Aborjinler Sömürgeciliğe Karşı Dev Yılanlar Resmetmiş
Aborjinler Sömürgeciliğe Karşı Dev Yılanlar Resmetmiş
Paylaş
www.arkeofili.com
Avustralya’da bulunan dev Gökkuşağı Yılanı resimleri, Aborjinlerin sömürgecilere karşı toprakları üzerinde denetim kurma çabasını gösteriyor.

Awunbarna’daki AW5’te 6 metreden uzun gökkuşağı yılanı. C: P. Taçon
Bir Avustralya kaya sığınağının tavanında, timsahı andıran başı, jilet keskinliğinde dişleri ve uzun diliyle dev bir yılan kıvrılıyor. 6 metreden uzun olan bu figür, onu Arnhem Land’de bugüne dek kayıt altına alınmış en büyük Gökkuşağı Yılanı resimlerinden biri kılıyor ve bölge genelindeki benzer dev resimlerden oluşan ilginç repertuvara da ekleniyor.
Yayımlanan bir çalışmaya göre, bölge genelindeki Aborjin sanatçılar, 19. ve 20. yüzyıllarda güçlü ata varlıklarının devasa resimlerini yapmaya başladı. Amaç, erken Avrupa sömürgeciliği bildikleri dünyayı altüst ederken, hızlı değişim karşısında toprakları, gelenekleri ve toplulukları üzerinde denetim kurmaktı. Dev Gökkuşağı Yılanı da bu amaçla resmedilen figürlerden biriydi.
Griffith Üniversitesi’nden arkeolog ve çalışmanın başyazarı Paul Taçon, AW5 alanındaki 6 metrelik Awunbarna Gökkuşağı Yılanı’nı ilk gördüğünde, bunun 40 yıllık Arnhem Land kaya sanatı saha çalışması boyunca gördüğü en büyük Gökkuşağı Yılanı resimlerinden biri olduğunu düşündüğünü ve dişleri ile diline hayran kaldığını söylüyor.
Devleri kayıt altına almak
Taçon ve meslektaşları 2018’den bu yana, kıdemli Amurdak Geleneksel Sahibi Charlie Mungulda ile birlikte, Mount Borradaile olarak da bilinen Awunbarna bölgesindeki 165 kaya sanatı alanını kayıt altına almak için çalışıyor. Araştırmaları özellikle Avrupalıların gelişinden sonra yapılan kaya sanatına odaklanıyor.
İlgilerini çeken şey, temas sonrası sanatın devasa bir ölçekte betimlenmesi gibi şaşırtıcı bir eğilimdi; 2 metre uzunluğundaki pitonlardan doğal boyutlardaki timsah ve kangurulara dek. Bu devler arasında, hepsinin en güçlüsü de vardı: Gökkuşağı Yılanları.
Gökkuşağı Yılanları, zamanı bükme gücüne sahip ata varlıklarıydı. Bu sayede Rüya Zamanı (Dreamtime) yalnızca geçmişte kalmıyor, günümüze de uzanabiliyordu. Bu varlıklar, değişim ve değişimle baş etmeyi, onu kabullenmeyi, hatta belki denetlemeyi öğrenme fikriyle bağlantılıydı.
Ekip, 21 alanda 29 Gökkuşağı Yılanı figürü kayıt altına aldı. Bu, söz konusu güçlü varlıkların herhangi bir yerdeki en yoğun görülmesi. Bunun yanı sıra ekip, 2 metreden uzun dev bir insan betimlemesi ile tüm Avustralya’da bilinen tek dişsiz balina (balina türü) betimlemesini de buldu.

Gökkuşağı yılanı şeklinde taş düzenlemesi. C: Taçon et al. 2026.
Dev betimlemeler yalnızca resimlerle de sınırlı değildi. 124 metre uzunluğundaki bir taş düzenlemesi de ekibin dikkatini çekti. Taçon, taş düzenlemesinin biçiminden, yani kıvrımlı bir boynun ucundaki büyük bir baş benzeri taş ile taşlarla çevrelenmiş büyük bir gövdeden, bunun bazı Gökkuşağı Yılanı resimlerini andırdığını görebildiklerini söylüyor.
Bu resimlerin tam olarak ne zaman yapıldığını söylemek güç. Taçon, birçok figürün radyokarbonla tarihlenemediğini; ancak yılanların çoğu zaman daha eski sanatın üzerine katman olarak yapıldığını ve genellikle yalnızca birkaç yüzyılda solma eğiliminde olan bir pigment olan beyaz pipo kiliyle boyandığını belirtiyor. Çalışmaya göre, tüm kanıtlar bir arada değerlendirildiğinde, temas sonrası bir tarihe işaret ediyor.
Değişim karşısında
Peki bu dev yaratıklar ve varlıklar neden bu kadar çok sayıda betimlendi? Çalışma, sanatçıların hızlı kültürel altüst oluş ortasında denetimi yeniden kurma çabasıyla dev, güçlü yaratıkları resmetmeye başladığını öne sürüyor. Törenlere, mitlere, inançlara ve geleneklere bağlanan bu dev resimler, sanatçıların toprakla ve halkıyla olan bağını pekiştirmeye yardımcı oluyordu.
Taçon, Awunbarna’nın konumunun bu devlerin betimlenmesine özellikle uygun olduğunu söylüyor. Taçon, Awunbarna’nın çeşitli Aborjin dil grupları arasında ticaret, tören ve diğer toplumsal buluşmalar için bir odak noktası olduğunu belirtiyor. Komşu topraklar arasında hareket eden insanların Amurdak Ülkesi’nden geçmek zorunda olması, burayı bu resimleri betimlemek ve mesajı iletmek için mükemmel bir yer kılıyordu. Bunun yanı sıra burası, 1800’lerin sonlarında sömürge dönemi bufalo avı endüstrisinin hedef aldığı ilk yerlerden biriydi ve dolayısıyla devasa değişimden ilk etkilenen yer oldu.
Böylesine büyük bir altüst oluşla karşı karşıya kalındığında, bir o kadar güçlü bir yanıt gerekiyordu. Taçon, tüm ata varlıklarının en güçlüsü olarak Gökkuşağı Yılanı’nın; betimlemeler, öyküler ve törenler aracılığıyla, gelenekleri pekiştirerek Aborjin halkına hızla değişen çağlarda bir miktar istikrar ve kendi kaderi üzerinde denetim sağlamaya yardımcı olmak için kullanılabilecek bir güç olduğunu söylüyor.
Gökkuşağı Yılanlarının yanı sıra; timsahlar, balıklar ve diğer hayvanlar da dahil olmak üzere başka güçlü yaratıklar da çoğu zaman Avrupa gemilerinin ve ateşli silahlarının üzerine ya da yanına resmedildi. Çalışmaya göre bu, Aborjin geleneğinin hâlâ önemli olduğunu vurgulamak için tören liderlerince ortaya konan görsel bir bildirimdi.
Taçon için bunun önemi arkeolojinin çok ötesine geçiyor. Taçon, Aborjin yaratıcılığının, geleneğinin ve dünya görüşünün bir kanıtı olan bu resimlerin, kuşaklar arasında önemli bilgileri aktarmak için kullanıldığını; dünya çapında önem ve güncel bir anlam taşıyan, yeri doldurulamaz bir küresel görsel mirasın parçası olduğunu ve Aborjinlerin yaşayan kültürünün bir bölümünü oluşturduğunu söylüyor.
Makale: Taçon, P. S., May, S. K., Jalandoni, A., & Mungulda, C. (2026). Australian Archaeology, 1-18.