyümenin insanların yaşam alanlarında gerçekleşen tek bir büyük değişim ile daha iyi açıklanabileceğini öne sürüyor.

Barkai açıklamasında şöyle diyor: “Av hayvanlarının boyutundaki düşüşün sadece beynin büyümesine değil, insan biyolojisindeki ve kültüründeki pek çok diğer değişimlerin de sebebi olabileceğini görüyoruz, bu yüzden söz konusu hipotezin böyle geniş çaplı değişimlere daha makul bir neden sunduğunu düşünüyoruz. İnsanın kökenini araştıran akademisyenler pek çok farklı soruya cevap veren tek bir açıklama duymaya alışkın değil. Bunu değiştirmenin vaktinin geldiğine inanıyoruz.”

 

C: Pixabay

 

Büyük av, büyüyen beyin

İnsan beyninin büyümesi evrimsel açıdan olağanüstü, zira beyin maliyetli bir organ. Homo sapiens beyni, vücut ağırlığının sadece yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen, vücutta bulunan oksijenin yüzde 20’sini kullanıyor. Günümüzde ortalama bir insan beyni 1,352 gram tartıyor; bu ağırlık, 384 gramlık beyinleriyle, yaşayan en yakın kuzenlerimiz şempanzelere göre çok daha büyük.

Barkai ve Ben-Dor’un hipotezi; Erken Pleistosen’i usta avcılar olarak geçiren, Homo habilis ile başlayıp Homo erectus ile zirveye ulaşan, insan atalarının Afrika’da yaşayan en büyük ve en yavaş hayvanları avladığı fikrine dayanıyor. Araştırmacıların yayınladıkları bir makalede tartıştıkları üzere, mega-otoburlar, bitkileri toplayarak veya küçük avların peşinde koşarak daha az çabayla bol miktarda kalori ve besin sağlıyordu. Barkai ve Ben-Dor, modern insanların yağ sindirmede diğer primatlardan daha iyi olduğunu ve mide asiditesi ve bağırsak tasarımı da dahil olmak üzere insanların fizyolojisinin, yağlı et yemeye olan adaptasyonları gösterdiğini söylüyor.

Quaternary dergisinde yayınlanan bir başka makalede araştırmacılar, insan türünün aletlerinin ve yaşam tarzının, büyük avlardan küçük avlara geçişle tutarlı olduğunu iddia ediyorlar. Örneğin Barkai’nin Afrika’da yaptığı saha çalışmasında bulduğu Homo erectus iskan alanları fil kemikleriyle doluydu, ancak bu durum 200.000 ila 400.000 yıl önceye tarihlenen daha yeni iskan alanlarında söz konusu değildi. Bu alanlarda yaşamış olan insan ataları çoğunlukla alageyik yiyordu.

Ağırlıkları 1 tonu geçen mega-otoburlar 4,6 milyon yıl önce Afrika üzerinden silinmeye başladılar, bunu 350 kilogramdan ağır olan otoburların 1 milyon yıl önce gerçekleşen yok oluşları izledi. Bu yok oluşu neyin tetiklediği bilinmiyor; sebep pekâlâ iklim değişikliği, insanların bu hayvanları avlaması ya da ikisi birden olabilir. En büyük, en yavaş ve en yağlı hayvanların yeryüzünden silinmesiyle, insanlar daha küçük hayvanları avlamaya adapte oldular. Araştırmacılar bu adaptasyonun insan beyni üzerinde evrimsel bir baskı kurduğunu ve bu sebeple insanların giderek daha büyük beyinlere sahip olduklarını öne sürüyor, zira büyük hayvanlara göre daha karmaşık olan küçük hayvanların izini sürmek ve avlamak daha fazla çaba gerektirir. 

Barkai ve Ben-Dor’a göre bu büyüyen beyinler, Pleistosen boyunca gerçekleşen davranışsal değişimlerin çoğunu açıklayabilir. Küçük, süratli avlarının konumlarını bildirmek ve koordine bir biçimde iz sürmek için gelişmiş iletişim becerilerine ihtiyaç duyan insanların daha karmaşık dil ve sosyal yapılar geliştirdiklerini söyleyebiliriz. Ateşi daha iyi kontrol etmeyi öğrenmek, insanların küçük hayvanlardan mümkün olduğunca fazla kalori almalarını ve kemiklerinden de yağ elde edebilmelerini sağladı. Alet ve silah teknolojisi avcıların küçük avları yakalamaları ve yemeye hazırlamalarını mümkün kıldı.

Bulanık bir geçmiş

Smithsonian İnsan Kökeni Programı’nın başındaki paleoantropolog Richard Potts insan beyninin evrimiyle ilgili tek bir sebep gösteren hipotezlerin geçmişte iyi karşılanmadığını belirtiyor. Yeni hipotezle alakalı da pek çok tartışma var. Örneğin Potts, erken insanların mega-otoburları avlayıp avlamadığının bile kesin olarak bilinmediğini belirtiyor. Yerleşim yerlerinde; üzerinde kesilme izleri olan büyük memeli kemikleri bulundu, ancak bu kemiklerin insanlar tarafından avlanan hayvanlara mı yoksa başka bir sebeple ölüp insanların leşlerini topladıkları hayvanlara mı ait olduğu kesin olarak bilinmiyor.

Potts ayrıca araştırmacıların bazen erken dönemlerle uyuşmayacak zaman dilimlerinden örnekler sunduklarını belirtiyor. Örneğin, kanıtlar 400.000 yıl önce Avrupa’da yaşayan Neandertallerin bitkilerin kıt olduğu bir zamanda kendilerine tüm kış yetecek büyük bir hayvan avladıklarını gösteriyor. Ancak Potts’a göre aynı şey birkaç bin yıl veya bir milyon yıl önce tropik Afrika’da yaşayan insanlar için geçerli olmayabilir.

Ayrıca söz konusu beyin olduğunda boyut her şey değil. Resmi karmaşıklaştıran şeyler ise beyin boyutunun Pleistosen sonrasında da evrilmeye devam etmesi ve 60.000 ila 100.000 yıl önce bugünkü Endonezya’da yaşamış olan Homo floresiensis gibi insan türlerinin küçük beyinlere sahip olduğunun bilinmesi. Homo floresiensis’in küçük beynine rağmen küçük filleri ve büyük kemirgenleri avladığını biliyoruz.

İnsanların ve akrabalarının beyinlerinin geliştiği dönem, elimizde bulunan az miktarda fosil kaydıyla yeterince anlaşılmış değil. Örneğin araştırmaya katılmayan ve bulgulara şüpheci yaklaşan Wisconsin-Madison Üniversitesi üyesi paleoantropolog John Hawks, kesin olarak 300.000 ila 400.000 yıl önce Afrika’sına tarihlenen üç belki de dört insan yerleşiminin bulunduğunu belirtiyor. İnsan aile ağacı Pleistosen Çağ’da karmaşıktı, pek çok dal vardı ve ne beyin boyutundaki büyüme, ne de büyük hayvanların sayısındaki azalma doğrusal değildi diye ekliyor Hawks.

“Mega-otoburların sayısının azaldığı ve beyinlerin büyüdüğü bir fikir ortaya attılar. Bu fikre bir teleskop yardımıyla baktığınızı farz edin: Biraz doğruluk payı olduğunu göreceksiniz. Ancak her iki taraftaki detaylara yoğunlaşırsanız, beyin boyutunun ve mega-otoburların bahsedilenden daha karmaşık olduğunu ve aralarında açık bir ilişki olduğunu iddia edemeyeceğinizi fark edeceksiniz.”

Hawks makalenin insan türlerinin Pleistosen boyunca da büyük memelileri avladığına dikkat çektiğini belirtiyor. Fosil alanlarında büyük memelilerin kemikleri fazla bulunmuyor, zira avcılar veya leş toplayıcıları koca bir fili kamplarına taşıyamazdı; etleri parçalayıp kamplarına taşımak, gelecek paleontologlar ve arkeologlar için hiç iz bırakmamak anlamına gelse dahi erken insanlar için en mantıklı davranıştı.

“Eminim mega-otoburların insan varoluşu üzerindeki etkileri ve bu hayvanların bizim insan oluşumuz için önemli olup olmadıkları hakkında çok daha fazla tartışma göreceğiz.” diyor Hawks.

 

www.arkeofili.com

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorum Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için